11 Nisan 2010

Oradan Buradan

Frank Rijkaard geldiğinden ve sezon başında bunun etkilerini gördüğümüzden beri; beni yazmaya iten, motivasyonumu o derecede yükselten az olay oldu. Onlarda da alışkanlığın kaybolmasının etkisiyle ya sessiz kaldım, ya kendi kendime yazdım, ya da mail gruplarında. Neyse, şu anda epey doluyum. Girizgâhı da kısa keseceğim o yüzden. Muhtemelen toparlayamayacağım pek, parça parça olacak... Böyle olsun bu seferlik.

Kötü durumdayız. İşler hiç istediğim gibi gitmedi. Düşündüğüm gibi olmadı. Sezon başında bu tabloyla karşılaşabileceğimizi biliyordum, ama o güzel başlangıçtan sonra emin olmuştum şampiyonluktan. Olmadı. Ha, olmadı diyorum ama tam şu anda başlayan maçta Bursaspor kazanamazsa, tekrar da inanabilirim. Ruh hastası olacağız sonunda. Ama Sivas maçıyla birlikte çektiğim televizyon fişini, az önce yerine taktım; ne yapayım? Son ana kadar inanacağım, hiç mantıklı gelmese de.

Fenerbahçe maçıyla, içimden çok parça koptu. Aklımın ipleri de koptu. Söyleyecek çok şey var ama galiba artık zamanı değil. Şunu söyleyeyim, maç bittiğinde şampiyonluğa hâlâ inanıyordum ama sevinilecek bir şampiyonluk asla olmayacaktı benim için. Sivasspor maçının son dakikasında yediğimiz gole de zerre kadar üzülmedim. Başka duygular olarak çıktı o üzüntü benden. Stres de değil. Sinir ve sıkıntı diyebilirim. Çünkü hayatımda hiçbir golün atılacağından bu denli emin olmamıştım. Türkiye Kupası'ndan elenmemizin suçlusu olan Rijkaard, bu maçtaki sonucun da sorumlusuydu, bana göre. Bu sezon hangi maçta geriye çekildiysek gol yedik. Manisa'sıydı, Belediye'siydi, Sivas'ıydı... Hak ettik. Çıkan kadro için bir şey söyleyemiyorum, vardır bir bildiği hocamızın. Çok konuda da böyle diyorum. On yıl ayrılmasa keşke, güvenim hiç sarsılmadı bugüne dek. Ama bu sezon çok başarısız bir yönetim gösterdiğini görmek gerek.

En başta da söylediğim gibi, bu öngürülebilir bir gelecekti sezon başı için; ama bu muhtemel sonucun bir arkaplanı da olmalıydı. Bir şeyler öğrenmeliydi Galatasaray bu sezon. Ancak çok uzun süredir, ileride kullanmak üzere bir şeyler biriktirmeyi bıraktık. Bu sezonki cefa, önümüzdeki senelerin sefasının bedeli olmadı yani. Daha küçük şeyler için, büyük bedeller ödedik. Türkiye'de başarı istikrara bakar, dolayısıyla önümüzdeki sezonun Rijkaardlı Galatasaray'ı bu kez çok daha güçlü ve iddialı olacaktır; ancak ben bugün daha farklı bir noktada olmayı bekliyordum. Puan durumunda değil, sahada.

Herneyse. Demek ki düşündüğümüzden daha yavaş ilerleyeceğiz. Ancak hâlâ üzerinde konuşulacak bir "sabır" kavramı da var. Hakkını verelim, taraftar büyük oranda yeminine sadık kaldı. Hatta sırf yemin ettiği için, adı Rijkaard olduğu için hiç eleştirmeyenler, yeminimi bozdum ulancıları azınlıkta bıraktı. Tabii o da yanlış ama şimdi benim söylemek istediklerim farklı. Sabrımızı yine çok doğru dağıtmıyoruz gibi geliyor bana. En azından medya tarafından dahi oluşturulmuş olsa, bir "Elano'yla olmuyor" yargısı var. Bana mı öyle geliyor, bilmiyorum. Bugün Sabah gazetesinde "Elano'yla olmayacağını anlayan Galatasaray Yönetimi, Gattuso ruhlu oyuncuların peşine düştü." haberi var. Gerçeği yansıtıyor olabilir, ihtimal veririm. Oysa ki Elano, yanında Gattuso'yla oynarsa zaten ondan da çok parlar. Yanında Mustafa Sarp'la, Mehmet Topal'la, Ayhan'la, Barış'la oynarkenki hâliyle değerlendiremeyiz Brezilya Milli Takımı'nın ilk 11 oyuncusunu. Ki, ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu hatırlamamız için orada oynuyor olması da gerekmiyor.

