Şili'nin ulusal sembolü Kondor

Dünyanın bitimi… Şili ismi, yaygın teoriye göre Aymara dilinde bu anlama gelen “Chilli” kelimesinden gelir. Gerçekten de dünya, Şili’de biter. Dünyanın güney ucu Patagonya’nın bir bölümü, Şili tarafında kalır. Diğer bölümüne sahip olan Arjantin’e koskoca bir sahil şeridi boyunca sarılmış, ip gibi ipince bir ülkedir Şili; kuzeyinde Atacama çölü, güneyinde And Dağları... Uçların ülkesidir; dünyanın en yüksek sıradağlar zinciri de, yaşanmış en şiddetli depremler de bu topraklarda görülür.

On bin yılı aşkın sürece Mapuçelere ev sahipliği yapan ve yüzyıllar boyu İnka Medeniyeti ve İspanya tarafından hüküm sürülen Şili toprakları, 1818’de Bernardo O’Higgins Riquelme önderliğinde, bağımsızlığa kavuşur. Ne ki, kazanılan bağımsızlık, büyük güçlerin Latin Amerika üzerinde kabaran iştahlarını dindirmez. 1970 yılında seçilen Devlet Başkanı Salvador Allende’nin demokratik; emek ve ulusal bağımsızlıktan yana politikası bir süre sonra Amerika Birleşik Devletleri yönetimini rahatsız eder. Sosyalist hükûmet, bakır yatakları başta olmak üzere endüstriyi kamulaştırmış, maaşları artırmış, geniş bir sosyal yardım kampanyası başlatmış, topraksız köylülere toprak dağıtmıştır. Ancak eski Amerikan Başkanı Eisenhower’ın domino teorisine göre, sosyalist bir ülkenin varlığı, diğer ülkeler için de potansiyel tehlikedir. Dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın “Bir ulus, komünizmi seçme sorumsuzluğunu gösterdiyse, buna seyirci kalacak değiliz” sözleri, ABD’nin olanlara bakış açısını özetlemektedir.

Salvador Allende'nin son fotoğrafı. Fotoğrafçı, ismini açıklamamıştı.

11 Eylül 1973 günü, Şili ordusunun uçakları parlemento binası La Moneda’yı bombalıyor, peşi sıra kara kuvvetleri harekete geçiyordu. Bombalama sırasında teslim olmaktansa devlet radyosundan konuşma yapmayı seçen Başkan Allende, bunun halkına son seslenişi olduğunu biliyordu; eğer bombalanan radyo kuleleri, “durgun sesini” onlara ulaştırabilirse tabii. O kanlı gün, istifa etmeyeceğini, insanların bağlılığını hayatıyla ödeyeceğini söyleyen Allende, “Onlar güçlü, biz haklıyız!” diyerek, ulusuna son kez yol gösteriyordu. 18 gün önce ordunun başına geçen Amerikan destekli General Augusto Pinochet’nin 17 yıl sürecek diktatörlüğü başlarken; Allende, Başkanlık Sarayı’nda son nefesini veriyordu. Altışar gün aralıklarla, Şili’nin en büyük sanatçılarından Victor Jara bilekleri kesilerek öldürülürken, zaten amansız hastalıkla pençeleşen Pablo Neruda daha fazla nefes alamıyordu. Darbe yönetimi boyunca binlerce kişi öldürülür, bir o kadarı kayıplara karıştırılırken on binlerce Şilili de hapsediliyor, işkenceden geçiriliyor, sürgüne gönderiliyordu. Ancak dezenforme edilmiş, korku içindeki Şili halkının büyük bölümü, Amerika’nın da her türlü ekonomik katkıyı sağladığı faşist liderine uzun yıllar boyunca destek veriyordu. Özgürlükçü kesimin sesi engellenmiş, Şili müziğinde Violetta Parra’nın temelini attığı “Nueva Cancion” akımının sürgündeki temsilcileri Inti-Illimani, Quilapayun, Illapu gibi müzik grupları ise mülteci olarak bulundukları başka ülkelerden Şilililerin özgürlük çığlığını dünyaya duyuruyorlardı.

1988 yılında yapılan referendumda Şili halkı, yüzde 56 gibi düşük bir oranla da olsa nihayet darbe hükûmetinin devamına “hayır” deyince, iki yıl sonra Hristiyan Demokratlar göreve geliyordu. Şili’de merkez-solun egemenliği, 2006’da bir kadın başkanın seçilmesiyle zirveye ulaştı. Boşanmanın 2004 yılında serbest bırakılacağı kadar muhafazakar bir ülkede; boşanmış, sosyalist ve dindar olmayan bir kadın olarak “bütün günahları üzerinde taşıyan” Michelle Bachelet’in -darbe döneminde annesiyle birlikte işkence görmüş, yine babasını işkencede kaybetmiş Michelle Bachelet’in- iktidara gelmesi, Şili’nin kat ettiği mesafeyi gözler önüne serse de, geçtiğimiz aylarda hükûmet el değiştirdi. Buna rağmen ülkenin yeni başkanı Sebastian Piñera, selefinin mevcut politikalarını sürdüreceğini açıkladı ve bu yolda ilerliyor.

Yaşadıklarıyla, tarihsel döngüsüyle; Türkiye’yle büyük benzerlikler yaşamış bir ülke Şili. Ancak bu uzun ince Latin Amerika ülkesi her ne yaşamışsa, buradakinden biraz daha yoğun yaşamış. Acısı daha yakıcı olurken, çığlığı da daha gür çıkmış. Bugün Şili’yi Pinochet’nin ülkesi olarak da görmek mümkün, Allende’nin de. Bir Neruda şiiri okuduktan, Inti-Illimani’den bir özgürlük türküsü dinledikten, bir Isabel Allende romanı okuduktan sonra; ikinciden başka seçenek kalmıyor.

