<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293</id><updated>2012-01-30T19:31:06.836+02:00</updated><category term='Ligin İyileri'/><category term='DK 2010'/><category term='Euro 2008'/><category term='Müzik'/><category term='Mazi Kalbimde Bir Yaradır'/><category term='Galatasaray'/><category term='Futbol'/><category term='BİY'/><category term='Klişeler'/><title type='text'>Mayıslar Bizim</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>447</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8404307656348232737</id><published>2010-10-22T02:48:00.004+03:00</published><updated>2010-10-22T03:17:42.246+03:00</updated><title type='text'>Hagi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TMDXPfcshyI/AAAAAAAACYE/9v2qkJIx1-E/s1600/gheorghe-hagi-alex-drifter.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 254px; height: 190px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TMDXPfcshyI/AAAAAAAACYE/9v2qkJIx1-E/s200/gheorghe-hagi-alex-drifter.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530657003550836514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu blog çoktan kapandı aslında. Malum. Ama bari perde onunla tam kapansın. Hele ki bu sayfalarda onu yazamamışken hiç. Ona olan sevgimi anlatmanın yolunu bir türlü bulamamışken. Ki belirtmişimdir de bulamadığımı yine burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki çok farklı gerekçelerle seviyoruz Hagi'yi hepimiz, tüm Galatasaraylılar, bizi hayatta kimsenin mutlu etmediği kadar mutlu eden adam olma ana gerekçesi ile birlikte. Belki çoğumuza onu sevdiren neden aynı. Tevazu, dik durmak falan gibi genel kavramlar kullanmayacağım, tek bir neden sunayım, ne bileyim belki hepimiz kendine göstermediği özen için bile seviyoruz Hagi'yi. Bilmiyorum. Ama sonunda Hagi'yi, şu hayattaki tek kutsalımı ne kadar sevdiğimi anlatmanın bir yolunu buldum, buldum seneler sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'yi, gözü şuraya denk düşen her bir Galatasaraylı kadar seviyorum. Sanırım daha da başka bir yolu yok anlatmanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8404307656348232737?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8404307656348232737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8404307656348232737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/10/hagi.html' title='Hagi'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TMDXPfcshyI/AAAAAAAACYE/9v2qkJIx1-E/s72-c/gheorghe-hagi-alex-drifter.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5851524007402455606</id><published>2010-06-21T16:45:00.001+03:00</published><updated>2010-06-21T16:52:53.403+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DK 2010'/><title type='text'>Güçlülere Karşı Haklıların Ülkesi: Şili</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9m_vuMyrI/AAAAAAAACV4/oQqbEKU3HHc/s1600/Kondor.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 347px; height: 229px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9m_vuMyrI/AAAAAAAACV4/oQqbEKU3HHc/s400/Kondor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485216116488587954" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Şili'nin ulusal sembolü Kondor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın bitimi… Şili ismi, yaygın teoriye göre Aymara dilinde bu anlama gelen “Chilli” kelimesinden gelir. Gerçekten de dünya, Şili’de biter. Dünyanın güney ucu Patagonya’nın bir bölümü, Şili tarafında kalır. Diğer bölümüne sahip olan Arjantin’e koskoca bir sahil şeridi boyunca sarılmış, ip gibi ipince bir ülkedir Şili; kuzeyinde Atacama çölü, güneyinde And Dağları... Uçların ülkesidir; dünyanın en yüksek sıradağlar zinciri de, yaşanmış en şiddetli depremler de bu topraklarda görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On bin yılı aşkın sürece Mapuçelere ev sahipliği yapan ve yüzyıllar boyu İnka Medeniyeti ve İspanya tarafından hüküm sürülen Şili toprakları, 1818’de Bernardo O’Higgins Riquelme önderliğinde, bağımsızlığa kavuşur. Ne ki, kazanılan bağımsızlık, büyük güçlerin Latin Amerika üzerinde kabaran iştahlarını dindirmez. 1970 yılında seçilen Devlet Başkanı Salvador Allende’nin demokratik; emek ve ulusal bağımsızlıktan yana politikası bir süre sonra Amerika Birleşik Devletleri yönetimini rahatsız eder. Sosyalist hükûmet, bakır yatakları başta olmak üzere endüstriyi kamulaştırmış, maaşları artırmış, geniş bir sosyal yardım kampanyası başlatmış, topraksız köylülere toprak dağıtmıştır. Ancak eski Amerikan Başkanı Eisenhower’ın domino teorisine göre, sosyalist bir ülkenin varlığı, diğer ülkeler için de potansiyel tehlikedir. Dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın “Bir ulus, komünizmi seçme sorumsuzluğunu gösterdiyse, buna seyirci kalacak değiliz” sözleri, ABD’nin olanlara bakış açısını özetlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9nov0mNrI/AAAAAAAACWY/TFlLmKaTVEo/s1600/Son+anlar%C4%B1nda+Allende....jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 304px; height: 203px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9nov0mNrI/AAAAAAAACWY/TFlLmKaTVEo/s400/Son+anlar%C4%B1nda+Allende....jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485216820890056370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Salvador Allende'nin son fotoğrafı. Fotoğrafçı, ismini açıklamamıştı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;11 Eylül 1973 günü, Şili ordusunun uçakları parlemento binası La Moneda’yı bombalıyor, peşi sıra kara kuvvetleri harekete geçiyordu. Bombalama sırasında teslim olmaktansa devlet radyosundan konuşma yapmayı seçen Başkan Allende, bunun halkına son seslenişi olduğunu biliyordu; eğer bombalanan radyo kuleleri, “durgun sesini” onlara ulaştırabilirse tabii. O kanlı gün, istifa etmeyeceğini, insanların bağlılığını hayatıyla ödeyeceğini söyleyen Allende, “Onlar güçlü, biz haklıyız!” diyerek, ulusuna son kez yol gösteriyordu. 18 gün önce ordunun başına geçen Amerikan destekli General Augusto Pinochet’nin 17 yıl sürecek diktatörlüğü başlarken; Allende, Başkanlık Sarayı’nda son nefesini veriyordu. Altışar gün aralıklarla, Şili’nin en büyük sanatçılarından Victor Jar&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9ndIVwFuI/AAAAAAAACWQ/8MhExzeBn3o/s1600/11.09.1973.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 272px; height: 159px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9ndIVwFuI/AAAAAAAACWQ/8MhExzeBn3o/s400/11.09.1973.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485216621313136354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;a bilekleri kesilerek öldürülürken, zaten amansız hastalıkla pençeleşen Pablo Neruda daha fazla nefes alamıyordu. Darbe yönetimi boyunca binlerce kişi öldürülür, bir o kadarı kayıplara karıştırılırken on binlerce Şilili de hapsediliyor, işkenceden geçiriliyor, sürgüne gönderiliyordu. Ancak dezenforme edilmiş, korku içindeki Şili halkının büyük bölümü, Amerika’nın da her türlü ekonomik katkıyı sağladığı faşist liderine uzun yıllar boyunca destek veriyordu. Özgürlükçü kesimin sesi engellenmiş, Şili müziğinde Violetta Parra’nın temelini attığı “Nueva Cancion” akımının sürgündeki temsilcileri Inti-Illimani, Quilapayun, Illapu gibi müzik grupları ise mülteci olarak bulundukları başka ülkelerden Şilililerin özgürlük çığlığını dünyaya duyuruyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988 yılında yapılan referendumda Şili halkı, yüzde 56 gibi düşük bir oranla da olsa nihayet darbe hükûmetinin devamına “hayır” deyince, iki yıl sonra Hristiyan Demokratlar göreve geliyordu. Şili’de merkez-solun egemenliği, 2006’da bir kadın başkanın seçilmesiyle zirveye ulaştı. Boşanmanın 2004 yılında serbest bırakılacağı kadar muhafazakar bir ülkede; boşanmış, sosyalist ve dindar olmayan bir kadın olarak “bütün günahları üzerinde taşıyan” Michelle Bachelet’in -darbe döneminde annesiyle birlikte işkence görmüş, yine babasın&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9nWc78-qI/AAAAAAAACWI/TYq7kPDXz1o/s1600/Inti-Illimani+-+Hacia+La+Libertad+%2B+Arka+Kapak.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 166px; height: 166px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9nWc78-qI/AAAAAAAACWI/TYq7kPDXz1o/s400/Inti-Illimani+-+Hacia+La+Libertad+%2B+Arka+Kapak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485216506582989474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ı işkencede kaybetmiş Michelle Bachelet’in- iktidara gelmesi, Şili’nin kat ettiği mesafeyi gözler önüne serse de, geçtiğimiz aylarda hükûmet el değiştirdi. Buna rağmen ülkenin yeni başkanı Sebastian Piñera, selefinin mevcut politikalarını sürdüreceğini açıkladı ve bu yolda ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarıyla, tarihsel döngüsüyle; Türkiye’yle büyük benzerlikler yaşamış bir ülke Şili. Ancak bu uzun ince Latin Amerika ülkesi her ne yaşamışsa, buradakinden biraz daha yoğun yaşamış. Acısı daha yakıcı olurken, çığlığı da daha gür çıkmış. Bugün Şili’yi Pinochet’nin ülkesi olarak da görmek mümkün, Allende’nin de. Bir Neruda şiiri okuduktan, Inti-Illimani’den bir özgürlük türküsü dinledikten, bir Isabel Allende romanı okuduktan sonra; ikinciden başka seçenek kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ŞİLİ’DE YENİ ŞARKI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9oiC8Fg6I/AAAAAAAACWw/xfO6N7OA_bo/s1600/Estadio+Nacional+Chile.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 333px; height: 216px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9oiC8Fg6I/AAAAAAAACWw/xfO6N7OA_bo/s400/Estadio+Nacional+Chile.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485217805274284962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Şili Ulusal Stadyumu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bir klişe hâline gelmiş olmasaydı, futbolun asla sadece futbol olmadığından başlayabilirdik belki söze. Şili, futbol ve Dünya Kupası deyince, akla maalesef Zamoranolardan, Salaslardan, 62’deki üçüncülükten önce, Şili Ulusal Stadyumu’nda yaşanan acı hatıralar gelmekte. Şili’deki askeri darbe sonrası toplama kampı olarak kullanılan stadyumda 40 binden fazla tutuklu, işkence ve tacize maruz kalmıştı. Orada bulunan halk ozanı Victor Jara, gitarıyla “Venceremos” (Kazanacağız) derken, binlerce tutuklu, tutkuyla kendisine eşlik ediyordu. Uyarı olarak parmakları kırılan Jara, ıslıkla şarkısına devam edince dili ve bilekleri kesilmiş, ardından kurşuna dizilmişti. Yaşananlardan kısa süre son&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9n2IzVdII/AAAAAAAACWg/3wCPjlfmroQ/s1600/Victor+Jara.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 268px; height: 184px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9n2IzVdII/AAAAAAAACWg/3wCPjlfmroQ/s400/Victor+Jara.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485217050933949570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ra, Kasım 1973’te ise, stadyum unutulmaz bir maça sahne olacaktı. Sovyetler Birliği ve Şili, golsüz geçen ilk maçın rövanşında karşı karşıya gelecekler, tur atlayan takım Dünya Kupası’na yol alacaktı. Maça on gün kala Sovyet Futbol Federasyonu FIFA’ya çektiği telgrafta, sporcularının “ Şilili yurtseverlerin kanıyla bezenen bir stadyumda spor karşılaşmasına çıkmayı reddettiğini” belirterek karşılaşmanın tarafsız bir sahaya alınmasını talep etti. Stadı inceleyen FIFA heyeti, bu isteğe “çimlerin futbol oynamaya elverişli, saha ölçülerinin teknik standartlara uygun ve tribünlerin düzenli ve temiz” olduğu gerekçesiyle olumsuz yanıt verdi. Sovyet ekibi geri atmadı ve 21 Kasım günü, Şili Ulusal Stadyumu’nda bir utanç tiyatrosu sahnelendi. Şilili “futbolseverler” ile dolu tribünler önünde sahaya çıkan 11 futbolcudan dördü paslaşarak topu kaptanlarına bıraktılar ve her anlamda ofsayt bir golün ardından “rakip takım” santra yapamayınca maç tatil edildi. Böylece Şili, 1974 Dünya Kupası’na katılmaya hak kazandı. Sormak gerek; turnuvadaki oynadıkları ilk maçın, Şili Ulusal Stadyumu’na hem yapım aşamasında, hem de daha sonra yaşanacaklarda ilham veren Berlin Olimpiyat Stadyumu’nda olması mıydı kaderin cilvesi, bu karşılaşmada Şilili Caszely’ye, Doğan Babacan tarafından kupa tarihinin ilk kırmızı kartının gösterilmesi mi, yoksa Şili’nin turnuvayı galibiyetsiz kapatması mı?&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Kendi ülkelerinde oynanan 1962 Dünya Kupası’ndaki üçüncülükten bu yana, tam 48 yıldır kupada galibiyet yüzü görmeyen Kırmızılar, maalesef tarihine bir başka kötü anıyı daha sığdırmışlardı. Yine bir Dünya Kupası eleme maçında, rakip b&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9o_o-xLdI/AAAAAAAACW4/h3FdLK-iC7g/s1600/Roberto+Rojas.JPG"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 169px; height: 195px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9o_o-xLdI/AAAAAAAACW4/h3FdLK-iC7g/s400/Roberto+Rojas.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485218313702288850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;u kez Brezilya’ydı, hedef ise İtalya 90. Brezilya’ya beraberliğin de yettiği maçta Careca, 47. dakikadaki golüyle Rio De Janerio ile İtalya arasında bir köprü inşa ediyordu. İki gole ihtiyacı olan Şili takımı, yirmi dakika kadar şansını denedikten sonra bu köprüyü aşamayacaklarını anladı ve önceden planladıkları oyunu sergilemeye koyuldu. Daha sonra Playboy’a soyunan Rosemary De Mello’nun sahaya attığı meşale, Şili’nin efsanevi kalecisi, ülkesinde çocuklara örnek gösterilen güven sembolü Kaptan Roberto Rojas’ın yanına düştü ve yere yığılan kaleci, eldivenlerinden çıkardığı küçük bir bıçakla kendisini kanlar içinde bıraktı. Şili sahadan çekilip maç tatil edilse de, kameralar Sao Paulo forması giyen kalecinin foyasını ortaya çıkarınca Şili evdeki bulgurdan da oldu ve bir sonraki kupadan da diskalifiye edildi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hep kötü anılardan bahsedecek değiliz; ancak dedik ya, 48 yılda Şilililerin övünç duyacağı bir başarıya da ulaşılamadı. 1998’de zaman değişmiş, Şili sempatik bir takım hüviyetine bürünmüştü. Marcelo Salas ve Ivan Zamorano’dan oluşan öldürücü hücum setiyle Şili, turnuvanın en büyük sürprizini yapmaya adaydı. Eğer gruptaki ilk maçlarında, İtalya karşısında 2-1 öndeyken hakem son dakikalardaki saçma penaltıyı çalmasa, Roberto Baggio “bu kez” fileleri bulmuş olmasaydı&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9n7y0UdaI/AAAAAAAACWo/2ZI4ryvLsPg/s1600/Salas+%26+Zamorano.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 307px; height: 170px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9n7y0UdaI/AAAAAAAACWo/2ZI4ryvLsPg/s400/Salas+%26+Zamorano.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485217148111713698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;… Üç beraberlikle gruptan ikinci olarak çıkıp Brezilya’yı geçemeyi başaramayan Şili’nin, 2010’a kadarki son Dünya Kupası serüveni de bu olmuştu. Peki, 48 yıldır galibiyet yüzü görmeyen Kırmızılar, bu kez başaracak mı? Belki üç puanı bir arada görecekler, ancak gruptan çıkma yolunda şansları hiç de kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 yılında Arjantin’in başında başarısız bir Dünya Kupası serüveni geçiren Marcelo Bielsa, buna rağmen hiç şüphesiz Şili için umut vadeden bir teknik adam. Artık unutulmaya yüz tutan 3-4-3 dizilişiyle takımını sahaya çıkaran Arjantinli, Güney Amerika Elemeleri’nde Brezilya’dan yalnızca bir puan eksik alarak Güney Afrika biletini kazandı. Üç savunma oyuncusuyla kalesini savunan ve Medel, Jara, Ponce üçlüsünün yeterliliğine, birinci sınıf kalecilerine rağmen bu başlıkta çok da dirençli bir ekip olmayan Şili, hücum hattında ise Humberto Suazo, Alexis Sanchez gibi golü pratikleştiren oyunculara ve Matias Fernandez desteğine sahip. “Matigol”, duran top becerisiyle takımını bir koza daha sahip kılarken, hemen arkasında bir başka genç yıldız Arturo Vidal, takımın iki yakasını bir araya getirebilmek için var gücüyle çalışıyor. Tüm parçalar birleştiğinde ise Şili’nin bize bol gollü doksan dakikalar vadettiğini söylemek yanlış olmaz. Buna karşın Bielsa’nın, “biz kendi oyunumuza bakacağız” diyen teknik adamlardan olmadığını, rakibi analiz edip taktiksel değişiklikler yapmaktan kaçınmadığını da göz ardı etmemek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gruptaki ilk maçında Honduras önünde favori olacak Şili, öncelikle bu karşılaşmada kazaya mahal vermemek zorunda. Sonrasında gelen İsviçre maçı kilit olacak, ancak son derece etkili kanat oyuncularına sahip olan İsviçre’yi üçlü defans kurgusuyla durdurmaları zor görünüyor. Bielsa’nın bu maçta B planı olan 4-2-1-3’e başvurması beklenebilir. Hazırlık maçlarında bunun ipuçlarını aldık. Karşılaşmadan çıkacak olası bir beraberliğin, son maç gününde Honduras’la oynayacak İsviçre’ye yaraması daha muhtemel.  Bu durumda, ikinci tura yetecek skoru bilerek maça çıkacak olan İsviçre, Şili – İspanya mücadelesinden de beklediği haberi alacaktır. Dolayısıyla ilk maçta çarpıcı bir skor alınamaz ise eğer, Bielsa’nın takımı İsviçre karşısına galibiyet için çıkmalı ki, şu güzel takım turnuvaya ilk turda veda etmesin. Fernandez, Vidal, Jara, Sanchez, Medel, Isla gibi genç yıldızlarla Şili, futbolundaki “nueva nancion” (yeni şarkı) dönemini başlatmış durumda. Dileyelim, Neruda’nın “Umutsuz Bir Şarkı” sına benzemesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İkinci Adam: Kardeşimsin Alexis!&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9rTyl6C4I/AAAAAAAACXA/9Q_2LsIvpFg/s1600/Alexis+Sanchez.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 239px; height: 271px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9rTyl6C4I/AAAAAAAACXA/9Q_2LsIvpFg/s400/Alexis+Sanchez.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485220858903006082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esas oğlandan şüphe yok. İyi servis edilirse Suazo grup maçlarında gol krallığı listesindeki yerini sabitler. Peki ya servisi yapacak olan kim? Bir çeşit Franck Ribery, Alexis Sanchez. 1.68 boy, öldürücü hız, akıl almaz bilekler, 21 yaş… Tam şu vakitlerde müthiş bir form grafiği yakalamış durumda. Serie A’nın son bir buçuk ayında beş golle en golcü oyuncular arasında yer alırken, Dünya Kupası öncesi hazırlık maçlarında da Şili’nin en başarılı ismi oldu. Zayıf yapısının kendisine engel teşkil edeceği yorumlarına maruz kalan Sanchez, İtalya’da, Udinese’de başarılı olabildiğine göre fiziği problem olacak gibi görünmüyor. Yalnızca bir Arjantin Ligi yıldızı olmadığı belliydi, bunu artık gösterdi. Zayıf lig yeteneklerinin bir üst seviyeye geçtiklerinde yaşadığı “bal yapmayan arı” sendromunu artık aştı. Daha başarabileceği çok şey var. Bu turnuvanın ardından, belki de yıllarca onu konuşacağız. İmkansız değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hücumları Kadar Varlar, Belki Biraz Daha Ötesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunma hattı ofansif, orta sahası defansif oyunculardan kurulu Şili, iki bölgede dengeyi kurabilir mi bilinmez, ancak takımın hücum gücüne diyecek söz yok. Merkezinde Gerd Müller, Tanju Çolak, Mario Jardel kabilinden “gol adam” Afonso Alves’i barındıran üçlü forvetin sağ ve sol taraflarında forma giyen isimler değişiyor. İstikrarsız ama patlayıcı forvet Orellana, tam da Dünya Kupası öncesi formda bir görüntü çiziyor. Şili’nin finallere kalmayı garantilediği Kolombiya maçını da oyuna sonradan giren Jorge Valdivia ile birlikte döndüren isim oldu; bu anlamda Bielsa’nın kendisine Palermovari bir vefa göstermesi beklenebilir. Pır pır forvet dediğimiz cinsin gelecekteki en başarılı temsilcilerinden biri olmaya aday Alexis Sanchez’in olmadığı bir kadro da düşünülemez, en azından doğru olmaz. Bu üçlünün arkasındaki Matias Fernandez de, Şilililerin en güvendiği oyuncuların başında geliyor. Fernandez, elemelerde en çok forma giyen dördüncü oyuncu olarak ilk on birin banko isimleri arasında yer alıyor. Farklı özelliklerde ancak birbirine yakın potansiyellerdeki oyuncular&lt;br /&gt;arasında bakalım Bielsa’nın tercihi nasıl olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel 11 / 4-3-3&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Claudio Bravo:&lt;/span&gt; Bu sezon Gimnastic’li meslektaşına attığı frikik golüyle Sociedad’a üç puan getiren Bravo, asıl görevini de yerine getiren, kesinlikle üst düzey bir kaleci. İkinci Lig’den çok daha iyi yerlerde olmayı hak ediyor ve Kupa onun için iyi bir fırsat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jara:&lt;/span&gt; 24 yaşındaki oyuncu, Şili savunmasının en önemli ismi. Her ne kadar Şili futbolu üçlü savunma ekolünü benimsemişse de, West Bromwich’ten sağ beke yerleşen oyuncu, milli formayla da bu görevi yerine getirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pablo Contreras:&lt;/span&gt; Tecrübeli oyuncu son dönemde forma bulamıyor ama tecrübe iyidir, gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Waldo Ponce:&lt;/span&gt; Sağ bekte de forma giyebiliyor ama Jara’ya oranla boyu daha uzun, tekniği de daha zayıf. Stoperde değerlendirilmeli.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rodrigo Tello:&lt;/span&gt; Ofansif futbola yatkın Şili’nin sol bekinde Tello, daha düz bir oyuncu olan Cereceda’ya tercih sebebidir. Beşiktaşlı, zor anlarda üçlü savunmaya geri dönülerek ileride de kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gary Medel:&lt;/span&gt; Geldik zurnanın zırt dediği yere. Tamam göze hoş gelen futbol, tamam hücum anlayışı, hepsine tamam. Ancak Arjantin’de “yılın futbolcusu” ve“yılın orta saha oyuncusu” sıfatlarını isminin başına eklemiş adamı da stoper oynatma be kardeşim! Pitbull lakaplı Medel, çift yönlü orta sahanın kralıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Arturo Vidal:&lt;/span&gt; En total futbolu Şili oynuyor olsa gerek. Vidal de en total futbolcu. Sağ ve sol bekler, açıklar, stoper ve orta saha göbek. Hepsinde görev yaptı Vidal, elemeler boyunca. Oysa ki koymak gerek orta alanda Medel’in yanına. Üst düzey bir çift yönlü orta saha oyuncusunu, sıradan bir stopere evirmenin alemi yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mauricio Isla:&lt;/span&gt; Yine çok farklı bölgelerde kullanılmış bir isim, Isla. Kupanın ikinci günü, yirmi ikinci yaşına girecek. Udinese’de çıktığı son yedi lig maçında beş asist yaptı ve oldukça formda. Elemelerde çok az oynadı ama yedek kalırsa, yeteneğine yazık olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Matias Fernandez:&lt;/span&gt; Villarreal’de, potansiyelinin çeyreğini bile gerçekleştiremedi. Geçtiğimiz yıl transfer olduğu Sporting’de ise toparlanmayı bildi. Milli formayla ise hep iyiydi. Dünya Kupası, Fernandez’in kariyerini belirleyecek ve hâlâ genç olan yıldız oyuncu, her şeyini ortaya koymaya hazır olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Alexis Sanchez:&lt;/span&gt; Hazırlık maçlarında yaptıklarını turnuvaya taşısın, biraz da şansla çeyreği bile zorlayabilir Şili. Zorlamakla kalır, ayrı mesele.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Humberto Suazo:&lt;/span&gt; Gol makinesi. Başka söze gerek var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bielsa’ya Açık Mektup&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9tC0Eq_fI/AAAAAAAACXI/4GqFXi8Ygs0/s1600/Marcelo+Bielsa.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 286px; height: 278px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9tC0Eq_fI/AAAAAAAACXI/4GqFXi8Ygs0/s400/Marcelo+Bielsa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485222766265957874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sevgili Bielsa,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarılı bir teknik adamsın. Bir dünya kupası görmüş, ikinciye yol alıyorsun. İlkinde, turnuvanın favorisi Arjantin’i rezil ettin. Ortega’sı, Veron’u, Batistuta’sı, Crespo’su ve diğerleriyle taş gibi takımdı o takım. Babam bile şampiyon yapardı. Sen gittin gruptan çıkaramadın. Aslında iyi de oldu, yoksa yarı finalde bizim takımla eşleşecektin. Her neyse. Sonra gittin Olimpiyat Şampiyonu oldun, Copa America’da final yaptın vesaire ama yetmedi tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Şili’desin. Yalan yok iyisin, hoşsun, başarılısın. Güzel de top oynatıyorsun, bak ben zevk alıyorum şahsen. Ama sayın hocam, total futbol ayağına şu oyuncuların yeriyle bu kadar fazla oynama. Adamların kafası karışacak. Tamam herkes birbirinin görevini yapabilsin falan da Dünya Kupası dediğin dört senede bir kere geliyor. Görüntüyü netleştir, anteni sabitle. En azından şu turnuva bitene kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vidal’i, Medel’i; stopere koyma. Tamam orada da iyi oynarlar ama orta sahada daha iyiler. Hele üçlü defans yapacak isen, sakın ha deneme bile! Savunman ofansif, orta sahan defansif, ben ne anladım bu işten. Oynama kardeşim, oynama şu takımla. Bak ben yazdım 11’i sana, sen yorulma. Zaten B planın da var mı yok mu belli değil. Karizma desen zaten sıfır. Bence futbolu bilmiyorsun güzel kardeşim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Abi – Kardeş El Ele, Hep Beraber Çeyreğe&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9tKZb_96I/AAAAAAAACXQ/Ly17fWwSGlg/s1600/Alexis+%26+Humberto.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 247px; height: 153px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9tKZb_96I/AAAAAAAACXQ/Ly17fWwSGlg/s200/Alexis+%26+Humberto.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485222896554997666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Genç bir kadroya sahip olan yeni jenerasyon Şili’de, disiplinsiz davranışlarından dolayı federasyondan aldıkları 10 maçlık ceza sonrası forma bulmakta güçlük çeken Tello ve Contreras’ın da yokluğunda 29 yaşındaki Afonso Alves hem en başarılı hem de yaşı en fazla oyuncu olarak takıma liderlik ediyor. Partneri Alexis Sanchez ise çaylak olarak başlayacağı turnuvadan, takımının başarı durumuna göre yıldız olarak çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İsviçre, sana sesleniyoruz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya’ya sözümüz yok. Lider de olur, turnuvayı da kazanır; kendi ellerinde. Ancak İsviçre, Şili ve Honduras’ın arasından kolayca sıyrılırım diye düşünürse, yanılır. Tabii umuyoruz ki böyle düşünsünler. Bir sistem takımı da olsa seyir zevki vermekten uzak İsviçre yerine çekici ve heyecan veren futboluyla Şili’yi turnuvada ilerlerken görmek keyifli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunları Biliyor Musunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Efsane Marcelo Salas, futbol hayatını noktalamadan, elemelerin ilk dört maçında oynadı ve iki gol attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şili, FIFA Dünya Sıralaması’nda geçtiğimiz aylarda 13.’lüğe kadar yükseldi, şu anda 18.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şili yedek kulübesinde Valdivia, Mark Gonzalez, Orellana gibi skoru değiştirebilecek oyuncular var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Elemelerde 53 oyuncudan yararlanan Bielsa’nın takımında, 19 farklı isim gol attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şili, Mayıs ayında yaptığı 5 hazırlık maçının 4’ünü gol yemeden kazandı.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İyi &amp;amp; Kötü Senaryo&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şili için mümkün olan en iyi senaryo, ne yazık ki ikinci tur. Ötesi mümkün değil. H Grubu’nu en iyi ihtimalle ikinci sırada bitirecek olan Şili’nin bir sonraki turda karşısına çıkacak ekip, muhtemelen Brezilya olacaktır. Plaselerin de Portekiz ve Fildişi Sahili olduğunu düşünürsek, zor dostum zor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü senaryo ise, 48 yıllık galibiyet hasretini yarım asırdan fazla bir zamana taşımaları olacaktır. Bunu hak etmiyorlar, mümkünse gerçekleşmesin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5851524007402455606?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5851524007402455606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5851524007402455606&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5851524007402455606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5851524007402455606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/06/guclulere-kars-hakllarn-ulkesi-sili.html' title='Güçlülere Karşı Haklıların Ülkesi: Şili'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB9m_vuMyrI/AAAAAAAACV4/oQqbEKU3HHc/s72-c/Kondor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2606393273850146268</id><published>2010-06-20T17:45:00.003+03:00</published><updated>2010-06-20T18:11:48.964+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DK 2010'/><title type='text'>Devrimin Peşinde: Meksika</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Önce açıklama. Mayıs ayının sonuna doğru, NTVSpor.Net'te yayınlanacak bir proje için YDYD Ekibi ağırlıklı olmak üzere blog ve gazete yazarlarından oluşan bir kadro, bir araya geldik ve 32 takımı paylaştık. Ben Meksika ve Şili'yi üstlendim, çeşitli nedenlerden sevdiğim ülkeler oldukları için. Fikir geç atılmıştı ortaya, zamanımız dardı. Turnuva öncesinde hazırlıklarımızı bitirmeyi başardık ve sitenin açılmasını beklemeye başladık. Ancak teknik arızalar nedeniyle maalesef bu açılış oldukça gecikti. Kendi adıma elbette isterdim ki turnuva öncesi yazdıklarımı paylaşabileyim. Bir tahminim gerçeğe dönüştüğünde, bir tek insanın dahi aklının bir köşesine yazıyı düşürebilmek, çok mutlu edici olabilirdi. Bu seferlik olmadı, bilmiyorum bundan sonra ne derece yararlı olabilir ancak epey emek vermiştik, hep beraber.  &lt;a href="http://ntvspor.net/haber/falso/18961"&gt;Site&lt;/a&gt; dün açıldı. Yazıların bir kısmına hâlen ulaşılamıyor. Dolayısıyla ben de birçok arkadaşım gibi, yazıları buraya da eklemek istedim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şunu da söyleyeyim merak eden varsa eğer, bu sayfadaki içeriğin büyük bölümünü oluşturan Galatasaray'a dair bu aralar içimden hiçbir şey yazmak gelmediği için, sayfa güncellenmiyor. Beni tekrar yazmaya itecek yoğunlukta duyguları tekrar ne zaman hissedebilirim, şimdilik tahmin edemiyorum. Umarım yakın zamanda daha sık görüşmeye başlarız. Herneyse; Meksika yazısı aşağıda, Şili yazısını da kısa süre sonra ekleyeceğim. 9 Haziran'dan sonra yazılarda hiçbir değişiklik yapmadığımı söylemek zorunda hissediyorum kendimi, maalesef. Küçük bir klavye sürçmesini ayrı tutarak...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Devrimin Peşinde: Meksika&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4ckfRpVnI/AAAAAAAACUo/VEvpVpd0_oY/s1600/Meksikal%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 278px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4ckfRpVnI/AAAAAAAACUo/VEvpVpd0_oY/s400/Meksikal%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484852809380222578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kocaman şapkalı, bıyıklı, yanında kaktüs, uyuyan bir adam… Dünya üzerindeki milyarlarca insana Meksika’nın çağrıştırdığı ilk imge bu. Nasıl ki Türkiye denildiğinde deve, fes ve dansöz kıyafetleri, Kolombiya denildiğinde suç, uyuşturucu, mafya üçgeni geliyorsa, öyle. Yani bir efsaneden ibaret. Kiminin içinde bir nebze doğruluk payı bulunsa da, insan zihninin genelleme kolaycılığının kurbanı yanılsamalar… Meksika insanı hakkında söylenecek ilk sözlerden biri, çalışkanlıkları oysa ki! Bir diğeri ise tarihlerine olan bağlılıkları. Aztek geçmişinden iz taşıyan bayrakları da bu konuda başlı başına bir kanıt. Rivayet, Azteklerin şahin ve kartallarla iletişimleri olduklarını söyler. Aralarındaki bir evcilleştirme ilişkisi değilse de, sürekli birlikte dolandıklarını. Bu insanlar, Aztek mitolojisine dayanarak, ana evlerinin, kaktüs üzerine tünemiş bir kartalın yılanı yakaladığı yer olduğuna inanırlarmış. Çok uzun yıllar hükûm süren göçebe hayat tarzı, bir gün gölün ortasındaki bir kara parçasında bahsi geçen kartalla karşılaşınca sona erer ve bugünkü Aztek başkenti Tenoktitlan, yani bugünkü başkent Meksiko’nun temeli atılır. Bayraktaki kartal, işte bu kartaldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcakkanlı, sosyalleşmeyi seven; yabancılara ilgi, yakınlık ve misafirperverlik gösteren insanlardır Meksikalılar. Doğrudur, acıyı ve yalnızca ülkelerinde bulunan mavi agavdan yapılma tekilayı severler ama bir o kadar da futbolu. 17 Yaş Altı Milli Takım Şampiyonaları bile ülkece izlenir. İşbu nedenledir ki Giovani dos Santos, beş yıl önceki şampiyonadan bu yana neredeyse bir milli kahramandır. Öyle sevilir futbol. Ancak komşu kıtadaki Arjantin ve Brezilya’daki gibi bir sevgi değildir bu. Ne fanatizm vardır ne de holiganizm. Futbol bir yaşam tarzı değil, her şeyden güzel bir eğlencedir Meksikalılar için. Şampiyonluk maçında dahi iki takım tribünleri karışık oturmakta, taraftarların bir bölümü ise özgür iradeleriyle, içinde polis barındırmayan stattaki her iki kale arkasında, yandaşlarıyla toplanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Meksika denince akla bir de Zapatistler gelir elbet; ve S&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4fiKJENgI/AAAAAAAACVI/s2wdlRuFnQk/s1600/Marcos.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 294px; height: 306px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4fiKJENgI/AAAAAAAACVI/s2wdlRuFnQk/s320/Marcos.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484856067882235394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ubcomandante Marcos. "San Fransisco’da bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir zenci, San Ysidro’da bir Chicano, İspanya’da bir anarşist, İsrail’de bir Filistinli, San Cristobal sokaklarında bir Maya yerlisi, Meksiko’nun teneke mahallesi Neza’da bir çete mensubu, folk müziğinin kalesi Ulusal Üniversite’de bir rocker, Almanya’da bir Yahudi, Savunma Bakanlığı’nda bir uzlaştırıcı, Soğuk Savaş sonrası çağda bir komünist, ne galerisi ne müşterisi olan bir sanatçı... Bosna’da bir barışçı, Meksika’nın herhangi bir kentinde bir ev kadını, grev yapmaya asla yeltenmeyen sendika CTM’de grevci, başkaları için kitap yazan bir gazeteci, gece saat 10’da metroda yalnız başına bir kadın, topraksız bir köylü, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci, serbest piyasacılar arasında bir muhalif, ne kitabı ne okuyucusu olan bir yazar ve tabii Güneydoğu Meksika dağlarında bir Zapatist” olan Marcos… Ve de onun kendisini “Subcomandante” olarak adlandırmamasının nedeni, Baş Komutan Emiliano Zapata elbette.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zapata, 1910 yılında Meksika Devrimi’ne önderlik etmişti. Meksika’nın İspanyollara karşı bağımsızlığını ettiği yıl ise bundan tam bir asır önceydi; 1810. Yıl 2010, Tekilacılar bu kez devrim için kendilerine bir başka yol, bir başka kol belirlediler. Ve bugüne kadar en fazla sekiz adım kadar yaklaşabildikleri kupayı çok, çok istiyorlar. Evet, belki imkansızı istiyorlar ama tarihsel döngünün gerçekleşmesi için bile desteklenebilir Meksika, bu turnuvada. Bu kadar mı tarih düşkünü, efsane yaratma peşinde koşan gençleriz? Hayır! Kupa’yı kazanmaları durumunda tüm dünyaya bedava tekila dağıtma potansiyeline sahip bir halka sahip oldukları için istenir Meksika’nın şampiyonluğu! Ağzının tadını bilen, yemekten anlayan insanların ülkesi olduğu için de istenir. “Aşkımız renklere, sizlere değil” diyenler nezdinde, “Tricolor” için tutulur Meksika. Kocaman şapkaların moda olması için, Meksika dalgası için, Frida Kahlo’nun ruhunun bari şad olması için desteklenir. Gençler şampiyonalarından çok sayıda isme güvenip forma verdikleri için, futbolun güzelliği için, Giovani dos Santos’un bonservisini almakta gecikenler için, Hugo Sanchez’in hatırı, De Nigris’in hatırası için; bu turnuvada Meksika desteklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Karışım Problemi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4jtmdZzUI/AAAAAAAACVo/mc-SjN23z4Y/s1600/Meksika+U17.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 264px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4jtmdZzUI/AAAAAAAACVo/mc-SjN23z4Y/s400/Meksika+U17.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484860662508801346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2005'te 17 Yaş Altı Dünya Şampiyonası'nı Kazanan Meksika Takımı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; 1986 Dünya Kupası’nda Meksika adına forma giyen Javier Aguirre, ülkesinin başındaki ikinci döneminde ikinci Dünya Kupası’na çıkıyor. Aguirre yönetimindeki toplam 50 maçında yüzde 64 gibi başarılı bir galibiyet oranına ulaşan Meksika, belki de 86’dan beri ilk kez bu kadar iddialı. Bu iddianın perde arkasında yatan en önemli gerçek ise, hiç şüphesiz sistemli altyapı çalışması. 2005’te 17 Yaş Altı Dünya Şampiyonası’nda kupayı kaldıran Meksika, iki yıl sonra kesişim kümesi zengin bir kadroyla 20 Yaş Altı Dünya Kupası’na da katıldı. Aguirre, bu iki ekipten Moreno, Juárez, Barrera, Vela, Giovani dos Santos ve Xavier Hernandez’i bugün A Milli Takım ile Dünya Kupası’na götürürken; bu jenerasyonun oyuncularına zaman içerisinde Barcelona, Arsenal, Manchester United gibi takımlarda rastlamak da mümkün oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç oyuncuların yanı sıra, Meksika’nın iskeleti çevreleri gençlerle sarılmış tecrübeli isimlerden de kurulabilir. Defansta Kaptan Rafael Marquez, orta alanda Torrado ile Blanco ve ileride Franco’yu aynı anda sahada görmemiz olasılık dâhilinde. Ancak hazırlık maçlarından aldığımız intiba, Marquez’in orta alanda, Blanco’nun ise hücumda kullanılacağı yönünde. Tecrübeli, kariyer sahibi oyuncularla yeni dönem yeteneklerinin bileşkesinden oluşan savunma hattına karşın oldukça kısıtlı bir orta saha rotasyonuna sahip Meksika, lider oyuncusu Marquez’i bu bölgede kullanarak hem merkezini sağlamlaştırmayı hem de oyuncunun Barcelona’da bu sezon edindiği maç eksiğinin en fazla hissedilebileceği bölge olan stoperde daha güvenli kalmayı hedefleyecektir. Ancak kimin oynayacağını tahmin etmek güç, çok sayıda alternatif var. Moreno, Juarez, Aguilar gibi genç oyuncuların kenarda tutulması ve sağda Stuttgart’lı Osorio, solda PSV Eindovhen’ın istikrarlı ismi Salcido, tandemde ise aynı takımdan Rodriguez ve Guadalajara’dan Magallón’un &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4mG-PWy0I/AAAAAAAACVw/64LN7FqBNnQ/s1600/Torrado+%26+Marquez.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 292px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4mG-PWy0I/AAAAAAAACVw/64LN7FqBNnQ/s400/Torrado+%26+Marquez.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484863297412320066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;oynatılması en yüksek ihtimal gibi görünüyor. Kalede ise bir sürpriz yaşanmazsa Club America’nın genç kalecisi Guillermo Ochoa, ilk kez dünya sahnesine çıkacak ve hakkında söylenenler kadar olup olmadığını herkese gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksika orta sahasına baktığımızda, Rafa Marquez ile birlikte Gerardo Torrado’nun yeri garanti. Bu iki tecrübeli isme eşlik edecek oyuncuyu ise sistem belirleyecek. Aguirre’in takımı, zaman zaman 4-4-2, zaman zaman ise 4-3-3’ün varyasyonlarıyla sahaya çıkıyor. İlk durumda sağ kanatta Giovani dos Santos, sol kanatta ise Guardado isimleri öne çıkacak, ancak savunma güvenliğinin ön plana çıkarılacağı bir Fransa maçında örneğin, Aguilar ya da Juarez’den birinin orta sahada kullanımı mümkün olacaktır. 4-3-3’te karar kılınması hâlinde ise en avantajlı isim Castro olsa da, Juarez plasesi yine beklenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aguirre’in taktik dizilimde yapacağı seçim, takımın hücum hattında da belirleyici olacak elbette. 2 ya da 1+1 forvetli bir Meksika’da Carlos Vela ve taze Manchester United’lı Javier Hernandez’in forma giymesi beklenirken, yaşlı kurtlar Blanco ve Franco’nunda kendileri için en kötü ihtimalle maçın ilerleyen bölümlerinde sahaya sürüleceği öngörülebilir. 4-3-3’te ise santrfor pozisyonunda yine Hernandez ya da Blanco oynayacak, kanatlarda Vela, Guardado, Giovani, Medina gibi isimler forma şansı bekleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En nihayetinde, Meksika güçlü ve dengeli bir kadroya sahip. Sağlam bir defans hattı, tecrübeli defansif orta alan oyuncuları ve teknik becerisi yüksek, hızlı hücumcularıyla çok yüksek bir potansiyelleri var. Avrupa’nın önemli kulüplerinde forma giyen Vela, Guardado, Hernandez ve Giovani dos Santos gibi genç oyuncuların aynı anda sahada yer alabileceği 4-2-3-1 ya da ona yakın bir diziliş, Marquez ve Torrado’nun futbol bilgisi, birinci bölgedeki oyuncuların tecrübesiyle birleşince, ortaya en iddialı takımları dahi tedirgin edecek bir karışım çıkıyor. Üstün formları ve sahip oldukları kazanma alışkanlığı da cabası. Onları saf dışı etmek isteyecek ekiplerin gününde olması gerekecek ve Meksika, kesinlikle ilerleyebilir. “Basklı”, kabına sığmayan genç jenerasyon ile tecrübeli eskilerin dengesini iyi kurabilirse tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İkinci Adam Portresi: Javier Hernandez&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4ds32WbqI/AAAAAAAACVA/NUCApfLwM9g/s1600/Javier+Hernandez+vs+Fransa.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 229px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4ds32WbqI/AAAAAAAACVA/NUCApfLwM9g/s400/Javier+Hernandez+vs+Fransa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484854052927205026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Biz yazarken, bu sahne henüz yaşanmamıştı tabii.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CUsers%5CEXPER%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:SimSun; 	panose-1:2 1 6 0 3 1 1 1 1 1; 	mso-font-alt:宋体; 	mso-font-charset:134; 	mso-generic-font-family:auto; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:3 680460288 22 0 262145 0;} @font-face 	{font-family:"\@SimSun"; 	panose-1:2 1 6 0 3 1 1 1 1 1; 	mso-font-charset:134; 	mso-generic-font-family:auto; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:3 680460288 22 0 262145 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt; Rafael Marquez’in lider oyuncu olarak en kritik rolü üstleneceği Meksika’da Avrupa’nın önemli takımlarında oynayan Carlos Vela, Giovani dos Santos ve Andres Guardado üçlüsü de adlarından çok söz ettirebilir. Takımın ileri ucunda forma giymesi beklenen Javier Hernandez ise futbolun taşrasından iştirak edeceği Kupaların Kupası’nda kendisini tüm dünyaya tanıtmayı hedefleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 yaşındaki Hernandez, Meksika’da bu yıl Chivas formasıyla Apertura ve Clausura’da 28 maça çıktı, 21 gol attı. 1.70’in biraz üstündeki boyuna karşın golün her türlüsünü atma yeteneğine sahip, belki penaltı hariç! Milli formayla resmi siftahı olmayan “Chicharito”, 2009’un Ekim ayından bu yana çıktığı hazırlık maçlarında ise 12’de 7 ile oynadı. Bu performansa kayıtsız kalmayan Sir Alex Ferguson da işi çabuk bitirdi ve Hernandez, Dünya Kupası sonrası Manchester’ın yolunu tutacak. Rooney, Berbatov, Owen, Macheda ve Welbeck’in arasından sıyrılmak, tabii ki ilk etapta çok zor olacak Hernandez için. Ancak Dünya Kupası’nda kendisini gösterecek şansı bulacağına kesin gözle bakılıyor. Genç oyuncu eğer bu şansı değerlendirebilirse önümüzdeki sezonki işlerini de kolaylayacak; yok olmazsa, yerini on ikinci adama, Blanco’ya bırakacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Kuvvetli Mevki: Hücum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Meksika dengeli bir takım ve multifonksiyonel oyunculara sahip. Evet, kalede kendisinden önce ünü Meksika sınırlarını aşan Ochoa, savunmada en verimli çağlarındaki Avrupa futbolcuları, hemen önlerinde alanda Marquez gibi bir dev ile Torrado gibi bir top hırsızı var. Ancak Meksika, güç dengelerinin hayli karışık olduğu A Grubu’ndan çıkıp yoluna devam edecekse kanatlardan Guardado ve Giovani dos Santos akacak, onlar yorulunca hazırlık maçlarının parlak ismi Medina ya da genç Barrera devreye girecek, Vela hem onları yedekleyecek hem en uçta gol arayacak, Hernandez sezon içindeki formunu kupaya taşıyacak ve ihtiyaç duyulduğu anda yaşlı kurtlar Blanco ve Franco olaya el koyacak… Bu ihtimallerin büyük oranda gerçekleşmesi hâlinde Meksika, durdurulması çok güç bir takım olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel 11 / 4-2-3-1&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Guillermo Ochoa:&lt;/span&gt; Superman misali, tek yumrukla bir köşeden diğerine uçan adam! Eksileri elbet var ancak artıları çok daha fazla. Meksika, yalnızca onun için dahi takip edilebilir. Hırs dolu, güzel kalpli “Memo”, turnuvadan sonra da nihayet Avrupa’nın baş altı takımlarından birine yol alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ricardo Osorio:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Oaxaca’dan Stuttgart’a uzanan bir yolun yolcusu Osorio, kariyeri boyunca sürdürdüğü istikrarıyla Meksika için vazgeçilmez bir isim. Biz neden vazgeçelim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Jonny Magallón:&lt;/span&gt; Meksika dışına taşmayan kariyerine rağmen milli takımının her zaman önemli bir oyuncusu. İlk kıtalararası deneyiminde de ülkesine güven vadediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Francisco Rodriguez:&lt;/span&gt; Uzun boyuyla geçilmez, uluslararası tecrübesiyle vazgeçilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Carlos Salcido:&lt;/span&gt; Ülkesinin en iyi sol beki, PSV’de tandemi kurduğu Rodriguez ile milli takımda komşu mevkilerde, yine uyum içinde mücadele verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Rafael Marquez:&lt;/span&gt; Orta alanda hem önsezisiyle top kesecek hem müthiş zekâsıyla oyun kuracak hem de duran topları ustaca kullanacak. Takımının kaderi, en çok onun elinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Gerardo Torrado:&lt;/span&gt; Marquez, onun çaldığı topları ileriye servis edecek. Meksika’nın görünmez kahramanının değeri, birçokları için turnuvanın top hırsızları kategorisinde zirveye oynadığında anlaşılacak. Yahut maç kaçırdığında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Giovani dos Santos:&lt;/span&gt; Takımın en büyük potansiyele sahip oyuncularından birisi. U17 ile 2005’te, U20 ile 2007’de yaptıklarıyla heyecanlandırdı. Çocuk yaştan bu yana gelişimini takip ettiren sempatik yıldızı bir de bu seviyede izlemek, Galatasaraylılar haricinde tüm dünya için büyük zevk olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Andres Guardado:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Bacary Sagna, Siboniso Gaxa ve Maxi Pereira uyku problemi yaşıyormuş diye duyduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Carlos Vela:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;Uzun mesafeli şutlarıyla, topla dikine ilerleyişiyle, bitiriciliğiyle Meksika’ya mutlaka gol getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Javier Hernandez:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;Dünya onu henüz tanımıyor. Tanışmaya az kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Teknik Direktöre Mesaj&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Basklı Sana Söylüyorum Anlayan Anlasın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4ipTfzvrI/AAAAAAAACVY/qoSb91_NeOo/s1600/Javier+Aguirre.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 167px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4ipTfzvrI/AAAAAAAACVY/qoSb91_NeOo/s200/Javier+Aguirre.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484859489187511986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Javier Efendi… Elemelerin ortasında geldin hazıra kondun, şimdi Dünya Kupası’nda gövde gösterisi yapacaksın. İyi antrenör olsan Atletico’dan kovulmazdın. 2006’da da Maxi Rodriguez’den o golü yemezdi takımın. Bak, sen gittin Atletico kırdı zincirlerini, Avrupa’da kupa kazandı. Yolda Meksikalılar soruyor, “Ne olacak bu Meksika’nın hâli Atahan Abi?” diye. Verecek cevabım yok. Var da, dilim varmıyor. Ben Dr. Atahan Altınordu ve Altınordu Analiz Ekibi, son teknoloji programlarımızla seni iyice inceledik ve ipliğini pazara çıkardık. Galibiyet serisi falan hikâye, Eriksson’un mirasını yedin. İsveçliye karşı, Meksika halkına karşı mahçupsun di’ mi Aguirre? Çek ellerini Meksika’nın üzerinden. Adamsan, bak adam değilsin demiyorum, adamsan, turnuvadan sonra gider pazarda havyar satarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgimizi çektikten sonra, biraz da ciddi olmak gerekirse; Javier Aguirre, Nisan 2009’da takımın başına geçmesiyle beraber başlattığı reform hareketine karşın zor anlarda hep tecrübeli oyuncularına sarıldı. Blanco, Franco, Palencia, Pardo gibi oyuncular zaman zaman şans buldu. Özellikle Blanco’ya turnuvada da çok iş düşecek gibi görünüyor. Aztek Kralı, Hakan Şükür’ün 2008 Avrupa Şampiyonası öncesi yaşadıklarını 2006’da yaşamış ve kadroya alınmamıştı. Geride bıraktığımız dört sene içerisinde milli takımı bıraktığını da açıklayan 37 yaşındaki oyuncu, 98 ve 2002’nin ardından üçüncü kez Dünya Kupası deneyimini yaşayacak. Hem santrfor hem de forvet arkası oynayabiliyor, tecrübesiyle takıma güven veriyor, abilik ediyor ama bu yaşta bir oyuncuyu oynatmak için bunlar bir yere kadar geçerli gerekçeler. Javier Aguirre, belki yine zor anlarda bu usta oyuncudan ya da Franco’dan medet umabilir ancak lütfen birinci planı bu olmasın. Blanco 21’indeyken, yaş ortalaması 28, en genç oyuncusu 25 yaşındaki Meksika’nın Dünya Kupası kadrosuna alınmamıştı. Giovani, Vela, Guardado ve Hernandez bugün o yaşlardalar ve önlerindeki en az üç kupaya damga vuracak potansiyele sahipler. Javier Aguirre, planı tersten kurarak bu oyuncuları ikinci plana atar ve kurtarıcı rolünü onlara biçerse kaybeden Meksika olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rakiplere Mesaj&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Üç kez gününde olacak bir Meksika, renksiz ve iç karartıcı Fransa takımını da, donanımlı kadrosuna karşın takım kimyasında sorun yaşayan Uruguay’ı da, ev sahibi avantajı ve vuvuzela kozuna karşın potansiyeli sınırlı Güney Afrika’yı da altına alır, 5 ila 7 puanla grubu lider bitirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir Arada Oynamadan İkili Olmak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4jBcad68I/AAAAAAAACVg/BGJa5zU7sqM/s1600/Franco,+Hernandez+%26+Marquez.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 101px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4jBcad68I/AAAAAAAACVg/BGJa5zU7sqM/s200/Franco,+Hernandez+%26+Marquez.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484859903897889730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Meksika’nın başarılı olmak için, takımın abisi Blanco ve çaylağı Hernandez’den iyi bir ikili yaratmaya ihtiyacı var. Muhtemelen olağanüstü hâl durumları dışında aynı anda sahada bulunmayacak olan iki oyuncudan Hernandez rakip savunmayı kendi nefes alışverişlerini duyacak kıvama getirdikten sonra, son dokunuşu onun yerine oyuna girecek Blanco yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunları Biliyor Musunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Meksika’yı, elemeler süresince üç ayrı teknik adam çalıştırdı: Jesús Ramírez, Sven-Göran Eriksson ve Javier Aguirre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Son 12 resmi maçta bileği bükülmeyen Aguirre’nin takımı, hazırlık maçları da dahil son 26 maçında ise yalnızca geçtiğimiz ay içerisinde İngiltere ve Hollanda’ya ve geçen Eylül’de yalnızca Meksika Ligi’nde oynayan futbolculardan kurulu takımıyla Kolombiya’ya mağlup oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Elemelerde 18 farklı oyuncusuyla gol bulan Meksika’nın, bayrağındaki renk sayısını aşan bir golcüsü yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;CONCACAF takımları arasında turnuvaya en çok katılan takım, 14 kez ile Meksika. Üst üste beşinci kez finallere kalan Kuzey Amerika ekibi, son dört turnuvanın tamamına ikinci turda veda etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Meksika, kendi ülkesindeki son hazırlık maçında, Aztek Stadyumu’na gelen 108 bin kişi tarafından uğurlandı.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İyi &amp;amp; Kötü Senaryo&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İlk bakışta anlaşılmasa da, kupanın en zor gruplarından biri A Grubu. Bir önceki kupanın finalisti, yıldızlarla dolu Fransa; turnuvanın en güçlü hücum hatlarından birine sahip, yıldızlarla dolu Uruguay ve evsahibi Güney Afrika. Bu yılki organizasyonla beraber “Vuvuzelacılar” olarak anılacak olan ev sahibi ekip en zayıf halka gibi görünse de, 2002’nin Güney Kore’sinden daha zayıf değiller ve Dünya Kupası tarihinde gruptan çıkamamış bir ev sahibi yok. Hatta bilanço, B Grubu’ndan çıkacak takımlar için de korkutucu: Altısı mutlu sonla biten sekiz final, dörder yarı ve çeyrek final, yalnızca iki kez ise son 16. Uruguay, turnuvaya katılmak için baraj maçı oynamak zorunda kaldıysa da, şöyle bir kadrosuna bakıldığında turnuvada 20 günü geride bırakmamaları için tek neden, ikinci turdaki olası bir Arjantin eşleşmesi olabilir. Fransa ise, her şeye rağmen Fransa. Her şey nedir? Raynold Domenech, zevk vermeyen futbol, elemelerdeki kötü performans, hazırlık maçlarında alınan şok skorlar, 2002’de sürpriz denilenin 2008’de tekrarlanması… Ancak dedik ya, Fransa her şeye rağmen Fransa ve son Dünya Kupası’nı penaltılarla kaybettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin mümkün olduğu, bu denli dengeli bir grupta hiçbir sonucun sürpriz olarak değerlendirilemeyeceği açık. Tüm takımlar ilk ve son sırada yer alabilirler. Bu durumda Meksika için en kötü senaryodan söz etmek anlamsız. En iyi senaryo ise, turnuvada olması gereken İrlanda’nın yerine haksız bir şekilde Güney Afrika’nın yolunu tutan Fransa’yı ilk iki sıranın dışında bırakacak şekilde grubu lider tamamlamaları olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2606393273850146268?