Elano, Dünya Kupası'nı düşünüp kendini sakınarak oynuyor olabilir; buna ihtimal veririm. Aslında böyle bir durumda düşüneceğim tek şey, gitmesi gerektiği olurdu. Ancak son yıllarda Türkiye'deki futbolcu tipolojisini daha iyi anladığıma, daha yakından tanıdığıma inanıyorum. Ve gerçekten ilkeli davranıldığında Galatasaray'da ilk 11'i dolduracak futbolcu kalmayacağına... Dolayısıyla kabul etmek gerek galiba bunları. Futbolcuyu büyütmemek yeterli, sadece takımı sevmek. Elano kendisini riske etmiyor demiyorum, ihtimal üzerine konuşuyorum sadece. Ve öyle olsa bile, ki ben olduğunu düşünmüyorum, önümüzdeki sezon Elano'yu kadroda görmek istiyorum. İyimser bakmak zorundayım çünkü. Elano kalitesinde futbolcuları çok nadir getirebiliyoruz Galatasaray'a, dolayısıyla ondan alacağımız performansı da sonuna kadar kovalamalıyız. Ben aynı adamı Manchester City'deyken "Ah keşke böyle bir futbolcumuz olsa" diyerek izlediğimi de biliyorum. Olunca, farklı bakmamak gerek işte.

Elano bu sezon aynı performansı başka takımda gösterip, yazın Galatasaray'a transfer edilse kimse çıkıp da bir önceki sezon ne yaptığını sorgulamazdı. Herkes en yüksek performansına ulaşacağını varsayardı. Ama o düşük formu Galatasaray'da gösterince bunun adı gitsin oluyor. Onun adı da transfer çılgınlığı. Duyguların mantığı bastırdığını, bu örnek çok net bir şekilde ortaya koyuyor bence. Ama bir taraftarın böyle düşünmesi normal. Önemli olan, yönetici konumunda bulunanların farklı düşünebilmesi. Umarım düşünürler. Elano, önümüzdeki sezon kendi ayarında yeni bir oyuncunun transferden çok daha yararlı olacaktır. Çünkü kalitesinin üstüne, bir de takımı tanıma vasfını ekledi. Yani, yanında doğru oyuncularla oynadığında yeni bir Lincoln örneği bizleri bekliyor olabilir. Ben buna inanıyorum. İnanmalıyım da.

Benzer düşüncelerin sonucunda, Giovani ve Caner'in de bonservislerinin kesinlikle alınması gerektiğine inanıyorum. Bu söylediklerim Jo için geçerli değil. Çok kaliteli bir futbolcu ama Fenerbahçe maçından sonra alem yapan adamın karakter problemi olduğuna inanıyorum. Böyle düşünmenin, geri kafalılık falan olmadığı üzerine saatlerce konuşabilirim. Leo Franco'nun Atletico maçından sonra beş dakika sahada kalıp tüm rakip oyuncuların elini sıkması da kabul edilemezdir benim gözümde, ayıptır. Pekâlâ gidip o tebrik faslını içeride de gerçekleştirebilir. O şekilde yapsa centilmenlik olur, bu şekilde taraftara saygısızlık.

Jo demişken, akşam Diyarbakırspor maçı var ve birtakım protesto hazırlıkları... Bu protestolardan nasibini alacakların başını da Jo çekiyor. Bir de Arda! Bu noktada yazıyı sonlandırmak zorundayım, çünkü bunun üzerine ne söylenebilir bilmiyorum. Bir sürü noktada da kendimi frenlemem gerektiğine inanıyorum. Ama bir önceki maçta "Büyük Kaptan" tezahüratı yapıldı bu adama. Bugün Galatasaray Ruhu yok, paranın peşine düşmüş deniyor. Bir önceki sene "Paris Hilton yakışır sana" deniyordu, bugün sinema kapatsın deniyor. Kim bağırıyor, neden bağırıyor; çok önemli sorular bunlar. Cevabını burada aramayacağım. Beş dakikalık sessiz protestonun ne kadar bayat ve yavan olduğu da bambaşka bir konu. Ve ben bu konulardan çok sıkıldım. Nefret ediyorum; akşam maç var ve şu anda maça gitme fikri beni öyle strese sokuyor, öyle içimden gelmiyor ki anlatmak zor. Ama yine de gideceğim. Hatta başka bir tribüne gidecektim bugün ama vazgeçtim, sırf Büyük Kaptan Arda Turan diye bağırmak için Kapalı'da olacağım. Daha önce bu şekilde hiç bağırmadım, çünkü o tezahürat da yanlış, erken, çok erken. Zaten futbolcuya çok nadir tezahürat yaparım, Arda'ya da en son Kalli dönemindeki Sivasspor maçında haksız yere protesto edildiğinde bağırmıştım böyle yürekten.