ŞİLİ’DE YENİ ŞARKI

Şili Ulusal Stadyumu

Bir klişe hâline gelmiş olmasaydı, futbolun asla sadece futbol olmadığından başlayabilirdik belki söze. Şili, futbol ve Dünya Kupası deyince, akla maalesef Zamoranolardan, Salaslardan, 62’deki üçüncülükten önce, Şili Ulusal Stadyumu’nda yaşanan acı hatıralar gelmekte. Şili’deki askeri darbe sonrası toplama kampı olarak kullanılan stadyumda 40 binden fazla tutuklu, işkence ve tacize maruz kalmıştı. Orada bulunan halk ozanı Victor Jara, gitarıyla “Venceremos” (Kazanacağız) derken, binlerce tutuklu, tutkuyla kendisine eşlik ediyordu. Uyarı olarak parmakları kırılan Jara, ıslıkla şarkısına devam edince dili ve bilekleri kesilmiş, ardından kurşuna dizilmişti. Yaşananlardan kısa süre sonra, Kasım 1973’te ise, stadyum unutulmaz bir maça sahne olacaktı. Sovyetler Birliği ve Şili, golsüz geçen ilk maçın rövanşında karşı karşıya gelecekler, tur atlayan takım Dünya Kupası’na yol alacaktı. Maça on gün kala Sovyet Futbol Federasyonu FIFA’ya çektiği telgrafta, sporcularının “ Şilili yurtseverlerin kanıyla bezenen bir stadyumda spor karşılaşmasına çıkmayı reddettiğini” belirterek karşılaşmanın tarafsız bir sahaya alınmasını talep etti. Stadı inceleyen FIFA heyeti, bu isteğe “çimlerin futbol oynamaya elverişli, saha ölçülerinin teknik standartlara uygun ve tribünlerin düzenli ve temiz” olduğu gerekçesiyle olumsuz yanıt verdi. Sovyet ekibi geri atmadı ve 21 Kasım günü, Şili Ulusal Stadyumu’nda bir utanç tiyatrosu sahnelendi. Şilili “futbolseverler” ile dolu tribünler önünde sahaya çıkan 11 futbolcudan dördü paslaşarak topu kaptanlarına bıraktılar ve her anlamda ofsayt bir golün ardından “rakip takım” santra yapamayınca maç tatil edildi. Böylece Şili, 1974 Dünya Kupası’na katılmaya hak kazandı. Sormak gerek; turnuvadaki oynadıkları ilk maçın, Şili Ulusal Stadyumu’na hem yapım aşamasında, hem de daha sonra yaşanacaklarda ilham veren Berlin Olimpiyat Stadyumu’nda olması mıydı kaderin cilvesi, bu karşılaşmada Şilili Caszely’ye, Doğan Babacan tarafından kupa tarihinin ilk kırmızı kartının gösterilmesi mi, yoksa Şili’nin turnuvayı galibiyetsiz kapatması mı?

Kendi ülkelerinde oynanan 1962 Dünya Kupası’ndaki üçüncülükten bu yana, tam 48 yıldır kupada galibiyet yüzü görmeyen Kırmızılar, maalesef tarihine bir başka kötü anıyı daha sığdırmışlardı. Yine bir Dünya Kupası eleme maçında, rakip bu kez Brezilya’ydı, hedef ise İtalya 90. Brezilya’ya beraberliğin de yettiği maçta Careca, 47. dakikadaki golüyle Rio De Janerio ile İtalya arasında bir köprü inşa ediyordu. İki gole ihtiyacı olan Şili takımı, yirmi dakika kadar şansını denedikten sonra bu köprüyü aşamayacaklarını anladı ve önceden planladıkları oyunu sergilemeye koyuldu. Daha sonra Playboy’a soyunan Rosemary De Mello’nun sahaya attığı meşale, Şili’nin efsanevi kalecisi, ülkesinde çocuklara örnek gösterilen güven sembolü Kaptan Roberto Rojas’ın yanına düştü ve yere yığılan kaleci, eldivenlerinden çıkardığı küçük bir bıçakla kendisini kanlar içinde bıraktı. Şili sahadan çekilip maç tatil edilse de, kameralar Sao Paulo forması giyen kalecinin foyasını ortaya çıkarınca Şili evdeki bulgurdan da oldu ve bir sonraki kupadan da diskalifiye edildi.

Hep kötü anılardan bahsedecek değiliz; ancak dedik ya, 48 yılda Şilililerin övünç duyacağı bir başarıya da ulaşılamadı. 1998’de zaman değişmiş, Şili sempatik bir takım hüviyetine bürünmüştü. Marcelo Salas ve Ivan Zamorano’dan oluşan öldürücü hücum setiyle Şili, turnuvanın en büyük sürprizini yapmaya adaydı. Eğer gruptaki ilk maçlarında, İtalya karşısında 2-1 öndeyken hakem son dakikalardaki saçma penaltıyı çalmasa, Roberto Baggio “bu kez” fileleri bulmuş olmasaydı… Üç beraberlikle gruptan ikinci olarak çıkıp Brezilya’yı geçemeyi başaramayan Şili’nin, 2010’a kadarki son Dünya Kupası serüveni de bu olmuştu. Peki, 48 yıldır galibiyet yüzü görmeyen Kırmızılar, bu kez başaracak mı? Belki üç puanı bir arada görecekler, ancak gruptan çıkma yolunda şansları hiç de kolay değil.