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2606393273850146268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2606393273850146268&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2606393273850146268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2606393273850146268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/06/devrimin-pesinde-meksika.html' title='Devrimin Peşinde: Meksika'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/TB4ckfRpVnI/AAAAAAAACUo/VEvpVpd0_oY/s72-c/Meksikal%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4206061211898866111</id><published>2010-05-22T10:53:00.001+03:00</published><updated>2010-05-23T01:40:46.830+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Çalakalem Harry Kewell</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object style="background-image: url(&amp;quot;http://i3.ytimg.com/vi/b5SvVqZ_8bU/hqdefault.jpg&amp;quot;);" width="480" height="295"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/b5SvVqZ_8bU&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/b5SvVqZ_8bU&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1" allowscriptaccess="never" allowfullscreen="true" wmode="transparent" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="295"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu adam sakatlanana kadar sezonun en iyisi değil miydi? Sadece Galatasaray'ın değil, belki ligin... Şimdi gönderiliyor. Sakat olduğu için gönderiliyorsa, neden alındı? Sakat olduğu için gönderiliyorsa, Gökhan Zan neden alındı? Sakat olduğu için gönderiliyorsa, neden aylardır pazarlık yapılıyor? Birkaç yüz bin avro yüzünden gönderiliyorsa, Serdar Özkan niye alınıyor? Ferdi Elmas niye alınıyor? Gökhan Zan? Mehmet Batdal? Bunlar kötü transferlerdir demiyorum, hepsi de düşük maliyetli ve küçük riskli, mantıklı transferlerdir. Ama Kewell'ın gitmesi gibi bir mantıksızlık söz konusuyken, hepsinin de lafı edilir. Hiçbiri bir Kewell etmez çünkü. Başa dönelim; bu adam sakatlanana kadar sezonun en iyisi değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi oynamayı, kötü oynamayı da geçiyorum, her türlü kalması gereken bir adam Harry Kewell. Taraftarın ona duyduğu sevgi yeterli. Kulüpler, taraftarların değil mi? Ben bu takımda Kewell'ı görmek istiyorum. Galatasaraylıların %99'u öyle istiyor. Ali Sami Yen'de Harry Cool diye bağırmak, "Galatasaray'ımızın ikinci golü, 19 numara, Harrrrrrryyy..." anonsunu tamamlamak, haftada bir onun gülen yüzünü görmek istiyor, istiyoruz. Kötü oynasın, yine kalsın. Oynamasın, yine kalsın. İki gereksiz transferi eksik yap. Sekiz yabancı sanki aynı anda mı oynayacak? Sekizinci yabancı olarak Kewell'ı tut, en kötü. Ki, neler yapabileceğini anlatmaya gerek yok. Hücumdaki üç bölgeyi de yedekleyecek, başka transfere gerek kalmayacak. Baros'a alabileceğimiz hiçbir alternatif, onu Kewell kadar iyi yedekleyemeyecek. Ne Pektemek ne Batdal ne bir başkası, hadi belki Semih. Kanatlara gelecek hiçbir oyuncu, onun kadar skorer olmayacak. Ya da olsun, ne fark eder ki? Yarın açıklanacak hiçbir transfer, beni Kewell ile sözleşme uzatıldığı haberi kadar mutlu etmeyecek. Aaron Lennon gelsin, James Milner gelsin, Wright-Phillips gelsin; nedir yani?  Takım belki daha başarılı olur. Yemişim başarısını ya, Kewellsız total futbol bizim istediğimiz şey değil. Nedir yani başarı, UEFA'da bir tur fazla çıkmak mı? Varsın Kewell ile bir tur eksik gidelim. Hayır bir de dünya yıldızından bahsediyoruz. Emre Aşık'ı da taraftar seviyor, istese takımda tutulurdu, gidiyor, ama kimse bir şey söylemiyor. Çünkü bu takıma vereceği katkı bu kadardı. Ha, iddia ediyorum Neill ile yan yana oynasa bütün sene, çok daha başarılı bir savunma hattımız olurdu. Da... Konu bu değil tabii. Kewell hâlâ büyük futbolcu, hâlâ yararlı olabilir. Olur. Şu takımda onun gibi topa vuran bir tane oyuncu yok. Falan da... Önemli olan bu değil. Yine başa dönelim; yararlı olsun olmasın, her türlü kalması gereken bir  adam Harry Kewell.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şu takımda çok futbolcu sevdim, az ya da çok. Jardel'i sevdim mesela, gollerini. Az sevdim. Taffarel'i, Mondragon'u çok sevdim. Emre Aşık'ı, Uğur Uçar'ı sevdim. Şimdi Neill'ı, Baros'u seviyorum. Çok. Ama hiçbirini Hagi ve Kewell kadar sevmedim. Hagi'yi hakaretlerle göndertti Galatasaray yönetimleri. Kewell da futbol hayatını burada noktalayıp, aynı gün antrenörlük sözleşmesi imzalaması gerekirken gönderiliyor. Taraftarın en sevdiği oyuncu gönderilir mi? Hani çok yüksek paralara satsan, anlarım. Kulübün çıkarları mıkarları, yönetimler bunun için var. Kulübü taraftar yönetsin demiyorum, orada işlerinin ehli insanlar var. Ama hiç mi hatrı yok taraftarın? Bir oyuncu da taraftar için kalsın, nedir yani? Ki yine söylemek zorundayım bu noktada, Kewell'dan bahsediyoruz, sanki oynasa hakkını vermeyecek formasının. Ve yine söylemek zorundayım, taraftarın yüksek bir oranda söz hakkı vardır kulüplerde, olmalıdır. En azından benim futbol görüşüm böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraftar demişken, güçlü bir taraftar ile Kewell'ın bu takımdan gönderilmesi gündeme bile gelemezdi. Gelemez diyeyim ya da, hâlâ umudumu koruyarak. Beşiktaş taraftarı Nouma'yı geri getirtti, Quaresma'yı aldırıyor; formasının hakkını vermeyen kaç tane oyuncuyu göndertti, Youla'sıydı, Çağdaş'ıydı... Bir oranda doğru bunların hepsi. Yarın İbrahim Toraman'ın, Ernst'in gönderilmesi gündeme gelirse ne olur acaba İnönü'de? Ya da maçlar bitti, başka yerlerde... Bilmiyorum, tabii Beşiktaş tribünü de eski havasında olmayabilir ya da Demirören'den her şey beklenebilir, bilemiyorum. Sadece, neredeyse tüm Galatasaraylıların aşık olduğu bir adam, herkes üzülecekken, kimse memnun olmayacakken nasıl böyle rahat gidebilir, onu düşünüyorum. Büyük paralara da değil, boş beleş gidiyor Kewell. Ben bunu anlayamıyorum. Biz bu sırada ne yapıyoruz, onu da anlamıyorum. "Herkes gider, biz kalırız, biz Galatasaraylıyız" mı diyeceğiz yine? Biz kalırız tabii, biz yine Galatasaraylıyız.. Ama Galatasaray bir eksiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4206061211898866111?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4206061211898866111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4206061211898866111&amp;isPopup=true' title='37 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4206061211898866111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4206061211898866111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/05/calakalem-harry-kewell.html' title='Çalakalem Harry Kewell'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>37</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7266351820728089942</id><published>2010-04-12T19:35:00.001+03:00</published><updated>2010-04-12T19:37:04.682+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>"Benim Param"</title><content type='html'>"Benim paramla zengin olan futbolcu" kalıbını anlayamıyorum. Evet, bence de futbolcular hak ettiklerinin çok üzerinde para kazanıyorlar; çünkü futbol, değerinin çok üzerinde fiyatlarla pazarlanıyor. Ama kimse kimseyi maça gitmesi, forma alması için zorlamıyor. Bir tercih meselesidir futbola bütçe ayırmak. Ve maça giden adam, karşılığında hoşuna giden bir gösteri izleyerek belirli bir hizmet alıyor. Yoğun duygular yaşıyor. Forma alan adam, aldığını üzerine giyiyor. Ben sırf kulübüne katkıda bulunmak için bilet alıp da karşılığında hizmet almayı reddederek maça girmeyen adam görmedim. Sırf kulübe katkı olsun diye para verip bağış yapanlar da genellikle tribünden çıkmıyor. Verilen her şeyin bir karşılığı var ve bu karşılık bizim verdiklerimizden daha az bile olsa, bu bizim tercihimiz. Dolayısıyla futbolcuya "Benim paramla o arabaya biniyorsun, o sinemayı kapatıyorsun" demenin kendi içinde bir mantığı yok. Futbolcu da sana gösteri sunuyor, bunun için her gününün önemli bir bölümünü prova yapmaya ayırıyor. Hatta belli konularda tüm hayatını buna göre programlıyor. Bunu yapmazsa, zaten daha fazlasını da kazanamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmet sektörü budur zaten. Gittiğimiz kafe - restoran da bizim paramızla zengin oluyor, okuduğumuz gazete de, kıyafetini aldığımız mağazalar, markalar da... Ben hiçbirine "Benim paramla zengin oluyorsun" diyenini görmedim. Hadi bunlar ticari meseleler, hani futbol da ticarileşmiştir ama bu gerçeğin kabul edilmediğini varsayalım. Futbolun endüstriyelleşmesi neyse, sanatın endüstriyelleşmesi de odur. Ama bolca para döküp gittiği konserde, sanatçının performansını beğenmeyen insan, en fazla çekip gider benim bildiğim. "Benim paramla zengin oldu" diye düşünen insanlar olduğunu sanmıyorum. Futbol da paranın merkezde yer aldığı bir sektör, kendi içinde arz-talep dengesi var ve futbolcular oynadıkları futbola göre para kazanıyor. "Benim vergimle çalışıyorsun" mantığıyla yaklaşmanın sanki pek bir anlamı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte ben de bu hataya düşmüşümdür elbette ama şimdi düşününce, bu mantık epey saçma geliyor. Gerçi taraftarlıkta da mantık aramamak lazım tabii de, bazı tepkiler gerçekçilikten çok uzak kalıyor. Bir de söylendikçe ezberleniyor; ezberlendikçe genel geçer yargı klişelerine dönüşüyor. Futbol, 15 sene öncekiyle aynı oyun değil. Bunun için futbolcuya çatmak yerine, galiba taraftarlık anlayışını gözden geçirmek gerekiyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7266351820728089942?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7266351820728089942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7266351820728089942&amp;isPopup=true' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7266351820728089942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7266351820728089942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/04/benim-param.html' title='&quot;Benim Param&quot;'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8154427646938411562</id><published>2010-04-12T01:20:00.002+03:00</published><updated>2010-04-12T18:04:38.017+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Oradan Buradan</title><content type='html'>Karşılıklı bir araya gelip konuşmak lazım. Tartışmak lazım sabahlara kadar. Bu kadar sıcakken yaşananlar, mümkün değil sağlıklı bir şekilde yazıya dökmek. Ki, yaz yaz bitmeyecek bir arka planı var bu akşam yapılanların; beni geleceğimi sorgulamaya kadar itecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tribünde, üç sene önce bir zamanlar ben allahın dağındaki bir mahalle kahvesinde maç izlerken sürekli orada olan bir çocukla karşılaştım. Kapalı'da. Şaşırdım, buraya mı geliyorsun dedim. Yok dedi, abiler çağırdı, geldim. Ve sonra baktım ki takımı protesto ediyor. Kapalı'nın bir ortası var, bilen bilir. Bu sene Eski Açık'a gidenlerin Kapalı şubesi niteliğinde. Onlar bölünüp üç ayrı yere konuşlanmış. Konuşlanmış ki protestoya karşı gelenler bastırılsın. Sesleri solukları çıkmasın. Onlar oyuncu yuhalarken, sen alkışlarsan; ters ters baksınlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolcuların bir tepki hak ettiğine inanıyorum. Ama tepki nasıl olur biliyor musunuz? Her şekilde olur da, bu şekilde olmaz. Tepki gösterebilmek için önce gerçekten bağımsız olmak gerekli bir kere. Sonra masumiyet. Saf sevgi... Of. Diyorum ya, yazıyla olacak iş değil. Konuşurken laf lafı açar, on ayrı cümlede, kopuk kopuk ve aklına geldikçe her şeyi söylersin. Yazıda toparlamak zor. Üzerinden zaman geçmesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa döneyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş dakikalık sessizlik protestosunu ilk duyduğumda hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü klişeydi. Futbolcuların kafasına bir şeylerin sokulması gerekiyordu ama her sene aynı basit eylemi yapan tribün, oyuncusu üzerinde hiçbir etki yaratamaz. Dolayısıyla, bu tepkiyi "yetersiz" buluyordum. Asıl protesto nasıl olurdu? Ekşi Beşiktaşçıların yapmaya çalıştığı gibi. Beş dakika bağırırsın, sonra stadı terk edersin. Mesela diyorum. Açık söyleyeyim; böyle bir şey olsaydı, ben katılırdım. Şampiyonluk şansımız sürüyor da olsa benim orada vereceğim mesaj daha önemli. Bence. Beş dakikalık sessizlik ise sadece bir şekil. "Bu tribünün yönetimi bizde. Bir tepki gösterilmesi gerekiyordu, al sana tepki" diye önümüze konulmuş bir şeydi. Hiçbir şeye yararı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sonra baktık ki, tepki bununla sınırlı değilmiş. Bapbağımsız taraftar oluşumumuzun internet sitesi, "Arda sinema kapatsın, Galatasaraylılık ruhu yok, para peşinde" melodileriyle açılıyormuş. Hep söylüyorum, Arda benim özellikle sempati beslediğim bir oyuncu değil. Çünkü hâlen bazı konulardaki tavırlarından emin değilim. Hatta kişisel nedenlerim de var yine ona mesafeli yaklaşmam için. Ama şunu tartışmam ki, şu takımda en Galatasaraylı üç adamdan bir tanesidir. Kendimden farklı görmem bu hususta. Takımdaki yerli - Brezilyalı kamplaşmasında rol oynuyor mu? Bilmiyorum, oynuyor olabilir. Bu şekilde protesto bile edilebilir; genç oyuncudur, ders de alabilir. Ama şu yapılan o kadar büyük bir ayıptır ki, kelimeler yetmiyor işte anlatmaya. Arda'ya bunu yapanlar, onun söylediği gibi kıskanıyorlar Arda'yı. Çok net. 2007 yılıydı, aynısını ben de söylemiştim. Yolda Sinem Kobal'ı görse aklına çirkin fikirler gelecek binlerce insan kıskanıyor Arda'yı ve bunu yapıyor. Ne var yahu sinema kapattırmakta? Bin lira yahu! Milyon dolar kazanan bir adamın kız arkadaşına böyle bir sürpriz yapmasından doğal ne olabilir? Milyon dolara gerek yok, yarın öbür gün, özel bir zamanda aynısını tribünde tepki gösterenler de yapabilir. Kız arkadaşına laf atılsa, kavga etse Arda; daha mı iyi olacaktı? Çok muhtemel değil miydi bunun olması? Bence gayet doğru davranmış. Veya yanlış olsa ne yazar? Neyi tartışıyoruz yahu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Jo... Ben de hayal kırıklığı yaşıyorum, ben de kızgınım... Yapsın ne yapıyorsa ama en azından biraz sessizce yapsın. Öbür türlü bir tepkiyle karşı karşıya kalması kaçınılmaz. Ama o tepki, bu tepki midir? Jo'yu yuhalayan adamda da Arda için söz konusu olan psikoloji var. Sağımda solumda görüyorum, zavallı adamlar; Fenerbahçe maçı sonrasını bırak maç sırasında partner bulabilse bütün sezonu feda eder seks yapar, çok net yani. Bu şekilde yazmaktan rahatsızlık duyuyorum ama onlar aynı rahatsızlığı adama "seks aşkı" diye tezahürat yapmaktan duymayınca başka çare kalmıyor. Bu adamlar kıskanılıyor, olay budur. Protestonun ortaya çıkmasının ana nedeni bu değildir, ancak manipülasyon aşamasının bu denli kolay olmasında en büyük rol bu kıskançlığındır. Nonda, Nonda diye inliyorsun. Yahu birkaç ay önce onu da sen yuhaladın! İki ay önce Jo'yu da &lt;a href="http://www.sporbul.com/images/icerik/9829_795_28493.jpg"&gt;böyle&lt;/a&gt; karşıladın! İki ay yahu! Zamanda geriye yolculuğu daha da kısaltalım; iki hafta önce aynı adamlar "Büyük Kaptan Arda Turan" tezahüratıyla kendilerinden geçiyorlardı. Aynı adam diyorum, görüyorum çünkü çevremde. Bu var ya, ruh hastalığı. Her şeyi en uçlarda yaşamak, görmek ne kadar sağlıklı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 yıl beklemişler sonra... ulAn! 15 yaşında çocuklar, 14 yıl beklediklerini bağırıyorlar, bundan komik ve bundan saçma bir şey olabilir mi? 14 yıl bekleyen adam, o Numaralı'daki işte. Senin değil 14 yıl, 2 tane maçla bütün devrelerin yanıyor... Koca koca adamlar da var elbet içlerinde, bir sürüsü... Yine saçma. 14 yıl beklemek başka bir şey bir kere, o beklemek bu beklemek değil. Sen beklemişsin ama belli ki anlayamamışsın. Bir 14 yıl daha düşünsen yine anlayamazsın. Galatasaray şampiyon olamıyor, ne yapacaksın? Takım mı değiştireceksin? Olamamış işte, sen de mecburen beklemişsin. O sürede tesis mi basmamışsın, küfür mü etmemişsin; hepsi olmuş. Ama neticede beklemiş oluyorsun işte. Şimdi on sene şampiyon olamasak, sen her hafta bu akşamki iğrençliğinle sahne alsan, sonunda yine beklemiş olacaksın. E ne anladım ben bu işten? Ki, tesis bassan şu yaptığından daha mantıklı. Are you player, bugün olanın yanında hiçbir şeydir. Stadın ya orası senin, stadın! Ve ben bugün kendi stadımda kendi takımımın kadrosunu duyamadım, ıslıktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taçsız Kral Metin Oktay tezahüratı, bilmiyorum kaçıncı kez söylüyorum, her şeyden önce Metin Oktay'a saygısızlık. Onun adını saçma sapan hezeyanların için nasıl ağzına alırsın? Klişe oldu artık ama doğru: Sanki bugün yaşıyor olsa, ona da küfürü basmayacaktın? Al işte sana Arda Turan, modern zamanda Metin'e olabilecek en yakın adam. Hatta daha profesyonel, olumlu anlamda. Alemci futbolcu istemiyorsun ama o Metin alkollü kafayla maça çıkmış haberin yok. Varsa da bağlantısını kuramıyorsun, acizsin çünkü düşünmekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir ara yükselen, "Basın yalan yazıyor, şampiyon olmayınca" tezahüratı var. E tabii bu da bir sürü acziyetin sonucu. Sen o basının, en çok senin üzerine oynayan adamı olan Erhan'ın yaptığı kötü niyetli haberlere göre oyuncu yuhladın yahu bugün! Erhan Telli olsam, ya da kötü niyetli herhangi bir medya mensubu olsam en çok zevkten delireceğim gün olurdu bugün. Kimbilir ne kadar sevinmişlerdir... Bunu da sen sağladın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numaralı Re-Re-Re-Ra-Ra-Ra çektiğinde tepki gösteriyorsun. O tezahürat yuhalanır mı yahu? İnanılır gibi değil. Sonra bir de sosyete tezahüratı. Ama sana çapulcu dendiğinde sinirleniyorsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezon boyunca böyle bağırmadı bu tribünler. Jo'ya top gelme ihtimali ortaya çıktığında bile kopan fırtınalar; Fenerbahçe, Manisa, Belediye maçlarında meltem olarak ortaya çıksa sonuç yine böyle olmazdı. Bu tribünde senelerdir iş yok. 2002'den sonraki en hakiki taraftar desteğini Westfallen'de gördü bu takım. Keşke her maçı orada yapsak, ben takımdan uzak kalmaya razıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arda'ya helal olsun. Kendisine ayıp eden tribünlere tavrını koydu ya, küçük hesaplar yapmadı ya, gözümde büyüdü bugün. Umarım tek seferlik bir davranış değildir. Ben de aynısını yapardım. Ki kendimce epey benzeştirdiğim şeyler yakın zamanda başımdan geçti, yaptım. Arda'nın kimseye eyvallahının olmasına ihtiyacı yok. Yeteneği var, düzgün çocuk; doğru bildiği yolda yürüsün. Yarın Fenerbahçe'ye gitmek istediğini açıklasa kızmam bu saatten sonra, yeter ki tavrı sağlam olsun. Yapmayacağını da biliyorum ayrıca ve yine, ben de yapmazdım. Üst üste birkaç defa "ben" dememin nedeni burada kendi kişiliğimi ön plana koymak değil, en yoksun olduğumuz şeyden söz ediyorum ben en başından beri; empatiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yazılacak, söylenecek çok şey var. Bir yandan da bu kadarı bile fazla. Bu yazdıklarımı görünce beni hayatından silecek insanlar olduğunu tahmin ediyorum, değer verdiğim insanlar. Sen kimsin de benim manipüle edildiğimi düşünüyorsun diyeceklerdir, haddimi aştığımı söyleyeceklerdir. Son bir kez daha haddimi aşıp, zamanı gelince yaptıkları yanlışın farkına varacaklarını düşündüğümü belirtmek istiyorum. Ne kadar iyi taraftar diye düşündüğüm insanları bugün "Kimisi sinema peşinde" diye bağırırken gördüm ya, anladım ki benim algım epeyce bir farklı. Aslında yakın zamanda anlamıştım, bugün de emin oldum. Ben Galatasaray için canımı feda etmem, aksini de hiçbir zaman iddia etmedim; ama "Galatasaray için ölürüm" diyen çok sayıda insanın aksine kendimi Galatasaray'dan çok daha küçük görüyorum. Dolayısıyla her türlü hayal kırıklığıma rağmen bugünkü hezeyanları sergileme hakkını da kendimde görmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de unutulur gider. Unutulmasa da hatıra olur. Petre'ye, Hagi'ye, Mondi'ye yapılanlar; Fatih Akyel'e yapılmayanlar gibi. Bu olayların hepsinin ardından Galatasaray tribünlerinin temel dinamikleri aynı kaldı, ancak her birinden de insanlar bireysel sonuçlar çıkardı. Bugün ben de epey bir sonuç çıkardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya şu Arda, en iyi zamanında ona şakşakçılık yapılırken bir tek şey söyledi: "Bana tezahürat yapıyorlar, çok mutlu oluyorum. Ama futbolcuyuz, yarın formumuz düşebilir, kötü oynayabiliriz. Bunlar mutlaka olacaktır. Lütfen o zaman da yanımda olsunlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu adam ne yapsa haksız duruma düşebilir? Tribün ona ayıbın daniskasını yapmışken, gol sevincini Rijkaard'a koşarak gösterince mi haksız olur, direkt soyunma odasına gidince mi? Diyorum ya, yarın Fenerbahçe'ye gitmek istese haksız olmaz gözümde. Bunu yapmayacağı için de ayrı bir yere sahip çok sayıda insanın gönlünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmadan... Frank Rijkaard tezahüratları tamamen iki yüzlülüktür, göz boyamadır. Zira sahadaki de Frank Rijkaard'ın takımıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8154427646938411562?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8154427646938411562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8154427646938411562&amp;isPopup=true' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8154427646938411562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8154427646938411562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/04/oradan-buradan_11.html' title='Oradan Buradan'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4516453774866072911</id><published>2010-04-11T22:01:00.005+03:00</published><updated>2010-04-11T22:41:30.085+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Acı</title><content type='html'>Ali Sami Yen'deki bir önceki maçta üzülmüştüm, sinirlenmiştim. Bu sefer utandım, parçalandım, canım yandı. İnsana kendi stadında deplasmanı yaşatanlara söyleyecek söz yok, bitti. Futbolculara çok kızgınım, bin türlü tepkiyi de hak ettiklerini düşünüyorum. Belki bugün yapılanları bile umursamamışlardır. Ancak hiçbir şey bugün yapılan ayıbı haklı çıkaramaz. Gösterilmesi gereken tepki, asla bu değil. Bugünkü tepki masumiyetten çok uzak, bambaşka hesaplarla yapılmış bir tepkidir. Galatasaray tribünlerini hakimiyetini elinde bulunduran, Galatasaray üzerinden geçinen insanlar, bir kez daha mutlu sona ulaşmışlardır. Kötü gidişin üzdüğü, Galatasaray'ı yüreğinin ta derininde hisseden binlerce insan da çok açık ve net bir şekilde manipülasyona uğramıştır. Sevdikleri içindir, safça; ama yanlışın en büyüğüdür. Suça ortak olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam olanlar; Fatih Akyel, Mondragon, Petre, Hagi olaylarından farksızdır. Zamanı gelince, bugün anlayamayanlar da bunda hemfikir olacaklardır, ki failleri zaten aynıdır. Ve hâlâ oradalardır. Daha çirkinleşebilsinler çirkinleşebildikleri kadar, e elbet bu işin sonu da böyle böyle gelecektir. O güne kadar ben Kapalı'da ya da açıklarda olmayacağım. Çok üzgünüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyler yazacağım ilerleyen saatlerde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4516453774866072911?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4516453774866072911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4516453774866072911&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4516453774866072911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4516453774866072911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/04/ac.html' title='Acı'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4707432285446382396</id><published>2010-04-11T16:30:00.001+03:00</published><updated>2010-04-11T16:31:09.158+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Oradan Buradan</title><content type='html'>Frank Rijkaard geldiğinden ve sezon başında bunun etkilerini gördüğümüzden beri; beni yazmaya iten, motivasyonumu o derecede yükselten az olay oldu. Onlarda da alışkanlığın kaybolmasının etkisiyle ya sessiz kaldım, ya kendi kendime yazdım, ya da mail gruplarında. Neyse, şu anda epey doluyum. Girizgâhı da kısa keseceğim o yüzden. Muhtemelen toparlayamayacağım pek, parça parça olacak... Böyle olsun bu seferlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü durumdayız. İşler hiç istediğim gibi gitmedi. Düşündüğüm gibi olmadı. Sezon başında bu tabloyla karşılaşabileceğimizi biliyordum, ama o güzel başlangıçtan sonra emin olmuştum şampiyonluktan. Olmadı. Ha, olmadı diyorum ama tam şu anda başlayan maçta Bursaspor kazanamazsa, tekrar da inanabilirim. Ruh hastası olacağız sonunda. Ama Sivas maçıyla birlikte çektiğim televizyon fişini, az önce yerine taktım; ne yapayım? Son ana kadar inanacağım, hiç mantıklı gelmese de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe maçıyla, içimden çok parça koptu. Aklımın ipleri de koptu. Söyleyecek çok şey var ama galiba artık zamanı değil. Şunu söyleyeyim, maç bittiğinde şampiyonluğa hâlâ inanıyordum ama sevinilecek bir şampiyonluk asla olmayacaktı benim için. Sivasspor maçının son dakikasında yediğimiz gole de zerre kadar üzülmedim. Başka duygular olarak çıktı o üzüntü benden. Stres de değil. Sinir ve sıkıntı diyebilirim. Çünkü hayatımda hiçbir golün atılacağından bu denli emin olmamıştım. Türkiye Kupası'ndan elenmemizin suçlusu olan Rijkaard, bu maçtaki sonucun da sorumlusuydu, bana göre. Bu sezon hangi maçta geriye çekildiysek gol yedik. Manisa'sıydı, Belediye'siydi, Sivas'ıydı... Hak ettik. Çıkan kadro için bir şey söyleyemiyorum, vardır bir bildiği hocamızın. Çok konuda da böyle diyorum. On yıl ayrılmasa keşke, güvenim hiç sarsılmadı bugüne dek. Ama bu sezon çok başarısız bir yönetim gösterdiğini görmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başta da söylediğim gibi, bu öngürülebilir bir gelecekti sezon başı için; ama bu muhtemel sonucun bir arkaplanı da olmalıydı. Bir şeyler öğrenmeliydi Galatasaray bu sezon. Ancak çok uzun süredir, ileride kullanmak üzere bir şeyler biriktirmeyi bıraktık. Bu sezonki cefa, önümüzdeki senelerin sefasının bedeli olmadı yani. Daha küçük şeyler için, büyük bedeller ödedik. Türkiye'de başarı istikrara bakar, dolayısıyla önümüzdeki sezonun Rijkaardlı Galatasaray'ı bu kez çok daha güçlü ve iddialı olacaktır; ancak ben bugün daha farklı bir noktada olmayı bekliyordum. Puan durumunda değil, sahada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herneyse. Demek ki düşündüğümüzden daha yavaş ilerleyeceğiz. Ancak hâlâ üzerinde konuşulacak bir "sabır" kavramı da var. Hakkını verelim, taraftar büyük oranda yeminine sadık kaldı. Hatta sırf yemin ettiği için, adı Rijkaard olduğu için hiç eleştirmeyenler, yeminimi bozdum ulancıları azınlıkta bıraktı. Tabii o da yanlış ama şimdi benim söylemek istediklerim farklı. Sabrımızı yine çok doğru dağıtmıyoruz gibi geliyor bana. En azından medya tarafından dahi oluşturulmuş olsa, bir "Elano'yla olmuyor" yargısı var. Bana mı öyle geliyor, bilmiyorum. Bugün Sabah gazetesinde "Elano'yla olmayacağını anlayan Galatasaray Yönetimi, Gattuso ruhlu oyuncuların peşine düştü." haberi var. Gerçeği yansıtıyor olabilir, ihtimal veririm. Oysa ki Elano, yanında Gattuso'yla oynarsa zaten ondan da çok parlar. Yanında Mustafa Sarp'la, Mehmet Topal'la, Ayhan'la, Barış'la oynarkenki hâliyle değerlendiremeyiz Brezilya Milli Takımı'nın ilk 11 oyuncusunu. Ki, ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu hatırlamamız için orada oynuyor olması da gerekmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elano, Dünya Kupası'nı düşünüp kendini sakınarak oynuyor olabilir; buna ihtimal veririm. Aslında böyle bir durumda düşüneceğim tek şey, gitmesi gerektiği olurdu. Ancak son yıllarda Türkiye'deki futbolcu tipolojisini daha iyi anladığıma, daha yakından tanıdığıma inanıyorum. Ve gerçekten ilkeli davranıldığında Galatasaray'da ilk 11'i dolduracak futbolcu kalmayacağına... Dolayısıyla kabul etmek gerek galiba bunları. Futbolcuyu büyütmemek yeterli, sadece takımı sevmek. Elano kendisini riske etmiyor demiyorum, ihtimal üzerine konuşuyorum sadece. Ve öyle olsa bile, ki ben olduğunu düşünmüyorum, önümüzdeki sezon Elano'yu kadroda görmek istiyorum. İyimser bakmak zorundayım çünkü. Elano kalitesinde futbolcuları çok nadir getirebiliyoruz Galatasaray'a, dolayısıyla ondan alacağımız performansı da sonuna kadar kovalamalıyız. Ben aynı adamı Manchester City'deyken "Ah keşke böyle bir futbolcumuz olsa" diyerek izlediğimi de biliyorum. Olunca, farklı bakmamak gerek işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elano bu sezon aynı performansı başka takımda gösterip, yazın Galatasaray'a transfer edilse kimse çıkıp da bir önceki sezon ne yaptığını sorgulamazdı. Herkes en yüksek performansına ulaşacağını varsayardı. Ama o düşük formu Galatasaray'da gösterince bunun adı gitsin oluyor. Onun adı da transfer çılgınlığı. Duyguların mantığı bastırdığını, bu örnek çok net bir şekilde ortaya koyuyor bence. Ama bir taraftarın böyle düşünmesi normal. Önemli olan, yönetici konumunda bulunanların farklı düşünebilmesi. Umarım düşünürler.  Elano, önümüzdeki sezon kendi ayarında yeni bir oyuncunun transferden çok daha yararlı olacaktır. Çünkü kalitesinin üstüne, bir de takımı tanıma vasfını ekledi. Yani, yanında doğru oyuncularla oynadığında yeni bir Lincoln örneği bizleri bekliyor olabilir. Ben buna inanıyorum. İnanmalıyım da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer düşüncelerin sonucunda, Giovani ve Caner'in de bonservislerinin kesinlikle alınması gerektiğine inanıyorum. Bu söylediklerim Jo için geçerli değil. Çok kaliteli bir futbolcu ama Fenerbahçe maçından sonra alem yapan adamın karakter problemi olduğuna inanıyorum. Böyle düşünmenin, geri kafalılık falan olmadığı üzerine saatlerce konuşabilirim. Leo Franco'nun Atletico maçından sonra beş dakika sahada kalıp tüm rakip oyuncuların elini sıkması da kabul edilemezdir benim gözümde, ayıptır. Pekâlâ gidip o tebrik faslını içeride de gerçekleştirebilir. O şekilde yapsa centilmenlik olur, bu şekilde taraftara saygısızlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jo demişken, akşam Diyarbakırspor maçı var ve birtakım protesto hazırlıkları... Bu protestolardan nasibini alacakların başını da Jo çekiyor. Bir de Arda! Bu noktada yazıyı sonlandırmak zorundayım, çünkü bunun üzerine ne söylenebilir bilmiyorum. Bir sürü noktada da kendimi frenlemem gerektiğine inanıyorum. Ama bir önceki maçta "Büyük Kaptan" tezahüratı yapıldı bu adama. Bugün Galatasaray Ruhu yok, paranın peşine düşmüş deniyor. Bir önceki sene "Paris Hilton yakışır sana" deniyordu, bugün sinema kapatsın deniyor. Kim bağırıyor, neden bağırıyor; çok önemli sorular bunlar. Cevabını burada aramayacağım. Beş dakikalık sessiz protestonun ne kadar bayat ve yavan olduğu da bambaşka bir konu. Ve ben bu konulardan çok sıkıldım. Nefret ediyorum; akşam maç var ve şu anda maça gitme fikri beni öyle strese sokuyor, öyle içimden gelmiyor ki anlatmak zor. Ama yine de gideceğim. Hatta başka bir tribüne gidecektim bugün ama vazgeçtim, sırf Büyük Kaptan Arda Turan diye bağırmak için Kapalı'da olacağım. Daha önce bu şekilde hiç bağırmadım, çünkü o tezahürat da yanlış, erken, çok erken. Zaten futbolcuya çok nadir tezahürat yaparım, Arda'ya da en son Kalli dönemindeki Sivasspor maçında haksız yere protesto edildiğinde bağırmıştım böyle yürekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek yazıya benzemedi ama içimi dökmüş olayım, bir nebze. İhtiyacım vardı.  Üzgünüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor maçında dakika 75 oldu, skor hâlâ 0-0. Hani olmaz ya, tüm maçlarımızı kazanırsak kayıtlara "herhangi bir şampiyonluk" daha geçirebiliriz, mümkündür. Bayağı da iyi gelir her şeye rağmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herneyse işte, yine. Galatasaray'da her şey düzelir; bazı şeyler, bilmiyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4707432285446382396?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4707432285446382396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4707432285446382396&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4707432285446382396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4707432285446382396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/04/oradan-buradan.html' title='Oradan Buradan'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5765417847408267606</id><published>2010-03-27T10:30:00.001+02:00</published><updated>2010-03-28T09:40:27.059+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Ezeli Rekabet</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S63CqGsUYwI/AAAAAAAACUE/p08hfD--Qo0/s1600/%C4%B0lk+Derbi.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 167px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S63CqGsUYwI/AAAAAAAACUE/p08hfD--Qo0/s400/%C4%B0lk+Derbi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453228752422331138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Galatasaray, Fenerbahçe. Fenerbahçe, Galatasaray. Öyle bir rekabet ki, hangisinin adının önce yazılacağı konusu dahi saatlerce tartışılabilir. Başarı, tarih, alfabetik sıra yahut taraftar sayısı; hepsi etkili olabilir. İki ayrı kutup. İki zıt kardeş. Bir ülke nüfusunun büyük bölümünü hayata bağlayan renkler… Kimi zaman avuntu, kimi zaman kahır; her daim aşk, hem de en platoniğinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klişedir ama bir o kadar da gerçek: İki rakip karşı karşıya geldiğinde dönmez dünya Türkiye’de. Akmaz zaman. Sokaklar boşalır, trafik açılır, alışveriş merkezleri iş yapmaz, toplu taşıma araçları boş çıkar yolculuklarına. Doksan dakika, uzatmalar ve bir de devre arası süresince her şey unutulur. Ne kimsede dert kalır, ne akıllarda taç ve aut çizgilerinin ötesini geçen bir düşünce. Beşiktaşlıları, Trabzonsporluları, Eskişehirsporluları da vardır elbette bu ülkenin; ki bazıları bu rekabeti umursamadıklarını söylerler. Doğru değildir çoğunlukla. Futbolla biraz ilgili herkes için gündem Fenerbahçe’dir, gündem Galatasaray’dır saatler derbiyi gösterdiğinde. Hatta bir hafta öncesinde; ve hatta bir o kadar da sonrasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey 1907’de başladı. Galatasaray artık yalnız değildi; bir rakibi vardı. İkinci takımlarında oynayan Kulaksızzade Galip Bey, Birmingham’dan gelen ve kısa zamanda sarı ve kırmızı renklerle değişen sarı lacivert formayı, Moda’da oturan arkadaşlarının kurduğu bu kulübe benimsetmişti. Bu kulübün adı Fenerbahçe’ydi. İki kulüp arasında renk alışverişiyle başlayan ilişki, Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye geçen oyuncularla daha derin bir anlam kazanmıştı. Adına transfer dahi denmeyecek bu yer değiştirmeler, o günlerde iki takım arasında problem yaratmak bir yana, tatlı bir rekabeti de içinde barındıran bir dostluk oluşturmuştu. Peki bu ilişki, zaman içerisinde dostluktan gitgide uzaklaşarak nasıl bugünkü hâlini aldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü durum malum. Her derbi öncesi haber çıkar gazetelerde: Dünyanın bir numaralı derbisi; bazen iki, bazen üç. Karşılaştırıldığı diğer rekabetlere baktığımızda, “futbol asla sadece futbol değildir” sözünü doğrular nitelikte örnekler çıkar karşımıza. Celtic ve Rangers arasında din ve politikanın; Barcelona ve Real Madrid arasında tarihsel ve ırksal bir mücadelenin, Boca Juniors ve River Plate arasında sınıf farkının, Roma - Lazio rekabetinde yine siyasetin etkileri görülür. Galatasaray ve Fenerbahçe için benzer bir durum söz konusu mu? Her ne kadar geçmişte Galatasaray’ın aristokrasiyi, Fenerbahçe’nin burjuvaziyi temsil ettiği de iddia edilse, sarı kırmızılılar Saray’ın ekonomik desteğiyle ayakta kalıp partilerden bağımsız bir duruş sergilerken, Fenerbahçe iktidarların futbolu halka sevdirme politikasının merkezinde de yer alsa; bugün için iki kulübün bu gibi keskin çizgilerle ayrıldıkları söylenemez. Kulüplerin tarihten bugüne getirdikleri önemli farklılıklar var elbette, ancak bugün iki kardeşten biri Galatasaray’ı, biri Fenerbahçe’yi tutabiliyorsa iki takımın toplumun ayrı kesimlerine hitap etmesi gibi bir durum yok ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamda Galatasaray - Fenerbahçe rekabeti, futbolun sadece futbol olduğunda dahi ne denli büyük etki yaratabileceğinin en büyük örneğidir diyebiliriz; ancak bunu yalnızca sportif başarıya indirgemeden, kulüp bazındaki farklılıkların yarattığı zıtlığı da göz önünde bulundurmak gerek elbette. Futbol, milyonlarca insanın hayatında çok önemli bir yere sahip. Televizyonlarda görülen saniyelik reklamların dahi insan üzerindeki etkisi düşünülünce, kişilerde bir aidiyet duygusu da yaratan futbol kulüplerinin ne büyük etki yaratabileceği hakkında fikir sahibi olunabilir. Dolayısıyla kulüplerin, felsefelerini bir anlamda taraftarlarına da aşıladığını, hatta onları küçük yaştan itibaren çekimine alarak karakterleri üzerinde dahi etki sahibi olduklarını söylemek mümkün. Bir gün bu alanda istatistiksel bir çalışma yapılır mı bilinmez; ancak aynı renge gönül verenlerin genellikle kendi aralarında daha yakın dostluklar kurabildiklerine dair bir gözlem, çok sayıda insan tarafından yapılmıştır. İstisnası, kaide olmasına izin vermeyecek kadar fazla olan bu durum, yine de üzerinde düşünülmeye değer bir sosyolojik olgu olarak kabul edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen, adına dünya derbisi dediğimiz bu çekişme, en nihayetinde bir sportif rekabettir. Ancak dünyanın hiçbir ülkesinde yayımlanmayan derbiyi bu şekilde adlandırma yanılgısına düşmemizi sağlayan unsur, içerdiği şiddetin dozudur. İşin sportif ruhundan neredeyse eser kalmamıştır. İki tarafın, iki taraftarın birbirine duyduğu nefrettir bu derbinin bugünkü kimliği. Bir tutam talihsiz beyanat, çokça medya etkisi ve hepsini kapsayan çıkar hesapları, mevcut duruma getirmiştir iki takımı. Sevgi, tek başına yetersiz kalmaktadır demek ki bu hesaplara göre. Sevgiden çok nefret lazımdır ki taraftar kimlikleri istenilen kıvama gelsin. Türkiye toplumunun doğasında var bu zıtlık, her birimiz bunlarla büyüdük, büyütüldük. Bilhassa genç olanlarımız. Ötekileştirme yoluyla sevdirildi bize her neyi sevmemiz isteniyorsa. Başkalarını kötüleyerek kendimizi en özel, en güzel, en iyi zannettik. Lacivertler kırmızılardan, kırmızılar da lacivertlerden nefret edip daha bir bağlanıyorlarsa kendi renklerine, bu aslında saf bir sevgi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. yüzyılın ilk yarısında da seviyordu insanlar Fenerbahçe’yi, Galatasaray’ı. Hem de sonsuz bir aşkla. Ancak iki takım taraftarları, birbiriyle iç içe izliyorlardı maçları. Sahadakiler birbirlerinin dostlarıydı. Ve bu dostluk, her 90 dakikada yumruk yumruğa kavgaya dönecek kadar pamuk ipliğine bağlı da değildi. Bugün birbirlerini sakatlamaya oynayanlar, o günlerde “Çok eksiğiniz var, isterseniz maçı tehir edelim.” teklifinde bulunurlardı. 1913’ten 1951’e kadar bayram olarak kutlanırdı bu rekabet. “Galatasaray - Fenerbahçe Bayramları”, takım kaptanlarının Atatürk Büstü’ne çelenk koymasıyla başlar, tüm sporcular ve yöneticilerin bando eşliğinde yaptığı geçit töreniyle devam eder; atletizm, voleybol, cirit, güreş ve futbol karşılaşmalarıyla son bulurdu. Gelgelelim, geçtiğimiz yıl bu rekabetin yüzüncü yılında bir gösteri maçı yapılma ihtimali dahi iki takım taraftarlarından tepki gördü. Şölen havası, yerini tahammülsüzlüğe bıraktı; her iki takımın varlığının birbirlerini büyüttüğü unutularak. Derbilerin sayısı bile azaldı, azaltıldı. Yakın geçmişte bir sezonda 6-7 kez karşı karşıya gelebilen iki ekip, artık belki 2, belki 3 kez birbirlerine rakip oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen, şu dünyada Galatasaray - Fenerbahçe derbisi kadar güzel bir şey yok. İster dünya derbisi olsun adı, ister karmaşa; milyonlarca insana duyguların en yoğununu bu derbi yaşatıyor. Maç tarihi yaklaştıkça yavaşlayan zaman, o büyük gün saran tatlı heyecan, takımlar sahaya çıktığı an titreyen dizler, birbirine vuran dişler, galibiyetin her şeyi unutturan coşkusu, mağlubiyetten sonraki sabah -eğer uyumak mümkün olduysa- uyandığında insanın tam yüreğine oturan, çöken acımtırak hüzün… O an için yaşayıp, o an geldiğinde heyecanını kaldıramayarak kendini sokaklara atanlar; yapılan akıl almaz totemler… Bu rekabet olmasa hiçbiri olmayacaktı. İki takımdan birinin yerini, herhangi bir başka takım dolduramayacaktı. Galatasaray - Fenerbahçe derbileri çok daha güzel geçebilir belki; ancak nasıl geçerse geçsin, etkisi asla azalmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Unutulmaz Anlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezeli rekabetin her karşılaşması, ileriye anılar bırakıyor. Futbol adına hiçbir güzelliğin yaşanmadığı maçlar dahi hatırlanıyor. Bu anlamda Galatasaray - Fenerbahçe derbilerinin her saniyesi “unutulmaz anlar” kategorisine girer belki de. Ancak hafızalarda her daim tazeliğini koruyan büyük galibiyetler, hezimetler ve tabii olayları da ayırmak gerekir. Kıtalararası derbinin ilk 7 karşılaşmasını Galatasaray, filelerinde gol dahi görmeden kazanmasına karşın, 1929 yılından bu yana iki takım arasında yapılan karşılaşmalarda galibiyet üstünlüğü Fenerbahçe’ye ait. Son on yılda Kadıköy’de oynanan maçlardan puan çıkaramayan Galatasaray, 2002 yılındaki karşılaşmada rakibine 6-0 mağlup olarak tarihindeki en ağır yenilgiyi aldı. 2005 yılında oynanan Türkiye Kupası finalinde Galatasaray bu skorun rövanşını almaya yaklaşsa da, 5-1’le yetindi. 12 Şubat 1911 günü ise Galatasaray’ın 6 kişi başlayıp 7 kişi bitirdiği, Fenerbahçe’nin ise kaleci Ali Said’in sakatlanması nedeniyle 10 kişiyle tamamladığı Kadıköy’deki karşılaşma sarı kırmızılı takımın 7-0’lık galibiyetiyle sonuçlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki takım arasındaki efsane maçlardan bir diğeri, 3 Mayıs 1989’da oynanan Türkiye Kupası rövanş karşılaşmasıydı. Kadıköy’deki 2-2’lik skorun rövanşında ilk yarı ev sahibi Galatasaray’ın 3-0’lık üstünlüğüyle sonuçlanmış, gollerin tamamını kaydeden Tanju Çolak yıldızlaşmıştı. Skor 3-0’ken Galatasaraylı oyuncuların yaptığı şova yönelik hareketler Fenerbahçelileri hırslandırınca, ikinci yarıda sahaya çıkan sarı lacivertliler tam dört gol birden atarak zaferlerin en büyüğüne imza attı. Galatasaray’ın o dönem üst üste şampiyonluklar yaşayıp, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda da yarı final oynadığı düşünüldüğünde, çok benzer bir maç da 26 Mart 2000 tarihinde yine Ali Sami Yen’de oynandı. Galatasaray’ın bu kez de üst üste dördüncü şampiyonluğuna gitmesinin yanı sıra UEFA ve Süper Kupa zaferlerine doğru ilerlerken, Fenerbahçe de liderin tam 20 puan gerisinde sorunlarla boğuşuyordu. Galatasaraylı oyuncuların maç öncesi küçümseyici yorumları, maç sonrasında yerini yine Fenerbahçe’nin zafer şarkılarına bırakırken; maç boyunca savunma yapan Fenerbahçe, son bölümde Johnson’ın baraja çarpıp yön değiştiren frikik atışıyla 1-0 galip gelen taraftı. Sezon sonunda ne Fenerbahçe dördüncülüğe üzüldü, ne de Galatasaray şampiyon olduğuna sevinebildi hakkıyla. Galatasaray - Fenerbahçe rekabetinin ne derece önemli olduğunu gözler önüne süren bir maçtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Haziran 1959, bir başka tarihtir tüyleri diken diken eden. Metin Oktay’ın “Top ve Ben” isimli kitabında hikâyesini tüm detaylarıyla anlattığı gol, göz dolduran cinsten. Bir yanlış anlaşılma sonucunda futbol hayatında ilk kez tribünlerden hakaret işiten Metin’e, o dönem Fenerbahçe’de yer edinmeye çalışan Avni bir tekme atar. Yediği tekmenin hışmıyla Avni’yi bir yumrukla yere deviren Metin’e, karşılaşmayı yönetmesi için Yugoslavya’dan getirilen hakem tarafından sahanın dışına çıkması işaret edilir. Daha sonra ortalık yatıştığında kararını geri alan hakem, ağlayarak çıkan Metin’i tekrar oyuna davet eder. Kendisine hakaret eden Fenerbahçe tribünlerini selamlayan Metin Oktay, oyuna girdikten birkaç dakika sonra sağ tarafta Nuri’nin pasıyla buluştuğu topa tüm gücüyle vurur, ve… Ağları delen golle, Milli Lig’in ilk final maçında tek golü Metin Oktay atar. Rövanş maçındaki galibiyetle ilk şampiyon Fenerbahçe de olsa, bugün hatırlanmayan bu şampiyonluk Metin’in bazukasına yenik düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin Oktay, 10 yıl sonra, 23 Ağustos 1969 tarihinde yaptığı jübile maçıyla futbola veda ederken, bu karşılaşmanın son 10 dakikasında her iki takım kaptanı birbirleriyle forma değişerek mesajların en güzelini vermişti. Böylece 10 dakikalığına Metin Oktay Fenerbahçe, Can Bartu da Galatasaray adına mücadele etmiş oldular. 24 Nisan 1996’da oynanan Türkiye Kupası finali  ikinci ayağında kupaya uzanan tarafın sarı kırmızılılar olmasının ardından “Ulubatlı” Graeme Souness, Kadıköy Fenerbahçe Stadyumu’nun santra noktasına Galatasaray bayrağını dikerek bir başka unutulmaz anın kahramanı olmuştu. 1987 yılında Galatasaray yarıştığı tüm branşlarda şampiyon olurken, Fenerbahçe ise 100. yılında Galatasaray’ı her branşta mağlup ederek taraftarına 17-0’lık bir mutluluk serisi yaşatmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde geriye genellikle olumsuz hatıralar bırakan derbinin geçmişteki müsabakalarında da tatsız olaylara rastlamak mümkün. 23 Şubat 1934’te Taksim Stadı’nda oynanan maç, futbol tarihine “Kavgalı Maç” olarak geçmiştir. O güne kadar hep centilmence geçen derbide iki oyuncunun didişmesiyle başlayan olaylar, iki takım futbolcularının yanısıra seyircilerin de dahil olmasıyla büyük bir kavgaya dönüşmüş; neticesinde tam 17 oyuncu, “ömür boyu men” cezasının da dahil olduğu ağır yaptırımlara uğramış ve sezon sonunda Beşiktaş şampiyon olmuştur. 25 Nisan 1955 günü Spor Sergi Sarayı’nda oynanan basketbol maçında da maçın bitimine 44 saniye kala, Galatasaray şampiyonluğa giderken Fenerbahçe sahadan çekilmiş, o dönem 3-0 kabul edilen hükmen galibiyet, averaj açısından sarı kırmızılıların şampiyonluğuna yetmemişti. Ancak kısa bir süre sonra alınan kararla şampiyonluk kupası ikiye bölünmüş ve o sezon iki şampiyon ilan edilmişti: Modaspor ve Galatasaray.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5765417847408267606?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5765417847408267606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5765417847408267606&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5765417847408267606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5765417847408267606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/03/ezeli-rekabet.html' title='Ezeli Rekabet'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S63CqGsUYwI/AAAAAAAACUE/p08hfD--Qo0/s72-c/%C4%B0lk+Derbi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-9043938393634755840</id><published>2010-02-10T17:23:00.007+02:00</published><updated>2010-02-10T17:54:38.797+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Yahu...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S3LWJIQW-fI/AAAAAAAACTQ/WEGyXtvf3M8/s1600-h/0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 238px; height: 350px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S3LWJIQW-fI/AAAAAAAACTQ/WEGyXtvf3M8/s400/0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436643152512874994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlle de "Hayır sadece Galatasaray'a yapılmıyor, Türkiye'deki futbolun gerçeği budur." mu diyeceğiz, her dakika? İlle de her şeyi en ince ayrıntısına kadar yazıp, yanlış anlaşılmaya müsait her yolu kapatmaya mı çalışacağız? Merak edene söyleyeyim. Kendi adıma Adnan Polat'ın açıklamasını pek sahiplenmiyorum. Politik bir açıklama olarak görüyorum hatta. Ama canımız yandı be kardeşim. Bakın fotoğraflara, çok yandı hem de. Demiyorum, demiyoruz ki başkasına yapılmadı. Ama canımız yanıyorken de önce bir "ah" diyelim, bırakın. Bu kadar fanatikliğin alemi yok ki. Bu kadar düşmanlığın, kompleksin alemi yok. Bu kadar refleksif hareketlere gerek yok. Savunma psikolojisi yaşamın her anında egemen olursa bir yerlerde de hücum anlayışı baş gösterir. Gösteriyor. Sonrası kısır tartışmalar, sonrası kısır döngü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bir ah diyelim, bir ayağa kalkalım da ondan sonra daha genelleyici de konuşuruz. Yine kendi adıma, herhalde söylemem gerekiyor, konuştum da bugüne kadar. Şu sayfanın arşivinde kasap havasını eleştiren kaç tane yazı var. Zaman geçirmeyi, sahtekârlığı... En çok da bizimkiler yapınca konuşmuşumdur. Ama bir Ömer'e milyonlarca insanın para karşılığı izlediği maçın zamanından çalarak hırsızlık yaptığı için lanet ettiğimde verilecek cevap hep bellidir: "Sizinkiler de şöyle yaptı! Taraftar psikolojisi, fanatizm; şu, bu..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sizin kendi fanatizminiz ama farkında değilsiniz. Ben bu sayfada Beşiktaş'ı da savundum,  sevmemek için onlarca nedene sahip olduğum ve sevmediğim Fenerbahçe'yi de. Haklı olduklarını düşündüm çünkü. Ama bugün bir tane yazıya, aklı başında bir sürü insan olarak "Galatasaray için" tamamen Galatasaray odaklı olarak yazdığımız, sadece Galatasaray tarafından yazdığımız bir tane yazıya twitterdan, bloglardan, oradan buradan sallıyorsunuz. Şu iki satırlık bildiriyi, Galatasaray - Fenerbahçe eksenine çekiyorsunuz. Yazanlara da fanatik damgası vurarak. Ama diyorum ya, kendi fanatizminiz. Üstelik çok belli ediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkede masum bir takım; yok! Yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kim ne derse desin, "Ama siz de..." ile başlayan cümleler kurmanın da alemi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mantaliteniz yüzünden "de" iki adım ileriye gidemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atın artık gözlüklerinizi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-9043938393634755840?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/9043938393634755840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=9043938393634755840&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/9043938393634755840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/9043938393634755840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/02/yahu.html' title='Yahu...'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S3LWJIQW-fI/AAAAAAAACTQ/WEGyXtvf3M8/s72-c/0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8763627953785440003</id><published>2010-02-09T16:22:00.004+02:00</published><updated>2010-02-09T17:37:51.113+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Körler Ülkesindeki Kasaphane</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Türk Futbolu’nda devrim yapmak isteyenler engelleniyor. Marka değeri peşinden koşanların atladığı ya da görmezden geldiği, Skibbe’yle başlayan Rijkaard’la devam eden, pasa dayalı modern futbol anlayışının oturmasını, Galatasaray’ın başarılı olmasını, Galatasaray’ın Türk Futbolu’na kazandıracaklarını istemeyenler var, güzel futboldan nefret edenler.&lt;/strong&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Pehlivan bir santrfor, kasap orta saha ve savunma oyuncularıyla, iyi mücadele ettiğine inanılan takımlar var hâlâ. Bileğe, ayağa, dize gelen sert müdahaleleri isteyen teknik adamlar var. Bunları televizyon ekranlarında alkışlayan, destekleyen yorumcular var. Bu yıldırma futboluna göz yuman hakemler var.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Artık yeter!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Futbol oynamak istiyoruz, sahada! Futbol oynamaya, pas yapmaya, sakatlık yaşamamaya uygun, adaletli bir ortam istiyoruz!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Haksızlığa karşı durma zamanı, Hagi ruhuyla! Arda’nın gerçekten kaptan olduğunu algılamasının zamanı, Metin gibi oynamanın, yenilmekten korkmamanın!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Galatasaray olduğumuzu hatırlamanın zamanı, Adnan Polat’tan Kapalı’sına!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Size sesleniyoruz Galatasaray sevgisini yüreğinde taşıyan herkese, sesinizi duyurun, isyan ateşine bir odun da siz koyun!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Güzel futbol oynamak için, haykırın, bağırın, çağırın, yazın!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türk Futbolu’nu, marka değerini, izlemek ve içinde yer almak istediğimiz bu ortamı kirletenlerden arındırmak adına, sessiz kalmayın!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kasap futbolcuları, buna prim tanıyan hakemleri, teknik adamları, alkışlayan yorumcuları yuhlayın!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Artık yeter!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Futbol oynamak istiyoruz, sahada! Futbol oynamaya, pas yapmaya, sakatlık yaşamamaya uygun, adaletli bir ortam istiyoruz!