01 Şubat 2010

Dibin Dibi

Şu anda mutlu olmalıyım belki. Rakibimin düştüğü hâle bakıp kendi hâlime şükretmeliyim. Gülmeliyim, eğlenmeliyim bir iki sene daha "Kabare Beşiktaş"ı izleyeceğim için. Duruma bu şekilde bakmak, beni kötü insan yapmaz. Taraftarlığın ruhunda vardır bu; rakibinin kötülüğünü istemek. Böyle de olmalı hatta; rakibin ne kadar kötüyse sevdiğin renkler o kadar iyi gözükür çünkü dışarıya. Dolayısıyla, Yıldırım Demirören'in seçilmesi olumsuz hiçbir duygu yaşatmamalı bana. Sonuca, malumun ilanına bakıp bakıp oh olsun demeliyim.

Yapamıyorum. Yıldırım Demirören'in seçimi çok rahat bir şekilde kazanacağını, bizzat seçim ekibinden birinin ağzından duymama rağmen, hayal kırıklığı yaşıyorum. Bu bakış açısına sahip olamazdım belki, Özhan Canaydın dönemini yaşamasaydım. Ama yaşadım. 6 senelik bitmek bilmez bir çilenin tam ortasındaydım. Umudumu kaybettiğim anlar oldu. Dahası, bu anlar kronikleşmişti artık. Galatasaray'ın olduğu yerde umut bitti bitecekti. Bir şekilde kurtulduk. Mevcut yönetim, hayalimdeki Galatasaray Yönetimi değil belki; ama Galatasaray'ı yönetilebileceği en iyi şekilde yöneten, son derece başarılı bir ekip. İçinde bulunduğumuz futbol ortamında olabilecek yönetimlerin en iyisi. Dolayısıyla, bugün bu konuda içim rahat. Bu şekilde devam ettikçe, ben ütopik düşüncelerimi belki bir elli sene daha içimde yaşatmaya hazırım.

Hayatım boyunca yerel ya da genel seçimlerde oy kullanacağımı tahmin etmiyorum. Çıkarsa inandığım bir adam, suya yazı yazar bağımsız adaya oy atarım belki. Kötünün iyisini seçmek bana göre değil çünkü. Yarın oy attıklarımın yapacaklarında vicdanım sızlamasın isterim. İçim rahat olsun isterim. Ama eğer ki Galatasaray Kongre Üyesi olabilseydim, 2006 seçiminde Özhan Canaydın'ın karşısında kim olursa olsun, oyumu ona atardım. Kim olursa olsun. Aklınıza gelecek en uç örnek kabulümdür. Çünkü hiç kimse daha kötü yönetemezdi kulübü. Kimse daha küçük düşüremezdi Galatasaray'ı. Dibe vurmuştuk, daha ötesi yoktu. Varsa da, Galatasaray'a bu kadar kötülük yapan bir adama tekrar güvenoyu vermekten iyiydi. O sene Yiğit Şardan çıktı aday olarak. Hakkında hiçbir fikrim yoktu; ama eşi, çocuğu ne kadar istiyorsa onun seçilmesini ben de o kadar istiyordum. En uç örnek dedim ya, mevcut kongre bünyesinden bahsediyorum elbette, Turgay Kıran da olsa aynı şekilde isterdim. Yarın ona da muhalefet ederdim, ama oyumu da verirdim. Galatasaray'ı mahveden adam gitmeliydi, sonrasına bakardık. Farkındayım, bir çelişki var, aynı bakış açısı siyasi seçimlerde de geçerli olabilir; geçerlidir hatta. Buna da Galatasaray'ı daha çok sahiplendiğim için der geçerim. Kaldı ki, geçen sefer onun da istisnasını yaptım. Bir daha yapacağımı tahmin etmiyorum sadece.

2006 Mart'ında Özhan Canaydın tekrar Başkan seçildiğinde, Galatasaray'la ilişkim kalmamıştı. Sahadakini izlemek, onunla sevinip onunla üzülmekten bahsetmiyorum; onlar her zaman bakidir elbette. Ama kulüp, benim kulübüm değildi. Ele geçirilmişti. Onlar da benim kulübüm olduğunu iddia etmiyorlardı zaten, sürünün içinde bir koyundum onlar için. Kendileri de çobanlarımız... Bilmiyorlardı ki o 1616 kişi, asıl sürüydü de kendi çobanlarını kendi iradeleriyle seçiyorlardı. Bu yapı bugün de değişmiş değil, aynı insanlar orada. Ali Sami Yen'e gelmeyen, gelmeyi geçtim maçları izlemeyen, Galatasaray yayınlarını takip etmeyen, yani "Galatasaraylı" olmayı yalnızca bir statü olarak gören insanlar hâlâ orada; ki bu Galatasaraylılık da bizim bildiğimiz Galatasaraylılık değil elbette. Sadece koyun demek biraz eksik aslında, kendi çıkarları için de seçtiler abilerini. Herneyse. Bunları konuşmanın zamanı değil şimdi. Mart ayında belki, ki görünen o ki ihtiyaç olmayacak.