2002 yılında Arjantin’in başında başarısız bir Dünya Kupası serüveni geçiren Marcelo Bielsa, buna rağmen hiç şüphesiz Şili için umut vadeden bir teknik adam. Artık unutulmaya yüz tutan 3-4-3 dizilişiyle takımını sahaya çıkaran Arjantinli, Güney Amerika Elemeleri’nde Brezilya’dan yalnızca bir puan eksik alarak Güney Afrika biletini kazandı. Üç savunma oyuncusuyla kalesini savunan ve Medel, Jara, Ponce üçlüsünün yeterliliğine, birinci sınıf kalecilerine rağmen bu başlıkta çok da dirençli bir ekip olmayan Şili, hücum hattında ise Humberto Suazo, Alexis Sanchez gibi golü pratikleştiren oyunculara ve Matias Fernandez desteğine sahip. “Matigol”, duran top becerisiyle takımını bir koza daha sahip kılarken, hemen arkasında bir başka genç yıldız Arturo Vidal, takımın iki yakasını bir araya getirebilmek için var gücüyle çalışıyor. Tüm parçalar birleştiğinde ise Şili’nin bize bol gollü doksan dakikalar vadettiğini söylemek yanlış olmaz. Buna karşın Bielsa’nın, “biz kendi oyunumuza bakacağız” diyen teknik adamlardan olmadığını, rakibi analiz edip taktiksel değişiklikler yapmaktan kaçınmadığını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Gruptaki ilk maçında Honduras önünde favori olacak Şili, öncelikle bu karşılaşmada kazaya mahal vermemek zorunda. Sonrasında gelen İsviçre maçı kilit olacak, ancak son derece etkili kanat oyuncularına sahip olan İsviçre’yi üçlü defans kurgusuyla durdurmaları zor görünüyor. Bielsa’nın bu maçta B planı olan 4-2-1-3’e başvurması beklenebilir. Hazırlık maçlarında bunun ipuçlarını aldık. Karşılaşmadan çıkacak olası bir beraberliğin, son maç gününde Honduras’la oynayacak İsviçre’ye yaraması daha muhtemel. Bu durumda, ikinci tura yetecek skoru bilerek maça çıkacak olan İsviçre, Şili – İspanya mücadelesinden de beklediği haberi alacaktır. Dolayısıyla ilk maçta çarpıcı bir skor alınamaz ise eğer, Bielsa’nın takımı İsviçre karşısına galibiyet için çıkmalı ki, şu güzel takım turnuvaya ilk turda veda etmesin. Fernandez, Vidal, Jara, Sanchez, Medel, Isla gibi genç yıldızlarla Şili, futbolundaki “nueva nancion” (yeni şarkı) dönemini başlatmış durumda. Dileyelim, Neruda’nın “Umutsuz Bir Şarkı” sına benzemesin.


İkinci Adam: Kardeşimsin Alexis!

Esas oğlandan şüphe yok. İyi servis edilirse Suazo grup maçlarında gol krallığı listesindeki yerini sabitler. Peki ya servisi yapacak olan kim? Bir çeşit Franck Ribery, Alexis Sanchez. 1.68 boy, öldürücü hız, akıl almaz bilekler, 21 yaş… Tam şu vakitlerde müthiş bir form grafiği yakalamış durumda. Serie A’nın son bir buçuk ayında beş golle en golcü oyuncular arasında yer alırken, Dünya Kupası öncesi hazırlık maçlarında da Şili’nin en başarılı ismi oldu. Zayıf yapısının kendisine engel teşkil edeceği yorumlarına maruz kalan Sanchez, İtalya’da, Udinese’de başarılı olabildiğine göre fiziği problem olacak gibi görünmüyor. Yalnızca bir Arjantin Ligi yıldızı olmadığı belliydi, bunu artık gösterdi. Zayıf lig yeteneklerinin bir üst seviyeye geçtiklerinde yaşadığı “bal yapmayan arı” sendromunu artık aştı. Daha başarabileceği çok şey var. Bu turnuvanın ardından, belki de yıllarca onu konuşacağız. İmkansız değil.

Hücumları Kadar Varlar, Belki Biraz Daha Ötesi

Savunma hattı ofansif, orta sahası defansif oyunculardan kurulu Şili, iki bölgede dengeyi kurabilir mi bilinmez, ancak takımın hücum gücüne diyecek söz yok. Merkezinde Gerd Müller, Tanju Çolak, Mario Jardel kabilinden “gol adam” Afonso Alves’i barındıran üçlü forvetin sağ ve sol taraflarında forma giyen isimler değişiyor. İstikrarsız ama patlayıcı forvet Orellana, tam da Dünya Kupası öncesi formda bir görüntü çiziyor. Şili’nin finallere kalmayı garantilediği Kolombiya maçını da oyuna sonradan giren Jorge Valdivia ile birlikte döndüren isim oldu; bu anlamda Bielsa’nın kendisine Palermovari bir vefa göstermesi beklenebilir. Pır pır forvet dediğimiz cinsin gelecekteki en başarılı temsilcilerinden biri olmaya aday Alexis Sanchez’in olmadığı bir kadro da düşünülemez, en azından doğru olmaz. Bu üçlünün arkasındaki Matias Fernandez de, Şilililerin en güvendiği oyuncuların başında geliyor. Fernandez, elemelerde en çok forma giyen dördüncü oyuncu olarak ilk on birin banko isimleri arasında yer alıyor. Farklı özelliklerde ancak birbirine yakın potansiyellerdeki oyuncular
arasında bakalım Bielsa’nın tercihi nasıl olacak?


Kişisel 11 / 4-3-3

Claudio Bravo: Bu sezon Gimnastic’li meslektaşına attığı frikik golüyle Sociedad’a üç puan getiren Bravo, asıl görevini de yerine getiren, kesinlikle üst düzey bir kaleci. İkinci Lig’den çok daha iyi yerlerde olmayı hak ediyor ve Kupa onun için iyi bir fırsat.

Jara: 24 yaşındaki oyuncu, Şili savunmasının en önemli ismi. Her ne kadar Şili futbolu üçlü savunma ekolünü benimsemişse de, West Bromwich’ten sağ beke yerleşen oyuncu, milli formayla da bu görevi yerine getirebilir.

Pablo Contreras: Tecrübeli oyuncu son dönemde forma bulamıyor ama tecrübe iyidir, gereklidir.

Waldo Ponce: Sağ bekte de forma giyebiliyor ama Jara’ya oranla boyu daha uzun, tekniği de daha zayıf. Stoperde değerlendirilmeli.
Rodrigo Tello: Ofansif futbola yatkın Şili’nin sol bekinde Tello, daha düz bir oyuncu olan Cereceda’ya tercih sebebidir. Beşiktaşlı, zor anlarda üçlü savunmaya geri dönülerek ileride de kullanılabilir.

Gary Medel: Geldik zurnanın zırt dediği yere. Tamam göze hoş gelen futbol, tamam hücum anlayışı, hepsine tamam. Ancak Arjantin’de “yılın futbolcusu” ve“yılın orta saha oyuncusu” sıfatlarını isminin başına eklemiş adamı da stoper oynatma be kardeşim! Pitbull lakaplı Medel, çift yönlü orta sahanın kralıdır.