&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_L88uTH7hK68/S2a1UDd4J4I/AAAAAAAABHs/5uZu0FhQtAM/s1600/bragacanerinbacaginikir.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 375px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_L88uTH7hK68/S2a1UDd4J4I/AAAAAAAABHs/5uZu0FhQtAM/s1600/bragacanerinbacaginikir.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L88uTH7hK68/S2a1UZFZ2yI/AAAAAAAABH0/8Q2mdVd8Ezc/s1600/enginmemislerlucasneill.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 350px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_L88uTH7hK68/S2a1UZFZ2yI/AAAAAAAABH0/8Q2mdVd8Ezc/s1600/enginmemislerlucasneill.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img4.mynet.com.tr/spr3/baros-emre-18467_501.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 350px;" src="http://img4.mynet.com.tr/spr3/baros-emre-18467_501.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i48.tinypic.com/xeqw6q.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 375px;" src="http://i48.tinypic.com/xeqw6q.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i46.tinypic.com/2n8n3wg.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 400px;" src="http://i46.tinypic.com/2n8n3wg.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S3F_p7UxPBI/AAAAAAAACTI/zq3ppCJJQbQ/s1600-h/Keita.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 375px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S3F_p7UxPBI/AAAAAAAACTI/zq3ppCJJQbQ/s400/Keita.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436266583489068050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.alisamiyensokak.com/galatasaray/futbol/korler-ulkesindeki-kasaphane/"&gt;http://www.alisamiyensokak.com/galatasaray/futbol/korler-ulkesindeki-kasaphane/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8763627953785440003?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8763627953785440003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8763627953785440003&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8763627953785440003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8763627953785440003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/02/korler-ulkesindeki-kasaphane.html' title='Körler Ülkesindeki Kasaphane'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_L88uTH7hK68/S2a1UDd4J4I/AAAAAAAABHs/5uZu0FhQtAM/s72-c/bragacanerinbacaginikir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5490767943525583589</id><published>2010-02-01T20:00:00.001+02:00</published><updated>2010-02-01T20:22:05.522+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>"Beşiktaş Taraftarına Çağrı"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2cV2p7VJpI/AAAAAAAACTA/2lAmxbWY6wc/s1600-h/452-bjk_logo2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 203px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2cV2p7VJpI/AAAAAAAACTA/2lAmxbWY6wc/s400/452-bjk_logo2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433335504157615762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Demişler ki Beşiktaşlılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Biz Beşiktaşlıyız&lt;br /&gt;Sizin Olsun Oyunuz&lt;br /&gt;Cuma 20:15'te&lt;br /&gt;Kutlayın Artık Biz Yokuz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Var Mısınız&lt;br /&gt;Yokluğunuzu Hissettirmeye..?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Beşiktaş taraftarı tarafından samimiyetini, aşkını ortaya koyan tüm Beşiktaş taraftarına çağrıdır; bulunduğumuz tribünleri 15. dakika itibariyle terk ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı Tribün: Eski Açık Tarafında&lt;br /&gt;Eski Açık 1: Kapalı Tribün Tarafında&lt;br /&gt;Eski Açık 2: Numaralı Tribün Tarafında&lt;br /&gt;Numaralı: Bireysel&lt;br /&gt;Yeni Açık: Kapalı Tribün Tarafında yer alıp çıkışa yönelebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://eksibesiktas.blogspot.com/2010/02/besiktas-taraftarna-cagr.html"&gt;http://eksibesiktas.blogspot.com/2010/02/besiktas-taraftarna-cagr.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/event.php?eid=275980124191"&gt;http://www.facebook.com/event.php?eid=275980124191&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engellemek için kapıları kapattırmak dahil her şeyi beklerim rant dolu düzenin pasta yiyenlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu müthiş tepkiyi layıkıyla yerine getirmelerini de cân-ı gönülden dilerim. Beşiktaş tarihinin en kısa süren dönemi bu olur umarım. Ve durduramazlar Beşiktaşlıların coşkun akan selini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalben orada olacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5490767943525583589?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5490767943525583589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5490767943525583589&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5490767943525583589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5490767943525583589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/02/besiktas-taraftarna-cagr.html' title='&quot;Beşiktaş Taraftarına Çağrı&quot;'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2cV2p7VJpI/AAAAAAAACTA/2lAmxbWY6wc/s72-c/452-bjk_logo2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4601167096512880747</id><published>2010-02-01T10:15:00.001+02:00</published><updated>2010-02-01T20:12:34.541+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>Dibin Dibi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2aNEMukKHI/AAAAAAAACS4/IgF3UFuVOB8/s1600-h/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m+Demir%C3%B6ren.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 275px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2aNEMukKHI/AAAAAAAACS4/IgF3UFuVOB8/s400/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m+Demir%C3%B6ren.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433185103744608370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şu anda mutlu olmalıyım belki. Rakibimin düştüğü hâle bakıp kendi hâlime şükretmeliyim. Gülmeliyim, eğlenmeliyim bir iki sene daha "Kabare Beşiktaş"ı izleyeceğim için. Duruma bu şekilde bakmak, beni kötü insan yapmaz. Taraftarlığın ruhunda vardır bu; rakibinin kötülüğünü istemek. Böyle de olmalı hatta; rakibin ne kadar kötüyse sevdiğin renkler o kadar iyi gözükür çünkü dışarıya. Dolayısıyla, Yıldırım Demirören'in seçilmesi olumsuz hiçbir duygu yaşatmamalı bana. Sonuca, malumun ilanına bakıp bakıp oh olsun demeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapamıyorum. Yıldırım Demirören'in seçimi çok rahat bir şekilde kazanacağını, bizzat seçim ekibinden birinin ağzından duymama rağmen, hayal kırıklığı yaşıyorum. Bu bakış açısına sahip olamazdım belki, Özhan Canaydın dönemini yaşamasaydım. Ama yaşadım. 6 senelik bitmek bilmez bir çilenin tam ortasındaydım. Umudumu kaybettiğim anlar oldu. Dahası, bu anlar kronikleşmişti artık. Galatasaray'ın olduğu yerde umut bitti bitecekti. Bir şekilde kurtulduk. Mevcut yönetim, hayalimdeki Galatasaray Yönetimi değil belki; ama Galatasaray'ı yönetilebileceği en iyi şekilde yöneten, son derece başarılı bir ekip. İçinde bulunduğumuz futbol ortamında olabilecek yönetimlerin en iyisi. Dolayısıyla, bugün bu konuda içim rahat. Bu şekilde devam ettikçe, ben ütopik düşüncelerimi belki bir elli sene daha içimde yaşatmaya hazırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatım boyunca yerel ya da genel seçimlerde oy kullanacağımı tahmin etmiyorum. Çıkarsa inandığım bir adam, suya yazı yazar bağımsız adaya oy atarım belki. Kötünün iyisini seçmek bana göre değil çünkü. Yarın oy attıklarımın yapacaklarında vicdanım sızlamasın isterim. İçim rahat olsun isterim. Ama eğer ki Galatasaray Kongre Üyesi olabilseydim, 2006 seçiminde Özhan Canaydın'ın karşısında kim olursa olsun, oyumu ona atardım. Kim olursa olsun. Aklınıza gelecek en uç örnek kabulümdür. Çünkü hiç kimse daha kötü yönetemezdi kulübü. Kimse daha küçük düşüremezdi Galatasaray'ı. Dibe vurmuştuk, daha ötesi yoktu. Varsa da, Galatasaray'a bu kadar kötülük yapan bir adama tekrar güvenoyu vermekten iyiydi. O sene Yiğit Şardan çıktı aday olarak. Hakkında hiçbir fikrim yoktu; ama eşi, çocuğu ne kadar istiyorsa onun seçilmesini ben de o kadar istiyordum. En uç örnek dedim ya, mevcut kongre bünyesinden bahsediyorum elbette, Turgay Kıran da olsa aynı şekilde isterdim. Yarın ona da muhalefet ederdim, ama oyumu da verirdim. Galatasaray'ı mahveden adam gitmeliydi, sonrasına bakardık. Farkındayım, bir çelişki var, aynı bakış açısı siyasi seçimlerde de geçerli olabilir; geçerlidir hatta. Buna da Galatasaray'ı daha çok sahiplendiğim için der geçerim. Kaldı ki, geçen sefer onun da istisnasını yaptım. Bir daha yapacağımı tahmin etmiyorum sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 Mart'ında Özhan Canaydın tekrar Başkan seçildiğinde, Galatasaray'la ilişkim kalmamıştı. Sahadakini izlemek, onunla sevinip onunla üzülmekten bahsetmiyorum; onlar her zaman bakidir elbette. Ama kulüp, benim kulübüm değildi. Ele geçirilmişti. Onlar da benim kulübüm olduğunu iddia etmiyorlardı zaten, sürünün içinde bir koyundum onlar için. Kendileri de çobanlarımız... Bilmiyorlardı ki o 1616 kişi, asıl sürüydü de kendi çobanlarını kendi iradeleriyle seçiyorlardı. Bu yapı bugün de değişmiş değil, aynı insanlar orada. Ali Sami Yen'e gelmeyen, gelmeyi geçtim maçları izlemeyen, Galatasaray yayınlarını takip etmeyen, yani "Galatasaraylı" olmayı yalnızca bir statü olarak gören insanlar hâlâ orada; ki bu Galatasaraylılık da bizim bildiğimiz Galatasaraylılık değil elbette. Sadece koyun demek biraz eksik aslında, kendi çıkarları için de seçtiler abilerini. Herneyse. Bunları konuşmanın zamanı değil şimdi. Mart ayında belki, ki görünen o ki ihtiyaç olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayanamıyor insan o kabus dolu günlerin konusu geçince iki laf etmeden. Burası da serbest bir alan, planın dışına çıkmamın bir sakıncası yok. Ama şimdi konuya dönmüş olayım. "Özhan Canaydın vs kim olursa olsun" eşleşmesinde ikinci kişinin tarafında olduğumu söylememin nedeni, bugün yaşananlar elbette. Koskoca Beşiktaş camiası, tüm zamanların en kötü başkanının karşısına çıkara çıkara Murat Aksu'yu çıkarabildi. Murat Aksu, Beşiktaş'a yakışan bir başkan değil elbette. "Beşiktaşlı duruşu" denilen şeyin çok uzağında. Ama bugün sandıktan çıkan isim o olmalıydı. İyimser olup bir şeylerin düzeleceğini umarsak, iki sene sonra çok kötü duygularla yollar ayrılmalıydı ama bugün de aynısı Yıldırım Demirören'in başına gelmeliydi işte. Ortaya çıkan sonuç, "taraftar ne derse desin, biz durumdan memnunuz" olmamalıydı. O taraftar ki kulübün gerçek sahibi. Olmasa hiçbiriniz olmaz. Ki, Beşiktaş'tan söz ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Serdar Bilgili'nin gidişi sorgulanmaya başladı. Muhtemelen hep sorgulanıyordur da, bugünlerde gündem gereği bu konuşmalar yoğunlaştığı için ben görüyorumdur. Serdar Bilgili de Beşiktaş'a yakışan bir başkan değildi. Başarılıydı, ancak gerçek bir Beşiktaşlının hayalindeki başkan da olmamalıydı. Değildi de zaten ve bahane ettiği küfürlerle gönderilirken kimsenin sesi öyle çok fazla çıkmamıştı. Utandırmıştı çünkü Beşiktaşlıları. Bugün "Serdar Bilgili kalsaydı..." deniyorsa, bu Serdar Bilgili'nin Beşiktaş'a yakışan adam olmasından değil; Beşiktaş'ın artık dibin dibini görmesinden kaynaklanıyor. Zamanında bizim gördüğümüz gibi. Bu nedenle, Murat Aksu dahi olsa umutların bağlandığı kişi, bu tavrı haklı buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kara günlerde, Özhan Canaydın için "Geç bir altı sene de Fenerbahçe'yi yönet, eşit şartlarda yarışalım" diyorduk. Bugün dileğim, Beşiktaş'ın bu Yıldırım Demirören illetinden önümüzdeki üç seneyi beklemeden bir şekilde kurtulması ve rakibimi güçlü bir şekilde karşımda görmek. Okuyan Beşiktaşlı dostlarım olursa, kızmasınlar "Biz bu hâlimizle bile şampiyon olduk, söz söylemek size düşmez." diye. Biz de olduk, kastettiğim o değil. Benim Galatasaray'a o günkü aidiyetimle, bugünkü aidiyetim farklı. Bugün Beşiktaşlılar için de durum bu; kimbilir kaç Beşiktaşlı kombine kırıyor... Kastım bu. Samimiyetle, bu çilenin bitmesini diliyorum. Tabii burada iş taraftara düşüyor diye bitirilebilirdi. Ama "Hangi taraftar?" sorusu geliyor oturuyor insanın aklına. Gerçek taraftarın sesi çıkmıyor, çıkamıyor, çıkarılmıyor. Sesleri internet ortamında sıkışıp kalıyor. Sesi çıkanlar da... Yok işte birbirimizden farkımız. Dün hepsini biz yaşadık, bugün onlar. Yarın tekrar ibrenin bize dönmeyeceğini kim söyleyebilir? Bu yüzden üzülüyorum işte. Benim yaşadıklarımı, bizim yaşadıklarımızı başkaları yaşamasın istiyorum. İstiyordum. Ama gördük ki daha bitmemiş çileleri. Yeterdi, hakikaten yeterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2aM-ZmKTQI/AAAAAAAACSw/yOptbwAnKes/s1600-h/Be%C5%9Fikta%C5%9F+Se%C3%A7im+2010.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 250px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2aM-ZmKTQI/AAAAAAAACSw/yOptbwAnKes/s400/Be%C5%9Fikta%C5%9F+Se%C3%A7im+2010.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433185004119805186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şu fotoğraflara bakın. Herkes gülüyor. Hepsi gülüyor. Bu insanlar Beşiktaş'ı temsil ettikleri iddiasında. Ama Beşiktaşlı ağlıyor. Ner'den baksan tutarsızlık, ner'den baksan ahmakça...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4601167096512880747?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4601167096512880747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4601167096512880747&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4601167096512880747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4601167096512880747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/02/dibin-dibi.html' title='Dibin Dibi'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2aNEMukKHI/AAAAAAAACS4/IgF3UFuVOB8/s72-c/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m+Demir%C3%B6ren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8735435629858763676</id><published>2010-01-29T10:09:00.002+02:00</published><updated>2010-01-29T10:12:13.821+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Shabani Nonda'nın Ardından</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2KXr6OYLuI/AAAAAAAACSo/6CeeXzEoCeE/s1600-h/news_manset_resim_fk_Nonda_FB_Gol01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2KXr6OYLuI/AAAAAAAACSo/6CeeXzEoCeE/s400/news_manset_resim_fk_Nonda_FB_Gol01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5432070881181970146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk geldiği günü hatırlıyorum. Vize ya da final dönemi, çıkar ilişkileri; toplanmışız arkadaşların evinde, ders çalışacağız hesapta. Olmuyor. Bütün gece başka işlerle geçiyor. Bu sabah da dahil olmak üzere evim dışında kaldığım her gecenin ardından başıma gelen, o gün de geliyor; iki üç saat önce uyumama rağmen, sabahın körü bile olmadan uyanıyorum. Birkaç saat geçiyor, televizyonda "Nonda Galatasaray'da" haberi. Yanlış hatırlamıyorsam, ilk kez o anda haberim oldu bu transferden. Sinmedi içime, daha iyisini bekliyordum. Galatasaray'ın yıllar sonra ilk şaşaalı transfer dönemiydi çünkü. Aslında çok önce değil, Blackburn Rovers'tayken McCarthy ve Nonda için düşünmüştüm: "Böyle adamları Türkiye'ye getirmek zor iş değil, ama o vizyona sahip değiliz ki işte." Ama ne yalan söyleyeyim, gelmeden önceki mesela son 6 ay, adını bile duymuşluğum yoktu. Bugün Mohammed Kallon neyse benim için, o gün de Nonda bir parça ötesiydi işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzleyemiyordum Galatasaray maçlarını, uzaktaydım. Kuduruyordum, izleyemiyordum. Maçtan saatler sonra internete düşen özetlerle idare etmeye çalışıyordum. 6-0 biten Konyaspor maçı ilk maçıydı Nonda'nın; attığı 2 gol ve yarattığı gollük pozisyonlarla şok yaşattığı yalnızca ben değilimdir herhalde. Knup, Christian ekolünden; asla bekleneni veremeyecek ve sezon sonunda gönderilecek bir eski dünya yıldızını beklerken, topu ayağına yapıştıran, son derece güçlü, paylaşımcı ve futbol aklı gelişmiş bir adam çıkınca karşıma... Tamam, demiştim, forvet bu. Galatasaray'ın, top tekniği bu denli yüksek ilk forvet oyuncusuydu herhalde, Kubilay'dan sonra. O sezon 90 dakikasıyla izleyebildiğim ilk maç, seyircisiz Beşiktaş derbisiydi ve Nonda'nın bir kez daha hayranı olmuştum. O sezon 14 gol attı. Biri Galatasaray'ı şampiyon yapan ve ömür boyu hatırlanacak gol, hani Nonda'nın artık aramızda olmayacağını öğrendiğimiz an gözümüzün önüne gelip de içimizi sızlatan; biri de tamamen kişisel olarak benim için anlamlı başka bir gol. O sezona dair aklımda kalan tek olumsuzluk, bir sonraki final döneminde, yine aynı evde izlediğim Bordeaux maçında kaçırdıkları... Tabii bir de Leverkusen var ki, şimdi hatırlayınca içim bir daha acıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009, Baros'un da gelmesiyle birlikte kötü bir yıl oldu Nonda için. Nonda'yı izleyen bizler için de açıkçası. Sezon sonunda gönderilmesini bekliyordum, hatta veda bile etmiştim &lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2009/05/veda.html"&gt;bu sayfadan&lt;/a&gt;, ama çok da mutlu oldum kaldığı için. O da ligin ilk yarısında Galatasaray adına rakip takımların filelerini en çok havalandıran iki oyuncudan biri oldu Kewell ile birlikte. Ne gariptir ki, bugün Giovani dos Santos gibi belki de bu ülkenin futbol tarihinin en büyük transferi olma potansiyeli taşıyan bir adam geldiğinde; bu iki oyuncudan hangisinin gönderileceğini tartışır olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış mıydı? Hayır aslında. Kewell gönderilseydi dahi, altında mantıklı sebepler arayabilirdim. Bu kararı verenlere güvenim tam olduğu için, sorgulamanın ötesine geçemiyorum pek; aynı fikirde olduğumda seviniyorum sadece. Aslında Leo Franco'nun gitmesini tercih ederdim, kalede Fenerbahçe modelinin artık yürürlüğe konması gerekiyor çünkü. 1992'de Schumacher gittiğinden beri Milli Takım'ın kalesi Fenerbahçe'nin ve bu da onlara ekstra bir yabancı hakkı olarak dönüyor. Ufuk, bu potansiyeli gördüğüm bir kaleci. En azından bugüne dek Leo'nun yerine oynasaydı en kötü ihtimalle çok şey değişmezdi. Ama maddi şartlardan dolayı olabilir, Avrupa Ligi'nde tecrübesine ihtiyaç duyacağımız için olabilir; Leo Franco'nun yerine Nonda tercih edildi. Yapılanı yanlış bulmuyorum, benim de ikinci tercihimdi; dahası o kararı vermek bana kalsaydı belki ben de Leo'yu takımda tutmayı tercih edebilirdim. Ama Nonda, hakikaten güzel bir adam olmasının yanısıra, azalan gücü ve dönmeyen beline karşın hâlen sahip olduğu futbol aklıyla bu takım için yararlı işler yapabilirdi. Yapıyordu da. Ama buraya kadarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara transfer dönemi nasıl geçti? Mükemmel. Jo ve Gio, Şampiyonlar Ligi Şampiyonu bir takımın kadrosunda olabilirler, o seviyedeler. Neill, beklediğim transfer değildi ama "en az" Tomas kadar yararlı olacağına, Galatasaray'dan ayrıldığında iyi hatırlanacağına eminim. Giden oyunculardan Serkan ve Alparslan, sezonun geri kalanında "Ah şimdi o olsaydı..." diyeceğimiz türden oyuncular değil. Nonda da öyle. Yine de insanız, duygularımızla varız ve ayrılıklar üzüyor insanı. Kimse gelmemiş olsaydı dahi Nonda'nın gittiğine bayram edecek dostlarım ve büyüklerim var yakın çevremde; ben öyle olamıyorum. Ben attığı bir golle bir şampiyonluğu bir fotoğraf karesiyle simgeleyen, o golden sonra Özcimbomlu'ya koşan, tüm takım tarafından sevilen, yedek kaldığında hiç sorun çıkarmayan, taraftarla (ama yuhalayan zavallılarla değil, gerçek taraftarla) son derece güçlü bir iletişim kurmayı başarabilen, samimiyetine inandırabilen, yardımsever, duyarlı ve ahlâklı bu adamı seviyordum. Ve öyle ya da böyle, üzgünüm bugün. Sevincim daha fazla olsa da, üzgünüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey için teşekkür etmekten başka bir şey gelir mi ki elden? Ali Sami Yen'de şöyle güzelcene bir uğurlayamadıktan sonra...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8735435629858763676?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8735435629858763676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8735435629858763676&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8735435629858763676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8735435629858763676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/01/shabani-nondann-ardndan.html' title='Shabani Nonda&apos;nın Ardından'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2KXr6OYLuI/AAAAAAAACSo/6CeeXzEoCeE/s72-c/news_manset_resim_fk_Nonda_FB_Gol01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8186625483009467177</id><published>2010-01-27T16:00:00.001+02:00</published><updated>2010-01-27T16:02:48.876+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>"G"iovani Dos "S"antos</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2BHFqT5zsI/AAAAAAAACSg/t6CgnSpyHRQ/s1600-h/article-1023015-0149868600000578-583_468x365.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 312px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2BHFqT5zsI/AAAAAAAACSg/t6CgnSpyHRQ/s400/article-1023015-0149868600000578-583_468x365.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431419313191505602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Vakit bulabilirsem dolacak bu fotoğrafın altı...)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8186625483009467177?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8186625483009467177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8186625483009467177&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8186625483009467177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8186625483009467177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/01/giovani-dos-santos.html' title='&quot;G&quot;iovani Dos &quot;S&quot;antos'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S2BHFqT5zsI/AAAAAAAACSg/t6CgnSpyHRQ/s72-c/article-1023015-0149868600000578-583_468x365.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-9177961284878016961</id><published>2010-01-22T16:00:00.000+02:00</published><updated>2010-01-22T16:05:38.514+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Harry Kewell... ... ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S1mwaGus0UI/AAAAAAAACSY/mfEQtoAdEXk/s1600-h/Harry+Kewell.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 218px; height: 298px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S1mwaGus0UI/AAAAAAAACSY/mfEQtoAdEXk/s400/Harry+Kewell.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429564788301418818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu kadar birbirine zıt duygu üst üste binince ciddi anlamda dengesizleşiyor insan. Bir yandan transferlerin sevinci; Jo geldi, Gio geliyor diye duyulan heyecan, diğer yandan Harry Kewell'ın sakatlığına duyulan üzüntü ve buna yol açan etmenlere büyüttüğümüz öfke. İnanamıyorum. Baros'u özlemiş, ona kavuşmayı beklerken; kavuşamadığımız gibi yanına bir de Kewell'ın eklendiğine inanamıyorum. En büyük rakibimizi kendi içimizden çıkarabildiğimize inanamıyorum. Bir değil, iki değil, üç değil, beş değil, on değil. Çıldırmamak işten değil. Atletico Madrid maçında kim oynayacak şimdi ileride? Santrforumuz kim olacak? Tur zora girdi, ek olarak bu kadar sevdiğimiz bir adamı iyi ihtimalle 2-3 ay izleyemeyecek, Ali Sami Yen'de Daddy Cool diyemeyecek, maç sonu bu adamın konuşmalarını dinleyemeyecek olmamız ayrı bir üzüntü vesilesi. Aklıma kötü kötü şeyler geliyor, elimizden ise her şeyin olabileceği en iyi şekilde ilerlemesini ummaktan bir şey gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olacak iş değil hakikaten. Daha kötüsü olamazdı... Çok üzüldüm. Çok üzüldük.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-9177961284878016961?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/9177961284878016961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=9177961284878016961&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/9177961284878016961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/9177961284878016961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/01/harry-kewell.html' title='Harry Kewell... ... ...'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S1mwaGus0UI/AAAAAAAACSY/mfEQtoAdEXk/s72-c/Harry+Kewell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-3529182226681898508</id><published>2010-01-16T17:55:00.000+02:00</published><updated>2010-01-16T17:56:06.017+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Küçük Adamlar</title><content type='html'>Bu kaçıncı hiç burada olmaması gereken yazı, bilmiyorum. Her defasında farklı bir başlık aramaya gerek yok. Bizden öncekiler işimizi kolaylaştırıp adının başına ekleyivermişler zaten. Sıfatı batasıca bu Küçük adam, bu işin içindeki en ahlaksız, en mide bulandırıcı kişi olduğunu her yeni günde bir kez daha kanıtlıyor bizlere. Yıllar boyunca hastalıklı anlayışlarını bizim Galatasarayımızın içine bulaştırdılar. Galatasaray'ın şanından yediler. Bazısının artısı eksisine ağır bastı, biz de bağrımıza taş, güzelliklerle uğurladık; bazısı da onun gibi defolup gittiler. Eğitimsizdir halkımızın geneli, ayrıntı da bilmezler. Dolayısıyla eminim ki bu defolup gidenler de bugün hâlâ birçok yerde yüksek oranda saygı ve sevgi görürler. Ama bilsinler ki saltanatlarının sonuna geliyorlar, gelecekler. Ancak kendileri kadar kirli gazete sayfalarında yer bulabilecekler kendilerine bir süre; sonra sahipleri bakacaklar ki üç kuruş etmiyorlar, onlar da yol verecekler. Bugün sırtından geçirip aynı yerden bıçakladıkları Galatasaray'dan kazandıkları para yedi cedlerine yeter, o ayrı. Ama insanlar bilinçlendikçe gördükleri sevgi ve saygı, yerini acıma duygusuna bırakacak.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senelerce yabancı düşmanlığından beslendiniz. Hem aç gözlü, hem örümcek kafalı, hem cahil, hem de ırkçısınız çünkü. Dedim ya, kendinizdekilerden sonrakilere de bulaştırmak için hastalıklarınızı, elinizden geleni ardınıza koymadınız. Gün gelecek hep beraber karantinaya alınacaksınız; tüm kalbimle inanıyorum. Daha fazla yayılamayacaksınız. Dün Jardel'e, Meira'ya ve hatta Lincoln'e karşı çok başarılı oldunuz. Ama bugün Baros'umuzu, Elano'muzu, Keita'mızı, şimdi tıpkı zamanında Hagi'nin yaptığı gibi sesinizin çıkmasına engel olan Kewell'ımızı harcayamayacaksınız. Sevmemize engel olamayacaksınız onları. Dezenformasyonunuza devam edemeyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben kendimi bir konuda eğittim zaman içerisinde. Sevmediğimi, saygı duymadığımı takip etmiyorum. Merak da etmiyorum. Ne gazete okuyorum, ne televizyon izliyorum. Bu insanların ne kustuklarını oradan buradan karşıma çıkınca görüyorum ancak. Keşke hiç görmesem. Keşke hiç kimse önemseyip okumasa da acıyıp geçebilsem. Bozmasam kendimi de yazmasam bu satırları. Ama bugün yazalım ki yarın görmeye bile gerek kalmasın. Beşiktaşlısı, Fenerbahçelisi, Bursasporlusu, Eskişehirsporlusu; herkes yükseltsin sesini ki yok edelim bu pislikleri çok sevdiğimiz futbolun içinden. Küçük, sadece bir sembol. "En"li sıfatlar kullandım belki kendisi için ama kendim bile şüpheliyim. Oralarda olmasını sağlayanlardan daha yoksun olamaz ahlaktan elbette. Yanında İlker Yasin var, başında Ercan Saatçi, onun da başında başkaları... Erman'ı, Sinan'ı, Selçuk'u, Gökmen'i, Serhat'ı, bir sürüsü... Biz sesimizi yükseltelim ki gün gelsin kesilsin onlarınki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu hoş olmayan satırlar için de özür dilerim herkesten.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-3529182226681898508?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/3529182226681898508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=3529182226681898508&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3529182226681898508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3529182226681898508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/01/kucuk-adamlar.html' title='Küçük Adamlar'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8214299982729552509</id><published>2010-01-14T01:13:00.004+02:00</published><updated>2010-01-14T01:19:00.133+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Lucas Neill</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S05UH2CEOmI/AAAAAAAACSQ/m223SKhSPp0/s1600-h/Neill.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 346px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S05UH2CEOmI/AAAAAAAACSQ/m223SKhSPp0/s400/Neill.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426367094768024162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sezon başında epey istiyorduk. Şimdi oldu. Çok da güzel oldu. Tam beklediğim tarzda bir transfer. Orta vadeli... Hayırlı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki transfer birden oldu. Aynı anda 2010-11 sezonu için Kewell'ı transfer ettik demektir bu. O da hayırlı olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8214299982729552509?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8214299982729552509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8214299982729552509&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8214299982729552509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8214299982729552509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/01/lucas-neill.html' title='Lucas Neill'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/S05UH2CEOmI/AAAAAAAACSQ/m223SKhSPp0/s72-c/Neill.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4594033177436142022</id><published>2010-01-08T16:11:00.000+02:00</published><updated>2010-01-08T16:11:53.018+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>"Sizdeki Şu Galatasaray Nefreti"</title><content type='html'>Polemik yaratmak değil niyetim. Sadece şaşkınım ve şaşkınlığımı paylaşıyorum. Bunu yapmak için de, üstünden yola çıktığım yazının yorum alanını değil, burayı seçtim. Açıkçası o yazının altına bir şey yazmak gelmedi içimden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim, Ekşi Beşiktaş'taki "Şaibesaray / Galatasaray" başlıklı yazı. Öncelikle başlıktan başlamalı herhalde. Spor, artık bloglardan takip ediliyor diyoruz. Yüzlerce, binlerce insan gazetelerin yalan dolan, hesap ve çıkar dolu sayfaları yerine blogları takip ediyor. Deniyor ki, burada gerçek sporseverler, gerçekten hissederek ve özenerek son derece kaliteli yazılar çıkartıyorlar ortaya. Ekşi Beşiktaş da bu şartları sağlayan bir site bana göre. Hiç şüphesiz, futbol blogları içerisinde en başarılılarından biri. Peki nedir bu başlık? Şaibesaray, Eziktaş, F5, 6S, 7B, 8JK... Bu mudur yani? Fanatik, Fotomaç deyip bel altı vurmayacağım. Ama bu mudur jargon? Yakışık alıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal Nalga vakası hakkında fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Gerçekleştiği dönemde ne kadar utanç verici bir hadise olduğunu sadece ben değil, fanatizmden gözleri kararmamış bütün Galatasaraylılar yeterince vurgulamıştı. Hepimizin istediği, Galatasaray'ın ligden çekilmesi ve önümüzdeki sene altyapıdan yetişen genç sporcularıyla en alt kademeden tekrar yola koyulmasıydı. Ve yalnızca birkaç yıl sonra Galatasaray ahlakını özümsemiş bir ekiple de geri dönmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray ahlakı dedik, bu noktada fanatik zihniyetler bir mola verip, "ne ahlakıymış efendim, Şaibesaray ahlaksızlıktır" mealinde düşünceler içerisine giredursunlar; biz devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skandalın ardından, Galatasaray Yönetimi takımı ligden çekmedi  ve üzüldük. Belki kendilerince haklıydı bu kararı verenler de. Gerekçeleri vardı: Çok büyük ekonomik yük, oyuncuların düşeceği durum, Galatasaray adının zedelenmesi... Ama aslında durum tam tersiydi. Galatasaray adı, ahlaksızlıkla yan yana geldikten sonra ancak bu şekilde zedelenmezdi. Yücelirdi hatta; açık ve net. Kulüpten yapılan duyuru, sorumluların görevine son verilmesi ve olaydan haberi bile olmayan Yiğit Şardan'ın istifası da doğru adımlardı; ancak sonuncusu hariç her kulüp de aynı duruşu sergileyebilirdi. Radikal olunamadı. Ve kaderimiz, Federasyon'un ellerine bırakıldı. Kendi cezasını kendisi vermeliydi oysa Galatasaray. Hem de en büyüğünden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basketbol yönetmeliklerini bilmiyorum. O yüzden birçok kişi gibi atıp tutmayayım. Ama vicdanımın yönetmeliklerinde işlenen suçun cezası küme düşürülmekti. Düşürülmedi Galatasaray ama verilen ilk ceza, bundan da ağırdı. O dönemde "Galatasaray düşmanı" olmakla suçlandı Federasyon. Direkt öldürmektense, süründürürek öldürmeyi tercih ettiler; denildi. Ne garip, bugün bu cezanın hakikaten çok saçma olan kısmı kaldırıldığında bu kez "Galatasaray uşağı" oldu aynı Federasyon. İşte benim üzerinde konuşmak istediğim, bu bakış açısı. Sözümü sakınmayayım; acziyettir bana göre. Rengi sarı kırmızı, sarı lacivert, siyah beyaz ya da bordo mavi olmuş; ya da yeşil beyaz ya da herneyse. Acziyettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki yapabiliyorum, belki yapamıyorum ama her zaman için uğrunda çaba verdiğim bir şey var. Yüzde yüz objektif olmak. Kendi sahip olduğumuz gözlüklerle değerlendirmemek hayatı. Zor bir şey bu. Taraf olup da tarafsızmış gibi düşünebilmek; kolay iş değil. Ancak kendini kandırıyor olma ihtimalinin vereceği rahatsızlık herkesi bu zoru başarmaya itmeli. İtmiyor. Dünyayı bilmiyorum ama Türkiye'de herkes her şeye kendi penceresinden bakıyor. Buradan başlıyor diyemem ama Türkiye'deki bütün çözümsüzlüklerde bu özelliğimiz çok büyük rol oynuyor. Türk - Kürt, AKP - CHP ya da bilimum işe yaramaz parti; veyahut da Fenerbahçe - Galatasaray. Ne kadar sorun varsa, tek taraflı bakış açılarımız tarafından körükleniyor. Çözüleceği varsa da çözülmüyor yani. Kendi evinin önünü süpürmeyenler, mahalledeki pisliğe de değil, direkt komşu evin pisliğine lanet ediyor. Ve daha kötüsü görmüyor kendi pisliğini. Kandırıyor kendisini. Ve de en kötüsü; kandırdığının farkında bile değil. Acziyetinden haberi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes bir şeylerle gurur duyuyor bu ülkede. Türk olmaktan; İstanbullu, İzmirli, Kayserili, Erzurumlu, Sivaslı olmaktan; Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Bursasporlu, Ankaragüçlü, Sarıyerli olmaktan; Müslüman olmaktan; çalıştığı yerden, mevkisinden, her şeyden... Bugüne kadar gittiğim her okulda, öğrencilerin büyük bölümü en iyi okulun onlarinki olduğu düşüncesinde oldu. Kadıköy Anadolu poları yaptırılmıştı da yüzlerce adam her allahın günü onu giyiyordu okul dışında. Gururluyuz hesabı. Okula gelince çıkarılıyordu çoğu. Komikti. Aynı kişiler bugün üniversiteleriyle gurur duyuyorlar. Bir yerde çalışanlar, çalıştıkları yerle  falan duyuyorlardır herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ki yine anlıyorum, zaman zaman gurur verebilir insana kendi başardıkları. Ama insan doğuştan sahip olduklarıyla gurur duyar mı yahu? Ne hakla duyabilir? Misal Türk olmanın nesiyle gurur duyulabilir? İngiliz olmayı biliyor musun da Türk olmaktan gurur duyuyorsun? Hayatının hiçbir döneminde Ganalı oldun mu? Veya düşündün mü Ganalı olmak nasıl bir şey? Onlar da gurur duyuyorlar. Neden? Bilmiyorum. "Kendini beğenme, büyüklenme, benlik, kibir" diyor TDK "gurur" için. Ben Türk olmak için ne yapmışım da olduğum için kendimi beğeneyim? İnsanın yaşadığı ülkeyi, insanını, gelenek ve göreneklerini, tarihini sevmesi başka, gurur başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi adıma konuşayım. Kişisel değil toplumsal ilişki ve sıfatlardan söz etmek gerekirse; aidiyet duyduğum tek yapı Galatasaray. Hayatım boyunca Galatasaraylı olduğum için gurur duyduğumu düşündüm hep. Aslında gurur değildi hissettiğim, başka bir şeydi de gurur diyoruz biz ona. "Ne mutlu ki Galatasaraylıyım" diyorum, bunu da çok sık düşünüyorum ama bunun adı gurur mudur, tam emin değilim. Ayrıca uzun uzun konuşulabilir, ancak biz şimdilik gurur deyip geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaraylı olmaktan gurur duyulabilir. Beşiktaşlı olmaktan da. Ve haklı da olabilir bu gurur. Ancak yanlış saat, doğruyu da gösterebilir. Çoğunlukla böyle oluyor. Galatasaraylı olmaktan gurur duyan adam, diğer takımlara gönül gözüyle baktığı için o şekilde hissediyor.  Gerçekleri görmüyor. Galatasaraylı olmaktan gurur duymak için, diğer takımlara da aynı hizadan bakmak, aradaki farkı görmek lazım. Beşiktaşlılık için de, aynı şekilde. Galatasaray'ın başka, Beşiktaş'ın başka özellikleri, başka farkları vardır gurur duyulacak. Ama önce bakmak ve görmek lazım. Bilinçsizce gurur duymak, saçmalıktan ibaret kalacaktır. Galatasaray ya da Beşiktaş, gurur duyulacak takımlar olsa da o duyulan gurur yanlış olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ı tanımak için, Fenerbahçe'yi de Galatasaray kadar bilmek gerek. Dahası, Galatasaray'ı bir de Fenerbahçeliden dinlemek gerek. Dinlemek, söylenenler üzerine düşünmek. Tek şart, karşıdakinin de gözünün fanatizm tarafından karartılmamış olması. Galatasaray'ı Galatasaraylıdan dinlemek, Türk'ün Türk'e propogandası dediğimiz şeyden öteye geçmez belli bir yerden sonra. Hepsini bilip, Galatasaraylılıkla yine gurur duymak... Asıl gurur işte o. Yan yana binalar var, biz birinin içerisindeyiz. En yükseğinin hangisi olduğunu içeriden görmek mümkün değil. Dışarıya çıkıp bakmadan anlaşılmaz. Dışarıdan, hepsine aynı uzaklıktan bakıp en tepede Galatasaray'ı görmek, içerideyken taşınacak en yüksek bina bizimki inancından çok daha anlamlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de her şey gibi spor da kirli. Başta futbol. Ben bu kirli düzen içerisinde Galatasaray'ın bembeyaz olduğunu asla iddia etmedim. Maalesef ki Galatasaray'dan da kirli adamlar geçti, geçiyor. Aksi mümkün mü ki? İnsanlardan öte insanlık değişmiş bir kere, 1905'ten bu yana. Galatasaray'ı yüz milyon kere dinlediysem doksan dokuz milyonu Galatasaraylılardandı. Yorum bölümü aşağıda, herkese de açık, kendisini "fanatik" olarak tanımlamaktan rahatsızlık duyan her takım taraftarından ricam, yazsın Galatasaray'ın geçmişte ya da günümüzde yaptığı yanlışlıkları. Söyleyin nedir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"sizdeki şu Galatasaray nefreti"&lt;/span&gt;nin kaynağı? Değil tepki göstermek, teşekkür eder ve hemen araştırmaya koyulurum. "Ama sizin de Sinan Engin'iniz, Sergen'iniz, Alaaddin Çakıcı'nız vardı." demem. Ya da "Şaibesaray" başlıklı yazının yorumlarında olduğu gibi, "Şu takımdan da, şu takımı tutandan da nefret ediyorum." diyemem asla. Türkiye sporundaki kirliliklerin en büyük sorumlusu olarak gördüğüm Fenerbahçe için dahi böyle bir şey demeye dilim varmaz. Çünkü bir spor kulübü Fenerbahçe. Kirli insanların kirli anlayışlarını en çok bulaştırdığı kulüp olması, benim bir Fenerbahçeliden nefret etmeme neden olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuştan gelmiyor belki ama çok küçük yaşta seçiyoruz takımlarımızı. Bu da bilinçli bir tercih olmuyor. Sonradan da değişmiyor. Ve bir Fenerbahçelinin de kulübünü sevmesi için çokça neden var mutlaka. Lefterler, Can Bartular var. İslam Çupi var. Biz Fenerbahçe'yi Aziz Yıldırımlardan, Ercan Saatçilerden, Selçuk Yulalardan, Ali Şenlerden, Güven Sazaklardan, Ömer Çavuşoğlulardan ibaret görmek istedikçe, başkaları da Galatasaray'ı Ergun Gürsoylardan, Fatih Altaylılardan ibaret görmek isteyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz tarafız. Ama tarafımız, gerçekleri görmemizi engellemek zorunda değil. Son dönemde etki alanını genişleten futbol blogları başka bir bakış açısını mümkün kılarken, biz bu anlayışı bloglara taşımayalım. Yazık olur. Ayıp olur. Oluyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4594033177436142022?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4594033177436142022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4594033177436142022&amp;isPopup=true' title='41 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4594033177436142022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4594033177436142022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2010/01/sizdeki-su-galatasaray-nefreti.html' title='&quot;Sizdeki Şu Galatasaray Nefreti&quot;'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>41</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7780835698034377824</id><published>2009-12-26T00:00:00.004+02:00</published><updated>2009-12-27T00:12:51.757+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Galatasaray SK Üyesi Hakan Ünsal</title><content type='html'>Küçük, Galatasaray Spor Kulübü'ne üye yapılmış bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sakin oluyorum ve kafamdaki tabloyu netleştirmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle ortada bir Galatasaray var, her şeyin başı o. O Galatasaray'ın içinde yaşayanlar var ve bir de onu sevenler. İki kümenin kesişim kümesi mevcut mutlaka; ama bu, ortada iki küme olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kimindir peki Galatasaray? Hiç şüphesiz sevenlerinin. İçinde yaşayanların değil. En basitinden; milyonlarca insan seviyor Galatasaray'ı, içinde yaşayanlar ise ancak binlerle ifade edilebilir. Ama içinde böylelerinin yaşadığı Galatasaray'ı bu denli sevmek de insanı epey bir sorgulama yapmaya itiyor. Milyonların sevdiği bir kulüpte nasıl bunlar olabilir, Galatasaraylılık imajı nasıl bu kadar küçültülebilir? Nedenini nasılını anlamak mümkün değil. Ama sonuç bu. Hakan Ünsal, bir Galatasaraylı olarak kabul görebiliyor. Bu da "Galatasaraylı" tanımının Galatasaray eliyle anlamının kaybettirilmesi demek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey ne yanlış... Türkiye'de değil belki yalnızca, ama özellikle Türkiye'de. Taraftarlık, bir duygu meselesi. Ve bu duyguyu hissediyor olmak bile o kadar zor bir şey ki... O kadar büyük yükler veriyor ki insanın omzuna... Ben Galatasaray'ı çok seviyorum, karşılıksız seviyorum ve bu çelişkiyi yaşamayı hak etmiyorum. "Bana ne Hakan Ünsal'dan, bana ne Özhan Canaydın'dan ve ona oy verenlerden, bana ne ondan bundan şundan, bana ne formayı giyenlerden; ben armayı seviyorum." savunmasını yapmayı kendi benliğime; bunları düşünmeyi, hesaplamayı, işin içinden çıkamamayı hak etmiyorum. Çünkü bir duygu var ortada sadece; masum ve hesapsız bir duygu. Ve bu duyguya düşünce karıştırıldıkça, yani sorgulatıldıkça insana defalarca kez duyguları, bu defa düşünceler duygulara gölge düşürür pozisyona geliyor. Zorla. Zorla ve ısrarla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Liverpool taraftarı olsaydım böyle çelişkiler yaşamak zorunda bırakılır mıydım?" diye düşünüyorum haberi aldığımdan beri. Bir yanda Graeme Souness gibi bir efsaneyi, The Sun gazetesine röportaj verdiği için dışlayan Liverpool... Ve diğer yanda Galatasaray'ı her daim kişisel hesaplarının odak noktası olarak görmüş Hakan Ünsal'ı, kulübe üye yapan Galatasaray. İnsan sevdiğini başkalarıyla karşılaştırır mı? İşte o Galatasaray,  bunu da yaptırıyor ve ben bunu da hak etmiyorum. Ama seviyorum. Aldatılıyorum ve sevmeye devam ediyorum. Bu derece acizim, yalnız da değilim, hepimiz  öyleyiz; kabul edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da varmış işte, bunu da yaşayacakmışız. Hakan Ünsal'ın başkanını seçtiği bir kulübü seveceğiz bundan sonra. Ki çok çarpıcı bir gelişme de değil. Zaten Galatasaray Spor Kulübü'nü desteklemiyor olmasına karşın Galatasaray Lisesi mezunu olduğu için ayrıcalık tanınıp kulübe üye yapılmış, başka kulüplere taraftar kişilerin oyları da vardı bugüne kadar. Bir de Küçük Hakan eklenmiş, çok mu? Ya da kim ki Küçük Hakan? Kim yani, bir anlayış örnekleyen sembollerden biri olmaktan öte? Hiçkimse, bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmemiş bile törene. Tıpkı diğer arkadaşları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok zor be. Çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha görüyorum ki bizim buralarda bir şeylere taraf olmak, akıl işi değil. Bir şeyi sevmek bile yeri geliyor insanı kendisine yabancılaştırıyor. Daha basketboldaki skandalı sindirememiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor işte. Anlayabilmek, kabullenebilmek... Zor. Ama bunu da kabulleneceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7780835698034377824?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7780835698034377824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7780835698034377824&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7780835698034377824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7780835698034377824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/12/galatasaray-sk-uyesi-hakan-unsal.html' title='Galatasaray SK Üyesi Hakan Ünsal'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8497271891018197725</id><published>2009-12-18T15:00:00.001+02:00</published><updated>2009-12-18T15:01:21.644+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Atletico Madrid - Galatasaray v Everton - Sporting</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Syt8U7j_i1I/AAAAAAAACSI/x52EQNN8ryE/s1600-h/Europa+League+Cup.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 306px; height: 220px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Syt8U7j_i1I/AAAAAAAACSI/x52EQNN8ryE/s400/Europa+League+Cup.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416559675871038290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çok zor kura, çok zor... Her iki turda da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama büyük maçlar izleyeceğiz, büyük keyif alacağız ve elersek inanılmaz bir ivme kazanacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik Fenerbahçe gibi bir üst sınırımız da yok, elenmeyecek bir rakip gelmedi karşımıza. Zor kuraya karşın bu da bizim şansımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz şans, bolca konsantrasyon ve müthiş bir taraftar desteğine ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devre arasını da çok iyi değerlendirmeye tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8497271891018197725?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8497271891018197725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8497271891018197725&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8497271891018197725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8497271891018197725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/12/atletico-madrid-galatasaray-v-everton.html' title='Atletico Madrid - Galatasaray v Everton - Sporting'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Syt8U7j_i1I/AAAAAAAACSI/x52EQNN8ryE/s72-c/Europa+League+Cup.png' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-6131205348935533404</id><published>2009-12-13T12:30:00.000+02:00</published><updated>2009-12-13T12:31:55.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>Ankaragücü'nün Üçüncü Golü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SyTBCDqyTbI/AAAAAAAACRQ/fN7WoLu7U9s/s1600-h/Ankarag%C3%BCc%C3%BC+vs+Fenerbah%C3%A7e.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 250px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SyTBCDqyTbI/AAAAAAAACRQ/fN7WoLu7U9s/s400/Ankarag%C3%BCc%C3%BC+vs+Fenerbah%C3%A7e.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414664893094841778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Verilmedi. Olabilir. Çok mu ilginç? Bence değil. Şahsen belki on defa izledikten sonra anlayabildim gol olduğunu, ki şimdi biri çıkıp "biz hesapladık, gol değilmiş" dese yine şaşırmam. Şimdi günlerce, haftalarca, aylarca bunu tartışacağız oysa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftaki "kötü niyet"i bir kenara bırakıyorum, Hüseyin Göçek'in yönettiği 7 Galatasaray maçından 1 galibiyet çıkması tesadüf değil elbette, özellikle maçları inceleyip yanlışları tek tek, kalem kalem çıkardıktan sonra. Ki kendisi Galatasaraylıymış, "Ben çok delikanlıyım, tuttuğum takım hakemliğimi etkilemez." kompleksi onu bu şekilde davranmaya itiyormuş. Bir de tabii yine delikanlı yanının ağır basmasıyla kendisine küfreden tribünlerle inatlaşması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki güne geçiyorum. Galatasaray'ın Antalyaspor'la oynadığı maçı yöneten Deniz Çoban, bana göre Türkiye'nin en iyi 2-3 hakeminden biridir. En azından güvenilir hakem dendiğinde Fırat Aydınus'la birlikte aklıma gelen ilk isimdir. En kötü hakemler de tesadüfe bakın ki FIFA nezdinde en üst klasmanda olan iki hakemimiz Cüneyt Çakır ve Selçuk Dereli'dir yine bence. FIFA kokartına sahip bir diğer isim olan Hüseyin Göçek'e kötü hakem demek iyi niyetli bir yaklaşım olacağından, kendisini kategori dışı bırakıyorum. Ama misal bir Cüneyt Çakır ya da Selçuk Dereli'nin, Fenerbahçe taraftarı tarafından istenmemesini anlayabiliyorum. O maçlara verilmemesini değil, yanlış olmasın; taraftarın istememesini normal buluyorum. Bu isimleri ben de bir Galatasaraylı olarak istemiyorum. Galatasaray'ın bir maçına onlar verildiğinde, ya da Hüseyin Göçek; biliyorum ki bu kişiler maçın önüne geçecek. Biliyorum ki şov yapacaklar. Biliyorum ki maçtan çok hakemi konuşacağız günlerce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakem konuşmayalım diyoruz. Güzel diyoruz. Ama gerçekten hakem konuşmayacaksak, bunu önce hakemlerin kendisi istemeli. İleride Erman Toroğlu, Ahmet Çakar olacağız diye figüran olmaları gerektiği yerde başrol oyunculuğuna soyunmamalılar. İşlerine baksınlar, işlerini yapsınlar. Aynı hedefteki Cem Papila ne oldu? Beşiktaş'ın şampiyonluğunu çaldı, iki üç programa çıktıktan sonra çaldığıyla kaldı. Beş sene sonra umuyorum ki hiçbirimiz adını bile hatırlamayacağız; layık olduğu yere, tarihe gömülecek. Tabii bu derece ahlaksızlığı unutmak da mümkün gözükmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya yine Selçuk Dereli. Beşiktaş ile Fenerbahçe arasındaki kupa finalinde gösterdiği yönetimi kim unutabilir, nasıl unutur? Fenerbahçe Kupa'yı alamadıkça, Kupa daha çekici hâle geliyor; bu konuda Fenerbahçelilerin birçoğu böyle düşünüyor ve ben de katılıyorum. "Fenerbahçe önemsemiyor, kazanamadığı için Türkiye önemsiyor." muhabbetine değil tabii, yanlış olmasın; Fenerbahçe'nin çok istemesine rağmen alamamasının Kupa'yı daha çok konuşturduğuna, gündemde tuttuğuna. Bu işin içinde sponsorlar var, para var. Paranın olduğu her yerde de çirkinlik. Dolayısıyla eminim ki Federasyon bu kupada Fenerbahçe dışında bir takımın şampiyon olmasını istiyor. Selçuk Dereli de bunu biliyor; belki farkında belki değil, mutlaka etkileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıköy'de son 10 yılda oynanan Fenerbahçe - Galatasaray derbilerini alt alta koyuyorum, Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası'ndaki kaderiyle çarpıyorum; sonuç "çıkar" çıkıyor. Hakemler belki maçı bir taraftan bir tarafa verelim diye çıkmıyorlar maça, ama kazanması gereken taraf da bilinçaltlarına işleniyor. Cüneyt Çakır'ın yönettiği son Galatasaray - Fenerbahçe derbisinde verdiği kırmızı kartların en yanlışı bana göre Lincoln'e çıkan. Fenerbahçe'ye bana göre eksik bile çıkardı. Ama verebilir miydi o kartları Kadıköy'de oynanan bir lig derbisinde? Evsahibi takıma en ters, inadına ters giden, maçlarda en çok ve haddinden çok kart çıkaran hakem olmasına rağmen mümkün değil. Onun suçu mu? Tam olarak değil. Maçın önüne geçme, kendini ispat etme çabasını bir kenara bırakalım; bu baskının içinde doğru kararı vermek o kadar zor ki! Tarafların biri kazanırsa işvereniniz kârlı çıkacak; bundan etkilenip inceden onu destekleyebilirsiniz; ya da "ben etkilenmem" deyip Hüseyin Göçek gibi tam tersi bir inatlaşmanın içine girip daha yanlış kararlar da verebilirsiniz. Çok az kişi başarabilir bu baskıdan gerçekten etkilenmemeyi. Kim ne der diye düşünmeden, kimseden etkilenmeden kendi bildiği yolda ilerleyen kaç kişi var etrafımızda? Az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Federasyon kaynaklı mı bu baskıyı oluşturan unsurlar? Çıkışı belki oradan yayılan güvensizlik, yıllardır gördüğümüz ve görmemize rağmen bize unutturulmaya çalışan pislikler; ama neticede doğruyla yanlışı ayırt edemeyen, uçlarda yaşayan, elinin ayarı dilinin kemiği olmayan bir toplumuz biz. Cahiliz: Kim ne söylerse inanmaya müsaitiz. Her zaman her yerde beyazız, bembeyaz. Ve bizim dışımızdakilerin de simsiyah olduğuna eminiz. Siyah ve beyaz demişken; Ekşi Beşiktaş'ta Shelbyl çok güzel bir yazı yazmış, "&lt;a href="http://eksibesiktas.blogspot.com/2009/12/kaostan-beslenmek.html"&gt;Kaostan Beslenmek&lt;/a&gt;" adında. Harfi harfine katılmıyorum belki ama duruşunu örnek buluyorum. Budur doğrusu. Atmaktır fanatikliği, yani bağnazlığı; futbola bakmaktır. Taraftarlık dünyanın en güzel duygularından biri, futbolu insana sevdiren en önemli unsur. Ama kendini kandırmak da dünyanın en zavallı olgularından biri, insanı insana acıtan en önemli unsur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük Galatasaraylısı ol, takım Fenerbahçe'yle Şampiyonlar Ligi finali oynasın, maç berabere giderken son dakikada tartışmalı bir pozisyon yaşansın,  duygularından bağımsız fikir yürütebilirsin; eğer bağımsız düşünebilecek kadar güçlüysen. Özgürsen. Ama gruplaşmaksızın bir şey başaramayan, hayatı siyah - beyaz zıtlığı içinde yaşayıp kendinden olmayanı düşman olarak gören, tek taraflı düşünen ve diğer düşüncelere kapalı bir adamsan söyleyeceğin bellidir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"azize yıldvım boşa konşmmış beyelr bu hafta ankaraya haftaya trabazon şampiyon beelli geçmiş olsun"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla, aslolan yanlış ortam. Selçuk Dereli, Cüneyt Çakır gibi isimler şov yaptıkları için kötü ve güvenilmez hakemler; ama bu ortamda başka hakemler de aynı oranda yanlış kararlar verebilirler. Ve onlar da etiketlenirler. İşte Halis Özkahya. Daha önce Fenerbahçe aleyhine yaptığı hatalar hatırlıyorum. Lehine de. "Halis Özkahya şunları yapmıştı" diye hafızama yüklemiş değilim ama yönettiği Fenerbahçe maçlarına göz attıkça hatırlıyorum. Onunla son 4 maçta kazanamamış Fenerbahçe, düne kadar. Ama yine bir Ankaragücü maçında Can Arat'ın akıl almaz penaltısını vermeyen de yine aynı hakem. (Ehem, demek ki bu hakem Ankaragücü düşmanı! Mıdır?) Kötü niyetliyse, istese kazandıramaz mı Fenerbahçe'yi 4 tane maçın birinde? Çok zor değil şunu anlamak: Hakemliği yeterli değil, bu yüzden hata yapıyor. Olamaz da zaten bu ortamda. Çok değil, bir yıl önce bu kez çizgiyi geçmeyen topa gol verilmişti onun yönettiği Trabzonspor - Kayserispor maçında. Fiyasko da bir penaltı vermişti hatta Özkahya. O da şikeli miydi? Sadri Şener mi konuşmuştu yoksa? Hakemlerimiz çok iyiymiş gibi, biri açıklama yapınca doğrusunu görüyorlar da yanlış karar veriyorlar. Başka zaman hiç hata yapmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi Aziz Yıldırım'a bağlamak Aziz Yıldırım'ı küçültmez, büyütür. Buna hiç gerek yok. Aziz Yıldırım Türkiye futbolundaki çirkinliklerin başrol oyuncularından biri mi? Evet, belki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;en birincisi&lt;/span&gt;. Ama süzmesi çok zor, belki de imkansız olan bir pozisyonda yan hakemden çıkmayan gol kararını Aziz Yıldırım'a bağlamak!? Acziyet gösterisi gibi geliyor bana, başka bir şey değil. Ve çoğumuz aciz hâldeyiz, mantığımızı ön plana çıkarmaktan, özgür düşünebilmekten aciz hâlde. Fenerbahçe üç maçtır ofsayt gol yiyor, Aziz Yıldırım bir konuşuyor, işler tersine dönüyor. Allahaşkına, ne kadar mantıklı? Aziz Yıldırım gökten yeni zembille mi iniyor? Daha önce hiç konuşmamış mıydı? Tanımıyorlar mıydı hakemler Aziz Yıldırım'ı, bugün mü tanıdılar? Dahası... Sezon başında "Üç yıl şampiyonluk sözü verdiyse güvencesini almıştır." diyen sen değil miydin yine? O zaman bu adam niçin tekrar konuşmak zorunda kalıyor? Bunu hiç düşündün mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakem hatasıyla avantaj ya da dezavantaj sağlayabilir Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kayserispor, Bursaspor, Muğlaspor, Adıyamanspor, Sarıyer... Nonda'nın, Güiza'nın, Serdar Özkan'ın, Coşkun Birdal'ın hatalarıyla puan kaybettiği gibi. Bu da klişe, ama kabul görmedikçe tekrarlanmalı. Önce bu gerçeği hepimizin kabul etmesi lazım. Ama ondan da önce, futbolun temizlenmesi. Oğuz Sarvan gibi, Kemal Dinçer gibi kişiler tüm çirkinlikleri ve paçalarından akan kirlilikleriyle o koltuklarda bulundukça güven sağlanamaz. Biliyorum, bu ülkede en güvenilir kişiler geçse o koltuklara yine güven sağlanamaz. Burada da yine aynı kısır döngüye çıkıyoruz, ne yapalım, yine aynı "çıkmaz"a: Federasyon da haksız, biz de haksızız. Gerçekten "hakkı" arasak, bir yerden başlamış olacağız. Sesimiz, sadece gerektiğinde çıksa, bu kadar gezmesek uçlarda; bir işe yarayacağız. Akıllı tepki verebilsek, aptal yerine konmayacağız. Koyulursak, hesabını sorabilecek konumda olacağız. Ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep "ama".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-6131205348935533404?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/6131205348935533404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=6131205348935533404&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6131205348935533404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6131205348935533404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/12/ankaragucunun-ucuncu-golu.html' title='Ankaragücü&apos;nün Üçüncü Golü'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SyTBCDqyTbI/AAAAAAAACRQ/fN7WoLu7U9s/s72-c/Ankarag%C3%BCc%C3%BC+vs+Fenerbah%C3%A7e.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2998235502981021364</id><published>2009-12-11T19:15:00.000+02:00</published><updated>2009-12-11T19:18:07.083+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Antalyaspor Maçı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SyJ-rQPrn3I/AAAAAAAACRI/7Db0RItxRRc/s1600-h/Elano+Blumer.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SyJ-rQPrn3I/AAAAAAAACRI/7Db0RItxRRc/s400/Elano+Blumer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414028983612972914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Antalya'da ilk 11'ler belli oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın kadrosu: Leo Franco; Uğur, Servet, Hakan, Caner; Mehmet; Barış, Elano; Keita, Arda, Kewell.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç yağmur çamur içinde oynanacağından, istediğini sahaya yansıtamayabilir Galatasaray. Neticede teknik kapasitesi daha kuvvetli olan takım için dezavantajdır bu tür şartlar. Bu gece öz abim yerine koyduğum canım Erdal Abimi askere, Antalya'ya yollayacağımızdan sanmıyorum ki maç yazısı yazabileyim. Yarın da akşam saatlerine kadar evde olmayacağım, çok geçe kalacak. Ancak yine de çıkan kadronun, mümkün olanlar içerisinde en iyisi olduğunu maç öncesinde belirtmek istedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2998235502981021364?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2998235502981021364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2998235502981021364&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2998235502981021364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2998235502981021364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/12/antalyaspor-mac.html' title='Antalyaspor Maçı'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SyJ-rQPrn3I/AAAAAAAACRI/7Db0RItxRRc/s72-c/Elano+Blumer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7849409445002449637</id><published>2009-12-09T11:00:00.001+02:00</published><updated>2009-12-09T11:17:47.749+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Galatasaray Tribünleri</title><content type='html'>Galatasaray'da futbolcusunuz. Soyunma odası tünelinden çıkıp sahaya adımınızı atıyorsunuz. Bakıyorsunuz tribünler büyük ölçüde dolmuş. (Tamamen dolmuyorsa, bu yazıda sözü edileceklerin -ve edemeyeceklerimin- rolü yadsınamaz.) Görüyorsunuz ki yalnız değilsiniz. Kendinize daha bir güveniyorsunuz, arkanızda o kuvveti hissediyorsunuz. Dört bir yanınızda sizi desteklemeye gelen, sizden olan insanlar. Fakat, her ne hikmetse ilk duyduğunuz tezahürat, "Kapalı n'oluyo, sesin niye çıkmıyo!?" oluyor. Meâli, "Kapalı n'oluyor, oran buran oynuyor." Açığı kapalısı değil de, önce siz bir "N'oluyor yahu?" demez misiniz? Sizden saydığınız adamlar birbirine sataşıyor. Yarın bir gün siz sahada kendi takım arkadaşınızla tartışsanız, aynı tribünlerden tepki göreceksiniz; ama bir tribün toplu hâlde diğerine dikleniyor. Ne hissedersiniz? Aynı güç, aynı kuvvet sürer mi; yoksa kendinizi daha mı yalnız hissedersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada standart bir durum değerlendirme kabiliyetine sahip bir futbolcuyu ele alıyorum; ama Türkiye'deki eğitim sorunu düşünülünce çok az futbolcu için geçerlilik sağlıyor aslında. Bizim de şanssızlığımız bu zaten, Türkiye'de futbolla ilgilenmek. Stad sorumlusunu tribüne karşı tutumu için eleştirirsin ama tribün de en iyisini hak etmez. Tribünü futbolcuya karşı davranışı için eleştirirsin ama futbolcu da en iyisini hak etmez. Futbolcuyu kulübüne karşı davranışı için eleştirirsin ama kulüpler zaten pislik içinde, futbolcusuna da hak ettiği değeri vermez. Kulübü hakemlere ve federasyona karşı tutumu için eleştirirsin ama  tüm bu batmışlığın mümessibi gelmiş geçmiş tüm federasyonlardır zaten. Hepsine karşı sergilediği kötü niyet için medyayı eleştirirsin ama hiçbiri diğerinden daha az suçlu değildir. İçlerinde bir tane masum olsa, her şey düzelmeye oradan başlar aslında. Böyle olduğunda herkes suçu birbirine atarak temizlendiği inancına kapılıyor. Hep bir kaçak nokta oluyor. "Ama"lar oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor Başkanı, Erhan Telli'yi darp ettiğinde hangisi haklı, hangisi haksız? Aziz Yıldırım hakemleri tehdit ettiğinde hangisi haklı, hangisi haksız? Nedim Karakaş, "Sahaya girip oyuncumuza saldırdılar, yıllardır basketbolun içindeyim böyle bir şey görmedim!" derken haklı mı? Ergun Gürsoy, "Teşvik primi olsa biz verirdik." derken haklı mı? Ya da seçim kazandırdıktan, bir dönem boyunca onunla birlikte çalıştıktan sonra işi bitince Özhan Canaydın'a savaş açarken? Yıldırım Demirören ona Küçük Ahmet'le oynamasını söylerken Büyük Ahmet mi haklı? Biz iki kişi çirkiniz, bir adam öldürüyoruz; birimiz daha çirkiniz, o adamın cebindeki parayı paylaşma konusunda da sahtekârlık yapıyoruz. Hangimiz daha çirkiniz? "Ama o benim hakkımı yedi." "Ama sen de adam öldürdün!" Sporu, spor ahlakını öldürenlerin, bunu yapabilenlerin kendi aralarında anlaşması mümkün mü? İçlerinden biri de çirkin değil, güzel olsa; suçlu değil, masum olsa; o kadar çok şey değişir ki. Ama kişi değil, kurum olacak güzel olan. Bir takım, bir yönetim, bir tribün, bir federasyon, bir gazete... Hepsi bir anda vahiy transferiyle düzelmeyeceğinden, bir gün muhakkak bir yerden başlamak gerekecek. Niyet varsa, hani yok da, ortaya çıkarsa. Biz hep Galatasaray'ı bu rolde görmek istiyoruz. Geçmişten bugüne getirdiği öncü olma özelliğini tüm kirliliklerden arınma konusunda da göstersin istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de başlanacak yerin Galatasaray tribünleri olduğunu farzedelim bir yazı süresince. Her şey herkes güzelmiş gibi değil; yalnızca Galatasaray tribünleri neden daha iyi değil üzerinde düşünelim. "Neden daha iyi değil" biraz yanlış bir tabir aslında, çünkü daha iyi olmak için önce iyi olmak gerekir; ki bugün Galatasaray tribünü Türkiye'nin en etkili on tribünü arasında kendisine ancak yer bulur. (Güzelim Eskişehir tribünü de ilk sıradadır - deplasmandaki değil ama.) Oysa Ali Sami Yen, bundan 7-8 sene öncesine kadar değil Türkiye'nin, dünyanın zirvesine oynardı. Bugün gelinen nokta buysa; başta tribünleri kontrol altına almak isteyen (çünkü tarihin en başarısızı olan, tepkiden korkan) yönetimler, bilet sağlayıcı kuruluş, polis ve gördüklerine göz yuman herkes suçludur. Başbakan'a kadar uzanır bu zincir, ki tribünler -maalesef ki- ülkedeki tek toplu hareket alanıdır, pisliklerden en önce arınması gereken platformlardır bu bağlamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin suç, rant, iktidar, karaborsa, tribün transferleri, iş ortaklıkları, çaylarına çorbalarına bakanları kısmını bir kenara bırakalım. Ve en başa, sahadaki futbolcu hâlimize dönelim. En son bir tribünün diğerine "giderini" görmüştük. Öncelikle gider yapılan tribüne, Kapalı'ya bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada iki grup faydasızın hakimiyeti göze çarpıyor: Hiçbir tezahürata katılmadan maç izleyenler ve her pas hatasında homurdananlar. İlkine sözüm yok, herkesin hakkıdır sessiz sakin maç izlemek. Yorgun olursun, hasta olursun, moralsiz olursun ya da ne bileyim hiçbir gerekçen yoktur da sadece tezahürat yapmak istemezsin, maça odaklanırsın. Normaldir. Benim de zaman zaman yaptığım olmuştur, herkesin de olmuştur; tribün bir bayrak yarışıdır zaten, senin bıraktığın noktadan başkası devralır. Ama homurdananlar? Galatasaray tribünlerine, Galatasaray'a destek olmak için gelinir. Sana orada insan muamelesi yapılmasa da, gişelerden binbir eziyetle geçsen, otuz sekiz polis kontrolünden geçsen, stadın müdürü en zayıf anında ışıkları kapatıp seni karanlıkta bıraksa da arma için oradasındır. Görevin, desteği de geçtim, en kötü köstek olmamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray futbolcusuna kimse küfür edemez, diyemem, herkes istediği gibi davranmakta özgür. Ama Galatasaray tribününde Galatasaray futbolcusuna, değil küfür,  yüksek sesle homurdanılamaz. Git kardeşim evinde izle, istediğin kadar küfür et; tribünleri destek verenlere bırak. Tribünde çok mu destek var? Yok. Ama işte bir yerden başlamak için tribünü seçtiğimiz gibi, tribünde de bir yerden başlamak gerek. Tabii bir ayrımı da iyi yapmak: Bu homurdananlar uyarılmalı, evet, ben de uyarıyorum her seferinde. Ama bunu bir misyon edinip maçtan çok bu seslere odaklanan kişiler de yok değil. Uyarılarının tonu da değişik oluyor hâliyle. Aradaki çizgi kaçarsa da, "Bağırsana ulan!"cılarla arada pek fark kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bağırsana Ulan!" demişken, geçelim Eski Açık'a. Kapalı'ya peşinen geçirdikten sonra, maç başlıyor; bir üçlü, ardından tribünde sözü geçen biri sevdiceğini hatırlıyor: "Seviyorum seni, ekmeği tuza banıp banıp yer gibi..." Şarkı da aynen söyleniyor ha, bir değişiklik yok. Sanırsın konser var Eski Açık'ta; Onur Akın gelmiş, ısrarları kıramayıp bir şarkı patlatıyor. Her tribünde söylenen tezahüratın Galatasaray'a ne faydası var? Yok. Sadece anlıyoruz ki, birileri bizimle fena hâlde dalga geçiyor. Şükür, en azından bizimkinin sonunda takımın adı geçiyor. 40 dakika da kâh bu şarkıyla, kâh repertuardaki diğer hüzünlü parçalarla geçiyor, sakin sakin. Son 5 dakika bir anda hareketlilik... Devre bitiyor, takım soyunma odasında, coşkun tezahüratlar devam ediyor... Maç oynanırken bağırıp devre arasında güç toplaması gereken tribünler, maç oynanırken mırıldanıp devre arasında coşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarılar klasik... 1-0 öndeyiz, paslarda oley çekmeye yelteniliyor, maçın sonu zor geliyor. Başka bir maç, skor aynı, kalemiz önemli tehlikeleri bir bir atlatıyor; "Gideeeen her sevgiiliiiniiin ardııııııııııındaaaaaaaaaan... Şşşşşt!" Tak: 1-1. Kapak oluyor. Başka bir maç, skor yine 1-0, rakip geldikçe geliyor... Tribünlerde arabesk modası: "Seeen, var ya seeen! Deplasman yolunda, elimde sigaraaa!" Aferin! 1-1 oluyor, çek sigarandan kederli bir nefes daha, deplasman taraftarından da farkın yok zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen var ya sen.&lt;br /&gt;Takımına faydan yok.&lt;br /&gt;Haberin yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7849409445002449637?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7849409445002449637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7849409445002449637&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7849409445002449637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7849409445002449637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/12/galatasaray-tribunleri.html' title='Galatasaray Tribünleri'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-6541769570627992989</id><published>2009-12-07T02:00:00.005+02:00</published><updated>2009-12-07T09:47:07.210+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Hakem Değil, Hakemi Konuşmak Üzerine</title><content type='html'>Her defasında düşünüyorum, herkesin söyleyebileceğinin dışında ne söyleyebilirim diye... Yoksa, yazmıyorum. Bazen varken, vakit bulamayıp yazamıyorum. Geçen hafta çok isteyip de bir türlü bitiremediğim bir yazı oldu mesela; kaldı huzursuzluğu üzerimde. Bu geceki maçın ardından da farklı şeyler söyleyebilirim. Kendimce bazı fikirler koyabilirim ortaya. Ama hakem konuşmak, her zaman yanlış değildir. Gereksiz değildir. Hakem, her zaman bahane değildir. Bazen sırf hakemi konuşmak gerekir. Bugün, o kalıba uyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-0'la yetinip tempoyu düşürmek, Keita'yla başlamamak; Nonda, Elano ve Arda'yı kenara alıp Keita, Ayhan ve Aydın'ı sahaya sürmek, Topal'ı oraya çekmeyi ancak Gökhan Zan sakatlandığında düşünebilmek... Hepsi birer yanlış. İkinci yarının ilk 25-30 dakikasında oynanan güzel futbol, doğru. Ama bugün bunlar ikinci, üçüncü, beşinci, sekizinci planda. Bugün en doğrusunu konuşuyor, en önemli olanı görebiliyor, en futboldan uzak adam bile. O da hakemi konuşuyor, hayatının önemli bir kısmını futbola ayıran ben de. O da hakeme küfrediyor, ben de ediyorum. Hâlâ da ediyorum. Ki buraya yazdıklarımın hepsi, dişimi sıkıp da etmediğim bir tane küfürden daha anlamsızdır. Samimiyetsizliğe gerek yok, böyle zamanlarda küfüre karşı değilim. Tribünde ya da sahada ya da başka yerlerde. Böyle zamanlarda şiddete bile karşı değilim. Böyle zamanlara karşıyım. Bu kadar art niyet varsa, küfür de ederim, sahada olsam tekme tokat da girerim. Girmeliyim. Gözümün önünde cereyan ediyorsa tüm pislikler, tepkisiz kalamam. Elimden ne geliyorsa, onu yaparım. Bu yüzden tribünde küfür edildikçe bulunduğum ortama yabancılaşmama rağmen 19 Mayıs'ı savunurum her fırsatta. Bu yüzden hakeme ve rakibine saygısızlık eden oyuncuları takımımdan uzakta görmek istesem de Erol Ersoy'un ayağına basıp suratına tükürüğü yapıştıran Hagi'yi her şeyden, herkesten çok seviyorum. Yoksa Bilbao'ya o golü, denk gelse Hakan Ünsal da atardı. Atamazdı da, lafın gelişi işte. O isyanı hiç yapamazdı. Yemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyan diyoruz ya, o da ilginç. Biz tribünlerde isyan ediyoruz da ne oluyor? Kandırıyoruz kendimizi. Daha doğrusu kandırılıyoruz, fena, çok fena hâlde. Bu isyanlar boşuna değil. Bu isyanlar bir anlayışın sonucu ve o anlayışı beslemekte. Nedir futbol? En temeline inildiğinde, bir hobi. Bir boş vakit doldurma aracı. 1875'te Selanik'te, 1877'de İzmir'de haftasonları ve yaz akşamlarının vazgeçilmez eğlencesi olarak doğdu bu ülkede. Bugün, nüfusun yarısından daha fazlasının hayatının vazgeçilmez unsuru. Ama tüm bu ilgiye rağmen bir futbol kültürümüz hâlâ yok. "Türkiye futbolu" dediğimizde aklımıza kültürel anlamda bir ayırt edici unsur, somut bir farklılık gelmiyor. Kavga, gürültü, maganda kurşunu, küfür, düşmanlık, haksızlık... Zihnimde çağrışanlar bunlar. Ve en sonuncusu da sürekli yankılanıyor. Çünkü en önemlisi de o. Açayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokağa çıkıp bakalım. Saat şu anda 1, yazıyı bitirip gönderene kadar 2'yi bulacak belki. Fark etmez, bakalım. Karşımıza kim çıkarsa çıksın, suratından mutsuzluk akıyor olacak. Yarın sabah işe, okula çıkıp giderken; yine aynı manzara çıkacak karşımıza. Neden? Çünkü yaşadığımız hayat haksızlıklarla dolu. Kimse hak ettiği hayatı yaşamıyor bu ülkede. Kimse hak ettiğini kazanmıyor. Çok çalışıp, az kazanıyor insanların çoğu. Az çalışıp, çok kazananları zengin ediyorlar bu çalışmalarıyla. Kendi ürettiklerini satın alamayıp, hiçbir şey üretmeden yaşayanlara emeklerini satıyorlar üç kuruşa. Her şeyiyle çelişki dolu, her şeyiyle haksızlık dolu bir yaşamın içerisindeler. Ve kalabalıklar. Çok kalabalıklar. Neden bir şey gelmiyor ellerinden? Çünkü alıştırılmışlar. Başka bir alternatifleri olduğunun farkında bile değiller. Futbol da, bunda bir pay sahibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı soruyu tekrarlayalım: Nedir futbol? Kapitalizmin, insanlara kendisini bir başka kabul ettiriş şekli. Üstelik bir ortaya bir zorunluluk koymadan, gönüllülük yoluyla. Bir anlamda Gramsci'nin "hegemonya" kavramıyla açıklanabilir. Futbolun neden kapitalizmi güçlendirdiği, bir paragrafın içinde geçiştirilecek bir konu olmadığı gibi, bizim şu andaki konumuz da değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz, haksızlık ve isyan. İsyan, ne zaman edilir ve nasıl? Şu muhakkak ki, gerçek bir isyanın altında güçlü bir fikir yatmalıdır. Ses getirmesi, bir şeyleri değiştirmesi için bu şarttır. Aksi hâlde ortaya çıkan isyan değil, reflekstir; geri püskürtmesi kolaydır. Güçlü bir fikir nasıl oluşur? Bir fikir, üzerine düşündükçe gelişir, güçlenir. Bunun için ne gerekir? Vakit. Bu vakit de, çalışma vakti değildir. Çalışma saatlerinden arta kalan vakittir. Boş vakittir. Çalışma vakti, çalıştıranın denetimi altındadır. Çalıştıran, sistemdir en genelinde. Ve aynı sistem, işte bir boş zaman doldurma aracı dediğimiz futbolu kullanarak arta kalan zamanı da ele geçirir. Bu yolla, karşısına gelecek güçlü fikirleri engellediği gibi, hayatından memnun olmayan çalışanların isyan gereksinimini de son derece kolay bir şekilde açığa çıkartır. Nasıl? İşte tam da bugünkü gibi. Hem gereksiz düşmanlıklar yaratarak, hem alenen haksızlık yaparak. Bugünkü gibi her günden sonra, bir şekilde alışmış olmuyor muyuz haksızlıklara? Ve tepkisizleştirmiyor mu bu bizi? Elimizden bir şey gelmedikçe, sinmiyor muyuz? Lanet etmiyor muyuz? Ve futboldan daha önemli konularda gıkı çıkmayan insanlar hâline dönmüyor muyuz? Çalışıp para kazanmak, kendi seçtiğimiz bir yol değil. Yaşamak için bir zorunluluk bu. Futbolla ilgilenmeyi ise kendimiz seçiyoruz. Ve kendi seçimimizde bile bu haksızlıklarla karşılaşınca, diğerinden hepten umudu kesiyoruz. Bugün "lanet olsun" deyip sigarayı bırakır gibi bıraksak futbolu, hayatımızın diğer parçaları değişime uğramayacak. Bunu yapmadığımız her an, oyunun daha çok içine giriyoruz. Parçası oluyoruz oyunun. Oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa futbol, kötü bir şey değil. Çok seviyoruz ve sevmenin kötüsü olmaz ki! Daha sokağa ilk çıkılmaya başlanan yıllarda arkadaşlarıyla futbol oynayıp gol atan çocuğun yüzündeki mutluluk, nasıl kötüye dönüşebilir? Hiçbir açıdan, mümkün değil. Sonraları bir takımı sevmek, kazanınca sevinmek, kahrolmak yenilince, karşılıksız sevmek, asla sevilmeyeceğini bilerek sevmek, hiç almadan hep vermek; bu yüce duygular nasıl kötü olabilir? Olamaz. Ancak kötü amaçlara alet olabilir. Ve oluyor da. Buna rağmen sevmek; o bile güzel, o bile çok güzel. Dahası, armayı sevmekle yetinmeyip şu çirkin düzenin çirkin liginin şampiyonluğunu istemenin bile güzel yönleri var ve ben de bunu istiyorum be, ben de istiyorum. Mantığımın tüm karşı çıkışına rağmen istiyorum, başaramıyorum aksini. Buradan, "Başaracağımıza da inanıyorum, bu yaşananlar bizi güçlendirecek." gibi bir yola da girebilirim ama kimbilir kaç kere kandırmışımdır böyle laflarla kendimi. Geçen sene net olarak gördüm, futbol dışı durumların futbolu ne kadar içinden etkileyebildiğini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Of.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok başka şeyler söylerken, burada bile "Ben bu şampiyonluğu istiyorum arkadaş." lafını sıkıştırmadan duramıyorsam araya, biraz da boşuna konuşuyorum aslında. Maalesef ki böyle bir noktadayız, belki hepimiz. Özünde, hepimiz endüstriyel futbola karşıyız. Karşıyız da, ne kadar? Ülke şartlarının yanında çok uçuk kaçan fiyatlarla bilet alıp, üzerimizde lisanslı bez parçalarıyla maçlara giderken ne kadar karşı olabilirsek, o kadar... Yani hiçe yakın. Keşke aksini başarabilsek. Keşke bir şeyler yapabilsek. Keşke hesap sorabilsek, Hüseyin Göçek gibilerden. Dahası, onu yönetenlerden. Ve dahası, onları da yönetenlerden. Yoksa Hüseyin Göçek kim ki? Kendi başına hiçbir şeyi başaramayacak, çirkinliklerin en göbeğinde olmayı midesi kaldırabilen bir piyon. Bir isyan lazımsa, bize ötesi lazım. Keşke bu isyanı başarabilsek. Keşke bir şeyler yapabilsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama  yapmıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden hakem konuşuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şartlarda daha anlamlı bir konu yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın maçı Galatasaray'dan alenen alındı, alan belli veren belli; bundan başka konuşacak bir şey yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-6541769570627992989?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/6541769570627992989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=6541769570627992989&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6541769570627992989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6541769570627992989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/12/hakem-degil-hakemi-konusmak-uzerine.html' title='Hakem Değil, Hakemi Konuşmak Üzerine'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5599814204335817992</id><published>2009-12-06T23:27:00.004+02:00</published><updated>2009-12-06T23:42:04.472+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Şeref</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sxwko6QrfUI/AAAAAAAACQo/Hoj4hD-jKmI/s1600-h/Mustafa+Sarp.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sxwko6QrfUI/AAAAAAAACQo/Hoj4hD-jKmI/s400/Mustafa+Sarp.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412241137445076290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönettiği her Galatasaray maçı zıvanadan çıkan Hüseyin Göçek bir yana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destek vermek için tribünlere gelip şu mide bulandırıcı maçın ardından şokunu, üzüntünü yaşarken ışıkları kapattıran Fenerbahçeli Galatasaray stat müdürü Hamit Kaşeli bir yana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan çok uzakta, çok ayrı bir yanda izlenen yanlış strateji de var; konuşulurdu da ama eğer şu 90 dakikada bu kadar çok köpeklik yapılmasaydı. Saat 2'yi bekliyorum. Bekliyorum ki şu maçın tekrarını bir izleyeyim. Bir yanlışım yoksa, ki tribünde sürü psikolojisiyle hakemin her kararını yanlış bulan bir adam asla olmadım, Türkiye'de futbolun tarihinin en aşağılık, en kepaze, en iğrenç maçlarından birini geride bıraktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik, daha önce söylediklerimle yetineyim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2008/11/huseyin-gocek_3500.html"&gt;Hüseyin Göçek&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hamit Kaşeli'yi bugüne kadar yazmayışım kendi saçmalığımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** Eskiden Hasan Şaş vardı, böyle durumlarda sahada gerekeni yapacak tek adam olduğuna inandığım. Artık Mustafa Sarp var. İyi ki var. Hep de varolsun, sağolsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5599814204335817992?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5599814204335817992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5599814204335817992&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5599814204335817992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5599814204335817992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/12/seref.html' title='Şeref'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sxwko6QrfUI/AAAAAAAACQo/Hoj4hD-jKmI/s72-c/Mustafa+Sarp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7140501001403898426</id><published>2009-11-27T22:00:00.003+02:00</published><updated>2009-11-27T23:55:02.632+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Bursaspor Maçı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SxBG88wWjvI/AAAAAAAACQg/52_ufHDgl6k/s1600/Elano+vs+Bursaspor.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SxBG88wWjvI/AAAAAAAACQg/52_ufHDgl6k/s400/Elano+vs+Bursaspor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408901165386993394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;(Biraz acele yazacağım. Muhtemelen bu sayfanın en özensiz, tek özensiz yazısı olacak.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan iki ay kadar önce, bir pankart yaptırmaya karar vermiştim, 90 dakikanın yetmediğini anlatan. 25-30 seneyi aşkın süre Ali Sami Yen Stadı'nın tozunu yutmuş abilerim bekle dedi, erken. Hak verdim, bekledim. İyi ki de beklemişim. Doğruya doğru, bir gün o pankart açılacak. Rijkaard sayesinde, Neeskens sayesinde açılacak. Ama son puan kayıplarının nedeni de bana göre yine aynı ikilinin hamleleri. Normal mi? Pek tabii. Hem de Hagi "normaal"ından. Sabır yeminleri de bu yüzden edildi zaten. Ama kabul etmek de lazım, bugün mesela şu kadroyla ve özellikle de şu değişikliklerle şu maçı kazanmamız imkansızdı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray tarihinin en kötü futbolcusu Erhan Namlı mıdır? Bence öyledir. Bugün Barış, Erhan Namlı'nın 20 senelik futbol kariyerinin en kötü maçından daha kötüsünü oynadı. Ama Nonda girerken, oyundan çıkan oyuncu Keita'ydı. Nonda'nın gollerinin %90'ının asistini yapan Keita. Sahada bir şeyler yapabilme ihtimali olan tek adam varsa, o adam olan Keita. Şu değişikliği Bülent Korkmaz yapsa, bugün 38 tane blogda maç yazısının öznesi o olacaktı. Haksızlık yapmamak adına yazıyorum. İlla ki vardır bir bildiği Johan Segundo'nun diye düşünmeme rağmen yazıyorum. Ama ben bir mantığını bulamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yalnız Futbol programına katılıyorum her hafta Galatasaray Tv'de. Bu programda istatistiklere başvuruyoruz sık sık. Galatasaray'ın pas hızını konuşuyoruz söz gelimi. Ya da hücum hattının en az bir kanadında hızlı bir oyuncunun olması gerektiğini. Ama bunlardan daha önemli, çok daha önemli bir konu var. Futbolu en uzaktan takip eden adamın, en büyük futbol profesörü kadar iyi bildiği bir konu: İyi futbolcu, kötü futbolcuyu yener. Mahalle maçında da böyledir bu, Dünya Kupası finalinde de. Futbolun en büyük gerçeği bu. Büyük kısmı da bu. Gerisi aslında işin detayı. İnmek lazım tabii ama her şeyden fazla da bunun üzerinde durmaya gerek yok. 7 tane Barış'la, dünyanın en hızlı pas yapan takımı olacağımıza kaleci dahil 11 tane Lincoln'le, Felipe'yle oynayalım. 9-8 bitsin maçlarımız. 1-0 yenilmekten de, 1-0 kazanmaktan da iyidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fiziki kapasitesi, teknik kapasitesinden ötede üç orta saha oyuncusuyla oynamanın, Türkiye'de işe yarayacağını düşünüyorum, söyledim de daha önce. Ama Avrupa'da böyle oynamaya gerek olmadığını da ekledim. Neden? Çünkü Türkiye'de birçok Anadolu deplasmanında futbol kör döğüşü şeklinde oynanıyor, ayakta kalan kazanıyor. Ve Galatasaray, teknik oyuncularıyla çok iyi pas yaparken, bu ekipler karşısında zorlanıyor. Geçen sezon nasıl "oynayan değil oynatmayan" takımlara karşı puan kaybettik, aynen öyle. Bu durumda ayakta kalan Galatasaray olmalı. Ama Bursaspor gibi gözünü yukarıya dikmiş bir takım, kendi seyircisi önünde galibiyeti hedefleyecekti, tahmin edilmesi zor bir şey değil bu. Ve bu şekilde bir yapıyla sahaya çıkmanın fazla bir anlamı yok. Hele Elano kenardayken, kadrodaki tek santrfor Nonda kenardayken; hiç. Sonu başından belli bir karşılaşma oynadık. O takımlar gibi oynatmamak da değildi hedef, arada kaldık. Ne hücumda çoğalıp bir tek pozisyon üretebildik, ne savunmayı iyi kapattık da pozisyon vermedik. Amaçsızca çıktık sahaya ve başından belli sonucu gördük, evimize dönüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barış - Mehmet Topal - Mustafa Sarp üçlüsü; sağlam bir üçlü. Ama ne zaman? Sarp hep iyi de, Barış da, Topal da gününde olduğu zaman. Bu da beş maçta bir falan oluyor herhalde. İyi bir Topal da, iyi bir Barış da; iyi kulüplerde oynayabilirler. Misal Bordeaux deplasmanındaki Topal'ı 8-10 milyon avroya alabilir bir Everton. Ama bu hâlleriyle Galatasaray'ın işini zorlaştırıyorlar. Yetenek ya da pozisyon bilgisi yetmiyor; istikrar da lazım. Şu maç üç gün sonra aynı kadrolarla baştan oynansa belki yıldız olacaklar. Üç gün sonra bir daha oynansa, bugünkü gibi. Kim biliyor nasıl oynayacaklarını? Muhtemelen kimse; kendileri de dahil. Ama işte, hep iyi oynayan Keita kenara gelirken, Barış ve Mehmet Topal daha uzun süre sahada kalıyor. Ben bunu anlamıyorum. Anlayamayacağım da. Servet - Gökhan ikilisinin nasıl uyum sağlayacağını, Arda'nın performansının nasıl bu kadar değişebildiğini anlayamadığım gibi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maçın 10. dakikasıydı. Farkettim ki artık bende '"Kenarda Rijkaard var, Neeskens var. Kazanırız." hissiyatı yok. Eleştiri değil, güven kaybı değil; his. İlk gün ne kadar güveniyorsam bugün de o kadar güveniyorum bu ekibe. Ama ilk günkü "Bu sezon şampiyonluk beklemiyorum. Önemli olan gelecek" fikrime de giderek yaklaşıyorum. 5 yıl kalırlarsa, çok uzun süre sırtı yere gelmeden Şampiyonlar Ligi'nde Mart - Nisan aylarını düzenli olarak görecek bir Galatasaray gelecek. Ama önce bir şeylerin oturması lazım. Önce ligi iyice tanımak lazım. Bilmiyorum var mı öyle bir düşünce, ama Şampiyonlar Ligi'ndeki değil de Galatasaray Lisesi'ndeki Mart'ı düşünmemek lazım. Eminim ki Rijkaard'ın uzun vadedeki Galatasaray planı, bu değil. Bu tabii Galatasaray gerçeği, hiçbir teknik adamın elinden gelecek bir şey yok.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7140501001403898426?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7140501001403898426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7140501001403898426&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7140501001403898426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7140501001403898426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/ozelestiri.html' title='Bursaspor Maçı'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SxBG88wWjvI/AAAAAAAACQg/52_ufHDgl6k/s72-c/Elano+vs+Bursaspor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-29104906699881224</id><published>2009-11-25T22:30:00.002+02:00</published><updated>2009-11-25T22:31:08.751+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>Nedir Bu Manchester'ın Türkiye Takımlarından Çektiği?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sw2Qo1p-R_I/AAAAAAAACQY/ZK2tv0RtuxY/s1600/Arif+vs+Manchester.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 295px; height: 210px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sw2Qo1p-R_I/AAAAAAAACQY/ZK2tv0RtuxY/s400/Arif+vs+Manchester.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408137758814128114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sw2Qixd00KI/AAAAAAAACQQ/1kTJs9x1les/s1600/Boli%C3%A7+vs+Manchester.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 295px; height: 210px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sw2Qixd00KI/AAAAAAAACQQ/1kTJs9x1les/s400/Boli%C3%A7+vs+Manchester.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408137654610219170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ne skor, ne futbol, ne puan durumu ne başka bir şey. Manchester United - Beşiktaş maçına dair tek tahminimdi bu tip bir gol. Maçı başından itibaren bu beklentiyle izledim. Çok da beklememe gerek kalmadı zaten. Ben de Beşiktaş'ın başında olsam ben de veririm aynı taktiği: "Vurun kartallarım, Old Trafford'da bir şekilde giriyor." Sadece Old Trafford'da mı? Sabri ilk isabetli ortasını Anfield Road'da yapar, Hakan Şükür Elland Road'da hayatının golünü atar... Biz de sonra konuşuruz Premier Lig'de ne güzel goller oluyor diye... İkinci yarı İbrahim Üzülmez'den röveşata bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Beşiktaş tam Premier Lig takımı gibi oynuyor. Taraftarı da muhteşem. Umarım alırlar maçı.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-29104906699881224?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/29104906699881224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=29104906699881224&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/29104906699881224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/29104906699881224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/nedir-bu-manchestern-turkiye.html' title='Nedir Bu Manchester&apos;ın Türkiye Takımlarından Çektiği?'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sw2Qo1p-R_I/AAAAAAAACQY/ZK2tv0RtuxY/s72-c/Arif+vs+Manchester.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8197602217140910151</id><published>2009-11-21T12:15:00.001+02:00</published><updated>2009-11-21T12:26:23.747+02:00</updated><title type='text'>Rica</title><content type='html'>Aklınızda kaldıysa, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında; bloglarda ya da gazetelerde yazılmış,  gözden kaçmaması gereken spor yazılarını geçebilir misiniz bana? Arayı kapatmak babında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkürler;&lt;br /&gt;Ata&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8197602217140910151?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8197602217140910151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8197602217140910151&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8197602217140910151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8197602217140910151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/rica.html' title='Rica'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5816201572667192572</id><published>2009-11-19T19:30:00.000+02:00</published><updated>2009-11-19T19:44:23.892+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Yiğit Şardan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwV_eKN9_DI/AAAAAAAACQI/2qpqjf_xaoQ/s1600/Yi%C4%9Fit+%C5%9Eardan.Jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 275px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwV_eKN9_DI/AAAAAAAACQI/2qpqjf_xaoQ/s400/Yi%C4%9Fit+%C5%9Eardan.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405867083843894322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yiğit Şardan'ın Galatasaray tarihinin en başarısız başkanına seçim kaybetmekten sonra ikinci şanssızlığı oldu, basketbolda yaşanan skandal. Yaşananları dün herkesle beraber öğrendiğini, suçsuz olduğunu yakından biliyorum; ancak yapılan ihmalkârlık, sahtekârlık ve ahlaksızlık onu da istifaya götürdü. Bu kararı, Galatasaray Başkanı olma hayallerine de son verdiği anlamına geliyor bir yerde. Gerek bugüne dek başarıyla sürdürdüğü görevi, gerekse bu asil davranışı saygıyı ve teşekkürü hak ediyor. Türkiye'de alışık olmadığımız bir görüntü. Yönetim içinde olmasa bile, Galatasaray için her zaman göreve hazır olması dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5816201572667192572?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5816201572667192572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5816201572667192572&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5816201572667192572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5816201572667192572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/yigit-sardan.html' title='Yiğit Şardan'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwV_eKN9_DI/AAAAAAAACQI/2qpqjf_xaoQ/s72-c/Yi%C4%9Fit+%C5%9Eardan.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-970107208872188338</id><published>2009-11-18T20:09:00.001+02:00</published><updated>2009-11-18T20:15:04.961+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Hiç Mi Utanmadınız Üzerinizdeki Armadan?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwQ0v3xab0I/AAAAAAAACQA/T2KiQVg0Kvg/s1600/0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405503449781137218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 366px; CURSOR: hand; HEIGHT: 305px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwQ0v3xab0I/AAAAAAAACQA/T2KiQVg0Kvg/s400/0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Galatasaray tarihinin en büyük utancıdır Cemal'in cezası hususunda yapılan sahtekârlık; hiç şüphesiz. Sorumluları derhal "Galatasaray tarafından" cezalandırılmadıkça da temizlenmez. Yaşananlar, Galatasaray'ın ve Galatasaraylılığın doğasına aykırıdır. İnanıyorum ki Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu gerekeni yapacak, bu olayla bir şekilde ilişkisi olan tüm kişilerle Galatasaray'ın ilişkisini kesecektir. Başka türlüsü de düşünülemez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-970107208872188338?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/970107208872188338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=970107208872188338&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/970107208872188338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/970107208872188338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/hic-mi-utanmadnz-uzerinizdeki-armadan.html' title='Hiç Mi Utanmadınız Üzerinizdeki Armadan?'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwQ0v3xab0I/AAAAAAAACQA/T2KiQVg0Kvg/s72-c/0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5544315098774902465</id><published>2009-11-17T23:15:00.000+02:00</published><updated>2009-11-17T23:19:35.540+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>"G.Saray Ateş İçinde"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwMS982TXkI/AAAAAAAACP4/Nzmzfywc2fs/s1600/%C5%9Eeren.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 219px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwMS982TXkI/AAAAAAAACP4/Nzmzfywc2fs/s400/%C5%9Eeren.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405184833289936450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Gelelim futbolculara. Özellikle de Rumenler'e. &lt;b&gt;Hagi&lt;/b&gt; maç başına 20 bin dolar alır, bir de üstelik yılda aldığı 1 ile 1.5 milyon dolar arasında nakit para vardır. Babası ölmüştür, saygı duyarım. Ancak babası 67 yaşındadır ve amansız bir hastalığı vardır. &lt;b&gt;Hagi&lt;/b&gt; tabii ki onun son gününde yanında olacaktır, ama Parma maçı sabahı da özel uçağa binip, G.Saray'daki görevine dönecekti. Burada &lt;b&gt;Hagi&lt;/b&gt;'nin sarı kırmızılı renklere ve dolara boğulduğu Galatasaray Spor Kulübü'nde aşkı ortaya çıkardı.  &lt;span id="Label_metin" style="z-index: 0;"&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haa, &lt;b&gt;Hagi&lt;/b&gt; gelseydi ne olurdu? Oynasaydı netice değişir miydi? Onu bilemem. Zira &lt;b&gt;Hagi&lt;/b&gt;'nin hiçbir Avrupa kupası ve büyük maçta G.Saray'ı galibiyete götürdüğünü ben hatırlamıyorum. Bakın size bazı olaylar anlatayım da, G.Saray'ın nasıl oluştuğunu anlayın. &lt;b&gt;Metin Oktay&lt;/b&gt;'ın oğlu doğdu, kısa süre sonra öldü. Rahmetli, 3 saat sonra maça çıktı ve attığı gollerle karşılaşmayı kazandık. Benim, yani &lt;b&gt;Turgay Şeren&lt;/b&gt;'in babası öldü. Takım arkadaşlarımla gittik, onu mezara koyduk, oradan sahaya geldik. &lt;b&gt;Coşkun Özarı&lt;/b&gt;'nın babasına son dini görevimizi yerine getirdik, onu da mezara koyduk. Aynı gün maça çıktık ve kazandık. Bunun gibi sayfalar dolusu anlatacağım, yaşadığım, gördüğüm ve bana anlatılan hatıralar var. İşte G.Saray Futbol Takımı'nın temeli böyle oluşmuştur. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Denilebilir ki, o zaman amatördü, şimdi profesyonel. Daha iyi ya, eğer G.Saraylı sadece profesyonelliği düşünüyorsa, duygusallık bir yana. &lt;b&gt;Hagi &lt;/b&gt;efendi gelir, Parma maçında sahaya çıkar oynar. Her maç öncesi bakın &lt;b&gt;Hagi &lt;/b&gt;tribünlere gidiyor ve duygu sömürüsü yapıyor. Onun ve &lt;b&gt;Popescu&lt;/b&gt;'nun son durağı G.Saray. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim Popescu'ya. G.Saray'a maliyeti 5 milyon dolar. Üstelik 1.5 milyon dolarlık &lt;b&gt;Hagi&lt;/b&gt;'den dolayı Barcelona'ya olan borcu da üstlenmiş G.Saray. &lt;b&gt;Popescu&lt;/b&gt; ne yapıyor beyler? &lt;b&gt;Popescu&lt;/b&gt;'nun Şekerspor'a attığı gol benim için hiç mühim değil. Bana &lt;b&gt;Popescu&lt;/b&gt; ve Rumenler, Parma maçını kazandırsın. F.Bahçe'yi, Beşiktaş'ı yenmek için gayret göstersin. Babam da küçük maçlarda çıkar, oynar, golü atar, farklı maç kazanır. &lt;b&gt;İrfan Kurtoğlu&lt;/b&gt; diyor ki, &lt;b&gt;‘‘Hagi olsaydı, Parma maçında takımı yönetirdi’’&lt;/b&gt;. &lt;b&gt;İrfan Kurtoğlu&lt;/b&gt; benim çocukluk arkadaşımdır. Şimdi ona sorayım, &lt;b&gt;Hagi&lt;/b&gt; oynadığımız bütün büyük maçlarda yok muydu? Ve biz de hepsini kaybetmedik mi? Yabancı futbolcu tabi ki Türkiye'ye para için gelecek, ama aldığı paranın karşılığını bana fazlasıyla verecek."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Turgay Şeren / 04.10.1997&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5544315098774902465?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5544315098774902465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5544315098774902465&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5544315098774902465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5544315098774902465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/gsaray-ates-icinde.html' title='&quot;G.Saray Ateş İçinde&quot;'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwMS982TXkI/AAAAAAAACP4/Nzmzfywc2fs/s72-c/%C5%9Eeren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8122435045548943130</id><published>2009-11-16T10:00:00.001+02:00</published><updated>2009-11-16T13:36:07.352+02:00</updated><title type='text'>Var Git Ölüm</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwEHBw5xpGI/AAAAAAAACPo/jguutYoigrA/s1600/Antonio+De+Nigris.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwEHBw5xpGI/AAAAAAAACPo/jguutYoigrA/s400/Antonio+De+Nigris.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404608754709800034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8122435045548943130?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8122435045548943130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8122435045548943130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/var-git-olum.html' title='Var Git Ölüm'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwEHBw5xpGI/AAAAAAAACPo/jguutYoigrA/s72-c/Antonio+De+Nigris.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-6075917571905869554</id><published>2009-11-16T02:00:00.003+02:00</published><updated>2009-11-16T02:28:25.067+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Kanser Yayılıyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwCVKwJ27hI/AAAAAAAACPg/uOLSFVTvAqw/s1600-h/hrzb.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 325px; height: 249px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwCVKwJ27hI/AAAAAAAACPg/uOLSFVTvAqw/s400/hrzb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404483564802076178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Basketbolu izleyince seven, ama nedense pek izlemeyen biri olarak; ömrühayatımda gördüğüm en heyecanlı maçlarından biriydi, Galatasaray - Fenerbahçe maçı. Aynı şekilde tribünde de en iyi basketbol taraftarlarından biri vardı. -dı. Ta ki, sahaya atlama, ele ne geçerse sahaya atma çirkinliği yapılana kadar. Her şeyden önce şu mükemmel mücadeleyi gösteren oyuncuların, belki hafta boyu gözüne uyku girmeyen antrenörün emeğine yazık değil mi? Şimdi onları konuşuyor olabilirdik. Çok daha keyifli bir galibiyet olabilirdi. Yeterince mutlu olunamıyor bu şekilde, ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün, "Tahrik vardı, o terbiyesiz kadın bütün bu olayları başlatan kişidir." deme günü değil. Fenerbahçe yöneticileri nasıl bu kadar yüzsüz olabiliyorlar, bunu sorgulamanın günü de değil. "Üç beş çapulcu bunlar." deme günü, hiç değil. Ülkenin en çirkin internet sitesinin çirkin sayfalarını konuşmakla vakit kaybetmeye de lüzum yok; kendi pisliklerinde boğulsunlar. Medya Efes maçını nasıl işlemişti, buna nasıl yaklaşacak, tahmin etmeye de; yazadursunlar, passatursunlar. Bunca yıldır basketbolun içinde olup da böyle olaylar görmeyenler, gece huzur içinde uyusunlar. O terbiyesiz kadın, keza, bundan sonra utancıyla baş başa nasıl yaşayabiliyorsa yaşasın. Kinsey denen adamdan, tribünde kendi hâlinde oturan adama neden yumruk attığının hesabı sorulsun ya da sorulmasın. Şimdi hiçbirini konuşmanın zamanı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden değil? Çünkü bunları hep konuşuyoruz. Hep bir bahanemiz var. Hiçbir zaman da demiyoruz ki; evet, hatalıyız. En fazla söyleyebildiğimiz, "Hatalıyız ama sor bi' neden!?" Böyle olunca ne farkımız kalıyor "hayatında böyle şey görmeyen" Fenerbahçe yöneticilerinden? "Keita'ya pet şişeyi Galatasaray taraftarları attı." diyenlerden? Az. Evet büyük tahrik vardı. Evet Fenerbahçe - Efes serisinde yaşananlar bununla bir tutulamaz. Evet biri Türkiye gerçeğinin yüzümüze vurulması, diğeriyse Fenerbahçe gerçeğinin ta kendisi. (Bunu ayrıca açabilirim.) Ama bir terbiyesiz kadının tahriki midir, Türkiye'de sporun en karanlık gecelerinden birinde yaşananların benzerini görmemizi sağlayan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleymiş demek ki. O zaman bu olayları Fenerbahçe - Galatasaray çekişmesi içerisinde değerlendirmemek gerek. Yoksa Fenerbahçe'ye, Galatasaray'a bahane üreteyim derken sahaya inip kabadayılık yapan iğrenç heriflere bahane üretmiş oluyoruz. O zaman hep bir rövanş oluyor. Niye yaptın? O yapmıştı. Sen niye yaptın? O yaptı. Tüm bunlar, hukukta kan davası başlığında ele alınıyor. Ve biz bu evredeyiz hâlâ. Ve hâlâ. Bir Galatasaraylı olarak Fenerbahçe yapınca küfür ettiğim şeyi bugün kendim nasıl utanmadan yapabilirim? Bu kadar mı yabancıyım kendime? Dün Kaya Peker'e saldıran göbekli adamla, bugün aynı işi üzerinde sarı kırmızı formayla yapan adamı farklı değerlendiriyorsam; psikolojik rahatsızlıklarım var demektir, ve acilen doktora görünmem gerekir. Şükür o kadar kör değilim. Herkes de alabildiğine açsın gözlerini. Bu çirkinliklere karşı birlikte savaşırsak, hadi hayal kurmayalım, herkes kendi çöplüğünü temizlerse, o zaman belki... diyecektim de bu bile hayal. Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum ama burada yazacak kadar delirmedim; zira yaşadığım ülke ne güvenli ne de demokratik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yine de kendi çöplüğünü temizlemek isteyenlerdenim. Bu nedenle bugün yaşananlar için ne suçu o terbiyesiz kadına atabilirim, ne de Kadıköy'de yaşananları gerekçe gösterebilirim. Ne olursa olsun Galatasaray tribünlerinde olmamalıydı tüm bunlar. Hiçbir şey yapılanları haklı çıkarmaz. 19 Mayıs, her sene olmaz. Olursa, işte o zaman bu çirkin gelenekte de Galatasaray - Fenerbahçe rekabetinden söz etmeye başlarız. Ki bu da, naçizane, spora olan ilgimin sonu olur. Ya da artık kendimi sutopu, kürek, yüzme gibi branşlara adarım. Tabii futbol "taraftarı" onlara da "çek&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;il&lt;/span&gt;ene", kanser tüm vücudu esir alana dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'ye karşı asla değil, ama kendi takımımın hocası ve oyuncularına karşı çok mahçup oldum bugün. Sırf şurada tek kelime basketbol konuşamadığım için bile. Ve yarın konuşulmayacağını bildiğim için de. Maç çığrından çıkarılana dek verilen destek, belki affetmelerine yardımcı olur... Ve yine de, her şeye rağmen... Teşekkürler, Galatasaray.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-6075917571905869554?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/6075917571905869554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=6075917571905869554&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6075917571905869554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6075917571905869554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/basketbol-derbisi.html' title='Kanser Yayılıyor'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SwCVKwJ27hI/AAAAAAAACPg/uOLSFVTvAqw/s72-c/hrzb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4845176601419388367</id><published>2009-11-10T23:40:00.001+02:00</published><updated>2009-11-10T23:41:09.053+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>Enke</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvndCqhbR0I/AAAAAAAACPY/3Ks4fbf-O1U/s1600-h/Robert+Enke.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 260px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvndCqhbR0I/AAAAAAAACPY/3Ks4fbf-O1U/s400/Robert+Enke.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402592265851586370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Üstüne söylenecek, altına yazılacak bir şey yok. Huzurlu uyusun.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4845176601419388367?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4845176601419388367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4845176601419388367&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4845176601419388367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4845176601419388367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/enke.html' title='Enke'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvndCqhbR0I/AAAAAAAACPY/3Ks4fbf-O1U/s72-c/Robert+Enke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-6551921418243108250</id><published>2009-11-10T11:30:00.005+02:00</published><updated>2009-11-10T11:37:09.751+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Biraz Empati Lütfen!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvkyA_qVOkI/AAAAAAAACPQ/gydvUaVzsuo/s1600-h/Gokmen+%C3%96zdemir+12.03.2007.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 178px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvkyA_qVOkI/AAAAAAAACPQ/gydvUaVzsuo/s400/Gokmen+%C3%96zdemir+12.03.2007.