Dayanamıyor insan o kabus dolu günlerin konusu geçince iki laf etmeden. Burası da serbest bir alan, planın dışına çıkmamın bir sakıncası yok. Ama şimdi konuya dönmüş olayım. "Özhan Canaydın vs kim olursa olsun" eşleşmesinde ikinci kişinin tarafında olduğumu söylememin nedeni, bugün yaşananlar elbette. Koskoca Beşiktaş camiası, tüm zamanların en kötü başkanının karşısına çıkara çıkara Murat Aksu'yu çıkarabildi. Murat Aksu, Beşiktaş'a yakışan bir başkan değil elbette. "Beşiktaşlı duruşu" denilen şeyin çok uzağında. Ama bugün sandıktan çıkan isim o olmalıydı. İyimser olup bir şeylerin düzeleceğini umarsak, iki sene sonra çok kötü duygularla yollar ayrılmalıydı ama bugün de aynısı Yıldırım Demirören'in başına gelmeliydi işte. Ortaya çıkan sonuç, "taraftar ne derse desin, biz durumdan memnunuz" olmamalıydı. O taraftar ki kulübün gerçek sahibi. Olmasa hiçbiriniz olmaz. Ki, Beşiktaş'tan söz ediyoruz.

Bugün Serdar Bilgili'nin gidişi sorgulanmaya başladı. Muhtemelen hep sorgulanıyordur da, bugünlerde gündem gereği bu konuşmalar yoğunlaştığı için ben görüyorumdur. Serdar Bilgili de Beşiktaş'a yakışan bir başkan değildi. Başarılıydı, ancak gerçek bir Beşiktaşlının hayalindeki başkan da olmamalıydı. Değildi de zaten ve bahane ettiği küfürlerle gönderilirken kimsenin sesi öyle çok fazla çıkmamıştı. Utandırmıştı çünkü Beşiktaşlıları. Bugün "Serdar Bilgili kalsaydı..." deniyorsa, bu Serdar Bilgili'nin Beşiktaş'a yakışan adam olmasından değil; Beşiktaş'ın artık dibin dibini görmesinden kaynaklanıyor. Zamanında bizim gördüğümüz gibi. Bu nedenle, Murat Aksu dahi olsa umutların bağlandığı kişi, bu tavrı haklı buluyorum.

O kara günlerde, Özhan Canaydın için "Geç bir altı sene de Fenerbahçe'yi yönet, eşit şartlarda yarışalım" diyorduk. Bugün dileğim, Beşiktaş'ın bu Yıldırım Demirören illetinden önümüzdeki üç seneyi beklemeden bir şekilde kurtulması ve rakibimi güçlü bir şekilde karşımda görmek. Okuyan Beşiktaşlı dostlarım olursa, kızmasınlar "Biz bu hâlimizle bile şampiyon olduk, söz söylemek size düşmez." diye. Biz de olduk, kastettiğim o değil. Benim Galatasaray'a o günkü aidiyetimle, bugünkü aidiyetim farklı. Bugün Beşiktaşlılar için de durum bu; kimbilir kaç Beşiktaşlı kombine kırıyor... Kastım bu. Samimiyetle, bu çilenin bitmesini diliyorum. Tabii burada iş taraftara düşüyor diye bitirilebilirdi. Ama "Hangi taraftar?" sorusu geliyor oturuyor insanın aklına. Gerçek taraftarın sesi çıkmıyor, çıkamıyor, çıkarılmıyor. Sesleri internet ortamında sıkışıp kalıyor. Sesi çıkanlar da... Yok işte birbirimizden farkımız. Dün hepsini biz yaşadık, bugün onlar. Yarın tekrar ibrenin bize dönmeyeceğini kim söyleyebilir? Bu yüzden üzülüyorum işte. Benim yaşadıklarımı, bizim yaşadıklarımızı başkaları yaşamasın istiyorum. İstiyordum. Ama gördük ki daha bitmemiş çileleri. Yeterdi, hakikaten yeterdi.