Arturo Vidal: En total futbolu Şili oynuyor olsa gerek. Vidal de en total futbolcu. Sağ ve sol bekler, açıklar, stoper ve orta saha göbek. Hepsinde görev yaptı Vidal, elemeler boyunca. Oysa ki koymak gerek orta alanda Medel’in yanına. Üst düzey bir çift yönlü orta saha oyuncusunu, sıradan bir stopere evirmenin alemi yok!

Mauricio Isla: Yine çok farklı bölgelerde kullanılmış bir isim, Isla. Kupanın ikinci günü, yirmi ikinci yaşına girecek. Udinese’de çıktığı son yedi lig maçında beş asist yaptı ve oldukça formda. Elemelerde çok az oynadı ama yedek kalırsa, yeteneğine yazık olur.

Matias Fernandez: Villarreal’de, potansiyelinin çeyreğini bile gerçekleştiremedi. Geçtiğimiz yıl transfer olduğu Sporting’de ise toparlanmayı bildi. Milli formayla ise hep iyiydi. Dünya Kupası, Fernandez’in kariyerini belirleyecek ve hâlâ genç olan yıldız oyuncu, her şeyini ortaya koymaya hazır olmalı.

Alexis Sanchez: Hazırlık maçlarında yaptıklarını turnuvaya taşısın, biraz da şansla çeyreği bile zorlayabilir Şili. Zorlamakla kalır, ayrı mesele.

Humberto Suazo: Gol makinesi. Başka söze gerek var mı?


Bielsa’ya Açık Mektup

Sevgili Bielsa,

Başarılı bir teknik adamsın. Bir dünya kupası görmüş, ikinciye yol alıyorsun. İlkinde, turnuvanın favorisi Arjantin’i rezil ettin. Ortega’sı, Veron’u, Batistuta’sı, Crespo’su ve diğerleriyle taş gibi takımdı o takım. Babam bile şampiyon yapardı. Sen gittin gruptan çıkaramadın. Aslında iyi de oldu, yoksa yarı finalde bizim takımla eşleşecektin. Her neyse. Sonra gittin Olimpiyat Şampiyonu oldun, Copa America’da final yaptın vesaire ama yetmedi tabii.

Şimdi Şili’desin. Yalan yok iyisin, hoşsun, başarılısın. Güzel de top oynatıyorsun, bak ben zevk alıyorum şahsen. Ama sayın hocam, total futbol ayağına şu oyuncuların yeriyle bu kadar fazla oynama. Adamların kafası karışacak. Tamam herkes birbirinin görevini yapabilsin falan da Dünya Kupası dediğin dört senede bir kere geliyor. Görüntüyü netleştir, anteni sabitle. En azından şu turnuva bitene kadar.

Vidal’i, Medel’i; stopere koyma. Tamam orada da iyi oynarlar ama orta sahada daha iyiler. Hele üçlü defans yapacak isen, sakın ha deneme bile! Savunman ofansif, orta sahan defansif, ben ne anladım bu işten. Oynama kardeşim, oynama şu takımla. Bak ben yazdım 11’i sana, sen yorulma. Zaten B planın da var mı yok mu belli değil. Karizma desen zaten sıfır. Bence futbolu bilmiyorsun güzel kardeşim.

Sağlıcakla;


Abi – Kardeş El Ele, Hep Beraber Çeyreğe

Genç bir kadroya sahip olan yeni jenerasyon Şili’de, disiplinsiz davranışlarından dolayı federasyondan aldıkları 10 maçlık ceza sonrası forma bulmakta güçlük çeken Tello ve Contreras’ın da yokluğunda 29 yaşındaki Afonso Alves hem en başarılı hem de yaşı en fazla oyuncu olarak takıma liderlik ediyor. Partneri Alexis Sanchez ise çaylak olarak başlayacağı turnuvadan, takımının başarı durumuna göre yıldız olarak çıkabilir.


İsviçre, sana sesleniyoruz:

İspanya’ya sözümüz yok. Lider de olur, turnuvayı da kazanır; kendi ellerinde. Ancak İsviçre, Şili ve Honduras’ın arasından kolayca sıyrılırım diye düşünürse, yanılır. Tabii umuyoruz ki böyle düşünsünler. Bir sistem takımı da olsa seyir zevki vermekten uzak İsviçre yerine çekici ve heyecan veren futboluyla Şili’yi turnuvada ilerlerken görmek keyifli olacaktır.


Bunları Biliyor Musunuz?

  • Efsane Marcelo Salas, futbol hayatını noktalamadan, elemelerin ilk dört maçında oynadı ve iki gol attı.

  • Şili, FIFA Dünya Sıralaması’nda geçtiğimiz aylarda 13.’lüğe kadar yükseldi, şu anda 18.

  • Şili yedek kulübesinde Valdivia, Mark Gonzalez, Orellana gibi skoru değiştirebilecek oyuncular var.

  • Elemelerde 53 oyuncudan yararlanan Bielsa’nın takımında, 19 farklı isim gol attı.

  • Şili, Mayıs ayında yaptığı 5 hazırlık maçının 4’ünü gol yemeden kazandı.

İyi & Kötü Senaryo

Şili için mümkün olan en iyi senaryo, ne yazık ki ikinci tur. Ötesi mümkün değil. H Grubu’nu en iyi ihtimalle ikinci sırada bitirecek olan Şili’nin bir sonraki turda karşısına çıkacak ekip, muhtemelen Brezilya olacaktır. Plaselerin de Portekiz ve Fildişi Sahili olduğunu düşünürsek, zor dostum zor…

Kötü senaryo ise, 48 yıllık galibiyet hasretini yarım asırdan fazla bir zamana taşımaları olacaktır. Bunu hak etmiyorlar, mümkünse gerçekleşmesin!