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402404220677995074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gazete okuma alışkanlığıyla büyüdüm. Aklım bir şeylere ermeye başladığı günden bu yana ise gazete almıyorum. Son olarak bir gazeteyi iki üç yıl düzenli okuduktan sonra bıraktım, ondan beridir gazete gördüğümde şöyle bir göz gezdiririm, ama almam. Herkese de almamasını öneririm naçizane. Spor medyasıyla alakalı değil, alakalı olduğu konular da burayı aşar. Burada spor medyasını ele almış olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spor medyasının da ele alınacak yanı kalmadı elbet. Nereden tutsan elinde kalıyor. Objektif bakış açısından uzak, bir dolu piyon tarafından hazırlanan, rant kokulu sayfaların nesinden bahsedeceğiz? Ülkedeki tek düzgün spor servisi Radikal'de bana göre, ama Radikal almak Hürriyet almaktan farklı olmadığı için onu da takip etmiyorum. İnternet sitelerine de girmiyorum. Sevdiğim yazarların yazılarından bir şekilde haberim oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan'ın da dahil olduğu çok sayıda gazetenin spor sayfalarından ise, kelimenin ağırlığı için özür dilerim, tiksiniyorum. Tabii bunların da internet sitelerine dahi girmiyorum ama yine her türlü iğrençlikten bir şekilde haberim oluyor. Haberim olmamasını, dezenformasyon araçlarından arındırılmış bir dünyada yaşamayı tercih ederim, belki başarırım da bir gün. Aslında bu gazetelerde de sevip saygı duyduğum yazarlar var. En kötüsünde bile Kanat Atkaya gibi bir adam var, Ercan Saatçi'yi savunarak beni bu sevgi ve saygının miktarını sorgulamaya yöneltse de. Ben yazılarından tanıdığım Kanat Atkaya'dan, -Fenerbahçeli demiyorum- fanatik kimliği bir yana bırakılsa bile insan olarak Ercan Saatçi'den nefret etmesini beklerim, beklerdim. Fanatik demişken, onca yılın -bunca değil, onca; maalesef geride kaldı o yıllar- büyük spor adamı, bugün bile aynı sayfalarını defalarca kez zevkle okuduğum Gelişim Spor'un Genel Yayın Yönetmeni Hıncal Uluç, "Hepimiz fanatiğiz. &lt;a href="http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&amp;amp;Kelime=fanatik"&gt;Fanatik&lt;/a&gt; olmalıyız." diyebiliyorsa, bu da üzücü. Ama şimdiki konumuz Ercan Saatçi, Kanat Atkaya ya da Hıncal Uluç da değil. (Ben ilkiyle diğerlerini aynı cümle içerisinde kullanmaktan neden kaçınıyorum ki, onlar birbirlerine bu kadar bağlanmışken?) Başlıktan belli nereye geleceğim, konuşmak istediğim de o zaten, Gökmen Özdemir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökmen Özdemir, özellikle sevip takip ettiğim spor yazarlarından biri değil. Dahası o "bir şekilde haberim olan" haberlerinden dolayı çokça yüzümü ekşitmişliğim vardır. Belki tüm samimiyetiyle doğruları yazıyordur her zaman da ben yanılıyorumdur, o da olabilir. Onun bilip de benim bilmediğim çok şey var neticede, o işin bu kadar içindeyken. Bir de ben yalnızca tartışmalı haberlerini görüyorum, takip etsem belki on yazdığının dokuzuna katılacağım. Ancak, öyle ya da böyle, haberlerine güvenilir bir adam izlenimi yaratmadı bende bugüne dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak diğer yandan, ben Gökmen Özdemir'i her maçta Ali Sami Yen tribünlerinde görüyorum. Maçları basın tribününde oturup çayını purosunu içerek değil de Kapalı'da zıplayıp tepinerek seyredecek kadar Galatasaraylı. Hayatında görmediği kişilerden gelen "Usta, Türk futbolunun yetiştirdiği en büyük yıldız nasıl Emre Belözoğlu olur?" sataşmasına da içtenlikle yanıt vermeye, açıklama yapmaya çalışacak kadar da mütevazı. Ve şu anda kırgın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden? Çünkü böylesi bir Galatasaraylı olmasına karşın şu anda Galatasaraylıların tüm okları onun üzerinde. Buna da yanlış yapılmış, yanlış anlaşılmış bir açıklama neden oldu. Haldun Üstünel, hepimizin fazlasıyla sevip saydığı bir Galatasaray yöneticisi. Her sözüne de inanır, güveniriz. Ama bu son açıklamasında bana göre yanlış yaptı. Bu yanlış, sanmıyorum ki dostunu satmak olsun, Haldun Üstünel'in bunu yapacağına inanmam. Ama Üstünel, cümleleri yanlış kurmuş, Gökmen Özdemir'in adını yanlış cümlede teleffuz etmiş olacak ki, Özdemir'in son derece masum ve dostunu uyarmak - gerçek anlamıyla uyarmak - amacındaki bir mesajı tehdit mesajı olarak yansıdı Türkiye'ye. Burada tehdit olabilir. Bu tehditi yapan da herkes olabilir. Ama bunun için Gökmen Özdemir'in aracı olabileceğine, her hafta Kapalı'da gördüğüm adamın dostunu tehdit edebileceğine ben inanmıyorum. Haldun Üstünel'in böyle düşündüğüne de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım önümüzdeki günlerde Sayın Haldun Üstünel ya da Sayın Başkan Adnan Polat tarafından bu konuda açıklayıcı bir mesaj verilir. Aksi takdirde Gökmen Özdemir, kendisini bana göre hiç de hak etmediği bir tablonun içinde bulacak.Buna, empati yetisine sahip bir insan olarak vicdanım el vermiyor. Benim bildiğim Gökmen Özdemir, en yukarıdaki görselde de görüleceği gibi bizden biri. Linç kültüründen alabildiğine uzaklaşalım lütfen...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-6551921418243108250?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/6551921418243108250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=6551921418243108250&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6551921418243108250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6551921418243108250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/biraz-empati-lutfen.html' title='Biraz Empati Lütfen!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvkyA_qVOkI/AAAAAAAACPQ/gydvUaVzsuo/s72-c/Gokmen+%C3%96zdemir+12.03.2007.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2849761843450694118</id><published>2009-11-09T20:45:00.003+02:00</published><updated>2009-11-09T20:54:39.395+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Godot'yu Beklerken</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Svg56fzoTiI/AAAAAAAACPI/RZNRA3aOiJk/s1600-h/Waiting+for+Godot.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 208px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Svg56fzoTiI/AAAAAAAACPI/RZNRA3aOiJk/s400/Waiting+for+Godot.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402131430164155938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray, tipik bir Anadolu deplasmanından galibiyetle ayrıldı. Diyarbakır'daki 90 dakikanın, son 7 sene içerisinde Türkiye Ligi'nde oynanan herhangi bir karşılaşmadan fazla bir farkı yoktu. Gerets, Feldkamp, Skibbe, Korkmaz ya da Terim dönemindeki Galatasaray da dünküne çok benzer bir maç çıkarabilirdi. Bu, Hollandalıların etkisizliğinden ya da adı geçen teknik adamların birbirlerinden farkı olmamasından kaynaklanmıyor. Şartlar aynı olduğunda, bu şartları kendi lehine çevirmek için yapılabilecekler de sınırlı oluyor. Şundan artık iyice emin oldum ki, Türkiye Ligi'nde mücadele eden bir takımın düzenli olarak iyi futbol oynaması uzun bir süre daha mümkün olmayacak. Önce şu anda yapım süreçleri devam eden stadyumların bitmesini, sonra da ülkeye şöyle sekiz on tane Thomas Doll gelmesini beklemeliyiz. Hikmet Karamanların, Ziya Doğanların, Erdoğan Arıcaların egemenliğindeki günümüz şartlarını, medyayı, taraftarları ve yöneticileri de göz önünde bulundurursak, bu beklenti sürerken Samuel Beckett'in tecrübelerinden faydalanmak gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz futbolseverler, özellikle de futbolu fazla sevenler, her maçtan farklı hatıralarla ayrılıyor, ileriki hayatımıza yönelik farklı miraslar bırakıyoruz. İstisnasız her maçta oluyor bu. Ve yıllar sonra söz bu maçlardan herhangi birinden açıldığında hemen bu manyak yönümüzü devreye sokuyor, tüm bu hatıraları bir bir ortaya döküyoruz. Aslında sözün oradan açılmasına da pek gerek kalmayabiliyor, biz bir şekilde bağlıyoruz. Son olarak geçenlerde annem "Dayın acaba hangi yıl nişanlanmıştı?" diye kendi hâlinde sesli düşünürken, "Buluruz, kolay, Trabzonspor o gün bizi 2-0 yenmişti. Son golü de son dakikada kullandığımız kornere bütün takım çıktığımızda kontradan yemiştik. Orhan daha orta sahada Hayrettin'i geçmiş boş kaleyle karşı karşıya kalmıştı. Bakma aslında biz o maçta iyi oynamıştık, puanı hak etmiştik. Sigara dumanından gözlerim kızarmıştı da tanımadığım biri beni maça ağlıyor sanıp teselli etmeye kalkmıştı. Ama hakikaten o maçta bizim..." demeye kalmadan sözümün kesilip acıyan bakışları üzerimde hissetmemle birlikte bir kez daha kendimi kötü hissettim. Ya da bu anlatımı kuvvetlendirmek için söylediğim küçük bir yalandan ibaret ve aslında kendimi hiç de kötü hissetmedim. Bir kere yalnız değilim, ki bu da değil önemli olan, seviyorum futbolu yahu, seviyorum! Şu kalitesiz ligi bile çok seviyorum, bakmayın siz o ilk paragrafa. Fenerbahçe - Zencefilspor maçı olsa, Manchester United - Chelsea maçından daha yoğun duygularla seyredebilirim. Galatasaray'ın 51 yaşındaki kaleciye 20 gol attığı hazırlık maçıyla ilgili daha çok ayrıntı var beynimde, aynı sene oynanan Şampiyonlar Ligi finalinden. Yalnız bu muhabbet bitmez, acilen konuya dönmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim o ki, dünden de geriye birtakım hatıralar kaldı. Ama diyorum ya, tipik bir Anadolu deplasmanıydı. 2003'teki Diyarbakırspor maçı deyince bana nasıl bir şey ifade etmiyorsa... Bir dakika, 2003'te Volkan'ın enfes golü vardı, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"iğğğğğğğğğğğne deliğinden"&lt;/span&gt; geçirdiği. Diyarbakır ilk yarıda 10 kişi kalmıştı. Şenol yine saçmalıklarından bir demet sunmuştu bizlere... Herneyse! 2004'teki Diyarbakırspor maçı deyince nasıl ki ilk anda aklımda bir görüntü oluşmuyorsa, 2009-10 sezonundaki Diyarbakır deplasmanı da 5 sene sonra benim için aynı şeyleri ifade edecek. Ya da şunu bu kadar konuştuğum için etmeyecek, bilmiyorum. Ama öyle ya da böyle herhangi bir maçtı bu.  Dolayısıyla maçı enine boyuna konuşmak yerine birtakım görüntüler üzerinden gidelim. Ve, bu noktadan sonra ne kadar mümkün bilmiyorum ama, ciddiyetimizi takınalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ntv'deki %100 Futbol programı ve yanılmıyorsam birkaç programda daha "maçın fark yaratan oyuncusu" seçiliyor, üç İstanbul takımının her müsabakasından sonra. Dün bu isim kimdi, bilmiyorum, Kewell olabilir. Bildiğim, bu klasik maçta fark yaratan tek bir görüntü vardı. Gol. Galatasaray'ın ikinci golü. Onu da yalnızca bir kez görebildim, kendi adıma. Gerek maç esnasında, gerekse farklı yayın kuruluşları tarafından hazırlanmış maç özetlerini izlerken maalesef golün tekrarının Kewell'ın kafa pasından itibaren verildiğini gördüm. Yani bir anlamda golü göremedim. Çünkü gol, o değildi. En azından Galatasaray'ın golü o değildi. Gol, İngilizce'deki "goal" yani amaç kelimesinden geliyor bilindiği gibi. Galatasaray'ın bu sezonki amacı rakip savunma oyuncusunun ayağının kaymasından yararlanarak topu filelerle buluşturmak değil, Barış'tan Kewell'a, Kewell'dan orta yuvarlaktaki takım arkadaşına -ki kiminle paslaştığını dahi göremedim maalesef-, akabinde o oyuncunun ön tarafa koşu yapan Kewell'a ve Kewell'ın topu hiç bekletmeden kafayla Arda'ya aktarmasıyla devam eden pas trafiğini sağlamak ve sürekli hâle getirmek. Bu amaca ulaşıldığında, top da sık sık filelerle buluşacak ve Galatasaray'ın daha büyük amaçlarına ulaşması yolunda bir araç olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı bir görüntü, ya da şöyle söyleyeyim, farklı üç görüntünün oluşturduğu genel görüntü can sıkıcıydı. Bunlardan ilki, Şener'in sarı kart gördüğü pozisyonda Sabri'nin sahte acı ifadesi. Bu sezon saha içi ve dışında örnek bir tablo çizen Sabri'ye yakışmadı. Bir diğeri, yine ilk yarıda, ayağından topu kaçıran Abdullah'ın o top taca giderken sakatlık numarası yaparak günümüz futbolunda "centilmence hareketler" başlığı altında irdelenebilecek son geleneğe bile gölge düşürmesi. Kimse fark etmese de, ayıp kaçtı. (Yanlış değerlendiriyorsam, ki gece maçın tekrarını izleyeceğim, af dilerim. Bana öyle göründü.) Diğeriyse daha masum, daha sıradan, ama daha üzücü de bir yandan. Çünkü adı Metin Oktay ile aynı cümle içerisinde kullanılan bir adam, Metin Oktay "gibi" olabilmesi beklenen bir adam bu görüntünün kahramanı. Oysa ki centilmenliğiyle kahraman olsa, Türkiye futbolu için olduğu kadar Galatasaray için de çok daha yararlı olacaktır Arda. Neyden daha yararlı? Bir taç atışı kazandırmaktan. Top Arda'dan taca çıkıyorsa, ben Arda'dan elini kaldırıp "Ondan çıktı." demesini değil, asıl hakem yanlış karar verdiğinde aynı elini kaldırıp "Benden çıktı." demesini beklerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bu saydıklarım artık futbolun alfabesinde kendine yer bulmuş, günümüz futbolunda normal diyebileceğimiz görüntüler. Hepsi sıradan. Hepsini görmeye alışığız. Ama üzülüyor insan. En azından üzülmeli. Bize bugün masum gelen bu görüntüler, 20 ya da 30 sene önce yayımlansaydı televizyonlarda, kahramanları insan içine çıkmayacak hâle gelmez miydi? Bugün gelmiyor. Mesele Arda, Sabri, Abdullah değil. Önder Turacı, Mert Nobre, Ömer Çatkıç ya da Cangele de değil. Hepimiz böyleyiz artık. Onlarca kamera, yüzlerce fotoğraf makinesi ve milyonlarca göz önünde bile yapılıyorsa bunlar, değer yargılarımız ne yönde ve ne derece değişmiş üzerine bir düşünmek gerek. Ve tabii bence, diyeyim de tam Bilgin Gökberk yazısı olsun bu bölüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka görüntü. Yine Sabri'den ama bu kez eğlenceli. Diyarbakırspor'un golden sonraki ilk, son ve dolayısıyla tek pozisyonunda ön direği Sabri alıyor. Maçın yorgunluğu, onu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;şöyle direğin dibinde bir dinleneyim&lt;/span&gt; düşüncesine yöneltiyor muhtemelen. Maçtan tamamen kopuyor bir anlığına Sabri ve direk dibinde olduğunu unutarak, kendi önünde cereyan eden pozisyon için elini kaldırıp ofsayt itirazında bulunuyor. Daha güzeli, sonra o eliyle saçını düzeltiyormuş izlenimi veriyor ama yemezler tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolla bitirelim. Cezasını bitiren Keita'nın dönmesi güzel haber. Tiryakisi olmuşuz meğer, hep beraber anlamış olduk. Onun kırmızısının faturası kendisine 35 bin dolar olarak dönüyorsa bu rakam Barış için 75 bin olmalı diyeceğim ama kıyamıyorum da, kazandıklarının oranı bir değil ki cezalarınınki bir olsun. Keşke yapmasaydı Barış dünkü ciddiyetsizliğini. Olmuşla ölmüşe çare yok. Galatasaray'ın savunmadan çıkarken yaşadığı sorunları bir vakitte ayrıca değerlendirelim. Bu sorunları geçtiğimiz senelerden daha az yaşıyoruz muhakkak, hatta bu maçtan ileriki yıllara miras kalacak o gol dahi hücuma çıkarken yapılan doğru tercihlerin ürünü, ama insan gözünü biraz sola -devresine göre sağa- çevirdiği zaman beklentileri de büyüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, 6'da 6 ile başladığımız devreyi 6'da 6 ile kapatırız demek istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2849761843450694118?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2849761843450694118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2849761843450694118&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2849761843450694118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2849761843450694118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/godotyu-beklerken.html' title='Godot&apos;yu Beklerken'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Svg56fzoTiI/AAAAAAAACPI/RZNRA3aOiJk/s72-c/Waiting+for+Godot.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7851678294883733644</id><published>2009-11-08T22:00:00.004+02:00</published><updated>2009-11-09T20:40:20.195+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7851678294883733644?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7851678294883733644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7851678294883733644&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7851678294883733644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7851678294883733644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/diyarbakrspor-mac.html' title=''/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5044201355685433591</id><published>2009-11-06T15:00:00.005+02:00</published><updated>2009-11-06T15:06:24.666+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Gblbtbsbrby!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvPg34jGfeI/AAAAAAAACOw/Md4uZYWH0I4/s1600-h/Hagi+B%C3%BCkre%C5%9F.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 385px; height: 286px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvPg34jGfeI/AAAAAAAACOw/Md4uZYWH0I4/s400/Hagi+B%C3%BCkre%C5%9F.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400907628824395234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dün gece tarihi bir maça tanıklık ettik hep beraber. Seyircisiz maçta adına tezahürat yapılan ilk insan Hagi, yapılan ilk tezahürat ise "I Love You Hagi" olarak kayıtlara geçti. Akabinde "Hagi bize sarı desene" tezahüratına yumruklarıyla karşılık veren Hagi, taraftarların "Hagi gol gol gol" isteğini ise artık son çare Mehmet Topal'ın bedenine girerek gerçekleştirdi. Üç buçuk yıldır oralardan iyi vurduğuna inandığımız Topal'ın -ki asıl 'oralar' da oralar değildir- ihtiyacı olan şey Hagi'ymiş demek ki. Demek ki boşuna istemiyoruz tarihimizde yer etmiş böyle bir adam varken ondan her daim yararlanmayı. Tribündeki varlığı bile yetiyor görüldüğü gibi. Bu anlamda, unutulmaz bir maç oldu benim için Bükreş'teki; Galatasaray 2, Hagi 1 - Dinamo 0 şeklinde. Tribünde Hagi olmasaydı ise sadece güçlü bir orta sahayla iyi oynadığımız ancak bu sessizlikte pek de tadına varılamayan bir maç olarak -yine de- hatırlanacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahada ise en dikkat çekici unsur, sarı kırmızılı formayı giymiş 11 oyuncunun kimliğiydi kuşkusuz. Oyun kimliğinden önce, gerçek kimlikten, kafa kağıdından söz ediyorum. Abdul Kader Keita ve Elano Ralph Blumer -ki oynamak için gelmişti Galatasaray'a- sahada olup bitenleri kenardan izlemek zorunda kalmışlardı. Peki bunu nasıl değerlendirmeli? Frank Rijkaard, gördükleri hatalı kırmızı kartlar nedeniyle oyuncularını "oynatmayarak" cezalandıracak bir portre mi çizdi 10 yılı aşkın teknik direktörlük kariyerinde? Pek değil. Samuel Eto'o ve Ronaldinho, en sorunlu dönemlerinde dahi bu sorunlarının üzerine formayı geçiren iki isim. Oynatmayacağı oyuncularını deplasmana götürüp yedek kulübesinde oturtarak cezalandıran teknik direktörler ise Azerbeycan semalarında görüldüler en son, bir de takım elbiseleriyle &lt;a href="http://www.asligirgin.com/gallery/img/photos/1251279205_FOX_FUTBOL_PAZARI.jpg"&gt;billboardlarda&lt;/a&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu sezon burada Total Futbol moda!&lt;/span&gt; O hâlde son dönemde takıma yeni yeni katkı sağlamaya başlayan Mehmet Topal ve Barış Özbek'in yoğun maç temposuna, takımın da onlardan kurulu bir düzene alışmasını amaçladığını tahmin edebiliriz Hollandalıların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezon başını hatırlayalım. Cumartesi maç, çarşamba maç, pazar maç, çarşamba maç, pazar, çarşamba, cumartesi... Bunların hepsinde, dahası lig arasında oynanan milli maçlarda sahada Arda Turan'ı görüyorduk, çoğunlukla da yedek kulübesine uğramadan son durağa, soyunma odası tüneline yol alıyordu. Her maç öncesi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yorgun Arda'yı dinlendirmeyi planladığı öğrenilen&lt;/span&gt; Rijkaard, ne hikmetse bu planını bir türlü gerçekleştirmiyordu. Nitekim Başkan Adnan Polat, bugün performansı bir nebze düşüşe geçen Arda'yı savunurken, normal bir futbolcunun bütün sezonda oynadığı maç sayısına Arda'nın şimdiden ulaştığını hatırlatıyor, çok da haklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rijkaard'ın, Arda'ya bu yükü taşıtırken yine mutlaka birtakım nedenleri ve amaçları vardı. Hiç şüphesiz en önemli neden, yeni oturtulmaya çalışılan bir sistemin en temel parçasını ve üstelik bununla birlikte takımın en formda oyuncusunu mümkün olabildiğince sahada tutmaktı. Keza en yeteneklisini. Ve Arda, bireysel yeteneklerini, takım için en gerekli ve en uygun şekilde kullanarak takımın bu geçiş dönemini mükemmele yakın bile değil, mükemmel atlatmasını sağladı. Ondan bekleneni bile değil, fazlasını yaptı. Rijkaard, amaçlarından birini bu şekilde gerçekleştirmiş oldu. Bir dönemi Arda'yla geçirdi diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki yalnızca Arda mı? Arda'nın hücumda yaptığını orta sahada yapan, geçiş döneminin potansiyel aksaklıklarını minimuma indiren, takımın pas trafiğinde en önemli görevi üstlenen kimdi? Mustafa Sarp. Galatasaray'a geldiğinde kaç kişi oynayabileceğini düşünüyordu, düşlediği kesin ama kendisi düşünüyor muydu bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki çocukken mahallede oynadıklarını bir kenara bırakırsak hayatındaki en sık maç trafiğini Galatasaray'da yaşadı Mustafa. Ligde şu ana dek geride bıraktığımız tüm dakikalarda sahadaydı. Savunmada Servet, kalede Leo Franco ile birlikte Galatasaray'ı ayakta tutan ve dinlenmeye fırsatı olmayan bir iskelet oluşturmuştu Frank Rijkaard.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet, Barış ve Mustafa'dan kurulu bir orta saha kurgusunda ısrar ettiğine göre, acaba, diyorum, Türkiye'de başarının, savaşçı orta saha oyuncularının sayısıyla doğru orantılı olduğuna mı kanaat getirdi Rijkaard? Geçmişe baktığımızda genellikle böyle örneklerle karşılaşıyoruz. Lucescu'nun Galatasarayından başlayarak, yine Lucescu'nun Beşiktaşı, Daum'un Fenerbahçesi, Kallinin Galatasarayı, Mustafa Denizli'nin Beşiktaşı ve Bülent Uygun'un Sivassporu böyle takımlardı. Biraz Zico, çokça da Gerets iki istisna olarak kabul edilebilir ancak Zico'nun elinde Aurelio gibi sıradışı bir oyuncu vardı, Gerets ise zaten ikinci sezonunda felsefesini kendiliğinden değiştirdi. Bu süre zarfında oynadığı futbol tribünlere en büyük keyfi yaşatan iki takım da yine Gerets ve Zico'nunkilerdir oysa. Tek ya da çift ön libero ayrımından bahsetmiyorum, teknik kapasitesi fiziksel kapasitesine ağır basan oyuncu sayısı burada önemli olan. Ofansif aktiviteyi, defansif mücadelenin önüne koyan oyuncu sayısı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle ki; geçtiğimiz sezon şampiyon olan Beşiktaş'ta Ernst ve Cisse varsa, dönemin Fenerbahçe'sinde de Aurelio ve Selçuk var. Ama birinin kanatlarında Tello ve Ekrem oynarken, diğerinde Kazım ve Deivid'i görüyoruz. Dahası birinin santrforu Nobre, diğerininki Kezman. Yani birinde savunma mücadelesi en ileriden başlıyor, kanat oyuncularının da katılımlarıyla orta sahada devam ediyor; diğerinde ise gerideki altılının sorumluluğuna terk edilmiş durumda. (Son maçta Fenerbahçe de böyle yenmedi mi Galatasaray'ı? Hoş, böyle yenmedi tabii, önce futbol terörüyle sindirdi. Ama sonraki metod bu; fiziki kapasiteleri teknik kapasitelerinin altında kalmayan kanat oyuncuları, ileride mücadeleci ve rahatsız edici bir santrfor.) Sonuç ne peki? Mustafa Denizli'nin Beşiktaşı ligde şampiyon olup Avrupa'da Metalist hezimetini yaşadı, Zico yönetimindeki Fenerbahçe ise Avrupa'da kulüp tarihinin tek başarılı sezonunu geçirse de ligde şampiyon olamadı. İlginçtir, en büyük istisna dediğimiz Gerets'in Galatasarayı ise Denizli'ye tam zıt bir anlayışla aynı akıbete uğradı; ligde alınan şampiyonluğa rağmen Avrupa'da hezimet. Tabii bunda başka etmenler de rol oynuyor, Avrupa iddiasını kaybeden takımın lige her şeyiyle asılması, parasını alamayan oyuncuların başka türlü bir savaşım içine girmesi, elenilen takımların çeşitli futbol ekollerinin temsilcileri olması gibi. Ama arada tutturması zor bir dengenin olduğu da görülüyor. Mücadele ve tekniğin dengesi. Takımı iki ayrı parçaya ayırıp bu parçaların arasına tek başına Saidou'yu yerleştirerek Avrupa'da başarılı olamıyorsunuz. Ama ilerideki oyuncularınızın teknik becerisi çok yüksek de olsa, 4'ünü 5'ini aynı anda sahaya sürdüğünüzde 2006'daki gibi bir mucize beklemek zorunda kalabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünen o ki ne yalnız teknik, ne de yalnız mücadele, tüm hedeflerinde başarıya ulaştırabiliyor bir takımı. Sivasspor'u hep beraber gördük Avrupa arenasında. Kaldı ki mücadele diyorsak, İngiltere'de daha ön planda; ama o mücadele, bu mücadele değil. (HÜ!) Farz-ı misal Gerrard sol kanada yakın bir bölgede topla birlikte ceza sahasına doğru yaklaşırken rakip sağ bek onu rahatsız ediyor, ancak amacına ulaşamadığında geri yerini alıyor ve bu kez ön libero çıkıyor Gerrard'ın karşısına. Türkiye'de ise aynı pozisyondaki ortalama bir kanat savunucusu sahanın herhangi bir yerine sürüklenebilir. Ön libero da katılır belki ona, ikili üçlü mücadeleler görürüz ama bu bilinçli bir mücadeleden çok kaostur aslında. (İki ayrı ligde kullanılan herhangi iki taç atışı esnasında oyuncuların sahadaki dizilişlerine bakmak bile yeterli bunun derecesini anlamak için. Türkiye ve diğer liglerdeki taç isabet oranlarına sahip olup karşılaştırma yapabilsek keşke.) İşte bu kaosta güçlü kuvvetli, ayakta kalabilen ve aynı zamanda gerektiği zaman kaos yaratabilen oyuncularının sayısı çok olan takımlar önemli bir avantaj sağlıyor. Başarının garantisi değil, ama ona ulaşmayı pratikleştiren bir unsur. Bu yüzden Mehmet Topal, Mustafa Sarp, Barış ve Ayhan (ve belki tekrar Linderoth) önemliler Galatasaray için; her biri farklı özellikleriyle olduğu gibi kaostan galip çıkabildikleri için de. Sezon öncesi bu oyuncuları ideal 11'ine koyan taraftar çok az görülür, ama sakatlıklar haricinde takımın forma bulma anlamında en istikrarlı oyuncuları onlar olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın, devre arası kampından sonra Mustafa Sarp - Arda - Elano üçlüsünden kurulu bir orta sahaya döneceğini tahmin ediyordum. Hatta teknik ekibin de bunu amaçlamış olduğunu düşünüyorum hâlâ. Ancak bu yıl, Galatasaray'ın kesinlikle başarılı olması gereken bir yıl. Burası Türkiye ve mart ayında bir seçim var. Bunu Rijkaard da biliyor. Neeskens de. Arda, Elano, Kewell, Keita ve Baros'un aynı anda sahada bulunacağı bir Galatasaray'ı izlemek çok farklı tadlar bırakacaktır biz Galatasaraylıların damağında. Ancak Arda ve Elano'dan -bu alışılmış benzetmeyi yapmak durumundayım- Iniesta ve Xavi yaratabilmenin yarım sezondan daha uzun bir çalışma gerektirdiği muhakkak. Ve maalesef tekrar yankılanıyor kulaklarımızda; bu yıl Galatasaray'ın kesinlikle başarılı olması gereken bir yıl. Bu benim tercihim değil, ülkenin gerçeği. Hollandalılar, başarıya giden yolda pratik bir metoddan da yararlanmak isteyebilirler. Belki sırf bu sezonun özel durumundan, belki Arda ve Elano'dan teknik ve mücadelenin dengesini oturtabilecek bir ikili olamayacağı sonucuna varmışlardır -ki ben bu fikirdeyim-, belki de geleceğe dönük fikirlerinde bir değişiklik yoktur da yalnızca Fenerbahçe maçı sonrasındaki kritik dönemi farklı bir orta saha kurgusuyla geçirmek istemişlerdir. Bilemem. Tek bildiğim, Rijkaard'dan bir B planı isteyenler varsa hâlâ, o B planı budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5044201355685433591?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5044201355685433591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5044201355685433591&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5044201355685433591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5044201355685433591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/11/gblbtbsbrby.html' title='Gblbtbsbrby!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SvPg34jGfeI/AAAAAAAACOw/Md4uZYWH0I4/s72-c/Hagi+B%C3%BCkre%C5%9F.gif' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2556097483571429349</id><published>2009-07-31T10:00:00.013+03:00</published><updated>2009-07-31T10:31:42.006+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Yeni Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnKV7UaZjFI/AAAAAAAACOA/YTdIxcbcDyM/s1600-h/Frank+Rijkaard+vs+Netanya.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 230px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnKV7UaZjFI/AAAAAAAACOA/YTdIxcbcDyM/s400/Frank+Rijkaard+vs+Netanya.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364514952475937874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Abdul Kader Keita imza attığında, Eray Sözen'in yazısının başlığıydı, "Devrimin Ayak Sesleri". Dün gece, o seslerin tüm ihtişamıyla kulaklarımızda yankılandığı geceydi. Her şey, ama her şey, yepyeni bir Galatasaray'ı işaret ediyordu bizlere. Kaleci Leo Franco'nun ellerinden yeşil zemine inen toplardan, duran top organizasyonlarında inip kalkan kollara, sahanın her bölgesinde üst üste yapılan paslardan, kurulan üçgenlere; her şey ama her şey, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının habercisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Detaya inmek için erken olduğunu düşünüyorum. Öncelikle kadronun son şeklini almasını beklemeli. Satılacak, gönderilecek ve alınacak oyuncular netleştiğinde, daha sağlıklı bir genel bakış atma şansına sahip olabileceğiz. Önümüzdeki on - on beş gün içinde, takıma Elano dışında en az iki oyuncunun daha katılacağını tahmin ediyorum. Ufuk Ceylan, Sezer Öztürk, Lucas Neill, Marco Aurelio ya da aklımıza gelmeyen başka isimler... Hâlihazırda 32 kişiye ulaşmış kadronun, hele ki Rijkaard gibi fazla oyuncuyla çalışmayı tercih etmeyen, ihtiyaç duyulandan fazlasını takımın başarısı önünde bir engel olarak gören bir hocanın elindeyken takviyeye ihtiyacı yok gibi görünse de, on civarı oyuncuyla yollar ayrıldığında yapılacak 3-4 transfer kadroda şişkinlik yaratmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transfer kapandıktan sonra, gitmesi gereken oyuncular hakkında da konuşabiliriz, uzun uzun. Ancak öyle bir ruh hâlindeyim ki Rijkaard ve ekibi geldiği günden beri, nasıl anlatsam, "Şu, şu, şu oyuncular gitmelidir." desem vicdanen rahatsızlık duyacakmışım gibi. Oyunculara haksızlık etmek değil çekincem; sanki ukalalık olurmuş gibi geliyor, "şöyle şöyle yapılmalı" diye bir yargıda bulunsam.  Alakası yok ama işte, böyle bir mekanizma gelişti içimde bu teknik ekiple birlikte. Rijkaard bugün "Gönderin şu Arda'yı." dese vardır bir bildiği diye düşünecek durumdayım. Bir tek Gökhan Zan ve Emre Güngör arasındaki tercihin ileride canımızı yakacağından emin olduğumu söyleyebilirim, ki "gitmesi gereken oyuncular" ile birlikte bu da daha başka bir günün yazı konusu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frank Rijkaard, 2000 Avrupa Şampiyonası akabinde Sparta Rotterdam'ın başına geçtiğinde yüksek hedefleri vardı. İlk kulüp deneyiminde, kurallarını kendisi koyduğu ilk oyunda kazanan o olacak, kulüp teknik adamı olarak da iddiasını kanıtlayacaktı. Olmadı, köklü Rotterdam takımı, tarihinde ilk kez küme düştü. Ama nasıl? Tarihinde ilk kez o denli büyük ekonomik sorunlar yaşayarak... Takımın birçok oyuncusu, sezon sonunda serbest kalacağını bilerek oynamıştı yıl boyunca. Kulübün kendilerine karşı maddi sorumluluklarını yerine getirmemesi de huzursuzluk kaynağıydı. Bu şartlar altında çalışmak çok zordu. Buna karşın Frank Rijkaard'ın tutumu, bu devirde hayret vericiydi. Göz göre göre eriyen Rotterdam'ın başından ayrılmadı, terk etmedi gemisini Rijkaard. Dahası, bir alt lige düşülmesinin ardından da takımından ayrılmak istemedi. Ücretini yarı yarıya indirmeyi kendisi teklif etti, kulüp bunu dahi karşılayamadı. Takımın en önemli oyuncuları da önceden öngörüldüğü gibi serbest kalmışlardı. Olmadı, yollar ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollandalı teknik adam, bu başarısız deneme sonrası, bir futbol takımının nasıl yönetileceği konulu bir kitap yazmak için çalışmalar yaptı. Pratikte ulaşamadığı başarıyı önce teoride gerçekleştirmek, sindirmekti amacı. Bir yıl boyunca kitabıyla ilgilendi. Johan Cruyff'un tavsiyesi üzerine Barcelona'nın başına geçerken ise rafa kaldırdı bu projesini. Ve Barcelona'yla işin kitabını yazdı. Dönemin Barcelona'sı, Hollandalının eseriydi işte. Frank Rijkaard, bir futbol takımının nasıl yönetileceğini, kağıda değil, futbol tarihine yazmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezonki Galatasaray'ı bu kitabın ikinci cildi gibi düşünelim. Tobol maçlarını da içine alan hazırlık dönemine çeşitli karalamalar gözüyle bakabiliriz. Dün akşamki Maccabi Netanya maçında ise gördük ki, artık hazırlıklar bitmiş, Frank Rijkaard başlamış kitabını yazmaya. Dünkü karşılaşma, bu kitabın "İçindekiler" bölümüydü işte. Bütün yıl ve hatta yıllar boyunca Galatasaray'da göreceklerimiz, dünkü karşılaşmada ana başlıklar olarak önümüze sunulmuştu. Takımdaki yenilikler hemen göze çarpıyordu. Leo Franco'nun tüm topları eliyle savunmadaki Servet'in ayağına bırakması, oyunun bu bölgeden kurulması, topun konumuna göre beklerin yana ve ileriye doğru açılıp kapanması, yalnızca "hazırlık pası" olarak açıklanamayacak bir pas trafiğiyle topun gezdirilmesi, daha da önemlisi topla birlikte tüm oyuncuların yer değiştirmesi... "Tutulması" çok zor bir takım olmak üzere Galatasaray.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya duran top organizasyonlarına ne demeli? Asla ne anlama geldiğini tam olarak bilemeyeceğimiz el kol işaretleri, son örneğini 2000-2001 yılında gördüğümüz varyasyonlar... Belli ki çalışılıyor. Belli ki Galatasaray duran toplardan çok gol bulacak önümüzdeki dönemde. Şimdiki bilanço, 3 resmi maçta atılan 4 gol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsini geniş olarak ele alacağız zamanı geldiğinde. Ancak dünkü karşılaşma, hepimize "Yeni Galatasaray"ın neye benzediğini göstermiş olmalı. Yolumuzu biliyorduk, artık eminiz. Her şeyden bir parça gördük dün. Artık bunların geliştirilmişlerini izleyeceğiz. Rijkaard'ın kitabına ekleyecekleri de olacak mutlaka. Ana taslak ise bu. Bu anlamda Maccabi Netanya maçı, doksan dakikasıyla kaydedip saklanmalı, ilerki bir tarihte her şeyin başladığı maç olarak dönüp bakılmak üzere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece düne yönelik yorumlar yapacak olursak; Arda, Kewell ve Baros bıraktıkları yerin de üstünden devam ettiler demek mümkün. Tabii buradan yine geleceğe yönelik çıkarımlar yapılabilir, "Arda bu takımın en önemli oyuncusudur, çünkü...", "Kewell'ı bu formuyla yedek bırakmak mümkün değil, o hâlde...", "Baros'u şu şekilde de kullanabiliriz..." gibi. Önümüz uzun. Kader Keita hakkında uzun konuşmak için yine erken. Skorun verdiği rehavet de olsa, takımıyla ilk maçına çıkan bir oyuncunun daha hareketli, daha aktif olmasını beklerdim, biraz durgun gibi göründü. Bir sonraki maça ilk 11'de başlayacak, muhtemelen de damgasını vuracaktır. Topla aynı kareye girdiği anda heyecanlanacağım günler için heyecanlanıyorum şimdiden. Bir de attığı gol sayılsın isterdim tabii ki herkes gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabri, hazırlık dönemindeki iyi performansını devam ettirdi. Hakan Balta, attığı halı saha golünün dışında, ince hareketleriyle de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;göz doldurdu&lt;/span&gt;. Mustafa Sarp, giderek kendisine daha fazla güven duyulan bir oyuncu hâline gelecek böyle oynamaya devam ettiği sürece. Ayhan her sene olduğu gibi geç form tutuyor. Aydın, kötü değil ama daha iyi olmalı. Leo Franco'ya da bu maçtan itibaren güveniyorum, uzun yıllar kalemizi koruyacaktır. Servet - Gökhan tandemi ayrı inceleme konusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarının başı. Harry Kewell golü atıyor, yumruklarıyla muhteşem bir sevinç yaşıyor, Baros ona koşuyor, Arda ona koşuyor, kameralar kenara, Frank Rijkaard'a dönüyor, Rijkaard gülümsüyor... Yahu, bu takımın her yerinden karizma fışkırıyor! Tüm diğer özelliklerinin yanında, futbol tarihinin en karizmatik takımlarından biridir Galatasaray 2009-10.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2556097483571429349?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2556097483571429349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2556097483571429349&amp;isPopup=true' title='34 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2556097483571429349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2556097483571429349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/07/yeni-galatasaray.html' title='Yeni Galatasaray'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnKV7UaZjFI/AAAAAAAACOA/YTdIxcbcDyM/s72-c/Frank+Rijkaard+vs+Netanya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>34</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-841172284670707964</id><published>2009-07-30T22:04:00.000+03:00</published><updated>2009-07-30T22:04:35.960+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Arda Turan Oley!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnHud5sT1BI/AAAAAAAACN4/YyzBkEHzXHU/s1600-h/Arda10.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 295px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnHud5sT1BI/AAAAAAAACN4/YyzBkEHzXHU/s400/Arda10.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364330828645258258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eğer bugüne dek futbol edebiyatında "beyin" benzetmesi hiç yapılmasaydı, ben keşfederdim, bugünkü Arda'yı gördükten sonra. Artık anlayacağız ki, yeni Galatasaray'ın en büyük yıldızı o. Günbegün gelişimini izliyor ve izleyecek olmanın heyecanıyla doluyum. İşte Rijkaard, Neeskens bunun için geldiler. Sadece bu bile her şeye değer.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Maç yazısı bir süre sonra...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-841172284670707964?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/841172284670707964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=841172284670707964&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/841172284670707964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/841172284670707964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/07/arda-turan-oley.html' title='Arda Turan Oley!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnHud5sT1BI/AAAAAAAACN4/YyzBkEHzXHU/s72-c/Arda10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4543427502752184934</id><published>2009-07-30T09:00:00.002+03:00</published><updated>2009-07-30T09:39:00.876+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Elano Galatasaray'da</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnDwiJDrgwI/AAAAAAAACNo/1Qtyar9SUns/s1600-h/Elano.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 280px; height: 390px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnDwiJDrgwI/AAAAAAAACNo/1Qtyar9SUns/s400/Elano.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364051625535832834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gecenin bir vakti gelen müjdeli telefon rüya değil ise eğer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki cümleden sonra uzun bir "Oleeeey, duydun mu olm, oha lan, abi büyük iş yaptınız, Elanooo, müthiş, harika transfer abicim ablacım, frikik lann, ama Sabri, şu orta saha hücum hattı Bayern'de yok lan, sağol uyandırdığın için, şşş uyanın olm" evresi geçti. Son bir buçuk saati ise televizyon karşısında uyuyarak geçirdim. Sabah yine bir telefonla uyandım. Tüm yaşananlar bir rüya mı, gerçek mi diye düşünecektim yoksa eminim. Şöyle bir kontrol edecektim resmi site hâlâ yerinde duruyor mu diye. Diyecektim, ulan acaba rüya gördüm de kalktım transfer diye bloğa mı girdim, uf ne küfür yeriz... Vallahi duruyor resmi site, girişinde de Elano. Bu durumda "Elano lan!" evresine geçiş yapacağım az sonra yeniden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan önce şunu söyleyeyim. Kader Keita büyük transferdi. Benim de bir dönem özellikle takip ettiğim, Lyon'a geldiğinde "Lyon bu sezon, sonunda Şampiyonlar Ligi'nde yarı final yapacak" dediğim oyuncuydu. Lyon'un şanssızlığı, Şampiyonlar Ligi'ni kazanacağına dair üç kişiyle yemek bahsine girdiğim takımla erkenden oynamaları oldu. Benim şanssızlığım ise o yemekleri hâlen alamamam. Ben olsam şimdiye üçüne, en azından görme imkanım olan ikisine ısmarlamıştım. Neyse söyleyeceğim şu ki, Keita geldiğinde evde olsam, müsait olsam uzun uzun bir Keita yazısı yazabilirdim. Son sene pek takip etmemiş olmam haricinde, ezberimde olan bir oyuncu. Tabii ne yazsam, "Yattara'nın güçlüsü ve daha iyisi" benzetmesinin önüne geçebilirdim, bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elano için ise, bir şey anlatmaya, tanıtmaya gerek bile yok. Sanırım son yıllarda yapılmış en büyük transfer bu, ülkemizde. Maliyetini de bilmek gerek tabii bu alanda değerlendirme yapabilmek için. Ben 8-10 milyon avrodan daha fazla olduğunu sanmıyorum, ki Elano rahatlıkla 14-15'e de transfer yapabilecek bir isim. (Ek: 7 milyon avro ödenecekmiş. O da üç yılda. Ne denilebilir ki!) Manchester City'nin paraya ihtiyacı olmaması, kadrosundaki hücuma yönelik oyuncu enflasyonu, Haldun Üstünel'in at kuyruğu, bu transferi ucuza kapatmış olma ihtimalimizi artıran unsurlardan birkaçı. Haldun Üstünel demişken... Ne demişkeni yahu, Haldun Üstünel için ayrı post yazılır, üç beş kişi bir araya gelip inhaldunwetrust.blogspot.com diye ayrı blog bile açılır. Yine de Haldun Üstünel demişken, transferin bu saatte açıklanışının, AliSamiYen.Net'in gece nöbetçilerine karşı bir saygı duruşu olduğuna inanıyorum. İnanıyorum değil, hiç şüphesiz böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlla oyuncu hakkında bir şey söylemek gerekirse, tek cümleyle "Dünyada Kaka'ya en çok benzeyen oyuncu." diyebilirim. Üye sayısı çok sınırlı Avrupalı Brezilyalılar ekolünden. Hem hücuma yönelik oyuncu olacak, hem iyi savunma yapacak, hem tekniği yüksek olacak, hem cambazlık yapmayacak... Yani şöyle ki, Lincoln Ronaldinho muadili ise Elano Kaka işte. Topukla gol atmayacak misal. Ama o gol atılacak. Hepsinden önemlisi, Galatasaray'da bugünden sonra frikik atılacak. Direkt gol olacak, birilerinin kafasıyla buluşup gol olacak, karambolde gol olacak, orta şut karışımı vuruş kimseye dokunmadan süzülüp süzülüp kalecinin bakışları arasında filelerle buluşacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Sami Yen'de Linderoth - Arda - Elano - Kewell - Keita - Baros gibi bir altılı dahi izleyebiliriz. Normal şartlarda ise Mehmet Topal, Linderoth ya da Kewell'ın yerine formanın sahibi olacaktır. Rüya gibi bir kadro işte. Rüya gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4543427502752184934?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4543427502752184934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4543427502752184934&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4543427502752184934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4543427502752184934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/07/elano-galatasarayda.html' title='Elano Galatasaray&apos;da'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SnDwiJDrgwI/AAAAAAAACNo/1Qtyar9SUns/s72-c/Elano.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7153816666379348601</id><published>2009-07-25T12:08:00.008+03:00</published><updated>2009-07-25T12:37:27.000+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>Yılın Maçına Doğru...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmrKSlw7xcI/AAAAAAAACMo/RjWYTLIUEf0/s1600-h/AFC+Wimbledon+vs+FC+United+of+Manchester.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmrKSlw7xcI/AAAAAAAACMo/RjWYTLIUEf0/s400/AFC+Wimbledon+vs+FC+United+of+Manchester.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362320727061808578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1889 yılında Wimbledon Old Centrals adında bir kulüp kuruluyor Londra'da. Ali Sami Yen'in rüyasının gerçekleştiği yıl, isminin sonundan Old Centrals'i atıp Wimbledon olarak devam ediyor sportif faaliyetlerine bu kulüp. 1964'e kadar bölgesel amatör liglerde mücadele ettikten sonra o yıl profesyonel olarak Southern League'de oynamaya başlıyorlar. Zaman içinde de gitgide yükselişleri devam ediyor. 1979-'83 sezonları arasında tam anlamıyla bir asansör takım hüviyetine bürünüyor Wimbledon F.C. Bir sezon şampiyon, takip eden senede ise gerisingeri 4. lige... 84'te yine ligin yeni takımı sıfatıyla bulundukları 3. Lig'de bu kez küme düşmüyor, bir üst lige terfi ediyorlar. Artık burada küme düşmeleri beklenirken ilk sezon 12. oluyor, sonraki sezon ise Birinci Lig'e, yani en üst seviyeye ulaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988'de ilk büyük kupasını kazanıyor sarı mavili takım. Üstelik dönemin efsane Liverpool'unu alt ederek. (Unutulmaz maç &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZtK1bZ8_oLY"&gt;şuradan&lt;/a&gt; başlayarak seyredilebilir.) Dennis Wise'ın ortasında Lawrie Sanchez'in kafa vuruşu skoru 1-0'a getirmiş, FA Cup, John Aldridge'in penaltısını kurtaran Kaptan Kaleci Dave Beasant'ın ellerinde havaya yükselmişti. Bir Wimbledon F.C. efsanesinden söz edilebilirdi artık. Gelgelelim, bir talihsizliği vardı Vinnie Jones'un da formasını giydiği takımın; Heysel faciası sonrası verilen ceza nedeniyle Avrupa kupalarına katılamayacaklardı. Bu şansı 12 yıl sonra elde edecek, Inter-Toto kupasında Baliçli Mususili Ercümentli Bursaspor'a 4-0 yenilerek eleneceklerdi. Bir anlamda çöküşün başlangıcı da olacaktı bu. Aynı sezon, 1992'de kurucu üyelerinden biri olarak yer aldıkları Premier Lig'den ilk kez düştüler, son sırayı alarak. Diğer yandan ekonomik kriz de peşlerini bırakmıyordu. Düşüş önlenemedi. 2002 yılında, kulübe sahip olan kişiler kulübü Wimbledon'dan 90 km kuzeydeki Milton Keynes'e taşımak için girişimlere başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl hikaye de bundan sonra başladı belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekirdek Wimbledon F.C. taraftarı benimseyemedi bu değişikliği. Daha güçlü, daha iddialı olabilirlerdi ancak artık eski Wimbledon değillerdi. Ancak fark ettiler ki, olmamaları için bir neden yoktu. AFC Wimbledon böyle kuruldu işte. Yarı profesyonel olarak en alttan, en düşük seviyeden başlamak ama Wimbledon olmaktı bu insanların tercihi. Wimbledon F.C. , The Dons, artık yoktu. 2003 yılında taşınma işlemini gerçekleştirmiş, takip eden yılda ismini ve renklerini de değiştirerek Milton Keynes Dons olmuştu. MK Dons'u "Franchise FC" olarak tanımlayan taraftarların takımı AFC Wimbledon ise emeklemeden koşmaya başlamıştı adeta. Öncelikle hazırlıklar tamamlandı. Oyuncu seçmeleri yapıldı, kadrolar belirlendi, taraftara ait olan hisselerin %25'i stat sahibi olmak için halka açılarak Kingsmeadow Stadı'na, yeni adıyla "The Fan's Stadium"a geçildi. Plough Lane hayalleri kurmak için erkendi henüz ancak günün birinde o da olacaktır mutlaka. Bugün 4600 kişilik The Fan's Stadium dolduğuna göre, yarınlarda Plough Lane de eski günlerini yaşayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AFC Wimbledon'ın Combined Counties League'de başlayan macerası, yedi sezonda atlanan dört aşama sonrası nihayet 2009-10'da Conference National'da devam edecek. Geri kalan yıllarda elde edilenler ise dikkate değer. Her şeyden önce şunu söylemek gerek. İngiltere ligleri tarihinde, bir futbol takımının en uzun süre galip gelme rekoru 78 maçla onların elinde. 2003-04 sezonunu 42 galibiyet, 4 beraberlik, 130 puan ve 148 averajla bitiren de onlardan başkası değil. Tam 19 ayrı takımları var, 8-19 yaş seviyesinde. Bu takımların arasında kız çocuklarının mücadele ettikleri de var ve AFC Wimbledon'ın bu alandaki ana takımı, ülkenin bayanlar futbol liginin ikinci seviyesinde mücadele etmekte. Her koldan yükseliş devam ediyor da diyebiliriz bir anlamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice itibariyle Dons, hâlâ Wimbledon'da yaşıyor, Milyon Keynes'te değil. Ve bu yeni Wimbledon, adından söz ettirmek için atası gibi 100 sene bekleyecek gibi görünmüyor. Çok daha hızlı bir yükseliş söz konusu. Hiç şüphesiz devamı da gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim bugünkü maça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta her şeyden çok istemiştim, 20 Mayıs 2009 günü Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda olmayı. Ali Sami Yen Bey'in doğumgününde, son UEFA Kupası'nı ezeli rakibimizin stadında kaldırdığımızı görmeyi ölümüne arzulamıştım. Olmadı, olamadı. Belki onun kadar değil, ancak en az bir Galatasaray - Fenerbahçe derbisinde tribünde olmak istediğim kadar isterdim bugün Londra'da olmayı. "Football without fans is nothing" mottosuyla düzenlenen Supporter's Direct Cup mücadelesi oynanacak bugün The Fan's Stadium'da. Saat 14:00'ten itibaren taraftara yönelik aktiviteler yapılacak, tam ayrıntıları &lt;a href="http://www.supporters-direct.org/events/item.asp?e=1569"&gt;şurada&lt;/a&gt;. 17:00'de başlayacak karşılaşmada ise AFC Wimbledon'ın rakibi FC United of Manchester! AFC Wimbledon'ın açtığı yolun yolcusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmrLJlsEPVI/AAAAAAAACMw/s0RMupWmXPA/s1600-h/FC+United+of+Manchester.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 277px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmrLJlsEPVI/AAAAAAAACMw/s0RMupWmXPA/s400/FC+United+of+Manchester.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362321671934197074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İki takımı ilerleyen yıllarda daha önemli kupaların finalinde de karşı karşıya görmek dileğiyle... Daha değerli değil ama. Bundan değerlisi olamaz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7153816666379348601?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7153816666379348601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7153816666379348601&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7153816666379348601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7153816666379348601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/07/yln-macna-dogru.html' title='Yılın Maçına Doğru...'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmrKSlw7xcI/AAAAAAAACMo/RjWYTLIUEf0/s72-c/AFC+Wimbledon+vs+FC+United+of+Manchester.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2053335592991135152</id><published>2009-07-17T11:58:00.001+03:00</published><updated>2009-07-17T12:02:31.439+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Tobol Maçından Hareketle</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmAhA4xDwcI/AAAAAAAACMQ/PEOnA06V1pw/s1600-h/%C3%9C%C3%A7+Ten%C3%B6r.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 325px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmAhA4xDwcI/AAAAAAAACMQ/PEOnA06V1pw/s400/%C3%9C%C3%A7+Ten%C3%B6r.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359319855692759490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;On yıl önce yapmıştı Frank Rijkaard bu maçın yorumunu, hazırlık maçlarını kazanamadığı için medyanın üzerine geldiği dönemde: "Pavarotti'yi duşta söylediği şarkılarla değerlendiremezsiniz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazık ki, bilmiyor. Biz değerlendiririz. Bugün dil uzatamıyoruz Rijkaard'a. Parma Maniac'ın da sözünü ettiği gibi "Yedi stoperle maça çıkılır mı? Kazakistan Ligi yedincisinden alınan beraberlik Galatasaray için iyi sonuç olamaz. Birinin bu Hollandalıya Galatasaray'ın büyüklüğünü anlatması lazım." diyemiyoruz. Cesaret edemiyoruz buna, gücümüz yetmiyor. Yarın birkaç ay geçince söyleyeceğiz. O zaman cesaret edebileceğiz çünkü Rijkaard'ın uzaylı olmadığını göreceğiz. Gözümüze çarpacak onun da sadece bir insan olduğu. Bizim gibi! E hâliyle başlayacağız konuşmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O güne kadar, futbolculara akıtalım içimizdeki irini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabri defolsun gitsin, Yaser futbolcu değil, Mustafa Sarp el freni, Aydın kız gibi, Barış düz adam, Alparslan cambaz, Orkun hokkabaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilimize kuvvet. Pavarotti de detone, benden söylemesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam emin oldum, Rijkaard'ın önümüzdeki sene takımının başında olmama ihtimali, herhangi bir takımın herhangi bir hocasınınkinden farklı değil. Nedeni şu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkça söyleyeyim, ben bu sene şampiyonluk beklemiyorum. Öyle bir beklentim yok, anlamında. Şampiyon olacağımızı da sanmıyorum aynı zamanda. Bana göre şampiyonlukta en avantajlı takım Fenerbahçe. Galatasaray bugünden sonra Deco'yu da Aurelio'yu da getirse bakış açım değişmeyecek. Kötü transfer mi yaptık? Hayır, o yüzden değil. Bilakis Mustafa Sarp dahil dört transferimizden de memnunum, bunun yanında birkaç da genç oyuncu kazandık. "Ama" Rijkaard'ı, Neeskens'i, Pu&lt;span style="font-style: italic;"&gt;y&lt;/span&gt;ol'u, Cuadrat'ı getirdik. "Ama" diyorum çünkü bu, 2009-10 sezonu şampiyonluğuna yönelik bir hamle değil. Şampiyon olacak değil, şampiyonluklara ambargo koyacak takımı oluşturma senesi bu sene. İki sezon önce temelini Kalli'nin attığı yapı üzerinde "inşa edilmeye çalışılacak", Galatasaray'ın önümüzdeki 10 yılı. Birincil amaç bu, ikincisi şampiyonluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feldkamp gibi Rijkaard da iki amaca birden ulaşabilir mi, zor. Çünkü o sezon Galatasaray'ın rakipleriyle arasında güç farkı varken, bu sezon Fenerbahçe ve Beşiktaş da Galatasaray kadar iddialı kadrolara sahipler. Beşiktaş'ın başında günlük çalışan -ve bunu çok iyi yapan- Mustafa Denizli, Fenerbahçe'nin başında geleceğe yönelik bırakacağı miras duran top organizasyonlarıyla sınırlı Christoph Daum. İkisi de Türkiye Ligi'nde şampiyon olmak için ideal teknik adamlar ve şampiyonluk yarışı ikisi arasında sürecek bence. Erik Gerets, "Bir kemik için iki köpek mücadele ediyorsa, üçüncüsü gelip o kemiği aradan kaçırabilir." demişti, Beşiktaş tehlikesine dikkat çekmek için ve o Beşiktaş ligi önümüzde bitirmişti. Ben de bunu bekliyorum işte. Kemiğe ulaşmayı değil, en azından rakiplerin birini alt etmeyi. Bugünden razıyım, ikinci olup Şampiyonlar Ligi'ne gitmeye. Kesinlikle kâfidir. Böyle de olur diye tahmin ediyorum şu anda ama kimbilir kaç kez dengeler değişecek sezon sonuna kadar, onu da göreceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ihtimallere geçelim. Ersun Yanal'ı gönderip herhangi bir teknik adam getiren ve geçtiğimiz sezon kazanılanları çöpe atan Trabzonspor'u aradan çıkarıyorum. Sivasspor'u da göz ardı ediyorum. Şampiyon Beşiktaş, ikinci Fenerbahçe, üçüncü Galatasaray. Galatasaray taraftarı sineye çekebilir. Şampiyon Beşiktaş, ikinci Galatasaray, üçüncü Fenerbahçe. "Ohoo biz bu sezon şampiyonluk hedeflemiyorduk ki!" olur, sevinir bile herkes. Fenerbahçe ligi ilk sırada bitirir, Galatasaray ikinci olursa, yine Şampiyonlar Ligi ile avunulabilir. Ama... Fenerbahçe şampiyon olur da Galatasaray Şampiyonlar Ligi'ne bile gidemezse, o zaman kıyamet kopar işte. Ne Rijkaard'ın hocalığı kalır, ne futbolcuların "insanlığı". 