Dört yıl sonrasından selamlar.

Bu kadar zaman sonra neden buraya yazmak istediğim gibi kişisel konular üzerinde hiç durmadan direkt konuya gireyim.

Konumuz illa ki Galatasaray. Aylardan Temmuz olsa da, hocamız yoktu düne kadar. Dün öğlen Cesare Prandelli ismi açıklandığından bu yana ise geçmişe döndük sanki. Teknik direktör güzellemeleri başladı, okuma listeleri paylaşıldı, neredeyse bloglar bile canlanacak yeniden.

Futbolda blog akımı güzeldi. Türkiye'de alternatif bir futbol kültürü oluşmasını sağladı. Bu kültürün oluşumuna katkıda bulunan kişiler genellikle bir yerden sonra yine bu kültürü alabildiğine itici hâle getirdiler. Biraz bu sayede, biraz da ülkede tuhaflıkların saymakla bitmeyecek olmasının nihayetinde bu kültür çok saçma bir "anti"sini de yarattı -ki ben bunu Adnan Oktar'ın televizyon programına benzetiyorum- ve gelinen nokta, zaman içinde ezberlenen bakış açılarından ibaret gibi görünüyor. Her konuya aynı yerden bakma ezberi, farklı görüşleri otomatik reddetme dürtüsü, haklı çıkma tutkusu, öne çıkma gayreti, okuyanı dahi utandıran bir megalomani... Dün mesela bir tanesi yazı paylaşmış, "harika yazı oldu, dikkatlice okuyun ve sorun" diye.

("Atatürk yaşasa, 'Ben bu blogculara her şeyi öğrettim ama mütevazı olmayı öğretemedim' derdi" - Emre Atasoy.)

Konu biraz da bu. Galatasaray'a yeni bir teknik direktör geldi ve tanıyan tanımayan herkes konuşuyor. Konuşsun da zaten, futbol herkes tarafından konuşulabildiği için de güzel. Ancak sorun şu ki, herkesin bir şeylerden prim yapmak istediği şu garip dönemde her mevzu abartısıyla vaki oluyor.

Ben Prandelli'yi tanımıyorum. Hakkında bildiklerim, İtalya Milli Takımı'nı yönettiği ve kenarda klas bir profil çizdiğinden ibaret. Kaybettiği eşiyle ilgili yaşadıklarını da okumuştum. Bu kadar. Tabii Galatasaray'ın listesindeki teknik direktörlerden biri olduğu için yaklaşık bir haftadır konuşuyoruz, tanıyan bilen arkadaşlarımız anlatıyor. Beni heyecanlandıran hikâyeler dinliyorum. Daha yeni geldi, okuyup öğrenmeye, zaman içerisinde tanımaya devam edeceğiz. Zaten içinde bulunduğumuz şartlar gereği kim gelse sevmeye çalışacak, destek olacaktım, doğrusu buydu; anlaşılan güvenmekte zorlanmayacağımız, tanıdıkça seveceğimiz, hakikaten "iyi" bir teknik direktöre sahip olduk. Umarım bütün camianın desteğini arkasında bulur.

Çok sayıda etkeni göz önünde bulunurduktan sonra benim düne kadar Galatasaray'ın başına geçmesini istediğim teknik direktör Mustafa Denizli'ydi, ancak bunu bir inada çevirmeye gerek yok, bir tane Galatasaray var ve onun teknik direktörü artık Cesare Prandelli. Diğer yandan, Prandelli tercihini yanlış bulanları futbol cahili, kendilerini futbol alimi addedenleri gördükçe canım sıkılıyor.

Prandelli çok iyi bir teknik direktör olabilir. Ancak burası düşük IQ'lu insanların ülkesi ve bir teknik direktörün başarılı olması için gerekli olan özelliklerin başında iyi teknik direktör olmak gelmiyor. Hadi bu biraz abartılı bir ifade diyelim, şu kesin; Türkiye'de iyi teknik direktör olmak yetmiyor. Buraya gelip de başarısız olan teknik direktörleri daha sonra dünyanın tepesinde göre göre öğrenmiş olmamız gerekiyordu bunu.

Kendi adıma hiçbir zaman futboldan anladığım iddiasında olmadım. Futbolcudan anladığımı sanıyorum, Galatasaray'ı tanıyorum ama futbolun teknik-taktik yönü ilgimi çekmiyor. Futbolu büyük oranda yetenek ve psikoloji ile açıklıyorum. Türkiye'deki futbolu diyeyim ya da. Bununla birlikte insanların, geçmişte denenip de başarısız olmuş işlerin çok benzerine aynı tepkileri verip de karşıt fikrin sahibini cahil ilan etmesi zoruma gidiyor. Prandelli ile Mustafa Denizli'nin aynı cümle içerisinde geçmesini komik bulan, Prandelli isminin tüm engelleri aşacağına inanan insanlar var. Ben de Prandelli gelene kadar neden Mustafa Denizli'yi Galatasaray için en uygun teknik direktör olarak gördüğüme dair madde madde kayıtlarımı düşeyim de, safımız belli olsun.

Neden Mustafa Denizli?