20 Haziran 2010

Devrimin Peşinde: Meksika

Önce açıklama. Mayıs ayının sonuna doğru, NTVSpor.Net'te yayınlanacak bir proje için YDYD Ekibi ağırlıklı olmak üzere blog ve gazete yazarlarından oluşan bir kadro, bir araya geldik ve 32 takımı paylaştık. Ben Meksika ve Şili'yi üstlendim, çeşitli nedenlerden sevdiğim ülkeler oldukları için. Fikir geç atılmıştı ortaya, zamanımız dardı. Turnuva öncesinde hazırlıklarımızı bitirmeyi başardık ve sitenin açılmasını beklemeye başladık. Ancak teknik arızalar nedeniyle maalesef bu açılış oldukça gecikti. Kendi adıma elbette isterdim ki turnuva öncesi yazdıklarımı paylaşabileyim. Bir tahminim gerçeğe dönüştüğünde, bir tek insanın dahi aklının bir köşesine yazıyı düşürebilmek, çok mutlu edici olabilirdi. Bu seferlik olmadı, bilmiyorum bundan sonra ne derece yararlı olabilir ancak epey emek vermiştik, hep beraber. Site dün açıldı. Yazıların bir kısmına hâlen ulaşılamıyor. Dolayısıyla ben de birçok arkadaşım gibi, yazıları buraya da eklemek istedim.

Şunu da söyleyeyim merak eden varsa eğer, bu sayfadaki içeriğin büyük bölümünü oluşturan Galatasaray'a dair bu aralar içimden hiçbir şey yazmak gelmediği için, sayfa güncellenmiyor. Beni tekrar yazmaya itecek yoğunlukta duyguları tekrar ne zaman hissedebilirim, şimdilik tahmin edemiyorum. Umarım yakın zamanda daha sık görüşmeye başlarız. Herneyse; Meksika yazısı aşağıda, Şili yazısını da kısa süre sonra ekleyeceğim. 9 Haziran'dan sonra yazılarda hiçbir değişiklik yapmadığımı söylemek zorunda hissediyorum kendimi, maalesef. Küçük bir klavye sürçmesini ayrı tutarak...


Devrimin Peşinde: Meksika

Kocaman şapkalı, bıyıklı, yanında kaktüs, uyuyan bir adam… Dünya üzerindeki milyarlarca insana Meksika’nın çağrıştırdığı ilk imge bu. Nasıl ki Türkiye denildiğinde deve, fes ve dansöz kıyafetleri, Kolombiya denildiğinde suç, uyuşturucu, mafya üçgeni geliyorsa, öyle. Yani bir efsaneden ibaret. Kiminin içinde bir nebze doğruluk payı bulunsa da, insan zihninin genelleme kolaycılığının kurbanı yanılsamalar… Meksika insanı hakkında söylenecek ilk sözlerden biri, çalışkanlıkları oysa ki! Bir diğeri ise tarihlerine olan bağlılıkları. Aztek geçmişinden iz taşıyan bayrakları da bu konuda başlı başına bir kanıt. Rivayet, Azteklerin şahin ve kartallarla iletişimleri olduklarını söyler. Aralarındaki bir evcilleştirme ilişkisi değilse de, sürekli birlikte dolandıklarını. Bu insanlar, Aztek mitolojisine dayanarak, ana evlerinin, kaktüs üzerine tünemiş bir kartalın yılanı yakaladığı yer olduğuna inanırlarmış. Çok uzun yıllar hükûm süren göçebe hayat tarzı, bir gün gölün ortasındaki bir kara parçasında bahsi geçen kartalla karşılaşınca sona erer ve bugünkü Aztek başkenti Tenoktitlan, yani bugünkü başkent Meksiko’nun temeli atılır. Bayraktaki kartal, işte bu kartaldır.

Sıcakkanlı, sosyalleşmeyi seven; yabancılara ilgi, yakınlık ve misafirperverlik gösteren insanlardır Meksikalılar. Doğrudur, acıyı ve yalnızca ülkelerinde bulunan mavi agavdan yapılma tekilayı severler ama bir o kadar da futbolu. 17 Yaş Altı Milli Takım Şampiyonaları bile ülkece izlenir. İşbu nedenledir ki Giovani dos Santos, beş yıl önceki şampiyonadan bu yana neredeyse bir milli kahramandır. Öyle sevilir futbol. Ancak komşu kıtadaki Arjantin ve Brezilya’daki gibi bir sevgi değildir bu. Ne fanatizm vardır ne de holiganizm. Futbol bir yaşam tarzı değil, her şeyden güzel bir eğlencedir Meksikalılar için. Şampiyonluk maçında dahi iki takım tribünleri karışık oturmakta, taraftarların bir bölümü ise özgür iradeleriyle, içinde polis barındırmayan stattaki her iki kale arkasında, yandaşlarıyla toplanmaktadır.

Meksika denince akla bir de Zapatistler gelir elbet; ve Subcomandante Marcos. "San Fransisco’da bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir zenci, San Ysidro’da bir Chicano, İspanya’da bir anarşist, İsrail’de bir Filistinli, San Cristobal sokaklarında bir Maya yerlisi, Meksiko’nun teneke mahallesi Neza’da bir çete mensubu, folk müziğinin kalesi Ulusal Üniversite’de bir rocker, Almanya’da bir Yahudi, Savunma Bakanlığı’nda bir uzlaştırıcı, Soğuk Savaş sonrası çağda bir komünist, ne galerisi ne müşterisi olan bir sanatçı... Bosna’da bir barışçı, Meksika’nın herhangi bir kentinde bir ev kadını, grev yapmaya asla yeltenmeyen sendika CTM’de grevci, başkaları için kitap yazan bir gazeteci, gece saat 10’da metroda yalnız başına bir kadın, topraksız bir köylü, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci, serbest piyasacılar arasında bir muhalif, ne kitabı ne okuyucusu olan bir yazar ve tabii Güneydoğu Meksika dağlarında bir Zapatist” olan Marcos… Ve de onun kendisini “Subcomandante” olarak adlandırmamasının nedeni, Baş Komutan Emiliano Zapata elbette.