60 puanla Fenerbahçe'nin arkasında üçüncü olmaktansa 50 puanla Fenerbahçe'nin önünde dördüncü olması daha hayırlıdır Rijkaard açısından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bu, yalnızca Fenerbahçe'de hâkim olan bir bakış açısıydı belki, ama bugün değil. O gün öyle olmasının asıl sebebi de Galatasaray'ın daha başarılı olmasıydı muhtemelen. Çünkü futbola bakış açımız aynı aslında. Aynı basitlikte. İşe gidersin, Fenerbahçeli arkadaşların dalga geçer seninle, işte Rijkaard bundan böyle kötü hocadır senin için. Gayet ciddi olarak söylüyorum bunu. Biz futbolu böyle, bu gibi kıstaslarla değerlendiriyoruz ülke olarak. Bilmiyoruz futbolu. Ve sevmiyoruz "onlu" olduğunu söylediğimiz takımlarımızı, kendimize mukayesen hem de hiç. Sağlıklı düşünmekten de bu kadar uzak olunca, sonuç kaçınılmaz oluyor. Ben hâlâ iddia ediyorum ki Skibbe'nin adına Stibbe olsa kendisine daha fazla güvenilecekti. Ama işte, burası böyle bir ülke.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edelim Rijkaard'ın Galatasaray'daki geleceğinden. Söylediğim gibi, mantığıma sorduğumda bu sezonun en kuvvetli şampiyonluk adayı Fenerbahçe. Beşiktaş da daha hazır, Galatasaray'a göre. Dün oynadığımız Tobol neyse, bir anlamda Galatasaray da o. Bir klişe çağıralım: Evet, "kapalı kutu". Dünkü maç öncesi Tobol kimdir, nedir sorusu ne kadar bilinmezlik teşkil ediyorsa, Galatasaray nasıl oynayacak, kim nerede oynayacak soruları da o kadar cevapsızdı benim için. Arda mesela, hazırlık maçlarında iki bölgede de oynamış bir oyuncu olarak solda mı oynayacaktı, içte mi? Savunmadan top çıkarma görevi Servet'te mi olacaktı, Gökhan'da mı? Yoksa Mustafa'da mı? Servet - Emre (Güngör) ideal ikilisini ne zaman görecektik; ya da görecek miydik? (Maalesef burada tercih Gökhan olacak, uyumun en önemli olduğu bölgede her maçta oynatılıp birbirlerini tanımalarının sağlanması da muhtemelen bu yüzden. Tamam Servet - Emre tanıyor birbirlerini ama bir maç da birlikte oynarlardı, tercih Emre'den yana olacak olsa.) Duran toplarda nasıl bir farklılıkla karşılacaktık? Orta üçlüde nasıl oyuncular tercih edilecekti? Ön libero mu kullanılacaktı, ön stoper mi? Üç oyuncunun kaçı defansif, kaçı ofansif ağırlıklı olacaktı? Buna benzer onlarca soru sorulabilir, şimdilik hiçbirinin cevabı yok, tahmin yürütebiliriz ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sonuca ulaşmaya çalışıyorum; Galatasaray'da cevaplanmamış çok soru var. Bu da Galatasaray'ı Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin arkasına itiyor şampiyonluk şansı bakımından. Problem değil. Başımızdaki ekip 4 sene kalsın, Şampiyonlar Ligi'nde "en aşağı" çeyrek finalde düzenli olarak mücadele eden bir takımımız olacak, buna eminim. Zaten bunun için şampiyonluk beklemiyorum bu sezon. İstemiyorum bile diyebilirim! Sabırsızım çünkü ben! Ama o sabırsızlıktan değil bu. Yumuşak geçişten ziyade, başarı anlamında tüm sezonu heba edelim ki bir an önce ait olduğumuz yere dönelim, bunun sabırsızlığı. Yoksa bunun için gereken süre 5 seneyse, 5 sene beklerim. Ama o 5 senede de "idare edelim" diye bu 7 seneye uzamasın, mesele o. 3 sene ligde on ikinci olalım, 4. sene Şampiyonlar Ligi'ne gidelim, 5. sene de yarı final oynayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bakış açım bu. Genelin? "Yav bizim tükânda bir Reşat var Fenerli, kurtulamıyorum namussuzun dilinden. Bu sene kesinkes şampiyon olmamız lazım arkadaş, lamı cimi yok." Açıkça dile getirilmese de, hatta farkında olunmasa da Türkiye'de işleyen metot bu. Futbol anlayışımız bu. Kendi kısır çekişmelerimizin, kim daha uzağa tükürür yarışmalarımızın içinde boğuluyoruz işte bu yüzden, ezelden beri. 1996'da Fatih Terim'in taraftar baskısı yüzünden istifa etmek zorunda bırakıldığını hatırlatırım. Farklı bir şey yaptı Faruk Süren, alışık olmadığımız bir şey; arkasında durdu Fatih Terim'in. Ve o Fatih Terim... Malum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar pek yapmadı, ama Adnan Polat da artık Rijkaard'a sonuna dek destek verir, bu kesin. Peki Adnan Polat olacak mı sezon sonunda? Taraftarın geneli bir bilinçsizse, kongre üyelerinin geneli beş bilinçsiz. Daha doğrusu bilinçli de, beş para etmiyor işte bilinçleri. Ne beklenir ki 6 sene seçmiş güruhtan? Fırsat kolluyorlar yine küçük hesapları ve küçük hedefleriyle Galatasaray onların olsun diye. Küçük, ama onların. Bu fırsat da şu anda ellerine geçmek üzere, yukarıda söylediğim nedenlerden. Rijkaard seçimine rezalet gözüyle bakan insanlardan söz ediyorum, o kadar kör etmiş gözlerini yani kendi çıkarları... Bunlar, bu sezon (yalnızca bu sezon) yaşanabilecek sportif başarısızlığı iyi kullanıp propaganda aracı hâline getirerek amaçlarına ulaşabilirler. Ardından da küçük hedeflerine uygun küçük teknik direktörlerle yola devam edebilirler. Kimsenin de buna gıkı çıkmaz. Bir şey iyi gitmiyorsa tek nedeni vardır çünkü! Bugün Sabri'dir, yarın Rijkaard. Kimse fark etmez asıl nedenin kendilerinin oluşturduğu bu düzen olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlık maçı ya. Hazırlık maçı. Tobol yani, kim bakabilir Avrupa maçı gözüyle? Ya da olsa ne fark eder? Yenilsek ne fark eder? Hatta elensek? Evet, ne olur elensek? Ne kaybederiz? Büyük resimde hiç, bence. Çünkü bu sene Avrupa'da kupa kazanma senesi değil. Kendimiz için, kaçırdığımız maçlar ve yaşayamadığımız heyecanlar için üzülür, bunu Galatasaray'a mal ederiz. Başka açıklaması yok, çünkü Galatasaray için üzülecek bir şey yok. Ama açtık sezonu işte, başladık "eleştirmeye". Niçin? Kendimiz için. On tane gol göremedik, keyifli saatler yaşayamadık. Evet, başka açıklaması yok, çünkü Galatasaray'ın Tobol maçında alamadığı galibiyetin hiçbir anlamı yok. Avrupa puanı bile işlemiyor, ön eleme işte. Ama... Ama o kadar çok biliyoruz ki, of! O kadar çok şey var ki söylenecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzar gider işte...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;&lt;br /&gt;Biraz agresif oldu belki, ama göz göre göre aynı şeylerin tekrar tekrar yaşanıyor olmasına da tahammül etmek zor. Bir de Casablanca maçı yazısına devam edecektim hesapta, olmadı. Bir kişi dahi olduysa bu yüzden sayfayı açıp da bir şey göremeyen, af diliyorum. Pek içimden gelmiyor bu ara. Bir süre daha böyle devam edelim...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2053335592991135152?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2053335592991135152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2053335592991135152&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2053335592991135152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2053335592991135152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/07/tobol-macndan-hareketle.html' title='Tobol Maçından Hareketle'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SmAhA4xDwcI/AAAAAAAACMQ/PEOnA06V1pw/s72-c/%C3%9C%C3%A7+Ten%C3%B6r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4037985342294826167</id><published>2009-07-08T02:37:00.003+03:00</published><updated>2009-07-09T02:41:23.709+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Casablanca Maçı (I)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SlUqtYaNwkI/AAAAAAAACMA/JcNgqj516Uo/s1600-h/Arda+Turan+%26+Emre+%C3%87olak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 280px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SlUqtYaNwkI/AAAAAAAACMA/JcNgqj516Uo/s400/Arda+Turan+%26+Emre+%C3%87olak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356234290961957442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir portreden girelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1997-98 sezonu öncesi yapılan hazırlık kampında oynadığı futbol, attığı uzaktan gol ve ölü top kullanma becerisiyle tüm Galatasaraylıları heyecana gark etmişti Emre Belözoğlu. Boş bir heyecan da değildi bu. Sonradan Türkiye futbol tarihinin en başarılı takımında önemli görevler üstlenmişti genç oyuncu; alınan iki çok büyük kupada pay sahibiydi. Emre Çolak'ın adı ve futbolu gibi, profesyonel futbol kariyerinin başlangıcı da bugünün Fenerbahçe'sinin 5 numarasını andırıyor. Bir sezon öncesine kadar, kendisine örnek aldığı isim de oydu zaten. Emre Belözoğlu, kampı takip eden sezonun başından itibaren rotasyonda yerini almıştı. (Tabii rotasyon yoktu o zamanlar, kadroya girmek vardı; "Emre rotasyonda" dense "Yolculuk nereye?" diye sorardı insanlar.) Şimdi Emre Çolak'ın önündeki yol, eski rolmodelinin 1997-2001 arasındaki yolu. Başaramaması için hiçbir sebep yok dersek, yanılırız. Bilakis bir ton zorluk var önünde. Yarından itibaren abartılacak Emre. Televizyonlarda, gazetelerde, taraftar forumlarında, tribünde, kahvehane muhabbetlerinde; her yerde... Bunun sonucunda ya kendisini bulutların üzerinde görecek; ya da Oğuzları, İrfanları, Aydınları, Cafercanları hatırlayıp asıl şimdi daha çok çalışması gerektiğini fark edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kritik noktalardan biri, bu. Türkiye'deki futbol gerçeklerini düşününce -ki bunlar sadece futbol içi unsurlara da indirgenemez- genç bir oyuncunun, başarılı bir eski genç oyuncuyu örnek almasındansa başarısız olan bir başkasından ibret alması, daha çok anlam ifade eder benim için. Arda Turan'ı, geçmişteki Emre Belözoğlu'nu herkes örnek alır. Ama Cafercan'ı, Aydın'ı bilmeden Arda'yı, Emre'yi de anlamak mümkün olmaz. Onların neden bir üst seviyeye çıkabildiği, çıkamayanlardan farklı olarak neler yaptıklarına bakarak anlaşılabilir ancak. Dolayısıyla bir futbolu da çıksın desin ki, "Ben Aydın Yılmaz'dan ibret alıyorum. Dünyanın en iyi futbolcusu olduğumu zannetmeyip, yaşam stilimle de sakatlığa davet çıkarmayacağım." Ya da, "Ben Sabri Sarıoğlu'ndan ibret alıyorum. Çıktığım altyapının en iyi oyuncusu olabilirim, ama geldiğim yerin henüz en zayıf halkasıyım. Sürekli çalışıp futbolumun üzerine bir şeyler koyarak, geldiğim yerin de en iyileri arasına gireceğim." Tabii eminim bunu günde on kişi anlatıyordur Emre Çolak'a, hem de bizim gibi ehlikeyif futbol meraklıları değil, bu işin profesyonelleri söylüyordur. Ancak yine eminim ki aynıları Cafercan'a da söylenmişti vaktiyle. Rakip takıma transferlerine çok üzüldüğüm Burak Yılmaz ve İbrahim Akın'a da. Bizim hâlen bunları konuşuyor olmamız, bu yüzden işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka kritik nokta, fizikî durum. Önce şunu söyleyeyim, PAF Takım maçlarını sık sık izliyorum, Galatasaray TV yayına girdiğinden bu yana. Ama genç oyuncular hakkında konuşmayı, "artık" sevmiyorum. Çünkü çok yanıldım, çok hayal kırıklığına uğradım bugüne kadar. Cafercan, Oğuz, Erkan Ferin, Aydın... Sonra Anıl Karaer, bu sezon Galatasaray'ın sol bekinin on seneliğine üst kullanım hakkını almalıydı, ala ala Adanaspor'dan kontrat aldı. En son örnek İrfan Başaran. Yetenek olarak Sergen'le birlikte değerlendirilebilecekken önce Beylerbeyi'nde kulübe ısıttı, ardından soluğu bonservisiyle birlikte Orduspor'da aldı. Beylerbeyi'nde, Eskişehir'de, Manisa'da, İstanbul Belediye'de oynayamayan adamlar için, "Galatasaray oynatmadı ki!" bahanesi ne derece doğru olur, bilemiyorum. Galatasaray, bu oyuncuları doğru yönlendiremedi, dolayısıyla gerektiği gibi kullanamadı diyebilirim; ancak oynatmadı diyemem asla. Ana problem, hiçbirinin oynayacak seviyeye gelmemesidir zaten. Tüm yeteneklerine rağmen güçsüz kalmalarıdır, bir omuz darbesinde inmeleridir yere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre Çolak, Serdar Eylik ve diğerleri, çok şanslı bir jenerasyondur bu bakımdan. Artık emin ellerdedirler çünkü. Galatasaray teknik ekibi, onları doğru işleyecektir. Kamp sonrası Hollanda'dan gelip altyapının başına gelecek olan ekip ise önümüzdeki sezonların Emre Çolaklarını, Serdar Eyliklerini hazırlayacaktır. Kısacası, ilk kez altyapı için gerçekten umutlu olabiliriz. Hatta geçmiş dönemin başarısız hesaplarını da kapatabiliriz. Bir Aydın, yeteneklerini doğru kullanmayı öğrenerek patlama yapabilir bu sezon Hollandalıların yönetiminde. Şutu olmayan, etkili orta yapamayan kanat oyuncusu Arda Turan, Cristiano Ronaldo'nun Manchester United deneyiminin bir benzerini yaşayabilir. Yaşamalı. Tarihinin en atılıma uygun zamanını her yönüyle kullanmalı Galatasaray. Gerilmiş tüm oklar, hedefi tam 12'den vurmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cristiano Ronaldo demişken, Serdar Eylik'ten de söz etmek gerekir. Net bir şekilde ortada, Serdar'ın kendisini Ronaldo'yu izleyerek yetiştirdiği. Yarın öbür gün onunla da röportajlar yapılmaya başladığında kendisi de muhtemelen Real Madridli oyuncuya hayranlığını belirtecektir. Ancak hayranlık yetmiyor, onun da yine aynı süreçten geçmesi gerekiyor. Yoksa her pozisyonda çalım, her pozisyonda artistik hareket; e peki sonuç nerede diye sorarlar adama. Çok değil, 5 sene önce Ronaldo'ya sorulabileceği gibi. Serdar da yetenekleri ölçüsünde bir yıldız olacak, bundan birkaç yıl sonra, şayet takım oyunu oynamayı ve sahip olduğu teknik beceriyi sonuca kanalize etmeyi öğrenirse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek başına bu akşamki Wydad Casablanca maçıyla ilgili söylenebilecekler sınırlı. "Servet'in kafa vuruşları nihayet kaleyi bulmaya mı başlıyor?" sorusu, Yaser'in Galatasaray'ın Tuncay Şanlı'sı olma yolunda saçtığı umut, Uğur'un 30 metreden şut atacak kadar kendine güvenmesi, Sabri'nin her nedense bilimum iyi orta, serbest vuruş ve kademelerini hazırlık maçlarında tüketmesi, resmi maçlarda ise hepimizin sabrını tüketmesi, kaptanlık pazubandının dolaştığı kollar; her birine ayrı ayrı da değinilebilir bunların. Ama bir de bu maçların kafalarımızda oluşturduğu geleceğe yönelik fikirler var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anda bir virgül koyayım. Yarın kaldığımız yerden devam etmek üzere;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(Saat 04:00'te Libertadores finali var, aceleye getirmek istemiyorum. &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=9Ww70wcGXhw"&gt;Erkut Taçkın'ın nostaljik eseri&lt;/a&gt; de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Casablanca&lt;/span&gt; bonusu olsun...)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4037985342294826167?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4037985342294826167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4037985342294826167&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4037985342294826167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4037985342294826167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/07/casablanca-mac.html' title='Casablanca Maçı (I)'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SlUqtYaNwkI/AAAAAAAACMA/JcNgqj516Uo/s72-c/Arda+Turan+%26+Emre+%C3%87olak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-1939248925571278450</id><published>2009-07-01T15:40:00.004+03:00</published><updated>2009-07-01T15:45:42.635+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>2010 Ruhu!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SktZRS6aLTI/AAAAAAAACLU/gjVHs8MEuh0/s1600-h/2010+Ruhu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SktZRS6aLTI/AAAAAAAACLU/gjVHs8MEuh0/s400/2010+Ruhu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353470735729438002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SktZfZSqiNI/AAAAAAAACLc/Dx3Ufbz1vAk/s1600-h/Milan+%27%27Dazlak%27%27+Baros.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 266px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SktZfZSqiNI/AAAAAAAACLc/Dx3Ufbz1vAk/s400/Milan+%27%27Dazlak%27%27+Baros.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353470977959954642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çok şey ifade ediyor benim için bu fotoğraflar. Altını doldurmak isterim bir ara. Şimdilik bununla yetineyim, sessiz kalamadım...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-1939248925571278450?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/1939248925571278450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=1939248925571278450&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/1939248925571278450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/1939248925571278450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/07/2010-ruhu.html' title='2010 Ruhu!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SktZRS6aLTI/AAAAAAAACLU/gjVHs8MEuh0/s72-c/2010+Ruhu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5114373259314517770</id><published>2009-06-28T13:26:00.004+03:00</published><updated>2009-06-28T13:32:49.506+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Superleague Formula 2009 / I. Yarış</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SkdC2f1hxLI/AAAAAAAACLM/qXFH0RDiKn0/s1600-h/GSF.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 152px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SkdC2f1hxLI/AAAAAAAACLM/qXFH0RDiKn0/s400/GSF.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352320186179503282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Superleague Formula'da 2009 sezonu start aldı ve Galatasaray ilk yarışı 5. olarak tamamladı. Yarışı uzun süre dördüncü sırada götüren Milan'ın önce spin atıp çimlere savrularak beşinciliğe düşmesi, ardından son turun son metrelerinde kenara çekilerek yarış dışı kalması son anda sürpriz bir beşincilik ve beraberinde 32 puan getirdi Galatasaray'a. Motor arızası yaşayıp yarışa 12. sırada başladığımızı düşünürsek, iyi bir derece. Yeni pilotumuz Duncan Tappy'den ikinci yarışta da benzer bir atak bekleyebiliriz, sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde resmi siteymişçesine yazılar girmeyi pek tercih etmesem de, medyanın hiç böyle bir organizasyon yokmuş gibi davranmasına karşılık, bari biz sessiz kalmayalım. Üzerine ekleyecek bir şeyim yok, yarışçı bir babanın oğlu da olsam motorsporları ilgimi çekmiyor, bilgi sahibi de değilim. Şimdilik izleyip öğrenme aşamasındayım, belki bir gün daha fazlasını da konuşuruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım önümüzdeki sezon Fenerbahçe de dahil olur bu yarışlara. Hem rekabet olur, hem de en azından güzide medyamız ilgi gösterir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5114373259314517770?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5114373259314517770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5114373259314517770&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5114373259314517770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5114373259314517770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/superleague-formula-2009-sezonu-start.html' title='Superleague Formula 2009 / I. Yarış'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SkdC2f1hxLI/AAAAAAAACLM/qXFH0RDiKn0/s72-c/GSF.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2954551476367747052</id><published>2009-06-26T15:34:00.006+03:00</published><updated>2009-06-26T16:35:16.894+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>At The Same Time Tonight</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SkS8kNrrMZI/AAAAAAAACLE/_hfyMlcztJw/s1600-h/Hagi+vs+Gattuso+%26+Maldini+%26+Albertini.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 293px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SkS8kNrrMZI/AAAAAAAACLE/_hfyMlcztJw/s400/Hagi+vs+Gattuso+%26+Maldini+%26+Albertini.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351609587557151122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fazla kişisel...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 yaşımdaydım, ya da 5. Çok sevdiğim şarkılar vardı. Kayahan'ın "Hep karanlık, hep karanlık; yeter artık yeter" ve "Odalarda Işıksızım" şarkıları bunlardan ikisiydi, sık sık elektrikler kesildiği için. Başka; Mazhar Fuat Özkan'ın "Mecburen"ini, eve gelen tüm misafirlerin kaçmasına yol açacak kadar çok söylerdim, ki bunun mazisi hatırlamadığım zamanlara kadar dayanır. Don't Cry For Me Argentina vardı, onu severdim, Madonna söylerdi herhalde. "Endaaaaaaaaaaay iaaaaaaaaay iaaaaaaaaay vil olveys lav yuuuuuu" diye bağırırdım sonra, muhtemelen ne anlama geldiğini bile bilmeden. Bir de işte, eniyicüvokke vardı. Söyle dur. Klasiktir zaten, o dönemin bütün çocukları sever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 yaşımdaydım, ya da 7. Halamlardaydık. Engin İpekoğlu'nun sakatlandığı gün işte. Penaltı yaparken kırılmıştı ayağı. Çok uzun bir aradan sonra kadroya girmeye başlayan Rıdvan, saha kenarında ambülansın içinde tedavi gören Engin'le ilgili haber yollamıştı sahaya, maç tekrar başlayıp da penaltı atılmadan önce, şöyle: Tek bacağını havaya kaldırmış ve dizinden aşağısını kesme hareketi yapmıştı eliyle, "bacağı koptu" der gibi. Rüştü kaleye geçmiş ve penaltıdan golü yiyerek başlamıştı her şeye... Rakip kaleci Agu'ydu der, oradan Samsunsporlu Bogdan Stelea'ya bağlar, Stingaciu, Gançev diye giderim ama yapmayayım şimdi. O maçtan sonra, bir Michael Jackson klibi çıkmıştı televizyonda. Şarkı bitmiş, klip bir 7-8 dakika daha devam etmişti. Uzayda çekilmiş gibiydi ama hangi şarkı, hangi klip hiç hatırlamıyorum. Halamın eşi Taner Abi ve babam, hayretler içerisinde izlemişlerdi ve şaşkınlık nidalarıyla. O gün anlamıştım, Michael Jackson çok büyük bir adamdı herhalde. Birkaç hafta geçmiştir tahminen, yani hafta birimini şimdi yakıştırıyorum ama kısa zaman sonra yani, televizyonda akşam haberlerinde (vay be, akşam haberleri seyrederdim bir zamanlar) Michael Jackson'ın kanser olduğu söylenmişti, cilt kanseri. İnanamamıştım. İçime anlaşılmaz bir sıkıntı çökmüştü. Büyük adamsa Michael Jackson, ölmemeliydi. Meğerse vilitigoymuş hastalığı, öldürmeyip süründüren cinsten. (Bilmeyenler, onu estetik ameliyatla renk değiştirmekle suçlayacaklardı yıllar boyunca.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra uzun zaman bir şey ifade etmiyor bana MJ. Princess Otel'e konsere gelecekti de iptal olmuştu, onu hatırlıyorum. Aa, unutulur mu hiç, Free Willy filmindeki şarkısını hatırlıyorum. Ama o yine önceki dönemdeydi galiba; 1993 ya da '94'tü. Ne çok sevmiştim Free Willy'i. Şu anda sadece son sahnesini hatırlıyorum. (Kimse tutup bu saatten sonra Free Willy izlemez herhalde, söyleyeyim.) Filmin jönü genç çocuk, helikopterden denize atlamış Willy'i kurtarmıştı, sonra da ip merdiveniyle yukarı tırmanmıştı geri, kucağında balina. Will You Be There'di arka planda çalan. Şimdi tekrar söyleyebilirim. Sonrası net değil. Michael Jackson, herhangi bir eski şarkıcı benim için uzun süre. Ortaokuldan sonra bir asilik de başlamış zaten, yani aslında asilik hiç değil de popüler kültürle tatmin olmamak diyeyim. Invincible albümü çıkıyor 2001'de, benim için hiçbir şey ifade etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sene sonra, Cry'ın klibini görüyorum VH1'da, ilgimi çekiyor. Olips reklamı gibi sayısız insan yan yana dizilmiş, el ele tutuşuyorlar. Şarkıyı da ilk kez dinliyorum bu vesileyle. Çok seviyorum, ki bugün hâlâ en sevdiğim şarkısıdır MJ'in. O gün, o kliple birlikte Michael Jackson hayranı mı oluyorum? Hayır. Ama Michael Jackson Top 10 varsa misal VH1'da, alıyorum elime kağıt kalemi, televizyonun karşısına geçiyorum, yazıyorum şarkıları sırasıyla ki bilgisayara indireyim. İndiriyorum ama o zamanlar daha yeni yeni kuruyorum arşivi; dolayısıyla aynı anda onlarca şey indirip, sonra birçoğunu dinlemiyorum. Tüketim kültürü böyle bir şey olmalı. Televizyonda gördüğümde dinliyorum ama. Ve hep yazıyorum. Hakikaten, böyle çok uzun bir dönemim geçti benim. Akşama kadar VH1 izlediğim çok günüm oldu. Hele ki LGS zamanı... Bilgisayara şifre koymuştu babam, ders çalışayım diye. Televizyonun da kablosunu kesecek değil ya... Bütün gün VH1 izler, arabanın sesini duyunca açardım test kitaplarını önüme. 60'ları, 70'leri, 80'leri ezberlemiştim adenini guanini sitozini ezberleyeceğime. Öyle ki, bir şarkı çıktığında çat diye yılını söyleyecek duruma gelmiştim bir zaman, şimdi tahmin ediyorum hafızam büyük ölçüde geriye itmiştir bu gereksiz bilgileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VH1, beni Michael Jackson hayranı yapmadı belki ama Michael Jackson'ın neden King of Pop olduğunu net olarak anlamamı sağladı. Lise yıllarım (The parantezinde) Kinks, Zombies, Beatles, Monkees, Who, Beach Boys, Jam, Clash, (kapa parantez) Blondie, Elvis Costello, Paul Weller, Frank Sinatra ve Ahmet Kaya dinleyerek geçti çoğunlukla. Güncel olarak da çeşitli brit-pop grupları, Travis ve Keane önderliğinde. Michael Jackson, VH1'ın bıraktığı gibiydi, uzun süre de öyle kaldı. Üniversiteye girişimin ilk senesinde, şimdiki kadar ipin ucunu kaçırmış değildim, iki seçmeli dışında tüm derslerimi vermiştim. Sınavlardan önce arkadaşlarla toplanırdık bir evde, vesaire... Evin sahibi olan arkadaş, elektronik müzik hastasıydı, bense elektronik müzikten nefret ederdim. Gece müzik dinlemek istiyorum, bilgisayarda harddiskler dolusu müzik var, tamamını ilk kez duyuyorum. Dört istisna, artık nedense; İlhan İrem, Nat King Cole, Sinatra, MJ. Ben bunlardan hangisini dinlerim? Hepsini dinlerim de, açayım MJ dinleyeyim bari... İşte o gün, o gece Michael Jackson'ı çok sevdiğime karar verdim. Sonraki süreçte de iyice eşeledim onu ve albümlerini, şöyle bir 25-30 şarkı artık en üst klasmandaydı benim için. Zamanla bu şarkılara çokça anlam da yükledim. Birkaçı var ki ciddi ölçüde önemli yerler kapladı hayatımda, geçtiğimiz üç yıl içerisinde. Stranger In Moscow, bunlardan biri değildi ama dün gece 11 sularında eve yürürken iki kez üst üste dinleyip, yalnızca birkaç saat sonra MJ'in ölüm haberini öğrendikten sonra, o da artık hayatım boyunca unutamayacağım bir anlama kavuşmuştur, sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 yaşımdayken anneannem ölmüştü. Annem beni duvara yaslamış, "Bak oğlum, senin yaşında çocuklara söylenmez, ama ben söyleyeceğim. Anneannen öldü, artık bu eve gelmeyecek." demişti. Annemden bile daha çok severdi beni anneannem, ben de bir o kadar onu. Çok yıkıcı olmuştu hâliyle, ama çocukluktan mıdır artık, ayakta kalmıştım. Benzer bir duyguyu çok uzun süre yaşamadım, 1999'da Barış Manço gidene kadar. Bir dahakini o kadar çok beklemeyecektim, kuzenimin doğduğu dün Kemal Sunal göçüverdi. (Birkaç ay sonra Ahmet Kaya sürgünde can verdiğinde hiç üzülmeyecektim, evine Hürriyet gazetesi giren 12 yaşında bir çocuktum çünkü.) 2004'te Cem Karaca'nın, 2005'te Attilâ İlhan'ın ölümleriyle üzülürken, 19 Ocak 2007'de, sanırım en kötü gününü yaşadım hayatımın, nefret ettim her şeyden. Ve şimdi Michael Jackson. Bayağı üzüldüm, çok üzüldüm yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece buraya yazdım da sildim, neredeyse tüm Michael Jackson şarkılarında bir ses vardır, Michael Jackson hıçkırığı olarak tanımlarım ben onu küçüklükten beri. O hıçkırık geldi boğazımda düğümlendi, bir anda çok anı canlandı kafamda. En çok da ailece yaptığımız araba yolculukları, çünkü radyoda çalardı sık sık. (Böyle deyince de aklıma Earth Wind &amp;amp; Fire - Fantasy geliyor, yıllar boyunca en çok o çaldı, babam en çok o şarkıyı severdi, çok sonraları ben de çok sevecektim.) Çaresiz hissettim kendimi, yakıştıramadım ölümü MJ'e. Anneanneme, Barış Manço'ya, Kemal Sunal'a da yakıştıramadığım gibi... Ben her birini birer istisna sanardım ama sevdiği kimseye yakıştıramıyor demek ki insan. Bilmiyorum işte. 5 yaşımdakini saymazsam, hiç yakınım ölmedi benim. Hiç cenazeye gitmedim hayatımda. O yüzden ölüm, yabancı bir duygu bana. Belki o yüzden şimdi bu kadar üzülüyorum. Yoksa nedir ki Michael Jackson, sevdiğim bir şarkıcı sadece, sahip olduğu bütün anlamları ona ben yükledim. Ha tamam insan olarak da seviyorum ama ne kadar tanıyorum da seviyorum yani? Tanıdığımdan fazla sevdiğim kesin. Çünkü öyle istiyorum, benim tercihim, istesem sevmeyebilirdim. Öldüğüne bu kadar üzülüyorsam, belki bencillik de vardır içinde. 2010 başında yeni albüm çıkaracağını okumuştum aylar önce bir yerlerde, 15 gün kadar önce de durum nedir diye internete bakmış, değişen bir durum olmadığını görmüştüm. Bir yandan 2010'u bekliyor, diğer yandan "Burak Kut'a benzemesin bu yeni albüm çıkarma işi" diye içimden geçiriyordum. (Yine bizim jenerasyonun çoğu gibi çok severdim küçükken Burak Kut'u. 10 sene boyunca çıkan "Bebeto yeni albüm yapacak" haberleri hep heyecanlandırmıştı beni ama albüm çıkınca tabii ki her yerde -maalesef- duymak zorunda kaldığım çıkış şarkısı dışında tek bir şarkısını bile dinlemedim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael Jackson'ı sevmeyen çok kişi vardır ama Michael Jackson buna rağmen sanırım dünyanın gelmiş geçmiş en çok sevilen kişisidir. Sevmeyen çok varsa da nefret eden yoktur mesela. Sevilmeyecek adam değildir çünkü. Öyle olsa ben sevmezdim! Herkesin çok sevip, benim de herkes kadar sevdiğim ne var diye düşünüyorum. Galatasaray, bir kere. Barış Manço ve Kemal Sunal var. Sezen Aksu da var diyebilirim, ucundan kıyısından. Gerçi sayılmayabilir de o, bilmiyorum. Yani Sezen Aksu'yu, bir Sezen Aksu hayranı kadar sevmiyorum, sadece seviyorum. Beatles ve Elvis için de geçerlidir aynısı mesela. Hatta Ajda Pekkan için de. Bugünün Ajda Pekkan'ı sevgiden çok saygı hissi uyandırır bende, 60'lar ve 70'lerin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ajda&lt;/span&gt;'sı ise aşk, neredeyse! Son on yılda Ajda Pekkan'ın tek bir şarkısını sevdim, eski &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ajda&lt;/span&gt;'nın ise aşağı yukarı 30 tane şarkısını sürekli açar dinlerim. Saymıyorum, dördünü de. Başka ne var? Lost var. "Lost dediğin Facebook gibi bir şey, bana gelmez." desem çok şey kaybedermişim. Hatta kaybettim de denebilir, çünkü uzun süre "Neymiş yahu bu Lost?" merakına bile kapılmadan, bir kez olsun günceliyle eşzamanlı olarak seyredemeden 5. sezon bitti, hiç Lost muhabbeti yapamadım mesela. Ne bileyim, keyifli olurdu belki, 6. sezonda görürüm artık. Herneyse, ayrıntının ayrıntısına girmeden daha fazla, Michael Jackson'ın da benim gözümde bayağı bayağı efsane olduğunu söyleyeyim. Çok saçma gidiyor yazı, biliyorum, ama işte sohbet olsa o da böyle giderdi, hatta Michael Jackson'dan bir çıktı mı bir daha dönmezdi geri. Bu yazı da böyle olsun. Zaten buraya koymak için yazmamıştım, sonradan karar verdim yayımlamaya. Noktayı da koyayım artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael Jackson'ın da gitmesinin ardından, benim için yaşayan efsane tanımının en tepesinde, zaten en tepenin de tepesinde olan Hagi iyice yalnız kaldı. Sanırım, Hagi'den önce ölmek isterim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2954551476367747052?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2954551476367747052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2954551476367747052&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2954551476367747052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2954551476367747052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/at-same-time-tonight.html' title='At The Same Time Tonight'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SkS8kNrrMZI/AAAAAAAACLE/_hfyMlcztJw/s72-c/Hagi+vs+Gattuso+%26+Maldini+%26+Albertini.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-1865376539890119829</id><published>2009-06-22T16:46:00.003+03:00</published><updated>2009-06-22T17:48:19.781+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Gökhan Zan, Galatasaray'da</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj-KjOyUz4I/AAAAAAAACK8/U7nG6vpJi04/s1600-h/G%C3%B6khan+Zan.jpg.asp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 267px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj-KjOyUz4I/AAAAAAAACK8/U7nG6vpJi04/s400/G%C3%B6khan+Zan.jpg.asp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350147220208668546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İyi transfer, bana göre. A Milli Takım'ın birinci stoperini 8 milyon avroya satıp, ikinci stoperini bedavaya kapatmak, çok başarılı bir hamledir. Gökhan Zan da, hata yapma potansiyeliyle birlikte, iyi bir oyuncudur. Hem Galatasaray'ın havası farklıdır. Gökhan burada daha da rahat oynayacaktır. Ki, kötü bir sezon da geçirmedi. İki sezon önce Servet Çetin'inkine çok benzeyen bir transfer. Hikayenin devamı da benzeyecektir sanırım. Umarım. Şimdilik alternatif olması açısından iyi oldu diyorum, daha ötesine geçeceğinden de umudum var. Hoşgeldin Zan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da eklemek istiyorum. Çok sevindim bu transfere, ama öyle değil, başka türlü. Gökhan Zan geldi diye abartılı bir sevinç duymuyorum. Ama Yönetim'in transfer konusundaki vizyonunu, başarısını bir kez daha gördüğüm için hakikaten çok sevinçliyim. Kimsenin düşünemediğini düşündüler resmen. Böylece Servet transferiyle yabancı planlamasında değişikliğe gitmek zorunda kalmayacağız. İki transferin birlikte değerlendirilmesiyle oluşan resme bakınca, az şey feda ederek çok şey, yani 8 milyon avro kazandık diye düşünüyorum artık. Ve o yüzden "iyi transfer" diyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-1865376539890119829?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/1865376539890119829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=1865376539890119829&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/1865376539890119829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/1865376539890119829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/gokhan-zan-galatasarayda.html' title='Gökhan Zan, Galatasaray&apos;da'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj-KjOyUz4I/AAAAAAAACK8/U7nG6vpJi04/s72-c/G%C3%B6khan+Zan.jpg.asp' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-3561422989376790076</id><published>2009-06-22T14:19:00.000+03:00</published><updated>2009-06-22T14:21:00.728+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Aferin Lincoln!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj9esovhxyI/AAAAAAAACK0/TU74m5bcAw8/s1600-h/2009-10.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 152px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj9esovhxyI/AAAAAAAACK0/TU74m5bcAw8/s400/2009-10.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350099003283457826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında bu gibi herkesin hemfikir olduğu konularda yazmayı tercih etmiyorum pek. Şimdi de çok içimden gelmiyor açıkçası. Ama bugüne kadar burada yazdıklarım, bu konuyu es geçmemeyi benim için bir sorumluluk hâline getiriyor. Nasıl ki Lincoln'e haksızlık yapıldığı zaman konuşuyoruz, Lincoln haksızlık yaptığında da susmamak gerek. Bugün antrenmana gelmeyişi, ilk yanlışı değildi Lincoln'ün Galatasaray'daki. Ancak tahminim, sonuncu olma ihtimalinin yüksek olduğu yönünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzgünüm çünkü en iyi oyuncumuzu kaybetmiş olabiliriz. Ama en azından bu saatten sonra "Haksızlık yapıldığı için gitti." demem. Bugüne kadarki gecikmelerinde hep Lincoln'ün tarafındaydım. İzin verilmesi gerektiğini düşünüyordum, buraya 20 saat uzaklıktaki bir memleketin insanı olan Lincoln'e. Ama bu kez değil. Lincoln bir hafta erken terk etmişken Türkiye'yi, hak etmiyordu bu izni. Ve hatta, hak etse ve verilmese bile gelmeliydi. Çünkü bu bir numaralı eleştiri konusuydu Lincoln için. Bırakın sorumluluğunu yerine getirmeyi, ekstra fedakârlık yapmalıydı. O ise sorumsuz davranmayı seçti. Hoş değil yaptığı. Ve bu saatten sonra onu kazanmanın bir yolu yok gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Lincoln konusunda bugüne dek yalnış strateji izleyen Yönetim'in ekmeğine yağ sürmüştür bu gecikme. Resmi siteden yapılan açıklama da bunun açık bir kanıtı. Galatasaray Yönetimi, her konuda bu kadar şeffaf olsa keşke... Hayır satacaksak da, kendi elimizle değerini düşürüyoruz bu şekilde. Ya da bunlar önceden belirlenmiş şeyler mi? Bilmiyorum. Öyleyse de şaşırmam. Şimdilik bekleyelim, önümüzdeki günler enteresan gelişmelere gebe gibi gözüküyor. Sonunda benim görmek istediğim, Lincolnlü bir Galatasaray, her şeye rağmen. Zor gibi. Bakalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-3561422989376790076?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/3561422989376790076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=3561422989376790076&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3561422989376790076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3561422989376790076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/aferin-lincoln.html' title='Aferin Lincoln!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj9esovhxyI/AAAAAAAACK0/TU74m5bcAw8/s72-c/2009-10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-521652051441502830</id><published>2009-06-21T23:40:00.000+03:00</published><updated>2009-06-21T23:40:01.287+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DK 2010'/><title type='text'>Teşekkürler Futbol</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj6aVX8n1oI/AAAAAAAACKs/NsS1OrY7LqM/s1600-h/A.B.D.+-+M%C4%B1s%C4%B1r.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 242px; height: 140px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj6aVX8n1oI/AAAAAAAACKs/NsS1OrY7LqM/s400/A.B.D.+-+M%C4%B1s%C4%B1r.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349883099358942850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu heyecanı yaşadık, bu sürprize de tanık olduk ya; kulağımda çınlayan bütün vuvuzela gürültüsüne değdi doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;İnternette vuvuzela satarken buraya "bir vuvuzela bloğu" diye bağlantı veren kişiye de selam ederim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-521652051441502830?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/521652051441502830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=521652051441502830&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/521652051441502830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/521652051441502830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/tesekkurler-futbol.html' title='Teşekkürler Futbol'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sj6aVX8n1oI/AAAAAAAACKs/NsS1OrY7LqM/s72-c/A.B.D.+-+M%C4%B1s%C4%B1r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5531300892574019343</id><published>2009-06-19T20:01:00.000+03:00</published><updated>2009-06-19T20:01:01.741+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Titre Milan Baros Ümit Karan Geliyor!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjtkofAD3-I/AAAAAAAACKk/qZGkeB7w_PM/s1600-h/1967-68+-+Esenbo%C4%9Fa+Havaalan%C4%B1+-+Rober+Komer+ya+da+Cyrus+Cance%27in+Ankara%27ya+geli%C5%9Fini+protesto+eylemi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 252px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjtkofAD3-I/AAAAAAAACKk/qZGkeB7w_PM/s400/1967-68+-+Esenbo%C4%9Fa+Havaalan%C4%B1+-+Rober+Komer+ya+da+Cyrus+Cance%27in+Ankara%27ya+geli%C5%9Fini+protesto+eylemi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348979629111893986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ümit Karan'ın solcu olduğunu (söylediğini) bilirdim de, devrimci olduğunu hiç bilmezdim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5531300892574019343?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5531300892574019343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5531300892574019343&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5531300892574019343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5531300892574019343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/titre-milan-baros-umit-karan-geliyor.html' title='Titre Milan Baros Ümit Karan Geliyor!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjtkofAD3-I/AAAAAAAACKk/qZGkeB7w_PM/s72-c/1967-68+-+Esenbo%C4%9Fa+Havaalan%C4%B1+-+Rober+Komer+ya+da+Cyrus+Cance%27in+Ankara%27ya+geli%C5%9Fini+protesto+eylemi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7259456096871248502</id><published>2009-06-19T17:01:00.003+03:00</published><updated>2009-06-20T12:35:43.864+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Teşekkür Borcu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjp0V6HLMBI/AAAAAAAACKU/-c2Sn0CgC3M/s1600-h/Galatasaray+1988-89.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 268px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjp0V6HLMBI/AAAAAAAACKU/-c2Sn0CgC3M/s400/Galatasaray+1988-89.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348715427181309970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjp0PqgqqJI/AAAAAAAACKM/4-jRUBPnATc/s1600-h/Galatasaray+1989-90.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjp0PqgqqJI/AAAAAAAACKM/4-jRUBPnATc/s400/Galatasaray+1989-90.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348715319914047634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjpz5IroDaI/AAAAAAAACKE/fWi2cYw03LA/s1600-h/Galatasaray+1990-91.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 202px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjpz5IroDaI/AAAAAAAACKE/fWi2cYw03LA/s400/Galatasaray+1990-91.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348714932876086690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjpzy_WoBjI/AAAAAAAACJ8/G2QnIEmAYD8/s1600-h/Galatasaray+1991-92.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjpzy_WoBjI/AAAAAAAACJ8/G2QnIEmAYD8/s400/Galatasaray+1991-92.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348714827292870194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjpzqQSt_qI/AAAAAAAACJ0/Y8mO0vNkaSg/s1600-h/Galatasaray+1992-1993.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 265px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjpzqQSt_qI/AAAAAAAACJ0/Y8mO0vNkaSg/s400/Galatasaray+1992-1993.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348714677221064354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjprJn4Q_gI/AAAAAAAACJs/ZxcTJt4QHFM/s1600-h/Galatasaray+1994-95.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 201px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjprJn4Q_gI/AAAAAAAACJs/ZxcTJt4QHFM/s400/Galatasaray+1994-95.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348705320523857410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir teşekkür borcum var, ödeyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdakiler, benim doğumumdan ilkokul birinci sınıfa başlayışıma kadarki Galatasaray kadroları. İlk üçü ancak bilinçaltıma işlemiştir, belki o da. Diğerlerini ise aşağıya doğru gittikçe daha da netleşen görüntülerle hatırlıyorum. Başta Kubilay olmak üzere; Arif, Okan, Tugay, çok sonraları Bülent gibi kahramanlarım var burada. Ve her zaman minnettar olmuşumdur bu kadrolara, Galatasaraylı olmamı sağladıkları için. Ama bazen de şeytan dürtüyor, ya diyorum Fenerli olsaydım, ya babama kansaydım... İçim daralıyor. Her zaman Galatasaraylı olduğum için şanslı hissediyorum ya kendimi, bazen de Fenerbahçeli olmadığım için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, öyle günlerden bir tanesiydi. Yeni bir şey öğrenmedim ama en azından bir kez daha gördüm bir camianın ne kadar acınası hâlde olabileceğini. Koskoca Fenerbahçe kulübünün, anlı şanlı bir tarihe sahip Fenerbahçe kulübünün geldiği noktaya acıdım bir kez daha. Hep mi böylelerdi; açıkçası bilmiyorum. Bir Fenerbahçelinin, tarihine baktığında gurur duyacağı çok şey var. Ama ta 1950'lere -belki daha öncesine- uzanan tarihlerde yaşanmış, utanması gereken çok şey de. Hiçbir zaman, Ergun Gürsoy'un göreve adım atmasının ardından ortaya çıkan Galatasaray'ı diğer kulüplerden daha temiz, daha masum görmedim. Türkiye'de futbol adil oynanmıyorsa herkes bunda pay sahibi. Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor; hepsi... Ama Fenerbahçe başka bir şey. Şükrü Saracoğluların, Nihat Özdemirlerin, Mahmut Usluların, Ali Şenlerin, Aziz Yıldırımların takımıdır Fenerbahçe. Tamam, yalnızca onların değildir ama onlarındır da. Türkiye'de sporun bu hâle gelmesinde kilit rol oynamıştır Fenerbahçe. Tüm büyük güçler her zaman onların emrine amadedir. Orduyu dolandıran adamın, Genelkurmay Başkanı'yla yan yana güle oynaya maç seyretmesini sağlayan güçtür Fenerbahçe. Yalnızca spordaki değil, tüm Türkiye'deki yanlışlarda önemli pay sahibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden... Teşekkürler 1988-94 arası Galatasaray kadroları. Yalnızca Galatasaraylı olmamı sağladığınız için değil, beni Fenerbahçe'den uzak tuttuğunuz için de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7259456096871248502?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7259456096871248502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7259456096871248502&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7259456096871248502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7259456096871248502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/tesekkur-borcu.html' title='Teşekkür Borcu'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sjp0V6HLMBI/AAAAAAAACKU/-c2Sn0CgC3M/s72-c/Galatasaray+1988-89.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5381897888201159231</id><published>2009-06-19T11:35:00.001+03:00</published><updated>2009-06-19T19:18:30.475+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DK 2010'/><title type='text'>Vuvuzela Yasaklanmasın!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjtMzDQahsI/AAAAAAAACKc/JdbRE54qHXM/s1600-h/Vuvuzelal%C4%B1+Amca.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 325px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjtMzDQahsI/AAAAAAAACKc/JdbRE54qHXM/s400/Vuvuzelal%C4%B1+Amca.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348953422363788994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaz boyunca futbola olan özlemimiz iyice artacak derken, eski Dünya Kupalarını izleyip iç çekerken, Konfederasyon Kupası yetişti imdadımıza. Ya da öyle sanıyorduk. Güney Afrika - Irak maçının karşısına büyük bir hevesle geçtim pazar günü. Evde Dünya Kupası ruhunu yaşatmak, o moda girmek için de söyledim bir Favorite Three, kaptım biramı... Pizza bitene kadar ancak dayanabildim. Başlık yanıltmasın, gürültü değil futboldu problem. Futbolsuzluktu. Olsun, ilk maçtı. Hem daha İspanya, Brezilya, İtalya vardı. Mısır vardı. İlk maçta olurdu böyle şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın dikkat çeken iki unsuru; bir, Güney Afrika'nın sol stoperi, tek beyazı Booth'un yuhalanması*, iki, tribünlerde çalınan üflemeli çalgı... Doğrusunu söylemek gerekirse, ki niye gerekmesin, ilk andan itibaren sevmiştim sonradan adının vuvuzela olduğunu öğrendiğim bu şeyi. Afrika'da Dünya Kupası yapılması muhteşem bir şeydi ve bu da Afrika geleneklerinin bir parçasıydı. Blatter'in dediği gibi, bu Afrika'nın sesiydi. İlk yarının bitiminin ardından maça dönmediğim için, 45 dakika boyunca da hiç rahatsız olmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece Yeni Zelanda - İspanya maçı vardı. Bu kez futbol harikaydı, ama sesler rahatsız etmeye başlamıştı. 90 dakika boyunca bir dakika mı dinlenmezsiniz kardeşim? Tabii ben sanıyorum ki bir yerde 8-10 tane vuvuzela var, ses oradan geliyor. Meğer stadın yarısının vuvuzelası varmış, biri dinlense diğeri çalıyormuş, nöbetleşe çalışıyormuş adamlar. Aslında ben bu sesten rahatsız olur muydum bilmiyorum, "Of Ata bu ne böyle arı vızılıtısı gibi..." cümlesini duymasam. İşte o an, o cümleyi duyduğum an, bittiğim andı. "Ne var, Afrikalıların alâmet-i fârikası bu." desem de kendim bile inanmadan, yandı bitti kül oldu bütün maç zevkim. Ne Torres'in daha kaç gol atacağı, ne farkın daha ne kadar açılacağı umrumdaydı artık. Varsa yoksa vuvuzela sesine odaklanıyordu beynim. Kendime hakim olmaya çalışıyordum ama nafile. Zerre keyif almadım o cümleyi duyduğum andan, hakemin son düdüğüne kadar. Maç bittiğinde aklımda yine goller yoktu; hakemde vuvuzela, tribünlerde düdük olsa daha mı iyi olurdu acaba, onu düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi günün maçlarını izlemedim, evde yoktum. A.B.D. - İtalya maçının son 15 dakikasına göz attım sadece. İki gün sonraki Irak - İspanya ve Güney Afrika - Yeni Zelanda maçlarını da izlemedim. Ama dün yine keyifle oturdum televizyonun karşısına, Brezilya - A.B.D. maçı için. Çok uzatmayayım. Sahadaki tüm güzelliklere karşın, işkence çektim diyebilirim. Son yirmi dakikanın ilk on dakikasını televizyonun sesini kısarak, son on dakikanın ilk beş dakikasını sesi tamamen kapatarak, son beş dakikayı da sıkılıp televizyonu kapatarak, ruhumu dinlendirerek geçirdim. Bir sonraki maçı ise hiç izlemedim. Muhtemelen İspanya, İtalya ve Brezilya'nın birbiriyle oynayacağı maçlar dışındakileri de izlemeyecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Nasıl ki bir dış etken, bir cümle beni vuvuzelaya tahammülsüz hâle getirdi, dedim ki vuvuzelacı bir kimliğe bürünürsem belki feyk atarım algılarıma. Yoksa gidişat kötü, Dünya Kupası'nı işkence çekerek izlemek en son istediğim şey. Bir de bu yolu deneyeyim. Hakikaten ama, enine boyuna düşündüğümde yanlış olduğuna kanaat getiriyorum vuvuzelanın yasaklanmasının. Bu, o insanlar için futbolun sesi ve bununla övünüyorlar. Onlar nasıl seviyorsa, biz de tahammül edebiliriz. Hatta sevebiliriz bile. İnsan zamanla her şeye alışıyor, bunu iyi biliyorum. Belki Afrika'da yaşıyor olsaydık da Türkiye tribünündeki tezahüratları gürültü olarak algılayacaktık. Ben olsam biraz zaman veririm vuvuzelaya, yasaklama kolaycılığına kaçmak yerine. En azından daha yerinde ve kararında çalınmasını sağlamaya çalışırım. Maçın ilk dakikalarında, tehlikeli pozisyonlarda ve gollerde çalınırsa eğer, vuvuzela bir renk olabilir. Biz de yirmi otuz sene sonra "Evlat, gel de sana vuvuzelalı Dünya Kupası'nı anlatayım." diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;* &lt;a href="http://soylemedenduramadim.blogspot.com"&gt;Number7&lt;/a&gt; uyarmış, Booth'a tepki değil destek varmış. Onu da başkası uyarmış. Ben de gidip başkasını uyaracağım şimdi.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5381897888201159231?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5381897888201159231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5381897888201159231&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5381897888201159231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5381897888201159231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/vuvuzela-yasaklanmasn.html' title='Vuvuzela Yasaklanmasın!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjtMzDQahsI/AAAAAAAACKc/JdbRE54qHXM/s72-c/Vuvuzelal%C4%B1+Amca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-6124686997515047686</id><published>2009-06-16T00:00:00.002+03:00</published><updated>2009-06-16T00:03:40.215+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Baba Servet</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sja2pbtdo3I/AAAAAAAACJk/AztmzMXiCiM/s1600-h/Servet+%C3%87etin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 302px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sja2pbtdo3I/AAAAAAAACJk/AztmzMXiCiM/s400/Servet+%C3%87etin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347662430478377842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu olurdu sanırım lakabı, Galatasaray'a yarım asır evvel gelseydi. Futbolu takip ettiğim süre içerisinde gördüğüm en "adam" Türkiyeli futbolcu. Değil 7 ya da 10, 70-100 milyon avroya gitse yine üzülürüm. Gözlerim dolu dolu. Hiç istemezdim bunu. Hoşçakal Baba Servet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-6124686997515047686?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/6124686997515047686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=6124686997515047686&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6124686997515047686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/6124686997515047686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/baba-servet.html' title='Baba Servet'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sja2pbtdo3I/AAAAAAAACJk/AztmzMXiCiM/s72-c/Servet+%C3%87etin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8353765509129439422</id><published>2009-06-15T14:11:00.001+03:00</published><updated>2009-06-15T16:17:47.038+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Yıllar Sonra...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjYrQuO-0jI/AAAAAAAACJc/kOgrL0VRPYU/s1600-h/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+%26+Taner+G%C3%BClleri.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 202px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjYrQuO-0jI/AAAAAAAACJc/kOgrL0VRPYU/s400/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+%26+Taner+G%C3%BClleri.