Pek yazıya benzemedi ama içimi dökmüş olayım, bir nebze. İhtiyacım vardı. Üzgünüm.

Bursaspor maçında dakika 75 oldu, skor hâlâ 0-0. Hani olmaz ya, tüm maçlarımızı kazanırsak kayıtlara "herhangi bir şampiyonluk" daha geçirebiliriz, mümkündür. Bayağı da iyi gelir her şeye rağmen.

Herneyse işte, yine. Galatasaray'da her şey düzelir; bazı şeyler, bilmiyorum...

6 ekleme:

Great White dedi ki...

Dos Santos' un bonservisi hakikaten denildiği gibi 5-6 milyon avro cvarında geziyorsa ve GS' ye kazandırılabilme imkanı varsa (Yani kendisi de ikna edilebiliyorsa) bence bu sezon hala elde edebilmeniz muhtemel olan şampiyonluk kadar önemli bir kazanım olur açıkçası..

Bu arada Bursa gene iki puan bıraktı. Akşam GS kazanırsa gene bumerang misali dönebilirsiniz lige :)

Spooky dedi ki...

İçimizi dökmeye hepimizin ihtiyacı var. O yüzden yazı olmadı falan diye düşünme bence.

Bu yorumu maç öncesi yazmış olsam Jo'yu protesto edenleri anlayabilirim derdim. Sonuçta tatsız bir durum var hep haftalar boyu süren parti haberleri, karakolluk olmalar falan hem de Fenerbahçe maçından sonra. Bunu biraz olsun anlayabiliyorum ama futbolcuyu maçın içinde ıslıklamak kabul edilebilir değil. Yapanları da Galatasaray'ı anlamamakla suçluyorum yaptıkları protesto başka kulüplerin genlerinde var. Oturup düşünmeliler bence.

Arda'nın sinema olayına gelince de protesto edecek ne var ben onu da anlamadım. Sorun bende sanırım. Bunun biraz da kazanılan parayla da etkisi var sanırım. Normal şartlarda futbolcunun kazandığı para taraftarı rahatsız etmemeli. Arda'nın da taraftarı rencide edecek bir hareketi olmadı. Arda'nın kazandığı parayı kazanıp sevgilisine jest diye gofret alacak varsa ona da saygı duyuyorum.

Galatasaray gelecek sene daha iyi olacaktır ama ilk tökezlemede ıslığa başlayan taraftar o stadı haketmiyor. Tribündekilerin büyük bölümü de 14 sene bekleyen taraftar değil rica ediyorum bunları bıraksınlar.

Spooky dedi ki...

"Ruhla olsa A.Bilbao şampiyon olurdu" demiş Bülent Timurlenk. Futbol tarihi de kavgalı futbolcuların şampiyon yaptığı takımlarla doludur. Ruh işini aşmamız lazım. Doğru tanım geleneklerine bağlılık olmalı herhalde. Futbolcuları gelenekleri anlamamakla suçlayan taraftarlar Galatasaray'da olmayan işlere imza atıyor.

14 sene şampiyon olamayan takımın kaptanının Fatih Terim olduğunu hatırlatmak lazım bunlara.

Ulema-i rezil-i rüsva: Spor yazari (veya skoru yazan) dedi ki...

Bu akşam Galatasaraylılık duruşunu sergileyen ''NUMARALI TRİBÜNE''Sarı-Kırmızı sevgi ve saygılarımı gönderiyorum...

scapula dedi ki...

Bundan sonra ben de oradayım...

nusret dedi ki...

Atahan,

"Türkiye Kupası'ndan elenmemizin suçlusu olan Rijkaard..."

Burada "suçlusu" kelimesi yerine "hatalısı" kelimesini kullanmak daha uygun olurdu.

Senin de "hatalısı" anlamında kullandığını düşünüyorum.Ama,şık durmuyor,bu haliyle.