Zapata, 1910 yılında Meksika Devrimi’ne önderlik etmişti. Meksika’nın İspanyollara karşı bağımsızlığını ettiği yıl ise bundan tam bir asır önceydi; 1810. Yıl 2010, Tekilacılar bu kez devrim için kendilerine bir başka yol, bir başka kol belirlediler. Ve bugüne kadar en fazla sekiz adım kadar yaklaşabildikleri kupayı çok, çok istiyorlar. Evet, belki imkansızı istiyorlar ama tarihsel döngünün gerçekleşmesi için bile desteklenebilir Meksika, bu turnuvada. Bu kadar mı tarih düşkünü, efsane yaratma peşinde koşan gençleriz? Hayır! Kupa’yı kazanmaları durumunda tüm dünyaya bedava tekila dağıtma potansiyeline sahip bir halka sahip oldukları için istenir Meksika’nın şampiyonluğu! Ağzının tadını bilen, yemekten anlayan insanların ülkesi olduğu için de istenir. “Aşkımız renklere, sizlere değil” diyenler nezdinde, “Tricolor” için tutulur Meksika. Kocaman şapkaların moda olması için, Meksika dalgası için, Frida Kahlo’nun ruhunun bari şad olması için desteklenir. Gençler şampiyonalarından çok sayıda isme güvenip forma verdikleri için, futbolun güzelliği için, Giovani dos Santos’un bonservisini almakta gecikenler için, Hugo Sanchez’in hatırı, De Nigris’in hatırası için; bu turnuvada Meksika desteklenir.

Karışım Problemi

2005'te 17 Yaş Altı Dünya Şampiyonası'nı Kazanan Meksika Takımı

1986 Dünya Kupası’nda Meksika adına forma giyen Javier Aguirre, ülkesinin başındaki ikinci döneminde ikinci Dünya Kupası’na çıkıyor. Aguirre yönetimindeki toplam 50 maçında yüzde 64 gibi başarılı bir galibiyet oranına ulaşan Meksika, belki de 86’dan beri ilk kez bu kadar iddialı. Bu iddianın perde arkasında yatan en önemli gerçek ise, hiç şüphesiz sistemli altyapı çalışması. 2005’te 17 Yaş Altı Dünya Şampiyonası’nda kupayı kaldıran Meksika, iki yıl sonra kesişim kümesi zengin bir kadroyla 20 Yaş Altı Dünya Kupası’na da katıldı. Aguirre, bu iki ekipten Moreno, Juárez, Barrera, Vela, Giovani dos Santos ve Xavier Hernandez’i bugün A Milli Takım ile Dünya Kupası’na götürürken; bu jenerasyonun oyuncularına zaman içerisinde Barcelona, Arsenal, Manchester United gibi takımlarda rastlamak da mümkün oldu.

Genç oyuncuların yanı sıra, Meksika’nın iskeleti çevreleri gençlerle sarılmış tecrübeli isimlerden de kurulabilir. Defansta Kaptan Rafael Marquez, orta alanda Torrado ile Blanco ve ileride Franco’yu aynı anda sahada görmemiz olasılık dâhilinde. Ancak hazırlık maçlarından aldığımız intiba, Marquez’in orta alanda, Blanco’nun ise hücumda kullanılacağı yönünde. Tecrübeli, kariyer sahibi oyuncularla yeni dönem yeteneklerinin bileşkesinden oluşan savunma hattına karşın oldukça kısıtlı bir orta saha rotasyonuna sahip Meksika, lider oyuncusu Marquez’i bu bölgede kullanarak hem merkezini sağlamlaştırmayı hem de oyuncunun Barcelona’da bu sezon edindiği maç eksiğinin en fazla hissedilebileceği bölge olan stoperde daha güvenli kalmayı hedefleyecektir. Ancak kimin oynayacağını tahmin etmek güç, çok sayıda alternatif var. Moreno, Juarez, Aguilar gibi genç oyuncuların kenarda tutulması ve sağda Stuttgart’lı Osorio, solda PSV Eindovhen’ın istikrarlı ismi Salcido, tandemde ise aynı takımdan Rodriguez ve Guadalajara’dan Magallón’un oynatılması en yüksek ihtimal gibi görünüyor. Kalede ise bir sürpriz yaşanmazsa Club America’nın genç kalecisi Guillermo Ochoa, ilk kez dünya sahnesine çıkacak ve hakkında söylenenler kadar olup olmadığını herkese gösterecek.

Meksika orta sahasına baktığımızda, Rafa Marquez ile birlikte Gerardo Torrado’nun yeri garanti. Bu iki tecrübeli isme eşlik edecek oyuncuyu ise sistem belirleyecek. Aguirre’in takımı, zaman zaman 4-4-2, zaman zaman ise 4-3-3’ün varyasyonlarıyla sahaya çıkıyor. İlk durumda sağ kanatta Giovani dos Santos, sol kanatta ise Guardado isimleri öne çıkacak, ancak savunma güvenliğinin ön plana çıkarılacağı bir Fransa maçında örneğin, Aguilar ya da Juarez’den birinin orta sahada kullanımı mümkün olacaktır. 4-3-3’te karar kılınması hâlinde ise en avantajlı isim Castro olsa da, Juarez plasesi yine beklenebilir.

Aguirre’in taktik dizilimde yapacağı seçim, takımın hücum hattında da belirleyici olacak elbette. 2 ya da 1+1 forvetli bir Meksika’da Carlos Vela ve taze Manchester United’lı Javier Hernandez’in forma giymesi beklenirken, yaşlı kurtlar Blanco ve Franco’nunda kendileri için en kötü ihtimalle maçın ilerleyen bölümlerinde sahaya sürüleceği öngörülebilir. 4-3-3’te ise santrfor pozisyonunda yine Hernandez ya da Blanco oynayacak, kanatlarda Vela, Guardado, Giovani, Medina gibi isimler forma şansı bekleyecektir.

En nihayetinde, Meksika güçlü ve dengeli bir kadroya sahip. Sağlam bir defans hattı, tecrübeli defansif orta alan oyuncuları ve teknik becerisi yüksek, hızlı hücumcularıyla çok yüksek bir potansiyelleri var. Avrupa’nın önemli kulüplerinde forma giyen Vela, Guardado, Hernandez ve Giovani dos Santos gibi genç oyuncuların aynı anda sahada yer alabileceği 4-2-3-1 ya da ona yakın bir diziliş, Marquez ve Torrado’nun futbol bilgisi, birinci bölgedeki oyuncuların tecrübesiyle birleşince, ortaya en iddialı takımları dahi tedirgin edecek bir karışım çıkıyor. Üstün formları ve sahip oldukları kazanma alışkanlığı da cabası. Onları saf dışı etmek isteyecek ekiplerin gününde olması gerekecek ve Meksika, kesinlikle ilerleyebilir. “Basklı”, kabına sığmayan genç jenerasyon ile tecrübeli eskilerin dengesini iyi kurabilirse tabii.