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347509173837812274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Biz burada Hasan Şaş'ı konuşaduralım, Hasan'ım memleketinde ailesiyle hasret gideriyor. Bir de gösteri maçına katılmış, Adana Demirspor formasıyla. Timuçin Bayezit, Mehmet Ali Tunç gibi başka tanıdık isimlerin yanısıra, Hasan Şaş'ın Demirspor'dan eski takım arkadaşı Taner Gülleri de forma giymiş maçta, fotoğrafta görüldüğü üzere. Bir zamanlar profesyonelliğe aday çocuklarken &lt;a href="http://www.tff.org/Default.aspx?pageId=29&amp;amp;macId=52583"&gt;derbide&lt;/a&gt; Adanaspor'a attıkları golleri, bu kez tecrübeli birer futbolcu olarak Adana'nın yeni sentetik çim sahasının açılışında göndermişler rakip filelere. Dönüp dolaşıp aynı yere gelir bazen insan. Of, bu sahteliğe dayanamayacağım. İtiraf ediyorum, tüm bunları &lt;a href="http://www.tff.org/Default.aspx?pageId=29&amp;amp;macId=52665"&gt;Hatayspor'un 13 numaralı oyuncusu&lt;/a&gt;nun talihsiz isim - soyisim kombinasyonuna dikkat çekmek için yazmış olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız diğer yandan aklıma geldi de, keşke Hasan Şaş futbolu bırakmasa da Demirspor'a dönüş yapsa. Çıkarsa Mavi Şimşekler'i layık olduğu yere... Zor bir iş değil. Bir çeşit tatil bile olur Hasan için, çocukluğunun geçtiği mahallelerde yaşamak, ilk kez top teptiği yeşil sahalara tekrar dönmek... Hem biz de bu deli adamı en azından bir süre daha izleme fırsatı buluruz. İstanbul deplasmanlarında doldururuz stadları... Başka da hiçbir takıma yakışmaz zaten Hasan Şaş'ım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8353765509129439422?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8353765509129439422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8353765509129439422&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8353765509129439422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8353765509129439422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/yllar-sonra.html' title='Yıllar Sonra...'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjYrQuO-0jI/AAAAAAAACJc/kOgrL0VRPYU/s72-c/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+%26+Taner+G%C3%BClleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-894789720054927803</id><published>2009-06-14T14:24:00.002+03:00</published><updated>2009-06-14T14:27:17.064+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Mehmet Topuz vs Hasan Şaş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjTP04YUxgI/AAAAAAAACJE/Kn0m8zGpqkg/s1600-h/Mehmet+Topuz.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 175px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjTP04YUxgI/AAAAAAAACJE/Kn0m8zGpqkg/s400/Mehmet+Topuz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347127164990178818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Mehmet Topuz, bu ligin en iyi oyuncularından biri oldu hep benim için. Gerek oyun içerisinde, gerek sezon süresince istikrarsızlık sorunu var belki biraz ama izlemekten hep keyif aldım. Onun şutlarını, paslarını, ısrarcılığı ve mücadeleciğini iç geçirerek izledim. Galatasaray'a gelmesini çok istedim her zaman. Kariyerine Kayserispor'da devam etmesi, ille de İstanbul'a gideceğim diye tutturmaması saygıyı hak eden bir tutumdu. Yine Kayserispor tüm hamlelerine rağmen çıtayı yükseltemeyince, önümüzdeki sezon öncesi daha yüksek hedefleri olan bir takıma geçmek istemesi de en doğal hakkıydı Mehmet Topuz'un. Gelgelelim, bu geçiş olabilecek en çirkin şekilde oldu. Hikayeyi boşuna anlatmaya gerek yok, zaten hepimiz biliyoruz. Beni de çok ilgilendirmiyor açıkçası, Beşiktaş ve Fenerbahçe arasında yaşanan bir transfer çekişmesi. Ha, dediğim gibi çok isterdim Mehmet Topuz Galatasaray forması giysin ama 8.7 milyon euro ve bir futbolcu karşılığında da değil. Herneyse, üzerinde duracağım konu farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjTeRkYRWKI/AAAAAAAACJM/ni9oXW-3IgQ/s1600-h/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+Gen%C3%A7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 165px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjTeRkYRWKI/AAAAAAAACJM/ni9oXW-3IgQ/s400/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+Gen%C3%A7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347143051000240290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2008/02/ekstra-yetenek-mehmet-topuz_2551.html"&gt;Hep söyledim&lt;/a&gt;, benim için ikinci Hasan Şaş'tı Mehmet Topuz. Anadolu'dan çıkmış en yüksek potansiyelli oyuncuydu, Hasan Şaş'tan beri. Çok yönden de benzetirim ikisini birbirine. Yine İstanbul'a transferleri de benzedi. Dün gibi hatırlıyorum Hasan Şaş'ın Galatasaray'a transfer edilme sürecini. "İkinci Hasan Olayı" manşetini Hürriyet'in, Hasan Vezir'in kaçırılmasına atıfta bulunan... Şimdi fazla ayrıntısına girmek istemiyorum kendimi kısıtlamamak için, Hasan Şaş'a bir veda yazısı yazmak niyetindeyim. Ancak Hasan Şaş'ın bu transfer sırasındaki tavrına, Mehmet Topuz'u gördükten sonra bir kez daha saygı duyduğumu söylemeliyim. Tam yedi kulüp vardı Ankaragücü'nün genç yıldızının peşinde; Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, İstanbulspor, Kocaelispor, Bursaspor. Önce çıkıp delikanlı gibi "Benim tercihim formanın rengi olmayacak. Kulübüme ve bana yeterli miktarda parayı veren, transferimi gerçekleştirir." dedi Hasan, gönlünde yatan renk sarı kırmızı olmasına rağmen. Adaylar ikiye düştükten sonra ise "Fatih Terim'e söz verdim, Galatasaray'a gideceğim." dedi, Galatasaray'a geldi. Aşağıya haberi koydum, geldiği ilk günden itibaren "Büyük aksilik olmazsa futbolu Galatasaray'da bırakacağım." dedi, Galatasaray'da bıraktı. Mehmet Topuz'un, "Beşiktaşlıyım, 50 milyon verseler Fenerbahçe forması giymem." diyen Mehmet Topuz'un, Fenerbahçe'ye imza attığı gün...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-894789720054927803?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/894789720054927803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=894789720054927803&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/894789720054927803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/894789720054927803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/mehmet-topuz-vs-hasan-sas.html' title='Mehmet Topuz vs Hasan Şaş'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjTP04YUxgI/AAAAAAAACJE/Kn0m8zGpqkg/s72-c/Mehmet+Topuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4768199149783115702</id><published>2009-06-13T22:35:00.001+03:00</published><updated>2009-06-13T22:47:54.597+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Efsane Oldun Be Hasan Şaş'ım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjP-hskRzeI/AAAAAAAACI8/uOOSSVmGp40/s1600-h/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+-+Galatasaray%27%C4%B1n+Yeni+Transferi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 165px; height: 237px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjP-hskRzeI/AAAAAAAACI8/uOOSSVmGp40/s400/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+-+Galatasaray%27%C4%B1n+Yeni+Transferi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346897037471370722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Hasan Şaş: Bana güvenin&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre kampında takım arkadaşları ile birlikte çalışmalarını sürdüren Galatasaray'ın yeni transferi, taraftarlardan destek istedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Efsane olacağım&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın Ankaragücü'nden transfer ettiği yeni futbolcusu Hasan Şaş, yeni sezon öncesinde taraftarlardan destek isterken, ‘‘Seyircinin bana destek olmasını istiyorum. Bana güvensinler gerisi kolay.’’ dedi. Kampta çalışmalarını sürdüren Hasan, &lt;b&gt;‘‘G.Saray'da efsane olup futbolu bırakmak istiyorum.’’&lt;/b&gt; diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İşim gol pası vermek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terim'in geçen yıl almak istediği ancak transferi bu sezon gerçekleşen yıldız futbolcu şöyle devam etti: ‘‘Beni golcü olarak tanıyorlar. Ama asıl işim gol değil, asist. Ben gol attırırım. Bunun da zor olduğunu biliyorum. G.Saray'da çok yıldız var. Takıma girmek zor. Yeri gelince kulübede de otururum ancak oynamaya geldim.’’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4768199149783115702?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4768199149783115702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4768199149783115702&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4768199149783115702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4768199149783115702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/efsane-oldun-be-hasan-sasm.html' title='Efsane Oldun Be Hasan Şaş&apos;ım'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SjP-hskRzeI/AAAAAAAACI8/uOOSSVmGp40/s72-c/Hasan+%C5%9Ea%C5%9F+-+Galatasaray%27%C4%B1n+Yeni+Transferi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4797331021486475081</id><published>2009-06-13T15:27:00.002+03:00</published><updated>2009-06-13T15:29:33.242+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Galatasaray - Universitatea Craiova</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-2bf63bc9d8df5402" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v13.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D2bf63bc9d8df5402%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330118410%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6427A457F0EADC7A3F3AC5B032249EA61F6D88C7.8636E6567985C36A869B4E3E90E4B6AA528AA105%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D2bf63bc9d8df5402%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIfzPZvNJnfEcGOpLizwXrUTJgPE&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v13.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D2bf63bc9d8df5402%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330118410%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6427A457F0EADC7A3F3AC5B032249EA61F6D88C7.8636E6567985C36A869B4E3E90E4B6AA528AA105%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D2bf63bc9d8df5402%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIfzPZvNJnfEcGOpLizwXrUTJgPE&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben doğmadan oynanmış bir müsabaka. Tarih 1 Ekim 1986. İlk maçı 2-0 kaybettiğimizden, 2-1'lik galibiyete rağmen elenmişiz. Taraflı bir video olacak ki, ikinci gol gözükmüyor. Ancak Craiovalılar takımlarıyla ne kadar gurur duysa az. Bu ne müthiş futboldur!  1.26 ile 2.00 arasındaki paslaşmalara bakılırsa, Barcelona'nın uzay futbolu çok da yeni bir şey değilmiş. Hele o sondaki çalım yok mu... Orta yuvarlakta bir dokunuşla 7 Galatasaray oyuncusunu oyundan düşürüp kaleci Simoviç'le karşı karşıya kalmış Rumen oyuncu. Rumen diyorum ama pekâlâ lejyoner de olabilir tabii. Maçın anlam ve ehemmiyetini bilene, hiçbir şey hediye etmeyeceğim; ama yine de soruyorum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4797331021486475081?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=2bf63bc9d8df5402&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4797331021486475081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4797331021486475081&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4797331021486475081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4797331021486475081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/galatasaray-universitatea-craiova.html' title='Galatasaray - Universitatea Craiova'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-704527161425079682</id><published>2009-06-06T13:33:00.001+03:00</published><updated>2009-06-06T13:37:47.889+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>2008-2009 Sezonunun Ardından / Karne</title><content type='html'>Bir önceki sezonun hesabının kapandığı, sonrakinin hesaplarının yapılmaya başlandığı günlerdeyiz. Ancak kendi adıma ileride dönüp bakmak adına son bir hesaplaşma yapmayı uygun gördüm, tüm sezon boyunca peşinden koştuğum isimlerle. Klasiktir, sezon öncesi kamptaki performanslarına not verilir oyuncuların. Sezon sonunda sadece şampiyon konuşulur, onda da tüm olumsuzluklar unutulmuş, herkesin notu on üzerinden on olmuştur zaten. Mutlu sona ulaşamayan takımı oluşturanlar ise ne yapmış olurlarsa olsun, başarısızdırlar artık. Adaletsizliktir bu. İşte o yüzden, herkesin hakkını teslim etmek isterim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#99 Ümit Karan&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekâlâ klasik söylemle başlayabiliriz, bir kez daha. Geçtiğimiz yılki şampiyonluğun en büyük pay sahiplerinden biriydi #99 Ümit Karan. 2006'da da sakatlanana kadar attığı 16 golle, ki birçoğu yedekten girip atılmıştır, Galatasaray'ı şampiyon yapan oyuncuların en önemlilerinden biriydi. Çok daha geriye gidebiliriz. #9 olduğu dönemden beri severdim Ümit Karan'ı. Düzenin adamı değildi. Ü-Mit Ka-Ran'dı. Çok farklı bir adamdı, spektaküler hareketleriyle zaman zaman kızdırır, sonra attığı akıllara zarar bir golle unuttururdu hepsini. Ümit Karan tarihçesine girmeye niyetli değilim, bu bir Ümit Karan'a veda yazısı değil. Sadece öyle olumsuzluklar yaşattı ki bu sezon Ümit Karan, hakkında söyleyebileceklerimi hafifletmek için eski güzel günleri anımsamaya çabalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Galatasaray oyuncusu olacak, takım içinde düzeni bozacak. Bir Galatasaray oyuncusu olacak, teknik ekibe posta koyacak. Bir Galatasaray forveti olacak, sezonu golsüz tamamlayacak, üstüne bir de yerine oynayan gol kralına tavır yapacak. Bir Galatasaray Kaptan'ı olacak, oyundan alındıktan sonra stadı terk edecek. Bütün sene gece kulüplerinden çıkmayacak... Hadi ya? Yıllar boyunca hep eleştirildi Ümit Karan; disiplinsizliği, gece hayatı, şov sevdasıyla. Ve yıllarca onu savundum tüm sohbetlerde, yazışmalarda. Yanılmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezonki notu, on üzerinden bir puan; Malatyaspor maçında takım için oynamasının hatrına. Yolu açık olsun; eski güzel günlerin hatrına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#87 Mehmet Güven&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon çok şey beklenmeyen kadro oyuncularından biriydi Mehmet Güven. Linderothlu, Topallı, Ayhanlı, Barışlı Galatasaray orta sahasında forma bulma şansı pek yoktu. Linderothlu Galatasaray orta sahası diye bir şey zaten hiç söz konusu olmadı, üstüne Mehmet Topal ve Barış da uzun süreli sakatlıklar geçirince Mehmet Güven düşünülenden daha fazla forma şansı buldu. Gün geldi çok iyi oynadı, gün geldi idare etti ama hiçbir zaman ona olan bakış açısının gerektirdiği şekilde oynamadı. Sefilleri oynamadı yani. Tolga Seyhan değildi söz konusu isim, Orhan Ak ya da Erhan Namlı da değildi. Galatasaray altyapısında yıllarca forma giymiş, kendi jenerasyonunda önemli başarılar elde etmiş Mehmet Güven'di. Kelime oyunu değil gerçek, ona hiçbir zaman güvenilmedi. Belki çok medyatik bir isim değildi, sessiz sakin karakterliydi, belki saçları seyreldiğinden taraftarın bilinçaltına genç bir oyuncuymuş gibi işlemedi, belki de as takıma çok erken çıktığından yüzü eskidi! Kiralanmadığı için asla heyecanla beklenmedi. Ondan daha kötü bir futbolcu olan Oğuz'a verilen kredinin onda biri Mehmet'e verilmedi taraftar nezdinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece taraftar mı? Tarih 2 Kasım 2008, Galatasaray'ın rakibi Gaziantepspor. 82. dakikada Galatasaray'ın 3. golünü atan Arda Turan, 2 dakika sonra alkışlarla oyundan alınırken yerini Mehmet Güven'e bırakıyor. Uzatmalarla da birlikte 10 dakikadan daha az bir süre var önünde, kendisini kanıtlama baskısıyla oynayan Mehmet Güven'in. Fırsat geldi, uzaktan bir şut çekti. Öyle ya, Mehmet Güven'in sahip olduğu yeteneklerden biriydi kaleye uzak mesafelerden etkili şutlar göndermek. Ne var ki bu işi ondan çok daha iyi yapan bir oyuncu geldi yanına Mehmet'in; ve onu sert bir şekilde "eleştirdi"! Evet, Sabri Sarıoğlu'ydu bu isim. Yıllar önce bir Gençlerbirliği maçında orta yapmak yerine şut çektiği için Hakan Abi'si tarafından aynı sertlikte "eleştirilen" Sabri Sarıoğlu... Mehmet tepki vermedi. Maçın uzatma dakikalarının son saniyeleri oynanırken topla birlikte ileri çıktı ve bir kez daha yokladı kaleyi. O anda Mehmet Güven'in bir gol atması, skorun 4-1 olmasından daha önemliydi. Keşke Mehmet Güven gol atsaydı da Gaziantepspor'a yazılsaydı, 3-2 olsaydı maç, ne fark ederdi? Fark ederdi işte, Sabri ve Ümit abilerine göre. Ümit Karan orta bekliyordu, Sabri bindiriyordu sağ kanattan. Küçücük yaşında sen misin şut çeken, ne hâdle!? Sabri daha sonra kesti sesini, Ümit Karan ise susmak bilmedi. Muhtemelen soyunma odasına giden yolda da sürdü bu tepki, ki tüm takım maç sonunda dönüp Kapalı tribünü selamlarken tek eksik Mehmet Güven'di.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şartlarda tamamladı sezonu, Mehmet Güven. Bir Gençlerbirliği maçı oynamışlığı var ki sezonun en çarpıcı tek maçlık performanslarından biridir. (&lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2008/12/mehmet-guven_840.html"&gt;1&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2008/12/genclerbirligi-mac_6886.html"&gt;2&lt;/a&gt;) Ama maalesef önce devre arası girdi araya, sonra kriz ortamı... Genç oyuncu, beklentileri aşmakla birlikte, başarılı olamadı. Öyle bir tahammülsüzlük vardı ki ona karşı, Mehmet'in beklediklerinden çok daha iyi oynadığını bile fark etmedi çoğu kişi. Yapacak bir şey yok. Muhtemelen Mehmet Güven'in Galatasaray kariyeri olgunluğa ulaşmadan sona erecek. Yapacak bir şey var aslında. Mehmet'i, PAF Takım'daki rolünü üstlenebileceği bir takıma kiraya vermek. Kasımpaşa olur, Belediye olur, Manisa olur... Ve sonra bir orta saha oyuncusu olarak Galatasaray'a dönüşünü izlemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım, hikayesi böyle yazılır General'in. On üzerinden, beş puan diyelim bu sezonki performansına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#76 Servet Çetin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 beşincisi Galatasaray'ın, 2008 şampiyonu Galatasaray'dan en büyük eksikliklerinden biri, Servet'in topla ileri çıkışları. Bu ileri çıkışlar, o kadar önemliydi ki Galatasaray için. İşler kötü gittiğinde alıyordu sazı eline Servet, dikiş diker gibi kıvrılıyordu rakip hücum oyuncularının arasından. O Servet ki hiçbir zaman armayı öpmedi, ama takıma ruh katıyor, tribünleri hareketlendiriyordu. Sonra Meira geldi, savunmanın yeni lideri o oluverdi. Topla ileri çıkma görevi ona verildi. Servet pasifize edildi. Yanlış bir hamle miydi? Hayır. Ama aşı tutmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996-2000 arasında Hagi'yi izlemek keyiflerin en büyüğüydü. 2005'te bir devre Ribery'i izledik. 2009'da Lincoln'ü. Hepsinden farklı olarak 2008'de de Servet'ten benzer bir tad almak mümkündü işte. O kadar çarpıcı bir hikaye ki! &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SR84JnGdWlI/AAAAAAAABiM/hH1mmLVN6To/s400/Servet+%C4%B0stemiyoruz+%C5%9Eampiyonluk+%C4%B0stiyoruz%21.jpg"&gt;Servet istemeyip şampiyonluk isteyenler&lt;/a&gt;, Servet'in açık ara en büyük paya sahip olduğu şampiyonluğun büyük mutluluğunu yaşadıklarında aradan geçen zaman yalnızca 1 seneydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halalarımızın amcalarımızdan farklı olarak bıyık sahibi olamayışlarını anımsatacak bir iddiadır belki, ancak Kocaelispor maçında Servet sakatlanmasaydı çok ama çok iyi biliyorum ki Galatasaray ligi çok farklı bir yerde bitirecek, Avrupa'daki yolu daha uzun sürecekti. Biliyorum diyorum. Ama şimdi ne kadar konuşsak boşa, onu da biliyorum. Bir önceki sezondaki performansını göremedik Servet'ten, ancak yine de takımın ayakta kalan isimlerindendi sakatlanarak sezonu kapatana değin. Önümüzdeki yıl "topla ileri çıkan Servet" kimliğiyle tekrar karşımıza çıkması dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On üzerinden, altı puan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#74 Volkan Yaman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Üzerinde çok fazla konuşulacak bir isim değil, Volkan Yaman. Kapasitesi Galatasaray'da ilk 11 oyuncusu olmak için yeterli değil, ama zaman zaman çok kötü oynasa da çok kötü bir oyuncu da değil. Her zaman olanca gücüyle mücadele etti, çoğu zaman bu mücadele yetmedi. Vakitli bir ayrılığın eşiğindeyiz, kimse kimseyi yıpratmadan yaşanan. Yerine gelecek olan isim, Volkan'dan daha iyi bir alternatif olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezonki performansına on üzerinden beş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#66 Arda Turan&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volkan'ın aksine, Arda hakkında konuşulacak o kadar çok şey var ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın yıldız futbolcusu olarak kötü bir sezon mu geçirdi? Hayır. 21 yaşındaki daha büyük bir yıldız adayı olarak futbolunun üzerine koydu mu? Maalesef, yine hayır. Bir futbolcudan beklentiler, kapasitesiyle doğru orantılı olarak büyüyor mutlaka. Arda Turan, altyapıdan yeni çıkmış bir oyuncu olsaydı, sadece Galatasaray'da değil, ligde sezonun en iyi oyuncusu olarak kabul edilirdi. Ancak ben Arda'dan daha iyisini bekliyorum. Şut çekmeyi öğrenmesini, iyi orta yapabilen bir oyuncu olmasını... Arda Turan bu sezon kaç korner, kaç duran top kullanmıştır, kaç tanesi gol olmuştur? Sıradan bir oyuncu olan Volkan, Arda'dan daha iyi duran top kullanmasına karşın sırf takımın yıldızı olduğu için duran topların başına Arda'nın geçmesi, bu oyuncunun kendisini bu yönde geliştirmesine ne derece engel olmaktadır? Sadece bu değil, Arda'nın yeteneklerini artırmasına gerek bırakmayan düz savunma oyuncuları, bir taktiksel bütünlüğe hiçbir zaman sahip olamayıp herkes her yerde felsefesiyle futbol oynayan takımlarımız, Arda'yı hücum özellikleri üzerinde duracağına savunma yapmaya iten futbol anlayışımız... O zaman, biraz da bizim ligimizdir Arda'nın kendisini geliştirmesini engelleyen. Tugay, Tuncay örnekleri birer klasik olarak ortada. Hatta bence Emre Belözoğlu da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel olarak çok şey beklediğim Arda'dan bu beklentimin karşılığını tamamen aldığımı söyleyemesem de performansı belli bir seviyenin altına çok nadir düştü Arda'nın. Euro 2008 kadrosunda olup da uzun süreli sakatlık geçirmeyen çok az sayıdaki oyuncudan biri olarak istikrarını hep korudu. Zaman zaman haklı olarak çok yoruldu, antrparantez, bu yorgunluğu eleştiren kişilerin Arda'ya özel izin verilmesini de eleştirmesi manidar bir durumdu. Steaua maçındaki müthiş oyunuyla başladığı sezonu, Sivasspor maçındaki iki golüyle bitirdi Arda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahanın dışındaki Arda Turan, yine özel bir isim. Mantıklı, zeki, esprili ve efendi bir adam olduğunu anlatmaya gerek yok. Bu yönden ortalama futbolcu profilinin üzerinde olduğunu düşünüyorum. Ama bazı olaylara yaklaşımıyla sınıfta kaldı ve şimdiden kredisinden yemeye başladı. Arkadaşlık ilişkilerinden bahsetmeyeceğim, bu sadece benim kişisel olarak Arda hakkında fikir yürütmeme vesile olur. Ben zaten futbolcudan futbol dışı konularda hiçbir şey beklemiyorum. Formasından bağımsız sevdiğim oyuncu sayısı çok düşük. Ama Emre Belözoğlu'yla Arda Turan'ın arkadaşlığı futbol dışı konu sayılır mı, bundan emin değilim. Böyle olmamasını tercih ederdim. Ki ilişkileri sadece arkadaşlık ilişkisi de değil, iş boyutu da var, bu daha da tehlikeli. Yine de hepsini geçiyorum. "Bundan sonra ikinci kaptanlığı asla takmam"dan bir, "Bülent Hoca 6-7 hafta takımın başında kalmalı"dan yarım puan kırıp, on üzerinden yedi puan veriyorum Arda'ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#60 Alparslan Erdem&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniyor ki, Alparslan kulüpte çok tutulmuyor; Ferdi'yle bir tutuluyor. Bizden iyi biliyorlar elbette. Ama ben anlamıyorum. Sahiden anlamıyorum. Ben bu oyuncunun oynadığı her dakikayı seyrettim. Galatasaray formasıyla toplam 45 dakika oynamamıştır ama ne oynadıysa onu iyi oynamıştır. Ne kadar hazırlık maçı yapıldıysa, hepsinde takım oyununa uyum sağlamıştır. Milli formayla çıktığı iki maçta da etkili olmuştur. O hâlde neden sadece iki lig, bir kupa maçının son bölümleriyle sınırlı kalmıştır Alparslan'ın Galatasaray formasını giyme süresi? Dedim ya, anlamıyorum işte. Volkan Yaman'ın 7500 tane maça çıktığı yerde Alparslan Erdem 45 dakika oynayamıyorsa, ben burada suçu Alparslan'da değil başka yerde ararım. Bir oyuncu ne kadar kötü olabilir ki, Volkan her maç bir şekilde oynarken kendisi kadroya bile alınmasın. Ben 27 yaşındaki Volkan'ın en az 5 kere uzatma dakikalarında oyuna alındığını hatırlıyorum. Gencecik Alparslan ne kadar kötü olabilir ki zaman geçirmek için bile oyuna alınmasın? Adam kadroda mı değil mi, onu bile öğrenemedik çoğu zaman; adam sanki kayıp. Velhasıl, Lost'un 6. sezonundan daha çok, Alparslan'ın niye oynamadığını merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oynadığı çok kısa sürede de görmüş olsam, beğendim ben bu adamı. Kocaelispor maçındaki asistiyle, on üzerinden en azından üç puanı hak etmiştir. Daha yaşı genç, iki üç kat fazla katkı sağlayacağı dönemler gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#55 Sabri Sarıoğlu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair, "Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey" demiş. Bilse Sabri'yi, demezdi. Sabri'nin iyi bir futbolcu olacağına dair bir ümit söz konusu değil. Sabri'yi düşünmek; dünyanın en kötü sağ bekinden, en kötü ortayı senelerdir izlemek gibi bir şey. Ben artık üçlü çekmek değil, futbol izlemek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir oyuncunun hayatı boyunca Galatasaray'da oynaması da, çok iyi Galatasaraylı olması da -ki çok iyi Galatasaraylı adam Galatasaray'a küfür etmez- benim ona değer vermeme yetmez. Bu yüzden konu Hasan Şaş olunca devreye giren romantik yanım, Sabri için harekete geçmiyor. Senelerdir gitmesini istiyorum, hâlâ da istiyorum. İyi bir kulübe oyuncusu olmaya yetecek kapasitesine rağmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senelerdir on üzerinden beş. Ne uzar ne kısalır. 2007 performansı istisnaymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#54 Orkun Usak&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece sezonun son iki maçında oynamış, bu iki maçta iki top kurtarmamış bir kaleci hakkında ne söylenebilir? Yediği gollerde hatalı olsa, bu hatalar üzerinde durulur belki. O da değil. Bülent Korkmaz'ın takımın başına geçmesiyle birlikte "daha iyi çalıştığını" öğrendik en azından, kadroya alınması vesilesiyle. On üzerinden iki puan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#28 Semih Kaya&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oynadığı hiçbir maçta iyi değildi. İyi görmek isteyenler, iyi dediler. Çoğu yarın ilk hatasında vuracaklar çocuğa. Bir kısmı ise Semih hiçbir gelişim gösteremese dahi oyuncunun tüm gençliği boyunca ileride dünya yıldızı olacağını düşünecekler ve ısrarla Semih'in oynatılmasını isteyecekler. Her iki tutum da yanlış. 18 yaşındaki Semih, Galatasaray oyuncusu değil bana göre. 21 yaşındaki Semih ise, dillere destan bir gelişim göstermediği sürece ancak Galatasaray oyuncusu olabilir. Sonrasında, belki... Ki gerisi beni ilgilendirmiyor şahsen. Ama her yönüyle umutluyum Semih'ten. Teknik kapasitesinden tutun da kendisine rol model olarak seçtiği ismin isabetliliğine kadar. Ve evet, "yaşına göre" iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki kendisinin üstün performansı değil de, takımın sakat üretmekteki üstün performansıydı onu bu yaşta A Takım formasıyla defalarca sahaya çıkaran, ancak yine de yanılmıyorsam son 10 yılda bu yaşta formayı sırtını geçiren ilk isim olmasından hareketle, kendi kategorisinde on üzerinden sekiz puan veriyor, üst klasmana bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#26 Morgan De Sanctis&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancis, Sactis, Santics, Santis, Sancits... Taraftar açısından sezonun yarısı, ismini öğrenmekle geçti. İki kurtarış yapaydı da ezberleteydi adını keşke ama yok. Kalemize çekilen her şutun kurtarılma ihtimali bir penaltı kadardı. Şut mu geliyor, köşe seçip atlıyordu De Sanctis. Bu yönüyle orta sahadan ters köşeye yatan Hayrettinimsi bir profil çizdi belki ama tıpkı Hayrettin gibi, De Sanctis de kötü kaleci değil, iyi kaleci. Ne ki bize çok iyisi lazım. Taffarel lazım, Mondragon lazım... Alışmışız biz arkamızı sağlama almaya. Galatasaray'ın karakteri agresif ve ısırgan futbol dedi ya Yiğit Şardan, çok iyi kaleci de bizim karakterimizin bir parçası, olmaz ise olmaz. Galatasaray taraftarı, en azından bazı maçların daha ilk bölümünde anlamalı kalesinde gol görmeyeceğini, Galatasaray kalecisi vermeli o rahatlığı. Veremedi De Sanctis. Taraftarla iyi iletişim kurdu, güzel de adamdı. Yetmezdi. Beklentilerimin de, tahminlerimin de altında kaldığını söyleyebilirim. İki tane iyi kurtarışını say dense herkesin aklına aynı iki kurtarış gelir. Başka yok çünkü. On üzerinden beş puan, ancak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#23 Serkan Kurtuluş&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni yanıltan bir oyuncu daha. Daha çok oynayacağını düşünmüştüm, sağ bekteki lanetin etkisiyle. Hatırlarsınız, o dönem sağ bekte kim oynasa sakatlanıyordu. En son Linderoth oynamıştı işte Serkan'dan önce, düşünün...&lt;i&gt; "Hoş, fazla heveslenmeyelim Serkan yarın öbür gün sakatlanacak. Ben diyeyim 3 ay, sen de 5 ay sahalardan uzak kalacak. Ayağı kırılır, dizi çıkar, kafası kopar, illa ki olur bir şeyler. Uğur, Sabri, M.Güven, Emre Güngör, Barış... Hepsi sağ bekteyken sakatlandılar. Linderoth sakatlanmadan Serkan geldi çok şükür ama yine de bu sağ bek laneti pek peşimizi bırakacak gibi değil."&lt;/i&gt; Geldiği gün söylediklerim arasında bunlar var. Serkan'ın gelişinden çok Linderoth'un orta sahaya kaydırılacak olmasına sevinmişim. Ah, ah... Defalarca boş yere zamanımı çaldığın için çok teşekkür ederim sana Linderoth.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bizim konumuz Serkan. Beni yanılttı dedim, ama yanıltan o değildi aslında. Sürekli bir kritik durumun içerisindeydi takım. Türkiye gibiydi. &lt;i&gt;"İçinde bulunduğumuz, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde"&lt;/i&gt; idi. O kadar sakat oyuncu arasında tek iyileşen oyuncu olan Sabri'nin dönüşüyle Serkan'ın forma bulması zorlaştı. Yine de az oynamadı Serkan, fena da oynamadı. 18-19 yaşındayken Hakan Balta şu futbolu oynayamazdı. Umutlu olduğum bir isim, Serkan. On üzerinden yedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#22 Hakan Balta&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harikulade bir sezon geçirdi Hakan. Geçen seneyle birleştirirsek, iki oluyor hatta. Sezona Manisaspor'da başla, Galatasaray'a transfer ol, gelir gelmez yeni transfer edilen Volkan'ı kes, bütün sezon kâh sol bek kâh sol açıkta ama hep sahada ol, şampiyonluk maçında sezonun en güzel golünü at, Avrupa Şampiyonası'nda Milli Takım'ın en iyi oyuncularından biri ol, gel bir de Galatasaray'da sezonun en iyi oyuncusu ol. Çok fazla sayıda çok iyi maç oynadı Hakan, ama Benfica maçını da özel olarak anmadan geçemem. Okan'ı Athletic Bilbao maçıyla hatırlıyorsam 10 sene sonra, Emre Aşık ve Hakan Balta'yı da Benfica maçıyla hatırlama olasılığım yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes tarafından beğenilip güvenilen Hakan Balta'nın eleştirilebilir tek yönü hakkında iki farklı yorum var. Bunlardan bir tanesi Hakan Balta'nın hücum özelliğinin zayıf olduğunu, ataklara yeterince destek veremediğini iddia etmekte. Bir diğeri ise "O hücuma destek veriyor, siz göremiyorsunuz."u savunuyor. Ben ikisinin arasında bir yerdeyim, tamam Arda'ya sağladığı yardım ve desteği görebiliyorum ama bir bek oyuncusundan etkili orta yapmasını da bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu var bir de, aynı tartışmanın farklı bir boyutu olarak. &lt;i&gt;"Hakan Balta'dan çok iyi stoper olur."&lt;/i&gt; Çoğunu azını bilmem ama evet, Hakan Balta'dan stoper olur. Olur değil, olmuş hatta. Ama bir de stoper özellikli bek diye bir şey var, bu tür oyuncuları tümüyle inkâr edemeyiz. Onların da çok kritik işlev gördüğü, ekstra önem kazandığı futbol anlayışları var. Bir sohbette Eren Loğoğlu değinmişti; iki bekten birinin stoper özelliğinin, diğerinin açık özelliğinin ağır basmasının önemine. Çok mantıklı gelmişti. Aynı şey önlerindeki oyuncular için de geçerli. Sağ ve sol açıkta forma giyen oyunculardan birinin forvet, diğerinin orta saha özelliğinin ağır basması da bilinçli bir teknik direktör tercihi. Savunması daha kuvvetli takımlar için bu iki kanat oyuncusunu santrfor özellikli ve forvet özellikli iki ayrı oyuncu olarak da tanımlayabiliriz, ki bu Barcelona'nın 4-3-3'ü oluyor zaten. Başka birtakım değişkenler var. Defansif ve ofansif ikililerin ters kanatlarda oynaması gerekir mi, mesela? Barcelona'da Abidal ile Messi, Alves ile Henry ters kanatlarda iken; Sagna ile Nasri, Gibbs ile Arshavin aynı kanadı paylaşıyorlar Arsenal'da. Liverpool'da kanatlar daha çok Barcelona'daki gibi işliyor; solda Dossena yahut Aurelio, Benayoun'la önlü arkalı oynarken, diğer yönde stoper özelliği de olan Arbeloa, santrfor özelliği de olan Kuyt'la oynuyor. Manchester United'ın sürekli bir arayış içerisinde olan futbolunda bu konu özelinde genel bir yargıya ulaşmak mümkün değil ancak Sir Alex Ferguson'un 4-3-3'ü tercih ettiği karşılaşmalarda benzer esintiler görüyoruz. Chelsea'de birbirine benzer yapıda iki bekin önünde biri santrfor özellikli iki açık oyuncusu var. Nihayetinde her takımın farklı planı var. "&lt;a href="http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/tek-model-yok.html"&gt;Tek model yok!&lt;/a&gt;"a geliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiğimiz yer de Hakan Balta. Bir an için unutmuştum konuyu. On üzerinden dokuz, Hakan Balta'ya. Bir puanı da konuyu dağıtmamıza vesile oluşundan kırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#21 Emre Aşık&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla yazdım bugüne kadar Emre Aşık hakkında. Ne yazsam, tekrara girecek. Bu sezonun başında, takıma dönmesinden duyduğum sevinci anlatırken, &lt;i&gt;"Dördüncü stoper yahu, 3-5 maç oynayacak en fazla!"&lt;/i&gt; demişim. Bakmak gerek, yaşı kadar maç oynamış olması lazım. "Formasından bağımsız sevdiğim oyuncu az" dedim ya yukarıda, Emre Aşık formasından bağımsız sevilecek oyuncu işte. Ha, Fenerbahçe'de oynuyor olup; Nobre'ye ve Tuncay'a yaptığı teorik olarak yanlış hareketleri Galatasaraylı oyunculara yapmış olsaydı, bu iki talihsiz olayı ön plana çıkarır ve hiç sevmezdim Emre'yi, bunu biliyorum. Ama bugün benim gözümde kahramandır bu adam. Galatasaray futbolcusu, Emre Aşık gibi olmalıdır. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta oynamış olabilir, hiç fark etmez. Çok iyi bir Galatasaraylıdır Emre. &lt;i&gt;"İki senelik sözleşme yapmak istiyorum. İkinci senesinde yalnızca Galatasaraylılığımla oynayacağım."&lt;/i&gt; diyebilecek kadar da yüce gönüllü bir adamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya, ne söylesem kendimi tekrar etmiş olacağım. Bu yüzden iki sene önce Tolga dahi kendisinden önce tercih edilirken sezon boyunca yalnızca derbilerde forma giyip hepsinde formanın hakkını fazlasıyla vermesinden, sezon sonunda Hagi kendisini Steaua'ya istediğinde "Galatasaray'a sözüm var." deyip gitmemesinden, ancak transfer sezonu biterken Galatasaray'dan gönderilmek istenmesinden, bu durumda yaptığı açıklamadan, Ankaraspor gibi sıradan bir takıma gidip orada da motivasyonunu kaybetmeden aynı performansı göstermesinden, Ankaraspor'dan Milli Takım'a yükselmesinden, Euro 2008 performansından ve muhteşem geri dönüşünden bahsetmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On üzerinden dokuz, Emre Aşık'a da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#20 Shabani Nonda&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci forvetimiz yerli olursa, ki Halil ya da Sercan'dır bunun alt limiti, üçüncü forvet olarak kadroda yer almasından yanayım hâlâ; yeni görevine daha uygun bir meblağda anlaşılması kaydıyla. Steaua maçıyla iyi başladığı sezonu, Sivasspor maçında yine iyi bitirdi. Arada kötü olduğu dönemler de oldu elbet ancak son düzlükteki performansıyla aklımıza soru işaretini soktu bir kere. Evvela zeki bir oyuncu, fizikli, güçlü, iyi niyetli... Formda olduğu zaman iyi bir yedek oldu her zaman için. Beklentilerin altında kaldı kalmasına; peki kim kalmadı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On üzerinden beş puan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#19 Harry Kewell&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni düşünmek, güzel şey işte! Kötü giden sezondan hatırlarda kalacak az sayıda güzellikten biri. Dünyanın en sempatik insanı olabilir mi, pekâlâ olabilir. Sezonun en başarılı oyuncularından biri desek, o da olur. Bazı futbolcuların hikâyesi anlatılmıyor; bazı futbolcular hikâyelerini kendileri yazıyor. Ben bu sayfada hiçbir zaman Hagi'yi uzun uzadıya anlatmadım, hiçbir zaman da anlatmayacağım. Yapamam çünkü, kalkamam altından. Ama kaç tane yazı varsa burada, yarısından çoğunu yazarken aklımdan Hagi geçmiştir. "Galatasaraylı Olmak" diye bir başlık atmaya cesaret edebildiğim gün, Hagi'yi de yazarım. Şimdilik ara ara değinebilirim ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tugay... Koca Tugay, çocukluğumun Tugi'si futbolu bıraktı, ben tek kelime yazamadım burada. Resim koydum, sustum. Ama elimden başka bir şey gelmez ki. Tugay'ı yazamam ki! Yazsam güzel olur o yazı ama ben yazdığım için değil, Tugay yazıldığı için güzel olur. Ben hakkını verememiş olurum Tugay'ın, pişman olurum. Böyle bu kadar uzun bir yazı çıkar herhalde Tugay'ı anlatsam ama sonra okuyunca vazgeçerim yayımlamaktan, kalır öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kewell da 2008-09 sezonunun Hagi'si, Tugay'ıydı işte. Ne yazsam eksik kalacak. Her maç mükemmel mi oynadı? Hayır. Teknik açıdan çok mu kritik bir oyuncu? Bence değil. Ama güzel adam, kaliteli futbolcu, gol atıyor, asist yapıyor... Ne olsun daha? On üzerinden sekiz puan da Kewell'a gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#18 Ayhan Akman&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezon başında çok fazla forma şansı bulup bulamayacağı muammaydı. Düzelmiş bir Linderoth, Mehmet Topal, Barış derken Ayhan ideal kadrolarda yedek kulübesine itilmişti. Nedenini bilmiyorum, ben emindim bir şekilde oynayacağına. Barış için de aynısı geçerli mesela, Sabri için de, vaktiyle Hakan Şükür için de... Bu hesabım bir tek 2005'te Bülent Korkmaz yedek kulübesine hapsolduğunda yattı. Bir şey olur, Bülent oynar diyordum; olmadı. Sezon sonunda da son buldu zaten Galatasaray kariyeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayhan ortalama bir sezon geçirdi; bazen iyi, bazen kötü, bazen çok iyi, nadiren çok kötü... İlerideki dörtlüyle gerideki dörtlü arasındaki köprü olma vazifesinin yanında zaman zaman sol kanattan hücuma katılarak ekstra katkı sağladı. Ben hâlâ önümüzdeki sezon Galatasaray'ın Ayhan'ın ilk 11 oyuncusu olarak düşünülmediği bir strateji belirlemesini istiyorum. Olgun futbolunu izlemekten keyif almama rağmen iyi bir yedek olarak daha ideal görüyorum. Oynarsa kötü mü olur? Yok, aratmaz kimseyi. Yaşının bir buçuk katı kadar maça çıkmış bu sezon Galatasaray formasıyla. En iyileri de Benfica, Bordeaux ve Hamburg maçları; en önemli maçlar yani. On üzerinden, yedi puan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#17 Yaser Yıldız&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Lig'den, Birinci Lig'in en kaliteli kadroya sahip takımına gelmiş, 20 yaşındaki bir oyuncu için kötü bir sezon değil. Ama daha iyi olabilirdi. Ümit Karan, alemlerde. Nonda, %80 görme kaybı yaşamış. Yaser'e şans geliyor; ancak Yaser bu şansı çok iyi değerlendiremiyor. Belki birkaç sezon sonra... Ama olmaz ki, o zaman da yüzü eskiyecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On üzerinden dört.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#15 Milan Baros&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Dokuz puan. Dokuz attığı goller için ama kırık bir kaçırdıkları değil, elle oynadıkları için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#14 Mehmet Topal&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memnun değilim Mehmet Topal'dan. 22 yaşında ve takımın en yüksek potansiyelli isimlerinden biri. Orjinal bir oyuncu, benzerini Türkiye'de görmedim. İyi de oynuyor; ama memnun değilim. Çünkü Galatasaray'a ilk geldiği gün ne ise, hâlâ o. Büyük çoğunluk yanılıyor, Mehmet Topal'ın yükselişi hakkında. Futbolu yorumlayışlarında sorun var çünkü. Yani en azından benim fikrim bu. Mehmet Topal, bu takıma geldiği hafta Anfield Road'da Liverpool'un karşısına çıktı, bilindiği gibi. İlk 11'de hem de. 45 dakika sonunda oyundan alındı. Neden? Tecrübesizdi. Halbuki o 45 dakikada ayakta kalan en önemli oyuncusuydu belki Galatasaray'ın. Sonra Denizlispor maçında oyuna girdi, yine gayet iyi performans gösterdi. Ancak sonraki ilk maçta yedek kulübesinde buldu yine kendisini Mehmet. Inamoto ve tarihin en formsuz Ayhan'ına verildi forma. Mehmet yetersiz bir oyuncu kabul edildi. İnsanların algısını yıkmak zordur. Ezberleri bozmak zordur. Bilmeden, düşünmeden konuşmak; çok kolay. Sonraki sezon Linderoth sakatlandı, yerine oynatılan "alternatifsiz" Mehmet Topal ilk maçtan itibaren tutulmaya başladı. Değişen bir şey yoktu. Mehmet aynı Mehmet'ti. Hiçbir değişiklik yoktu. Hatta Liverpool maçında tek pasa dayalı futbolu oynayabilen, top ayağına gelirken nereye atacağını bilen ve bu konuda doğru kararı verebilen Mehmet, artık daha ağırdı. Bilemem, belki Liverpool maçındaki tek maçlık bir performanstı, belki de bu özelliğini oynamaya oynamaya kaybetmişti Mehmet. Oynaya oynaya kazandığı ise sadece güven oldu. Üzerine hiçbir şey koyduğunu görmedim hâlâ. Belki, stoperde de oynayabilme özelliğini katmıştır portföyüne, sonradan geliştiyse o da. Onun dışındakiler sadece küçük farklılıklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir Mehmet'ten beklediğim? Daha hızlı düşünmesi, daha hızlı oynaması, artık bir zahmet uzaktan çektiği şutların kaleyi bulması... Ve bunları sürekli hâle getirmesi elbette. 2008-09 sezonunun Mehmet Topal'ı bu performansıyla Galatasaray'da 10 sene daha oynar, ama neden bu performansta kalsın? Neden geliştirmesin kendisini, bu yaşında futbolu bu denli büyükken. Bu yaşından kastım 20 idi, 2 sene önce; şimdi 22. Hiçbir şey yok değişen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon performansına önce on üzerinden yedi verir, sonra o yediyi kanaat kullanıp altıya düşürürüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#11 Hasan Şaş&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidiyorsun, bilmediğim uzaklara. Bakarken ardından, gitme kal diyemedim... Koca koca adamlar, Galatasaray'da 11 sene kalmış, Galatasaray'la özdeşleşmiş bir oyuncunun takımdan şu şekilde ayrılmaması gerektiğini düşünemiyorlar mı? Mümkün değil. Ama başka düşünceler girince işin içine, sonuç bu oluyor. Her başarısızlığında Galatasaray'ın, birkaç kelle kopar. Hatırlayalım. Başarısızlıklar Özhan Canaydın'la başladığı için 2003-2004'ü alalım başlangıç noktası olarak. Hatta daha başarısız olmadan başlamıştı kelle avcılığı Lucescu'yu ilk kurban edilen, 2002-2003'te. Fatih Terim'in dönemin en büyük teknik adamlarından biri oluşunu düşünerek hadi bunu kabul edelim, ki o dönem de etmiştik. Ama ilk başarısızlıkta kurban edilen isim, bu kez Fatih Terim'di. Ardından Hagi! Tribündeki paralı askerler, Hagi aleyhine bağırtılarak taraftarın isteğinin yapıldığı imajı çizilmişti. E, işin içinde Ergun Gürsoy'ün oluşu, her türlü pisliği anlaşılabilir kılıyor. Hagi'yle birlikte, Bülent de isminin üstü çizilen bir başka isimdi. Yönetim içi çekişmelerden, feda etmelerden bahsetmiyorum bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle böyle bu sezona geldik. Stajını Özhan Abi'sinin yanında yapan Adnan Polat döneminde de gelenek devam etti. Sorumlusu o ya da altında çalışanlar, mühim değil. Florya'daki sorunlar açığa çıktı, ne gerek? Kelle. Bu kez aleyhine tezahürat yaptırılan adam Hasan Şaş oldu. Koskoca Hasan Şaş. Bu şekilde gidiyor işte Hasan. Kimbilir, belki şu hâlinde sahaya sürülmesi dahi yönetimin baskısıyla... Belki hata ediyoruz Bülent Korkmaz'ı suçlamakla. Tamam buraya gelmekle en büyük kabahati işledi ama Galatasaraylılığıydı belki ona bunu yaptıran da. Gerçeği ayrıntılarıyla öğrenmek mümkün değil ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi geçtim. Hâlâ bu takım için önemli bir oyuncu olabilirdi Hasan Şaş, teknik açıdan söylüyorum. Hırsı, mücadelesi, savunma yapmaktan kaçmaması, fiziği, hava hakimiyeti, orta yapmayı bilmesiyle ideal bir bak alternatifidir benim gözümde. Ki sakatlanana dek bu bölgede çok iyi performans göstermişti bu sezon. Bakın bu sezon diyorum ya, daha bu sezon! Sakatlandı, göbek yaptı, belki zaman oldu haddini de aştı, yeniçerilik yaptı, olabilir, hepsi olabilir. Ama bir Hasan Şaş'ı bu kadar kolay silmek asla kabul edilebilir değil. Hele ki bu şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sıkıldım bir muhabbet var. Çok, çok, çooooook sıkılıyorum. Kulüpler vefalı olmak değilmiş de, futbolcular zaten maddi olarak her şeyin karşılığını fazlasıyla alıyormuş da, asıl vefayı futbolcu göstermeliymiş de, böyle bir ton sıkıcı cümle. Ya bu kadar maddi düşünmek zorunda mısınız? Maddiden kastım madde burada, para değil. Duyguları, maneviyatı bu kadar geri planda tutmak zorunda mısınız? 15 ay oldu bu sayfada yazmaya başlayalı, 15 kere sormuşumdur belki; neden Galatasaraylıyız o zaman? Galatasaraylıyım ve yemin olsun bir tane mantıklı nedenim yok bunun için. Tamam maç günleri Sokak'ta, tribünde sevdiğim insanlarla birlikte olmak bana tarifi imkansız bir mutluluk katıyor, tamam Galatasaray başarılı oldukça seviniyorum falan ama bunların hepsinin farklı yolları var. Galatasaraylı gibi davranır, maç günlerini yine güzel geçiririm. Barcelonalı olur, daha çok başarıyla daha mutlu hayata erişirim. Ama Galatasaraylıyım. Neden? Çünkü bir maneviyat var. Bir bağlılık oluşmuş seneler içerisinden. Milyarlarca neden var belki ama hepsi de buna bağlı işte, hepsi manevi, hepsi, hepsi... Adam gelmiş "Hasan Şaş emeğinin karşılığını almış, ne vefası?" diyor ya. Her şey para mı be adam, her şey para mı? Şu yıllardır sahada bizim aynamız olan Hasan Şaş'a bir kuru veda çok mu? Ki o bile yanlış, takımda kalması gerekir, yararlı olur diyorum bilmiyorum kaçıncı kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonucu yok. Puan da yok. Hasan'ım gidiyor göz göre göre, yemişim puanını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#10 Cassio Lincoln&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al işte. Belli bu yazı bitmeyecek, sinirlenip bırakacağım sonunda bir yerinde. Mazur görün, yorum yapmayacağım. Puan verip çekileyim. Ligde asist kralı olduğu için 2, aynı başarıyı UEFA'da da sergilediği için 1, değerlendirilemeyen pasları için 1, attığı goller için 1, Kadıköy'de attığı no-look-goal için ekstra 1, sayılmayan frikiği için 1 daha, verdiği seyir zevki için 1, çok koşup çok mücadele ettiği için 1, ağzıyla kuş tutmadığı için eksi -20 puan veriyorum. Eksi on bir bölü on. Pis herif!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#8 Barış Özbek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sık kendisini Lincoln zannetmese daha olumlu konuşurdum, yine de olumlu konuşacağım. Takıma her zaman lazım bir oyuncu Barış. Halı sahalarda olur böyle adamlar. Düz adamdır ama savunma yaparken bir yapıştı mı bırakmaz peşini, sinir bozar. İyi oyuncuymuş dersin, ilk fırsatta alırsın kendi takımına; hücumda ayağına geçen tüm topları öldürür, yine sinir bozar. "Nobre rakip savunma oyuncularının en son oynamak istediği oyuncudur." denir, sürekli bir boğuşma hâlinde olduğu için. Barış da rakip orta saha elemanlarının en son oynamak istediği oyunculardan biridir hiç şüphesiz. Mücadelesiyle onların sinirini bozar, sonra kazandığı topla çalım atıp şut çekmeye çalışır, kendi taraftarının da sinirini bozar. Barış'ın daha iyi bir oyuncu olması için önünde iki yol var. Ya ayağı top yapmaya başlayacak, ya da haddini bilerek oynayacak. Yoksa kiralayalım Beylerbeyi'ne bir sene orada Mustafa Kocabey'in arkasında 10 numara olarak oynasın. E o da olmaz. Gerisi Barış'a kalıyor, derhâl iki yoldan birini seçmesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidenin dönmediği takımda sakatlığını çok çabuk atlattığı için bir, ortalama performansı için beş; toplamda altı puan Barış'a gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#7 Aydın Yılmaz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sezon başında vermiştim notunu. Tartışmıştık burada da. On üzerinden bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#6 Tobias Linderoth&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolun sevilmediği bir evde büyüdüm, yıllarca futbolu gazetelerden takip ettim büyük ölçüde. O gazetelerde maçların panaroması olur, her futbolcuya puan verilirdi. Neden geçmiş zaman kullanıyorum bilmiyorum, hâlâ veriliyor. Ben artık hiçbir gazeteyi okumadığım için olabilir belki. Neyse. Bugün karşıma çıktığında, ne kadar ciddiyetsizce, ne kadar futbol cahili adamlar tarafından hazırlandığını görebiliyorum ama o dönem bana çok ışık tutmuştur o puanlamalar. Hasan Şaş'ı Galatasaray'a gelmeden önce çok az izlemiştim ama çok iyi futbolcu olduğunu biliyordum. Çünkü Ankaragücü yenilse bile dört yıldız alıyordu Hasan. Bugün 10'luk sisteme geçti birçok gazete, o zaman yıldızlı sistem daha yaygındı. Bilmeyenler varsa, dört yıldız iyi bir şey. İyi bir şeyden öte, en iyi şey. Ama bir defasında, 0-0 berabere biten bir maçta Hasan Şaş'ın dört üzerinden beş yıldız aldığını da görmüştüm. Tektir o. Artık baskı hatası mıdır bilmem, öyledir muhtemelen ama olsun, dört üzerinden beş yıldızlık adamdır benim gözümde Hasan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hah, tam cozuttuk, Linderoth'tan geldik Hasan'a yine. Tamam da, ne diyeceğiz Linderoth'a? "Lincoln'den bile daha yararlı transferdi, ama şöyle ama böyle" klişesini mi dillendirelim? O puanlamalar var ya o puanlamalar... Son dakikada giren oyuncunun yanına soru işareti koyulur hani, birader sen ne işsin ben anlamadım bâbında... Linderoth'a da onu layık görüyorum. "On"u değil tabii. On üzerinden soru işareti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Ya aslında bu Linderoth, Lincoln'den bile daha yararlı transferdi, bir oynasaydı var ya...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#5 Fernando Meira&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meira'yı satmak, Galatasaray'ın bu sezonki bütün hedeflerini satmaktı; bunu da konuşmuştuk o dönem. Bütün stoperler sakatken gittik Meira'yı sattık, ondan sonra kaydır babam kaydır. Kewell'u stopere çek, Ayhan'ı sol açığa kaydır, ön liberoya Mehmet Güven gelsin, Lincoln öne, Nonda arkaya... Kimsenin sabit bir yeri kalmadı takımda. Cristoph Daum'un Fenerbahçe'sine döndük, bir Ümit Özat sakatlanınca altı oyuncusu yer değiştiren... UEFA'dan nasıl elendik? Kewell'un stoper oynadığı maçta, bir stoperin yemeyeceği bir çalımı yemesi üzerine filemizde gördüğümüz golle. Ama Meira da Bordeaux maçında şöyle şöyle yapmıştı? Otuz maçta oynayan Meira bir kere yaparsa şanstır, ilk kez stoper oynayan Kewell yaparsa intihar. Köprü'yü geçtik, gişelere geldik derken dönüp attık kendimizi köprüden. Ne güzel, ne güzel. Ezeli rakibinin sahasında son UEFA Kupası'nı almış bir takımın taraftarı olarak yazmak vardı bunları... Ah, ah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meira tam oturmadı takıma. Liderliğini kabul ettiremedi savunmaya. Başarılı olamadı. Şimdi lütfen geriye doğru üç cümle mesafesinde gidin, her birinin sonuna "henüz" koyarak tekrar okuyun. Ancak malum, hiçbir konuda beklemeye tahammülümüz yok bizim. Bugün fidan dikip yarın ormanın içindeki evimizin en üst katından yemyeşil manzaranın keyfini sürmek istiyoruz; olmayınca sinirlenip fidanı kırıyoruz. Yönetimde porselenci var, reklamcı var, yarışçı var da fenni sünetçi de mi var, anlamadım ki. Evet sayın Galatasaray yöneticisi, takımınızın felsefesi nedir? Ee, ehem, bugün sünnet yarın deniz... Başka sorum yok efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Meira'yı sattık çünkü nakit ihtiyacımız vardı, futbolcuların parasını ödeyemedik." Ee? Meira kendiliğinden mi geldi bu takıma; o zaman niye aldınız? "Şampiyonlar Ligi?" Transferleri zamanında yapsaydınız. "Bir daha bu paraya satamazdık." Hangi paraya? Verdiğimiz bonservis artı oyuncunun maaşı, neredeyse eşit aldığımıza. Aradaki üç yüz beş yüzlük fark, tüm sezonun yapılanmasını çöpe atmaya değer mi? Sezonu kapatmaya değer mi? Değdi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meira'ya on üzerinden dört puan ama onu gönderenlere söylenecek söz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#3 Uğur Uçar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On puan on puan on puan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;#2 Emre Güngör&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunmadaki sakatlıklar zinciri, geçtiğimiz sezonun son maçında, şampiyonluk maçında o şampiyonluğun kahramanı Servet Çetin'in sakatlanıp sedyeyle oyun alanının kenarına gelmesiyle başladı. Şampiyonluğu kutlarken, bir sonraki sezon bizi bu sevinçten uzak tutacak sürecin start aldığını fark edemezdik tabii ki. Servet'in sakatlığı üzerine, Emre Güngör sonuna kadar hak ettiği hakkı kazandı, Euro 2008 kadrosuna çağrıldı. Oynadığı ilk maçın 61. dakikasında sakatlandı, turnuvayı kapattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ay geçti, Emre düzeldi. Sezonun ilk maçında Steaua karşısında bu kez 67. dakikada sakatlandı, ters bir hareket sonrası. Ters giden bir şeylerin olduğu belliydi, sinirlendi, sinirini çimlerden çıkardı. Tam iki buçuk ay sonra Hacettepe maçında iki adım önümde oyuna girdi son 13 dakika. 