 1. Çünkü bu sezon geçiş dönemi. İki açıdan geçiş dönemi.

 a) Yabancı sınırında geçiş dönemi. Ağırlıklı olarak yerli oyuncularla başarılı olmak durumundayız ve Mustafa Denizli yerli oyunculardan maksimum verimi alacak iki teknik direktörden biri. Mustafa Denizli ile performansının zirvesine ulaşan yerli futbolcuları düşünün; Fatih Terim’e yakın sonuç elde edersiniz. Yusuf Şimşek’ten Ali Güneş’e kadar... Melo, Sneijder, Muslera zaten iyi. Galatasaray'ın bu sezon şampiyon olmak için Sabri'yi parlatması lazım. Selçuk'la Burak yetmez, sekiz tane yerli oyuncunu en yüksek formuna ulaştırması lazım.

b) Bu sezon, Galatasaray açısından mali olarak da bir geçiş dönemi. Bir yıllığına kemer sıkma politikası uygulayacağız, mecburuz. Haziran bitiyor daha transfer yok. Anlaştığımız oyuncuları bile alamadık. Hocayla ayrılmak durumunda kaldık.  Mustafa Denizli hem çok para almaz hem de çok para harcatmaz.

 Ne dedik, bu sezon kendine has bir sezon dedik, geçiş dönemi dedik. Mustafa Denizli kaç yıllık kontrat yapar? Evet.

 2. Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin alabildiğine çirkinleştiği yeni bir sezondayız. Medya çok önemli. Mustafa Denizli’nin medyası var. Denizli demek, medyada destek demek. Denizli demek, kamuoyunu yönlendirmek demek. Denizli demek, gündemi belirlemek demek. Denizli demek, belli bir oranda güç demek. Duruma göre hakemlerin senin aleyhine daha az karar vermesi, federasyonun ceza verirken çekinmesi demek. Madem ortada böyle çirkin bir yarış var, ya bu yarıştan çıkacaksın -ki benim tercihim bu-, ya da içinde kalıyorsan ezdirmeyeceksin kendini. Vaktiyle, yani milli takımda alacağı yüksek maaşı Galatasaray'a tercih etmeden önce, Fatih Terim’i de bu nedenlerden istemiştim. Belki biraz zaman geçti aradan, ama çamura düşse de Denizli, Denizli’dir.

 3. Şimdi bu sezonun, geçiş dönemi olduğu gibi bir başka kendine has özelliği daha var. Bu sezon, telafisi olmayan bir sezon. Mutlaka şampiyon olmamız gereken bir sezon. Geçen sezon öyle değildi. Hem iki yıldır şampiyon oluyorduk, başarısızlığa tahammülümüz vardı hem de ikinci olsak bile Şampiyonlar Ligi’ne gidiyorduk. Şimdi ise dördüncü yıldız söz konusu ve hiçbirimiz istemeyiz ki o yıldızı Fenerbahçe bizden önce taksın. Zaten geldik Temmuz'a, takımda hoca yok. E bir de yeni gelen adamın bu saatten sonra takımı tanıması var. Gidecek Ceyhun’u oynatacak, gidecek Salih’i oynatacak; ondan sonra biz de burada “Ceyhun’da bir şey gördü” diye konuşacağız. Yahu ne gördü, biz de görüyoruz, Ceyhun ne? Bu adamlar 24 saat beraberler illa ki iyi bir şutunu falan görecek oynatacak. Fabrika körlüğü denilen şey de tam olarak bu. Bazı şeyler dışarıdan bakınca daha net görülüyor. Hiç öyle Salih’le Ceyhun’la kaybedecek vaktimiz yok bizim. Kendimizi kandırmakla geçiyor aylarımız. Bir şey görmüş. Abi bir Galatasaray Teknik Direktörü ne görebilir ki Ceyhun'da? Neyse, diyeceğim o ki, Mustafa Denizli, takımı tanıyor. Garip garip şeyler yapmayacak, gelip düz düz oynatacak işte, kazanacağız. Ha eğer ki deney yaparsa, o deney de tutacak. Yusuf’un sağ bek, Ali Güneş’in gizli forvet oynadığı gibi, Veysel’den hücumcu yaratacak sözgelimi, onda da başarılı olacak. Oluyor.

 4. Fatih Terim sinirlenecek, Mustafa Denizli de bunu Terim’le yarış hâline getirecek, Terim’in takımıyla başarılı olmak için her şeyi yapacak. Arada bir de Hıncal falan gazı verirse, zaten dördüncü yıldızı Mart ayında gider taktırırız formalara Store’lardan. Türkiye'de futbol budur. Aksine inanmaya çalışsak da, maalesef, tam olarak budur.

Bunları, anlaşılacağı üzere, Prandelli gelmeden bir hafta kadar önce yazmıştım. Prandelli bizi şampiyon yapamaz demiyorum, burada yapılmasından çekindiğim hataları yapar ya da yerli oyunculardan verim alamaz da demiyorum. Galatasaray'ın teknik direktörü artık Prandelli ise ben onun yapamadığı yere kadar son derece umutluyum. Taraftar olarak benim de görevim bu, öyle inanırım. Ama işte, bu fikir dayatması da zoruma gidiyorken, notumu düşeyim dedim naçizane...

Darısı, Prandelli'ye övgü yazılarına...