İkinci Adam Portresi: Javier Hernandez


(Biz yazarken, bu sahne henüz yaşanmamıştı tabii.)

Rafael Marquez’in lider oyuncu olarak en kritik rolü üstleneceği Meksika’da Avrupa’nın önemli takımlarında oynayan Carlos Vela, Giovani dos Santos ve Andres Guardado üçlüsü de adlarından çok söz ettirebilir. Takımın ileri ucunda forma giymesi beklenen Javier Hernandez ise futbolun taşrasından iştirak edeceği Kupaların Kupası’nda kendisini tüm dünyaya tanıtmayı hedefleyecek.

22 yaşındaki Hernandez, Meksika’da bu yıl Chivas formasıyla Apertura ve Clausura’da 28 maça çıktı, 21 gol attı. 1.70’in biraz üstündeki boyuna karşın golün her türlüsünü atma yeteneğine sahip, belki penaltı hariç! Milli formayla resmi siftahı olmayan “Chicharito”, 2009’un Ekim ayından bu yana çıktığı hazırlık maçlarında ise 12’de 7 ile oynadı. Bu performansa kayıtsız kalmayan Sir Alex Ferguson da işi çabuk bitirdi ve Hernandez, Dünya Kupası sonrası Manchester’ın yolunu tutacak. Rooney, Berbatov, Owen, Macheda ve Welbeck’in arasından sıyrılmak, tabii ki ilk etapta çok zor olacak Hernandez için. Ancak Dünya Kupası’nda kendisini gösterecek şansı bulacağına kesin gözle bakılıyor. Genç oyuncu eğer bu şansı değerlendirebilirse önümüzdeki sezonki işlerini de kolaylayacak; yok olmazsa, yerini on ikinci adama, Blanco’ya bırakacak.

Kuvvetli Mevki: Hücum

Evet, Meksika dengeli bir takım ve multifonksiyonel oyunculara sahip. Evet, kalede kendisinden önce ünü Meksika sınırlarını aşan Ochoa, savunmada en verimli çağlarındaki Avrupa futbolcuları, hemen önlerinde alanda Marquez gibi bir dev ile Torrado gibi bir top hırsızı var. Ancak Meksika, güç dengelerinin hayli karışık olduğu A Grubu’ndan çıkıp yoluna devam edecekse kanatlardan Guardado ve Giovani dos Santos akacak, onlar yorulunca hazırlık maçlarının parlak ismi Medina ya da genç Barrera devreye girecek, Vela hem onları yedekleyecek hem en uçta gol arayacak, Hernandez sezon içindeki formunu kupaya taşıyacak ve ihtiyaç duyulduğu anda yaşlı kurtlar Blanco ve Franco olaya el koyacak… Bu ihtimallerin büyük oranda gerçekleşmesi hâlinde Meksika, durdurulması çok güç bir takım olacak.

Kişisel 11 / 4-2-3-1

Guillermo Ochoa: Superman misali, tek yumrukla bir köşeden diğerine uçan adam! Eksileri elbet var ancak artıları çok daha fazla. Meksika, yalnızca onun için dahi takip edilebilir. Hırs dolu, güzel kalpli “Memo”, turnuvadan sonra da nihayet Avrupa’nın baş altı takımlarından birine yol alır.

Ricardo Osorio: Oaxaca’dan Stuttgart’a uzanan bir yolun yolcusu Osorio, kariyeri boyunca sürdürdüğü istikrarıyla Meksika için vazgeçilmez bir isim. Biz neden vazgeçelim?

Jonny Magallón: Meksika dışına taşmayan kariyerine rağmen milli takımının her zaman önemli bir oyuncusu. İlk kıtalararası deneyiminde de ülkesine güven vadediyor.

Francisco Rodriguez: Uzun boyuyla geçilmez, uluslararası tecrübesiyle vazgeçilmez.

Carlos Salcido: Ülkesinin en iyi sol beki, PSV’de tandemi kurduğu Rodriguez ile milli takımda komşu mevkilerde, yine uyum içinde mücadele verecektir.

Rafael Marquez: Orta alanda hem önsezisiyle top kesecek hem müthiş zekâsıyla oyun kuracak hem de duran topları ustaca kullanacak. Takımının kaderi, en çok onun elinde.

Gerardo Torrado: Marquez, onun çaldığı topları ileriye servis edecek. Meksika’nın görünmez kahramanının değeri, birçokları için turnuvanın top hırsızları kategorisinde zirveye oynadığında anlaşılacak. Yahut maç kaçırdığında.

Giovani dos Santos: Takımın en büyük potansiyele sahip oyuncularından birisi. U17 ile 2005’te, U20 ile 2007’de yaptıklarıyla heyecanlandırdı. Çocuk yaştan bu yana gelişimini takip ettiren sempatik yıldızı bir de bu seviyede izlemek, Galatasaraylılar haricinde tüm dünya için büyük zevk olacak.

Andres Guardado: Bacary Sagna, Siboniso Gaxa ve Maxi Pereira uyku problemi yaşıyormuş diye duyduk.

Carlos Vela: Uzun mesafeli şutlarıyla, topla dikine ilerleyişiyle, bitiriciliğiyle Meksika’ya mutlaka gol getirecektir.

Javier Hernandez: Dünya onu henüz tanımıyor. Tanışmaya az kaldı.

Teknik Direktöre Mesaj

Basklı Sana Söylüyorum Anlayan Anlasın!

Javier Efendi… Elemelerin ortasında geldin hazıra kondun, şimdi Dünya Kupası’nda gövde gösterisi yapacaksın. İyi antrenör olsan Atletico’dan kovulmazdın. 2006’da da Maxi Rodriguez’den o golü yemezdi takımın. Bak, sen gittin Atletico kırdı zincirlerini, Avrupa’da kupa kazandı. Yolda Meksikalılar soruyor, “Ne olacak bu Meksika’nın hâli Atahan Abi?” diye. Verecek cevabım yok. Var da, dilim varmıyor. Ben Dr. Atahan Altınordu ve Altınordu Analiz Ekibi, son teknoloji programlarımızla seni iyice inceledik ve ipliğini pazara çıkardık. Galibiyet serisi falan hikâye, Eriksson’un mirasını yedin. İsveçliye karşı, Meksika halkına karşı mahçupsun di’ mi Aguirre? Çek ellerini Meksika’nın üzerinden. Adamsan, bak adam değilsin demiyorum, adamsan, turnuvadan sonra gider pazarda havyar satarsın.