3 gün sonra Hertha Berlin maçında bu kez 12 dakika kala sahadaydı, maçtan sonra sakatlandı. Bir buçuk ay geçti, Malatyaspor maçında oyuna girdi, 11 dakikada iki sarı kart görüp oyun dışında kaldı. Tek 90 dakikasını Şubat ayında Kupa'da Sivasspor'a karşı oynadı. Hazır olmadığı söylendi, üç hafta daha bekledi. Kocaelispor maçına ilk 11'de başladı, çok iyi oynarken 65. dakikada sakatlandı. İki ay geçti, İstanbul BŞB karşısında yine ilk 11'de başlayarak döndü takıma; 10. dakikada sakatlandı. Bir oyuncunun tüm kariyeri boyunca ulaşabileceği toplam sakatlanıp oyundan çıkma sayısına, Emre bir sezonda ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç itibariyle Uğur'dan farklı bir sezon geçirmedi Emre de, maalesef. Şu takımın en sevdiğim iki oyuncusunu değil yan yana, tek tek bile izleyemedim doğru düzgün, önümüzdeki seneye artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;#1 Aykut Erçetin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligi'ne gitmekten alıkoyan hataların sahibi. Daha önce de söyledim; bugün çok daha iyi bir kaleci olabilirdi, eğer Galatasaray'a gelmeseydi. Bekleye bekleye gitgide kalitesinden yedi, bu sezon da bunun acısını çektik. Yine de, belki daha iyi olmuştur Şampiyonlar Ligi'ne gidemeyişimiz. Aldığımız puanlar, önümüzdeki beş senede daha çok işimize yarayacaktır belki. Başarılı sonuçlar, üzerimizdeki ölü toprağını atmıştır; hepimizin tekrar kendine güveni gelmiştir... Belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On üzerinden dört puan, Aykut'a. Kalacaksa bir numarayı bıraksın bir zahmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzun oldu. Geriye üç başlık kaldı. Üçünü ayrıntılı biçimde değerlendirmeye kalksak, bir bu kadar daha uzar yazı. Vaktiyle her birini uzun uzun konuştuk zaten. Bu sebepten, puan verip koyalım noktayı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael Skibbe:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel insan. Adamlığına, karakterine on üzerinden bin puan. Teknik kalitesine puan vermek bana düşmez ancak o da hayli yüksek olacaktır. Galatasaray'daki bir sezonluk performansına ise on üzerinden sekiz. Evet, yüksek ama bunu hak ediyor. İlk senesinde bu takıma son 7 yılının en başarılı Avrupa sezonunu yaşatan adama daha düşük bir notu yeterli göremem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bülent Korkmaz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaptan'a on üzerinden üç. Forma numarasının hatrına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Tıpkı bu sezon olduğu gibi harika bir sezon başlangıcı; doğru teknik direktör seçimi, nokta transferler... Ve sonrasında bütün bunların anlamsızlaştırılma süreci. Yapılan her şeyin yıkımı, sezon başındaki isabetli hamlelerin eğrilerin doğrulara denk gelmesi sonucu gerçekleştiğinin cümle aleme kabul ettirilmesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otur, sıfır. Ama otur, gitme. Sıfırın altındakileri de gördük zira.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-704527161425079682?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/704527161425079682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=704527161425079682&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/704527161425079682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/704527161425079682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/2008-2009-sezonunun-ardndan-karne.html' title='2008-2009 Sezonunun Ardından / Karne'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-3358387912741993884</id><published>2009-06-05T19:56:00.003+03:00</published><updated>2009-06-05T19:59:14.928+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Gereksiz Panik Yaptırmamak İçin Başlık Atmıyorum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SilKxqvUhhI/AAAAAAAACI0/GCZgr5feobc/s1600-h/Achille+Emana.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 267px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SilKxqvUhhI/AAAAAAAACI0/GCZgr5feobc/s400/Achille+Emana.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343884649998616082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bakın beyler, hanımlar, efendiler! Sağda solda bu oyuncunun adı geçiyor. Şimdiden söyleyeyim, gelirse beni tanıyanlar bizim evin adresini verip polisi arasın. Bedenimi Galatasaray bayrağına sarıp öyle gömsünler, mezar taşıma da "Dayanamadı ruh hastası herif" yazsınlar. Hadi diyelim ki kalpten gitmedim, sapasağlamım. Eflatun forma alıp arkasına Achille yazdırmayan Atahan bir daha Ali Sami Yen Kapalı'sından içeri ayak basamasın. Bu adam gelsin var ya... Var ya... Başkan Adnan Polat arayıp "Atahan'cım, önümüzdeki dönemde seni Galatasaray Yönetimi'nde düşünüyoruz, ne dersin? Prosedürü düşünme, sen he de biz gerisini hallederiz." desin, bu kadar sevinmem. Emana yahu! Yılların hayali... Şu adamı beklerken Inamoto gelmişti ya... Neyse. Emana lan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Transfer haberi değildir, duyum değildir, mesaj değildir; kişisel sağlığı düşünerek önceden yaptığım bir uyarıdır sadece.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-3358387912741993884?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/3358387912741993884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=3358387912741993884&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3358387912741993884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3358387912741993884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/gereksiz-panik-yaptrmamak-icin-baslk.html' title='Gereksiz Panik Yaptırmamak İçin Başlık Atmıyorum'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SilKxqvUhhI/AAAAAAAACI0/GCZgr5feobc/s72-c/Achille+Emana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-9046799713539095493</id><published>2009-06-05T15:13:00.001+03:00</published><updated>2009-06-05T15:20:29.267+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Bir Devrin Sonu: Rijkaard</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SikMI4YftjI/AAAAAAAACIk/8YKrNqQxKJc/s1600-h/Bir+Devrin+Sonu+Rijkaard+1.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SikMI4YftjI/AAAAAAAACIk/8YKrNqQxKJc/s400/Bir+Devrin+Sonu+Rijkaard+1.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343815779565418034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SikMXae1NDI/AAAAAAAACIs/54uGyeCr8As/s1600-h/Bir+Devrin+Sonu+Rijkaard+2.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 415px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SikMXae1NDI/AAAAAAAACIs/54uGyeCr8As/s400/Bir+Devrin+Sonu+Rijkaard+2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343816029236966450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-size: 78%;"&gt;(Resimler, üzerine tıklayınca epey büyüyen cinsten.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-9046799713539095493?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/9046799713539095493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=9046799713539095493&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/9046799713539095493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/9046799713539095493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/bir-devrin-sonu-rijkaard.html' title='Bir Devrin Sonu: Rijkaard'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SikMI4YftjI/AAAAAAAACIk/8YKrNqQxKJc/s72-c/Bir+Devrin+Sonu+Rijkaard+1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4288401136724689307</id><published>2009-06-05T12:34:00.001+03:00</published><updated>2009-06-05T12:35:58.368+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Frank Rijkaard: Çok Büyük Hamle</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sijj0OHcaUI/AAAAAAAACIc/CY2aUrhvpYI/s1600-h/Frank+Rijkaard.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sijj0OHcaUI/AAAAAAAACIc/CY2aUrhvpYI/s400/Frank+Rijkaard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343771444157114690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Avrupa futbolu uzmanı değilim. Schuster'i, Houllier'i tanıyor, biliyorum elbette ama gelmeleri hâlinde kesin başarı sağlayacaklarına dair bir inancım olmayacaktı. Bekleyip görecektim. Konuşulan bütün isimlerden daha çok içime sindi Rijkaard, çünkü onu her iki isimden de çok daha iyi tanıyorum. Mutluyum. Euro 2000'de Hollanda'ya turnuvanın en iyi futbolunu oynatıp, Frank De Boer'in ikide iki penaltı kaçırma istatistiği yaptığı maçta elenmişti İtalya'ya. Sadece turnuvanın en iyisi değil, yaşım itibariyle o güne kadar izlediğim en iyi futboldu o Hollanda'nın oynadığı. Barcelona'da yine başarılıydı bence Rijkaard, Cruyff'un danışmanlığının da etkisiyle belki. Bizde Kalli'yi bırakmazlar artık herhalde başında. Heyecanlıyım, şimdilik iyi dileklerde bulunmakla yetineyim, fazla yorum yapmak yerine. Kaderi, vatandaşı ve adaşına benzemesin. Benzemez de zaten. Çok büyük bir iş başarılmıştır Rijkaard ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlı olsun değil, kutlu olsun diyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4288401136724689307?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4288401136724689307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4288401136724689307&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4288401136724689307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4288401136724689307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/frank-rijkaard-cok-buyuk-hamle.html' title='Frank Rijkaard: Çok Büyük Hamle'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Sijj0OHcaUI/AAAAAAAACIc/CY2aUrhvpYI/s72-c/Frank+Rijkaard.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7790510758483182276</id><published>2009-06-04T10:13:00.001+03:00</published><updated>2009-06-04T10:14:09.790+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Kaçla Çarparsan Çarp, Olmuyor İşte!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SidujjUFJiI/AAAAAAAACIU/AvHPZOr9sNQ/s1600-h/K%C3%B6pekler.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SidujjUFJiI/AAAAAAAACIU/AvHPZOr9sNQ/s400/K%C3%B6pekler.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343361039952324130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yukarıdaki arkadaşlarımız sokaklardan alınıp; ülke şartlarında en iyi hizmeti veren, en köklü, en uzmanlaşmış kadroya sahip bakım evinde yetiştirilmiş, eğitilmişler. Bazıları kuduzmuş, hastalıklarını diğer köpeklere de bulaştırıyorlarmış ama yine de sahip çıkılmış onlara. Yoksa açlıktan perişan olurlarmış şimdi. Fotoğrafta, yemek yerken görülüyorlar. Yemekleri bitince ihtiyaçlarını gidermek için bir ağaç dibine gidecekler, yedikleri kabı tercih etmek yerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada kessem daha iyi olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7790510758483182276?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7790510758483182276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7790510758483182276&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7790510758483182276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7790510758483182276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/kacla-carparsan-carp-olmuyor-iste.html' title='Kaçla Çarparsan Çarp, Olmuyor İşte!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SidujjUFJiI/AAAAAAAACIU/AvHPZOr9sNQ/s72-c/K%C3%B6pekler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4806096350715217040</id><published>2009-06-03T14:02:00.003+03:00</published><updated>2009-06-03T14:06:42.241+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Hoşçakal Bülent Korkmaz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiZU-7qQzMI/AAAAAAAACIM/N54zpAeQoXM/s1600-h/selam.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 340px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiZU-7qQzMI/AAAAAAAACIM/N54zpAeQoXM/s400/selam.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343051448065248450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ona olan sevgim aynen devam ediyor. Galatasaray'la iç içe bir hayat sürmesine dair olan isteğim de. Zamansızdı. Biliyordum, biliyordu, biliyorlardı getirenler de. Beklenen oldu, sona erdi Birinci Bülent Korkmaz Dönemi. "Bülent Korkmaz'ın Ardından" diye bir yazı olmayacak bu sayfada çünkü zaten yazdım; zaten belliydi Bülent Korkmaz'ın ardı da arkası da, &lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2009_01_24_archive.html"&gt;23 Şubat'ta&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka söyleyeceklerim de olacak. Şimdilik sadece veda edeyim. Yolun açık olsun Kaptan'ım! Bir gün yine görüşeceğiz, vakti geldiğinde. O zaman her şey daha güzel olacak. Daha sana, daha Galatasaray'a yakışır olacak. O güne dek hoşçakal!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4806096350715217040?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4806096350715217040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4806096350715217040&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4806096350715217040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4806096350715217040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/06/hoscakal-bulent-korkmaz.html' title='Hoşçakal Bülent Korkmaz'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiZU-7qQzMI/AAAAAAAACIM/N54zpAeQoXM/s72-c/selam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-5033443656557514901</id><published>2009-06-01T13:58:00.002+03:00</published><updated>2009-06-01T21:02:11.860+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>Beşiktaş'ın Şampiyonluğu Hakkında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiOxULG0zBI/AAAAAAAACIE/w7h4zs3pTII/s1600-h/%C5%9Eampiyonluk+Kupas%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiOxULG0zBI/AAAAAAAACIE/w7h4zs3pTII/s400/%C5%9Eampiyonluk+Kupas%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342308543128456210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş'ı seviyorum ben. Taraftarında yaygın olan herkesin kirli, bir kendilerinin temiz olduğu yanılgısına rağmen seviyorum. 1993 şampiyonluğunun şike, diğer şampiyonlukların adil olduğu inançlarına rağmen seviyorum. Galatasaray'a karşı beslenen olumsuz duygulara rağmen seviyorum. Beşiktaş sevilmeyecek bir takım değil çünkü. Bilmiyorum ama anlayabiliyorum, güzel duygu Beşiktaşlı olmak. Geçtiğimiz hafta Beşiktaş mağlubiyetinden sonra Beşiktaş sokaklarında dolaştım, içimde dolanan "Ah ulan şimdi Meşale Sokak'ta bunları biz yaşıyor olabilirdik" duygusunun dışında hiç rahatsız etmedi beni o kutlamalar. Kafamdaki Galatasaray şapkası da onları rahatsız etmedi. Bu insanlar en azından 5-6 senede bir bu mutluluğu yaşamayı hak ediyorlar. O yüzden, üzülmüyorum Beşiktaş'ın şampiyonluğuna. Gönül ister ki hep Galatasaray olsun ama her sezon da olmuyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şampiyonluk sonrası söylenir.&lt;span style="font-style: italic;"&gt; "Bu şampiyonluğun anlamı büyüktü, anlamlı bir şampiyonluktu."&lt;/span&gt; Anlamsız şampiyonluk olur mu? Olsa, Sivasspor hariç tüm takımların başarısız olduğu bu yılki olurdu. Ama bu şampiyonluğu da anlamlı kılan bazı hikayeler var. Mustafa Denizli'ninki, bunlardan bir tanesi. Mustafa Hoca, Fatih Terim gibi. Bu iki isme teknik eleştirilerde bulunuyoruz ya bazen, hata ediyoruz. Her şeyi yanlış yaptıklarını düşündürdüklerinde dahi yine bir şekilde başarılı oluyor bu adamlar. Denizli bu sezon yine şaşırttı kimi zaman ama sonunda yine haklı çıkan o oldu. Hele İbrahim'e yaptığı kaptanlık jesti yok mu... Yakıştı şampiyonluk Mustafa Denizli'ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra... Her zaman, hadi her zaman demeyelim, Fenerbahçe'den ayrıldığı zamandan beri sevdiğim bir oyuncu olan Yusuf'un kariyerinin son döneminde şampiyonluk sevincini yaşaması, üstelik bu başarıda çok büyük pay sahibi olması futbolun neden  bu kadar sevilen bir oyun olduğuna iyi bir örnek. Eski spor dergilerinde çok sık, şimdiki dergilerde pek nadir görülen bir röportaj klasiği vardır; röportaj yapılan kişiye bir kelime söylenir ve o kelimenin onun için ne ifade ettiği sorulur. Yusuf deyince, klişeleşmiş bir şekilde "İzlediğim en büyük oyunculardan biri - yetenek bakımından" cümlesi çağrışır benim kafamda. Yusuf özelinde mutluluk verici bir gelişme, bu yılki başarı. Ve şampiyonluk yakıştı Yusuf'a.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Tello... Sezonun büyük bölümünde tek başına sırtladı takımı. Beşiktaş'ın bütün yükünü o çekti. Herkes kötüyken, Tello iyiydi. Tüm takım performansının zirvesine çıktığında, Tello hâlâ iyi. O olmasa, Beşiktaş çoktan kopmuştu yarıştan. En önemli oyuncularından biriydi sezonun. Şampiyonluk, çok yakıştı ona. Eminim önümüzdeki sezon kaptanlık daha da çok yakışacaktır. Peki ya Ernst? Belki de devre arası transfer dönemi tarihinin en başarılı, en iyi transferi. Muhteşem bir oyuncu. Sadece futbolu değil, çalışkanlığı ve mücadeleci ruhuyla. Şu ligden bir yabancı oyuncu seç al takımına deseler hiç düşünmeden ilk alacağım isim o olurdu. Holosko da zorlardı onu ya neyse. Ernst, Holosko, Nobre, Bobo, iki İbrahim, Sivok, Cisse, (Sergen Yalçın aksanıyla) Zapatoçki, Rüştü ve diğerleri elbette... Her biri bu yıl bu sevinci yaşamayı hak etmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye uzatıyorum, bilmiyorum. Geç kaldık zaten. Samimiyetle, kutlarım Beşiktaş'ın şampiyonluğunu. Şampiyonluk, yakıştı Beşiktaş'a.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-5033443656557514901?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/5033443656557514901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=5033443656557514901&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5033443656557514901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/5033443656557514901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/besiktasn-sampiyonlugu-hakknda.html' title='Beşiktaş&apos;ın Şampiyonluğu Hakkında'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiOxULG0zBI/AAAAAAAACIE/w7h4zs3pTII/s72-c/%C5%9Eampiyonluk+Kupas%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-4735197564957022558</id><published>2009-05-30T13:53:00.002+03:00</published><updated>2009-05-30T15:18:27.549+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Veda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiEPzFb-0dI/AAAAAAAACH8/LNRooZLgOxc/s1600-h/Goodbye.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiEPzFb-0dI/AAAAAAAACH8/LNRooZLgOxc/s400/Goodbye.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341568003345404370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ne desem bilemiyorum. İçimden hiçbir şey söylemek gelmiyor aslında ama sessiz de kalamıyorum. Bugün bir veda günü. İlk kez lig bitiyor diye hiç üzülmüyorum, bıktırmıştı bu sene, iyi gelecek bu ara. Ancak üzüldüğüm başka şeyler var elbette. Yalnızca lige değil, birçok oyuncumuza veda edeceğiz bugün. Bazılarına ise çoktan veda etmişiz, haberimiz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nonda'ya son kez bir tribün uzaklığında olacağız. Az şey vermedi Galatasaray'a Nonda. 2008 şampiyonluğundaki kilit isimlerden bir tanesi oldu. Yalnızca Fenerbahçe'ye attığı golle değil, yaptığı asistler ve attığı diğer 10 golle de değil, etkili ve mücadeleci futboluyla iz bıraktı. Zaman zaman topu alıp ayağına yapıştırarak rakip kaleye doğru ilerlemesi, o topu asla kaybetmemesiyle keyif verdi. Zaman zaman yardımlaşması ve gol sevinçlerindeki bütünleşmesiyle duygulandırdı. Benim için güzel duygularla anılacak bir oyuncu oldu Nonda. Özleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De Sanctis son kez gözlerimizin önünde kalesini koruyacak. Son kez kale direklerinin önünden adım sayıp, altıpas çizgisinin hemen arkasına kramponlarıyla direklerin yerini kazıyacak. İyi bir şut atılırsa kalesine, son kez topun nereye gittiğine bakmadan rastgele bir köşe seçip atlayacak penaltı kullanılıyormuş gibi. Şakası bir yana, fena da kaleci değildi Morgan. Beklentilerin altında kalmadı, en azından. Benfica deplasmanında kurtardığı top, aylarca Kadıköy hayali kurmamızı sağladı belki de. O kupayı alabilirdik, kadromuz Shakhtar'dan daha kötü değildi ve vaktiyle daha kötü top oynamıyorduk ya, neyse. Ligde, Avrupa'da sadece iyi bir kalecinin çıkarabileceği toplar çıkardı. Ama bize çok iyi bir kaleci lazımdı, gidiyor. Heyhat yerini alacağı söylenen de ondan farklı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volkan Yaman son kez geçirecek çocukluk hayalini üstüne. Gözleri son kez parlayacak, gol atarsak. Adamını son kez kaçıracak, topu son kez ıska geçecek. Bu maçtan sonra ayrılacak Galatasaray'dan. Geçen sene geldiği günden itibaren sevdirmişti kendisini herkese. İmza töreninde parlayan gözleri yeterdi. Sonra Galatasaray Tv'deki röportajını gördüm, ne kadar iyi bir Galatasaraylı olduğunu görünce daha da sevdim ben. Gel gör ki Galatasaraylılık yetse, ne vakit futbol muhabbeti etsek sus deyip adıyla başlardık Sabri'nin. Vaktinde bir ayrılık, tıpkı Song ile yaşanan gibi. Futbol hayatı olabilecek en iyi şekilde sürsün isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aykut, eğer Galatasaray'la yolları ayrılırsa, son maçında kadroda mı olacak o bile belli değil. Bana kalırsa Almanya'da kalsa bugün Bundesliga takımlarından birinin kalecisiydi. Milli Takım'ın da. Geldi buraya, her geçen gün kaleciliğinden biraz daha yedi. İddia ederim, geldiğinde bugünkünden çok daha iyi kaleciydi. O zaman tribünler de onu çok severdi. Alelade bir yedek kaleci olmasına rağmen tribüne çağrılma sıralamasında üstlerdeydi. Maç öncesi ısınmalarda ellerini değil ayaklarını çalıştırır, nefis ortalar yapardı. Bir gün Galatasaray'ın kalesine geçmesini hep istemiştim. Geçen sezonun ikinci yarısında geçti, vaktiyle hayalini kurduğumdan daha kötü ama yine de oldukça iyiydi. Ankaraspor maçındaki kurtarışları şampiyonlukta kilit rol oynamıştır. Giderse yolu açık olsun ama gitmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolda psikoloji önemli. Sadece futbolcu psikolojisi değil taraftar psikolojisi de. Nedendir bilmem, Orkun'a ilk kez geçen haftaki Beşiktaş maçında güvendim. Acaba "De Sanctis ve Aykut'u da gördük, arada çok fark yok." diye mi düşündüm bilmiyorum ama kime sorsam aynı, Orkun'a ilk kez geçen hafta güvenen bir 10 kişi tanıyorum. Enteresan. Ayrılacak çok da mutlu olmadığı Galatasaray'dan Orkun ve bir başka takımın kalesinde çok iyi oynadığı bir maçta "&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=SJsLmuuJYcU"&gt;Yaba daba &lt;span style="font-style: italic;"&gt;daba&lt;/span&gt; du&lt;/a&gt;" diye haykıracak, gözlerini kırpıştıracak, motive olmak için haç çıkaracak. Ama ne olursa olsun gittiği takımın kalesine güç katacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Levent'ten Levent tarafına doğru giderken, Kanyon'a gelmeden hemen önce trafik sıkışır belli saatlerde. Bitmek bilmez, bıktırıcı bir trafiktir bu. Yola vaktinde çıkılsa bu trafiye yakalanılmayacaktır aslında. İşi bilmeyen şöför, bir refleksle boş gördüğü Çeliktepe yoluna girer, yan yoldur bu. Plan Gültepe'den dönüp Kanyon'un yanından çıkmaktır. Ama iki adım ilerledikten sonra görür ki yan yol daha beter sıkışıktır. Üstüne üstlük dardır, fenalık gelir insana. Hele bir de ana yoldaki arabaların yanından ilerlediğini görünce, bin pişman olur o yola girdiğine. Araba gideceği yere artık daha da gecikmiştir. Yapacak bir şey yoktur. İlk dönüşte girilir ana yola. Ama ister ana yoldan gidilsin, ister yan yoldan, ileride iki yol kesişecektir. Zincirlikuyu'ya gelindiğinde yol açılacak, rahat bir nefes alınacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent Korkmaz o yan yoldur Galatasaray için, ana yol da Galatasaray'ın kendi yoludur. Vakitsiz girilip pişman olunarak dönülse de, bu iki yol ileride tekrar kesişecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiEPWOI5U_I/AAAAAAAACH0/ywc_Aw1nrD4/s1600-h/Farewell.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 180px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiEPWOI5U_I/AAAAAAAACH0/ywc_Aw1nrD4/s400/Farewell.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341567507465065458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir de veda bile edemediklerimiz var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Karan... Söyleyecek o kadar çok şey var ki. Minnettarım Ümit Karan'a, Galatasaray'da yaptığı onca iş için. Türkiye'nin en iyi son vuruşçusuydu yakın zamana kadar. Geçtiğimiz yılki şampiyonluğun &lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2008/05/3-umit-karan_1475.html"&gt;en büyük pay sahiplerinden biriydi&lt;/a&gt;. Euro 2008 kadrosunda olmayışı inanılır gibi değildi. Zaten yıllar boyu ne yapsa milli formayı doğru düzgün giyememişti. Son bölümde oyuna girip iki gol atsa, yine bir sonraki maç kadroya alınamamıştı; kariyerinin bu yönü hep eksik kalmıştı. Ama Avrupa'da attığı gollerle telafi etti bunu Ümit. Roma'ya, Lazio'ya, Barcelona'ya attığı golleri o Ümit Can'a, bizler kendi çocuklarımıza anlatacağız. Tabii ben erkek çocuğum olsa adını Ayşe Fatma koyarım yine Atahan koymam, insan kendisinin adını çocuğuna niye verir anlamam. Herneyse, Ümit Karan bu sezon hatalarını öyle abarttı ki, şu satırları biraz da ayıp olmasın diye yazıyorum. Benim gözümde kredisi kalmamıştır, sevgim ve saygım da kalmamıştır ancak yine de tabii ki 5-10 sene sonra daha çok iyi yönleriyle hatırlayacağımı biliyorum. Şimdilik ona gece hayatında başarılar dilemekle yetineyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lincoln. Çok yazdık, bıktırdık belki de. Yorgan gitti, kavga bitti. Türkiye liglerinin en iyi oyuncusunu, Galatasaray'ın da karakterli oyuncularından bir tanesini kaybettik. Seneye onu Schalke ya da Werder Bremen'de iç geçirerek izlemeyi isterim. Uzun dönemde Michael Skibbe, kısa dönemde Cassio Lincoln umarım kafalarımızı duvarlara vurmamıza yol açar. Böylece belki bir nebze olsun daha doğru tavırla yaklaşabiliriz onlardan sonrakilere. Şimdilik Lincoln'ün sözünü etmiyorum, daha sonra son bir yazıyla kapatabiliriz konuyu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre Aşık cezalı. Eğer son maçı Beşiktaş maçı ise, eğer sözleşme yenilenmez ise söyleyeceklerim var. Şimdilik "yok canım o kadar da değil" diyerek dilimi ısırayım ben. Emre Aşık gibi bir adama bile bu vefasızlık yapılırsa eğer... Yok canım, o kadar da değil. Evet evet, o kadar da değil. Bunu Galatasaray Yönetimi bile yapmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama önümüzde bir Hasan Şaş örneği var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="postbody"&gt;"Bir ruhun son temsilcisi o. Hasan futbolu bıraktığı gün (başka takıma gittiği gün demiyorum, yok öyle bir ihtimal) bakacağız etrafımıza, bulamayacağız her şeyini bize verebilecek başka bir tane adam. İçimizden bir şeyler eksilecek Hasan gidince, futbol güzelliğinden bir parça daha yitirecek."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Böyle &lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2008/02/getir-kelini-opeyim_3254.html"&gt;demişim&lt;/a&gt;, bu sayfanın ilk yazılarından birinde. Bugün onun bir parçası olduğu Galatasaray'ın son maçı ve Hasan Şaş kadroda bile yok. En son oynadığında ıslıklandı, yuhalandı, küfür yedi... Yıllar boyu da hep aynı oldu zaten kaderi. Benim de en çok eleştirdiğim, en çok sinirlendiğim futbolcularından biri olmuştur Galatasaray'ın. Ama en çok sevdiklerimden de. Bugüne gelinmesinde emeği geçen kim varsa, hepsi için tüm kötü dileklerimi seferber edebilirim. Hasan Şaş'a ise ancak ve ancak sevgimi haykırabilirim. Hasan Şaş, gidiyor ve biz ona adam gibi bir veda bile edemiyoruz. Hasan Şaş gidiyor ve ağlaya ağlaya uğurlayamıyoruz onu. Hasan Şaş gidiyor ve yeri asla dolmayacak. Galatasaray tarihinde bir Hasan Şaş daha olmayacak. Kendi kariyerini, kendi imajını Galatasaray'dan daha az düşünen kimse giymeyecek bir daha o formayı. Seneye futbolu daha az seveceğim çünkü Hasan Şaş yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tugay pişmanlığının telafisinden önce, yeni pişmanlıklar yaşamamak için bu isimlere hak ettikleri tavır gösterilmelidir Galatasaray tribünlerinde. Maç boyunca Hasan Şaş'ın, Bülent Korkmaz'ın ismi haykırılmalıdır. Nonda'ya, De Sanctis'e, Ümit Karan'a emekleri için teşekkür edilmelidir. Lincoln'den yana umudum yok, onu es geçiyorum; Emre Aşık'a sahip çıkılmalıdır. Bülent Uygun'u ağlatmaktan da, Avrupa vizesi almaktan da daha önemlidir bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-4735197564957022558?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/4735197564957022558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=4735197564957022558&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4735197564957022558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/4735197564957022558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/veda.html' title='Veda'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiEPzFb-0dI/AAAAAAAACH8/LNRooZLgOxc/s72-c/Goodbye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-3871536895610167246</id><published>2009-05-29T19:15:00.000+03:00</published><updated>2009-05-29T19:15:00.794+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Lincoln'ün Eşi Ve Çocuğu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiAJlhwpjmI/AAAAAAAACHs/Wsrgpya617U/s1600-h/Bavulsuz+Gitmem.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 216px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiAJlhwpjmI/AAAAAAAACHs/Wsrgpya617U/s400/Bavulsuz+Gitmem.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341279698383638114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Adam kulübede dokuz doğurdu tabii...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-3871536895610167246?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/3871536895610167246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=3871536895610167246&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3871536895610167246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/3871536895610167246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/lincolnun-esi-ve-cocugu.html' title='Lincoln&apos;ün Eşi Ve Çocuğu'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/SiAJlhwpjmI/AAAAAAAACHs/Wsrgpya617U/s72-c/Bavulsuz+Gitmem.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-7881489356614774400</id><published>2009-05-25T13:42:00.001+03:00</published><updated>2009-05-25T13:42:51.712+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Markus Pröll</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Shjr5hBB_DI/AAAAAAAACHU/6qrK7nJULUI/s1600-h/Pr%C3%B6ll.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 275px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Shjr5hBB_DI/AAAAAAAACHU/6qrK7nJULUI/s400/Pr%C3%B6ll.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339276731595488306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://mayislar.blogspot.com/2009/04/cosmin-contra.html"&gt;Cosmin Contra&lt;/a&gt; ile başlamıştık, Galatasaray için düşük maliyetli transfer önerilerine. Şartlar biraz daha zorlanırsa Vanden Borre de olabilir aslında, demiştik. Üzerinden iki ay geçmiş, devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, soruyla karışık bir post olacak bu. Yeterli bilgim yok zira oyuncu hakkında, yeteri kadar izleme imkanına da sahip değilim. Ama her hafta Almanya maç özetlerini izledikçe, Markus Pröll'e hasta oluyorum. Eintracht Frankfurt, Bundesliga'nın en çok gol yiyen üçüncü Bundesliga ekibi, Pröll de o takımı kalecisi. Ama öyle kurtarışlarını görüyorum ki, bana direkt olarak bir başka hastası olduğum kaleciyi, Mondragon'u çağrıştırıyor. Bu yaz 30 yaşına girecek, profesyonel kariyeri boyunca sadece iki kulüpte forma giymiş; FC Köln ve Eintracht Frankfurt. Tıpkı Skibbe gibi Pröll'ün de eşi Türkiyeli, bu nedenle sanıyorum istenirse koşa koşa, bayıla bayıla gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon, Eintracht Frankfurt'un yalnızca iki maçını, diğerlerinin çoğunun özetini seyrettim ve Markus Pröll, benim için ideal bir Galatasaray kalecisi portresi çizdi. Daha rahat konuşabilmek için biraz araştırayım dedim, ama bulduklarımla yetinemedim. Dolayısıyla emin değilim, ama yine de yazayım, yazayım ki daha iyi bilenlerle fikir alışverişinde bulunalım. Yanılıyor muyum, merak ediyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-7881489356614774400?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/7881489356614774400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=7881489356614774400&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7881489356614774400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/7881489356614774400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/markus-proll.html' title='Markus Pröll'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Shjr5hBB_DI/AAAAAAAACHU/6qrK7nJULUI/s72-c/Pr%C3%B6ll.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8707550870741548071</id><published>2009-05-24T12:25:00.000+03:00</published><updated>2009-05-24T12:25:00.596+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Kupakaldıran</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShkRi72c2nI/AAAAAAAACHc/lgMLQgty9IA/s1600-h/Tugay+Kerimo%C4%9Flu+by+Metin+Yavuz.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 182px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShkRi72c2nI/AAAAAAAACHc/lgMLQgty9IA/s400/Tugay+Kerimo%C4%9Flu+by+Metin+Yavuz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339318125103733362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShkRvX_edkI/AAAAAAAACHk/jpcD9D5Oagc/s1600-h/Kupakald%C4%B1ran.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 340px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShkRvX_edkI/AAAAAAAACHk/jpcD9D5Oagc/s400/Kupakald%C4%B1ran.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339318338816210498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8707550870741548071?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8707550870741548071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8707550870741548071&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8707550870741548071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8707550870741548071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/kupakaldran.html' title='Kupakaldıran'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShkRi72c2nI/AAAAAAAACHc/lgMLQgty9IA/s72-c/Tugay+Kerimo%C4%9Flu+by+Metin+Yavuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2486926680423795369</id><published>2009-05-22T22:36:00.003+03:00</published><updated>2009-05-22T22:42:50.165+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Çok Özledim! Çok!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Shb_DL5_E2I/AAAAAAAACHM/mcG7uBybx4U/s1600-h/jardel%27in+ko%C5%9Fu%C5%9F+stili+hi%C3%A7+de%C4%9Fi%C5%9Fmez.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Shb_DL5_E2I/AAAAAAAACHM/mcG7uBybx4U/s400/jardel%27in+ko%C5%9Fu%C5%9F+stili+hi%C3%A7+de%C4%9Fi%C5%9Fmez.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338734838494991202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;Galatasaray'dan ayrılışının perde arkası ve çok daha fazlası için, rica ediyorum, &lt;a href="http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/futbolcuya-dayal-duzen.html"&gt;okuyunuz&lt;/a&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2486926680423795369?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2486926680423795369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2486926680423795369&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2486926680423795369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2486926680423795369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/cok-ozledim-cok.html' title='Çok Özledim! Çok!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/Shb_DL5_E2I/AAAAAAAACHM/mcG7uBybx4U/s72-c/jardel%27in+ko%C5%9Fu%C5%9F+stili+hi%C3%A7+de%C4%9Fi%C5%9Fmez.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8382056555786696758</id><published>2009-05-21T14:28:00.001+03:00</published><updated>2009-05-21T14:31:08.912+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>UEFA Kupası Tesadüftür!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShU7VcqgauI/AAAAAAAACHE/e1ZYw5dPuCA/s1600-h/Hagi+%26+UEFA+Cup.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 310px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShU7VcqgauI/AAAAAAAACHE/e1ZYw5dPuCA/s400/Hagi+%26+UEFA+Cup.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338238172975360738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Mucize" kelimesini çok kullandım 17 Mayıs'ın hikâyesinde. Halbuki hiç adetim değildir. Çünkü zaten hayattaki her şeyin bir mucize olduğunu düşünürüm. Şu dakikanın şu saniyesinde şunları yazmamın dahi. Nesi mucize bunun? Öyle değil işte. Her şey mucizedir, bazısı bize ilginç gelmez, bazısı gelir. Bazen bir şeyin gerçekleşme ihtimali %99'dur ama olmaz, bazen %1'dir ama olur. Bu ihtimaller asla %100 olmaz. Ya da %100 olur, ama geride başka bir 100 daha vardır. Bize düşen sadece istediklerimize ulaşma yolunda ihtimalleri artırmak için çalışmaktır. Galatasaray da bunu yapmıştır. Güçlü bir kadro kurmuş, iyi çalışmış, hesaplayabildiği her şeyi hesaplamış, gerisini insan aklının hesaplayamayacağı ihtimaller belirlemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, şunu söyleyebilirim ki, Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı alması tesadüftür. Aziz Yıldırım'ın tesadüfünden değil bu tabii. Tesadüfün kelime anlamı "rastlantı, rast geliş". Rast gelmiş, Galatasaray UEFA Kupası'nı almıştır. Bu şekilde ifade etmek o kupayı alanlara haksızlık mıdır, bence değildir. En büyük pay sahipleri kim? Hagi mi mesela? Hakan Şükür mü? Terim mi? Hagi'yle havaalanında karşılaşmasa yöneticiler, olmayacaktı belki de. "Belki de" değil, olmayacaktı. Bir Fenerbahçeli olan Sermet Şükür, oğlunu futbolcu yapabilmek için yıllarca çabalamasa ya da Hakan 16 yaşındayken Fenerbahçe Başkanı Tahsin Kaya Sakaryaspor'a verilecek yetiştirme parasını çok görmese, olmayacaktı. Fatih Terim bir gün önce doğsa hiçbiri olmayacaktı belki. O kupayı alan takımın futbolcusundan teknik adamına, yöneticisinden malzemecisine, onların bugüne dek hayatına girmiş tüm insanlara ve onların soyağacına kadar uzar gider. Rakip futbolcular da dahildir buna. Rakip yöneticiler de. Wome, Alper'i sakatlamasa belki hikâye farklı ilerleyecektir. Bunun arka planında Bologna yöneticilerinin Wome'yi transfer etmesi, o bölgeye daha iyi bir oyuncu almaması, arkasındaki oyuncunun Wome'yi kesecek kadar çalışmaması, Wome'nin anne ve babasının tanışmasına kadar sayısız parametre vardır. Her şey, ama her şey etkilemiştir Galatasaray'ı, çünkü Galatasaray bir cam fanus içerisinde yaşamamıştır o atmosferi. Bizimle aynı dünyada yaşamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bizim bile payımız vardır UEFA Kupası'nda. Bir maç öncesi takım otobüsü, benim içinde bulunduğum arabanın etkisiyle fren yapmıştır, o her şeye etki etmiştir. Belki grip olmuş bir taraftarın sahaya attığı su şişesinden içen bir futbolcu hastalanmış, bir idmanın son on dakikasına katılmamıştır. Ruhani ya da manevi etkilerden değil, tamamen maddi etkilerden söz ediyorum ve kaderci bir anlayışla da söylemiyorum bunları tabii ki, bilakis her an her şey olabilir, her olay bir diğerini çok önemli ölçülerde etkileyebilir. Ruh hastası gibi sabahlara kadar bunu tartıştığımı bilirim; fazla uzatmadan ve hakikaten ruh hastası damgası yemeden keseyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice itibariyle UEFA Kupası bir tesadüftür, bir mucizedir. Belki o sene 10 kere tekrardan oynansa o kupayı kaldırmak mümkün olmayacaktır ama şans yüzümüze gülmüştür. Belki bugün son UEFA Kupası'nın şampiyonu olarak uyanma ihtimalimiz (uyuyacak mıydık ki?) o yılki Kupa'yı alma ihtimalimizden daha yüksekti, ancak şans bu kez yüzümüze gülmemiştir. Sadece şansla açıklamıyorum; bu yıl büyük hatalar yapılmış, o yıl muazzam işler başarılmıştır ama şansın da etkisi büyüktür. Futbolun güzelliği de bu bilinmezliğinden, bu bilinmezlik ise hayatın ta kendisinden gelmektedir. Hayat budur, böyle bir şeydir. Tüm akışı tesadüfler ve mucizeler üzerine kuruludur. Sırf bu sebepten, hayat, çok da fazla ciddiye alınmayı hak etmeyen bir olgudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-8382056555786696758?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/8382056555786696758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=8382056555786696758&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8382056555786696758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/8382056555786696758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/uefa-kupas-tesaduftur.html' title='UEFA Kupası Tesadüftür!'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShU7VcqgauI/AAAAAAAACHE/e1ZYw5dPuCA/s72-c/Hagi+%26+UEFA+Cup.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-2926957645592690531</id><published>2009-05-20T18:58:00.000+03:00</published><updated>2009-05-20T18:58:00.689+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Şimdi Kadıköy'de Olmak Vardı Anasını Satayım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShQjzgDeBUI/AAAAAAAACG8/YVPo4BOT10U/s1600-h/%C4%B0stanbul+2009.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShQjzgDeBUI/AAAAAAAACG8/YVPo4BOT10U/s400/%C4%B0stanbul+2009.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337930826025665858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Başlığı Sevgili Murat Abi'mden aldım, kızmaz ki bana. Görmez zaten de, olsun ben belirteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda sapsarı kıpkırmızı olmalıydı, Fenerbahçe Stadı. Bağdat Caddesi en güzel, en renkli gününü yaşamalıydı. Kadıköy'de, lise günlerimin geçtiği sokaklarda içiyor olmalıydım şimdi; az sonra başlayacak final maçının heyecanıyla. Elimdeki bilete bakıp bakıp ağlamalıydım. Bilet bulamamış olsam, çeşitli planlarım vardı, onları uygulamalıydım. Biri paraşüt, diğerini burada söylemeyeyim, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;politically incorrect&lt;/span&gt; zira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıköy'de, Ali Sami Bey'in doğumgününde, son UEFA Kupası bizim olmalıydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8922922503643996293-2926957645592690531?l=mayislar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mayislar.blogspot.com/feeds/2926957645592690531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8922922503643996293&amp;postID=2926957645592690531&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2926957645592690531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8922922503643996293/posts/default/2926957645592690531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mayislar.blogspot.com/2009/05/simdi-kadkoyde-olmak-vard-anasn-sataym.html' title='Şimdi Kadıköy&apos;de Olmak Vardı Anasını Satayım'/><author><name>scapula</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03937720595018455890</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShQjzgDeBUI/AAAAAAAACG8/YVPo4BOT10U/s72-c/%C4%B0stanbul+2009.png' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8922922503643996293.post-8569413895132285100</id><published>2009-05-20T17:06:00.005+03:00</published><updated>2009-05-20T20:20:58.668+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>17 Mayıs 2000 / Son</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShQMMbL_jxI/AAAAAAAACG0/LTRDu52bkgA/s1600-h/Henry.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShQMMbL_jxI/AAAAAAAACG0/LTRDu52bkgA/s400/Henry.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337904865936903954" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;En başta söylemiştim, kişisel olacak diye. Bu yazı, o yazı işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Final maçını bizim evde izleyecektik. Bizim ev o zaman şimdiki karşı daire. Burada da en yakın aile dostumuz oturuyor. Buranın manzarası daha güzel diye sonradan onlar taşınınca buraya geçtik. En yakın aile dostumuz dediğim, Erkan Abi ve Tahire. Mürşit Abi'yi verdik, Erkan Abi'yi de verelim ki ayıp olmasın. &lt;a href="http://www.auto-drom.com/images/offroad-03.jpg"&gt;Şu fotoğrafta&lt;/a&gt; birincilik basamağındakiler Erkan Abi (soyadı Birinci!) ve bizim peder. Fotoğrafın hangi yarıştan olduğunu bilmiyorum ama 2007 ve 2008'de Türkiye Off-Road Şampiyonu olmuşlardır kendileri. Neyse bu kadar reklam yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim ev biraz allahın unuttuğu yerde. Kışın her yerden soğuk, yazın her yerden sıcak olur. Erkan Abi ve Tahire, çocukları yeni dünyaya geldiğinden, geçici bir süreliğine başka bir evde yaşıyorlardı; ama finali izlemeye bize geleceklerdi. Çocukları Yağız, şimdi Ali Sami Yen'in yolunu ezberlemiş tam bir aslan parçası, onu da ekleyeyim. Önemli maçlar öncesi ve sırasında uyguladığım, çeşitli totemlerim vardır. Eskiden daha da çok vardı. Maçın başlamasına bir saat kala, evdeki bütün terlikleri birbiriyle eşleyip dümdüz bir şekilde yan yana dizmiştim. &lt;a href="http://images.gittigidiyor.com/1670/16709989_0.jpg"&gt;Şu&lt;/a&gt; vaziyette bile değil, tam olarak &lt;a href="http://80.237.205.52/r/2007/12/20071218_1197983505_mc28z6f1yq-t1-01.jpg"&gt;şu&lt;/a&gt; vaziyetteydiler. Bununla da kalmadım, hepsini üçerli gruplara ayırdım. Nedeni şu. Herhalde üç yaşında falandım, annem bana bir şey yedirirken "Allahın hakkı üçtür." derdi, misal iki kaşık yediysem üçüncüyü zorla tıkardı boğazıma. İnançla da alakası yok bunun, ne bileyim 7 kaşık yesem "Prekazi'nın numarası 8'dir, al şunu da." diyecek. Bu üç hak meselesi bilinçaltıma öyle işlemiş ki, hâlâ çok önemli bir maç oynanırken gözüm kronometreye takılsa, değişen saniyede gördüğüm üçüncü rakamın üçe bölünmesine çalışırım. Misal ilk gördüğüm saniye 36 mı, 37 ya da 38'in birinde gözümü kaçırır, 39'da tekrar bakarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Of, öyle şeyler yazıyorum ki korkarım okuyanlar, yürü lan manyakmış bu deyip bir daha bu sayfaya gelmeyecek. Olsun, ben devam edeyim. En son üçlü gruplara ayrılan terliklerde kalmıştık, ama bitmedi. Bu şekilde gruplandırılmış terliklerin hepsinin yönünü de televizyona çevirdim. Üç tanesi sehpanın altından, üç tanesi Arif'in golü kaçırdığı sol çaprazdan, üç tanesi kale arkasından; televizyona bakıyor hepsinin ucu. Ve işin ilginci, Galatasaraylı olan annem hepsini bana inat bozmaya çalışırken, çok daha mantıklı ve daha da önemlisi bir Fenerbahçeli olan babam, bana yardım ediyor. Tahire geldiğinde terliklerden birini giymeye kalkışıyor, pişman oluyor tabii, sen misin totemi bozan... Tahire de az değil ama. Maç boyunca vudu büyüsü, vudu büyüsü diye diye evde süs eşyasına dair ne varsa hepsini kırdı. Ne biblo kaldı evde, ne küçük mumluklar. Almıştı eline yine evden bulduğu demirden bir ağaç süsünü, onun ayağıyla seramik mumlukların hepsinin içini oymuştu. Nası vuruyor ama tak tak tak tak... Neymiş, vudu büyüsü! Fesuphanallah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShQKgiZjShI/AAAAAAAACGk/KnumNezOBoo/s1600-h/Taffarel+Hak+Etti%C4%9Fi+Yerde.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 275px; height: 375px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qOZn6xm85K4/ShQKgiZjShI/AAAAAAAACGk/KnumNezOBoo/s400/Taffarel+Hak+Etti%C4%9Fi+Yerde.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337903012446947858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;21.45.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adını sonsuzluğa kazıyacakların kalesinde Taffarel var. Savunmanın göbeğinde Popescu, Bülent. Onların sağında Capone, solunda Ergün. Orta sahada Okan, Ümit, Suat, Hagi; her biri her yerde. İleride Arif ve Hakan Şükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kupayı kazanmak için her şeyi yapacak ancak ruhani boyutta bir şeylere yenik düşeceklerin 11'i ise şöyle: Seaman; Dixon, Adams, Keown, Silvinho; Parlour, Petit, Vieira, Overmars; Henry, Bergkamp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu 11'de, futbol denen spor endüstriye yenik düşüp de varlığını yitirmezse yüzlerce sene sonra dahi anılacak isimler var. İlkinde ise çok sayıda isimsiz kahramanın yanı sıra kahramaların en büyüğü, en yücesi. Hagi. Taffarel, Popescu ve Hakan Şükür'ün dışındaki diğer isimler ise yalnızca Türkiye'de hatırlanacak. Galatasaray'ın yedek kulübesindeki en şöhretli isim Hakan Ünsal. Arsenal'da ise göze çarpan isimler arasında Kanu ve Suker var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-2'lik Milan maçında penaltıyı çalıp, yolunu kaybetmek üzere olan Galatasaray'ı UEFA yoluna sokan güzel insan López Nieto'nun ilk düdüğüyle başladı karşılaşma. Kalesi ilk yoklanan Arsenal oldu, yoklayan Arif. Aynı Arif 10-15 dakika sonra Galatasaray taraftarının gördüğü belki de son frikik organizasyonunda yaptığı müthiş vuruşta Seaman'ın parmak uçlarına takıldı. Mahalle maçlarında en iyi oyuncu kaleciden topu alır, çalımlarla diğer kaleye ilerler ya, Hagi bir pozisyonda orta sahada kazanılan frikikte bunu yapmayı denedi. Gel dedi Okan'a, dokun şu topa; ardından iki çalım, topuğuyla rakibe çaptırıp önüne düşürdüğü top... Vuruşu gol olsa, hayatımda gördüğüm en güzel gol unvanını ertesi yıl Hasan Şaş'a attırdığı golden önce bu alacak. Olmadı. Ardından Hakan Şükür'le geldik, bir anlığına içine Hugo Sanchez girse röveşatası gol olurdu belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra Overmars'la ilk kez Arsenal yaklaştı gole. Bergkamp'ın ayağına oturmayan top sol tarafa sekmiş, Overmars'ın ayağıyla buluşmuştu. (Mahalle kahvesi mode on.) Şimdi ben teknik direktör olsam, bu Overmars'ın futbol hayatını o gün o dakika bitiririm. Bunca yıldır en üst seviyede futbol oynuyorsun ve bu futbol denen nanenin gelmiş geçmiş en efsane isimlerinden biri de Cláudio André Taffarel. Sen bu adamı tanımıyorsan, futbol oynama daha iyi. Hadi Overmars'ı anladık diyelim, normal şartlarda gol olacak vuruşların ilkini yapıyor, Taffarel çıkarıyor. Ya bundan gerekli dersi çıkaramayan Henry'e ne demeli? O finalden sonra çok yükseldi, gün geldi dünyanın en iyi futbolcusu oldu ama neye yarar. Son tahlilde gol yemeyeceği belli olan bir kaleciye gol atmaya çabalayan futbol cahilleri bunlar. Overmars olsun, Henry olsun, Kanu olsun; o güne dek önemli futbol yıldızlarıyken gözümde, 17 Mayıs'ta çok düştüler gözümden, çok... Overmars'ın vaziyeti erken kavrayıp, üç dakika sonra aynı noktada buluştuğu topu hiç kasmadan auta yollaması bile gözümde eski yerine gelmesine yetmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22.28.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta sahada Hagi topla buluştu, rakip defans oyuncusu çok sert girdi ona ve yerde kaldı Hagi. 10 saniye önce topu arkasına düşürdüğü Capone'ye bu kez pasını ulaştırabilmişti ama sakatlanmıştı. Akıllar bir an için oyundan kopup ona gitti. "Ya oyundan çıkarsa?" gibi korkunç bir soru geldi akıllara. Ancak 5 saniye sonra unuttuk hepsini. Çünkü Capone topu ceza sahasına kesmiş, Hakan Şükür tutmuş, Ümit pişirmiş, Arif yiyecek, Arsenalli oyuncular "Ne oluyor lan?" diyecekti... Arif yiyemedi. Maçı anlatan Levent Özçelik bile "Goooool" demişken gitti vurdu topu sol ayağıyla dışarıya, çıldırttı hepimizi. "Gooooool, &lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;mü geliyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;" diye çevirdi spiker de, ne yapsın. Bu maçın sonucu farklı olsaydı eğer, Arif bugün nasıl anılıyordu kimbilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devre arasında teknik direktörle röportaj yapılabilen bir yıldı 2000. Fatih Terim, "2-2 sarı kart. Az hata yapan 11 kişi kalır, inşallah onları biz attırırız." diyor, Arif'in kaçırdığı gole vurgu yapmayı da ihmal etmiyordu. İkinci yarının ikinci dakikasında, Parlour'un sağ kanattan içeri kestiği top kale direğinden dışarı çıkıyordu. Tabii bunu direkten dönen tehlikeli pozisyon olarak görmek mümkün değil, auta gitmeden önce direğe de uğrayan bir top olarak kabul edilebilir ancak. Taffarel aut atışını kullandıktan saniyeler sonra, Okan'ın ara pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Hakan