İlgimizi çektikten sonra, biraz da ciddi olmak gerekirse; Javier Aguirre, Nisan 2009’da takımın başına geçmesiyle beraber başlattığı reform hareketine karşın zor anlarda hep tecrübeli oyuncularına sarıldı. Blanco, Franco, Palencia, Pardo gibi oyuncular zaman zaman şans buldu. Özellikle Blanco’ya turnuvada da çok iş düşecek gibi görünüyor. Aztek Kralı, Hakan Şükür’ün 2008 Avrupa Şampiyonası öncesi yaşadıklarını 2006’da yaşamış ve kadroya alınmamıştı. Geride bıraktığımız dört sene içerisinde milli takımı bıraktığını da açıklayan 37 yaşındaki oyuncu, 98 ve 2002’nin ardından üçüncü kez Dünya Kupası deneyimini yaşayacak. Hem santrfor hem de forvet arkası oynayabiliyor, tecrübesiyle takıma güven veriyor, abilik ediyor ama bu yaşta bir oyuncuyu oynatmak için bunlar bir yere kadar geçerli gerekçeler. Javier Aguirre, belki yine zor anlarda bu usta oyuncudan ya da Franco’dan medet umabilir ancak lütfen birinci planı bu olmasın. Blanco 21’indeyken, yaş ortalaması 28, en genç oyuncusu 25 yaşındaki Meksika’nın Dünya Kupası kadrosuna alınmamıştı. Giovani, Vela, Guardado ve Hernandez bugün o yaşlardalar ve önlerindeki en az üç kupaya damga vuracak potansiyele sahipler. Javier Aguirre, planı tersten kurarak bu oyuncuları ikinci plana atar ve kurtarıcı rolünü onlara biçerse kaybeden Meksika olur.

Rakiplere Mesaj

Üç kez gününde olacak bir Meksika, renksiz ve iç karartıcı Fransa takımını da, donanımlı kadrosuna karşın takım kimyasında sorun yaşayan Uruguay’ı da, ev sahibi avantajı ve vuvuzela kozuna karşın potansiyeli sınırlı Güney Afrika’yı da altına alır, 5 ila 7 puanla grubu lider bitirir.

Bir Arada Oynamadan İkili Olmak

Meksika’nın başarılı olmak için, takımın abisi Blanco ve çaylağı Hernandez’den iyi bir ikili yaratmaya ihtiyacı var. Muhtemelen olağanüstü hâl durumları dışında aynı anda sahada bulunmayacak olan iki oyuncudan Hernandez rakip savunmayı kendi nefes alışverişlerini duyacak kıvama getirdikten sonra, son dokunuşu onun yerine oyuna girecek Blanco yapabilir.

Bunları Biliyor Musunuz?
  • Meksika’yı, elemeler süresince üç ayrı teknik adam çalıştırdı: Jesús Ramírez, Sven-Göran Eriksson ve Javier Aguirre

  • Son 12 resmi maçta bileği bükülmeyen Aguirre’nin takımı, hazırlık maçları da dahil son 26 maçında ise yalnızca geçtiğimiz ay içerisinde İngiltere ve Hollanda’ya ve geçen Eylül’de yalnızca Meksika Ligi’nde oynayan futbolculardan kurulu takımıyla Kolombiya’ya mağlup oldu.

  • Elemelerde 18 farklı oyuncusuyla gol bulan Meksika’nın, bayrağındaki renk sayısını aşan bir golcüsü yok.

  • CONCACAF takımları arasında turnuvaya en çok katılan takım, 14 kez ile Meksika. Üst üste beşinci kez finallere kalan Kuzey Amerika ekibi, son dört turnuvanın tamamına ikinci turda veda etti.

  • Meksika, kendi ülkesindeki son hazırlık maçında, Aztek Stadyumu’na gelen 108 bin kişi tarafından uğurlandı.

İyi & Kötü Senaryo

İlk bakışta anlaşılmasa da, kupanın en zor gruplarından biri A Grubu. Bir önceki kupanın finalisti, yıldızlarla dolu Fransa; turnuvanın en güçlü hücum hatlarından birine sahip, yıldızlarla dolu Uruguay ve evsahibi Güney Afrika. Bu yılki organizasyonla beraber “Vuvuzelacılar” olarak anılacak olan ev sahibi ekip en zayıf halka gibi görünse de, 2002’nin Güney Kore’sinden daha zayıf değiller ve Dünya Kupası tarihinde gruptan çıkamamış bir ev sahibi yok. Hatta bilanço, B Grubu’ndan çıkacak takımlar için de korkutucu: Altısı mutlu sonla biten sekiz final, dörder yarı ve çeyrek final, yalnızca iki kez ise son 16. Uruguay, turnuvaya katılmak için baraj maçı oynamak zorunda kaldıysa da, şöyle bir kadrosuna bakıldığında turnuvada 20 günü geride bırakmamaları için tek neden, ikinci turdaki olası bir Arjantin eşleşmesi olabilir. Fransa ise, her şeye rağmen Fransa. Her şey nedir? Raynold Domenech, zevk vermeyen futbol, elemelerdeki kötü performans, hazırlık maçlarında alınan şok skorlar, 2002’de sürpriz denilenin 2008’de tekrarlanması… Ancak dedik ya, Fransa her şeye rağmen Fransa ve son Dünya Kupası’nı penaltılarla kaybettiler.

Her şeyin mümkün olduğu, bu denli dengeli bir grupta hiçbir sonucun sürpriz olarak değerlendirilemeyeceği açık. Tüm takımlar ilk ve son sırada yer alabilirler. Bu durumda Meksika için en kötü senaryodan söz etmek anlamsız. En iyi senaryo ise, turnuvada olması gereken İrlanda’nın yerine haksız bir şekilde Güney Afrika’nın yolunu tutan Fransa’yı ilk iki sıranın dışında bırakacak şekilde grubu lider tamamlamaları olacaktır.