Şu fotoğraflara bakın. Herkes gülüyor. Hepsi gülüyor. Bu insanlar Beşiktaş'ı temsil ettikleri iddiasında. Ama Beşiktaşlı ağlıyor. Ner'den baksan tutarsızlık, ner'den baksan ahmakça...

5 ekleme:

Koray Özdemir dedi ki...

Son cümleyi tamamlayacaksak: Başımız belada. Seçim sonuçlarına ben de çok üzüldüm, bir Galatasaraylı olarak. Demirören'in başkan olması Türk futbolunu daraltmaktan başka bir şey yapmıyor. Artık en az bir on yıl daha GS, FB'den başka şampiyon görmez bu ligler...

Beşiktaş'ın başkanı İbrahim Altınsay olmalı. Ancak o zaman belini doğrultabilir kulüp.

Ve bir de kötü haber: Bildiğim kadarıyla BJK kongreleri iki değil, üç yılda bir yapılıyor.

scapula dedi ki...

Koray,

Teşekkür ederim. Düzelttim.

Spooky dedi ki...

İbrahim Altınsay'ın da başarılı olamayacağını düşünüyorum ben... Kulüpçülüğün futboldan anlamak dışında çok daha acımasız ve belki de standart ahlak değerleri dışında yönleri var. Sorun aslında Demirören-Canaydın-Yıldırım örneklerinin dışında. Aziz Yıldırım'a değindim zira o da kulübe cebinden yaptığı katkılarla kongre atlattı. Canaydın da altına imza atıp kefil olduğu borçlarla konuşuldu ama Galatasaray biraz daha farklı özellikleri nedeniyle sadece takdir edilen bir hamle oldu bu. Kongre zamanında "Lise" imdadına yetişti.

Taraftarlar ne derse desin bu iş kongrede oluyor ve esas sorun sanıyorum bu. Rijkaard'ın gelmesi, futbol ve basketbol takımına yapılan transferler, amatör şubelere yatırım, TT Arena sorunun halledilmesi kime sorsanız seçimin garanti olduğunu söyletir ama öyle olmuyor. Rijkaard geldikten iki ay sonra kongre için kulisler, lobiler başladı.

Sanıyorum dernekler yasasıyla bu iş olamaz. Ayrıca bu camiaların milyonlarca insana mal olduğunu da kabul etmek gerek. Galatasaray'ı ayrı tutuyorum ama Beşiktaş halk takımıdır. Fenerbahçe şöyle takımdır demek işi saçma mecralara çekmek oluyor. Galatasaray da ise taraftarlar ile genel kurul'un bir şekilde buluşması lazım. Deliği tıkamalıyız diyen adamlarla bu olmaz. Ayrıca duyduklarım Ali Dürüst aday olursa Galatasaray'ın Avrupa, Lig şampiyonu olması durumunda bile seçilebileceği yönünde. Bunu hiçbir şekilde açıklayamayız.

Fotoğraf altına dönersek; "Herkes gülüyor. Hepsi gülüyor. Bu insanlar Beşiktaş'ı temsil ettikleri iddiasında. Ama Beşiktaşlı ağlıyor."

Ben buradaki insanların samimi şekilde Beşiktaş'ın hayrına çalıştıklarına inanıyorum ama güç/hırs işin içine girince Beşiktaş'ın üstüne çıkabiliyor kongre oyunları. Yetersizliğinin farkına da varamıyor insan. Bine yakın insanı üye yaptığı, derneklerin her isteiğine boyun eğdiği söylenen bir adam kendine hizmet eder orası açık. Sorunlu kısım bunu Beşiktaş'ın hayrına yaptığına inanması.

wonderkid dedi ki...

18 yaşındayım ama ilkokuldan beri Galatasaray'ın iç-dış-hazırlık-Avrupa-kupa maçlarının hepsini izlerim.Hafta sonu olan maçın heyecanını hafta içinden yaşarım.Ama Canaydın Döneminde' maçın olduğu gün rakibin kim olduğunu öğrenirdim.Şu an benim gibi takımına düşkün Beşiktaşlı arkadaşlarımında durumunun aynı olduğunu görüyorum.O çaresizliği yaşamak hakikaten zordu.

Olay sportif başarı değil -hangimiz başarı için sevdik ki zaten- olay bu adamların bu insanların arma sevdasını anlamayıp,taraftarı yok sayıp kulübü küçük düşürmesidir.

Velhasıl,Beşiktaşlı arkadaşlara Allah sabır versin diyelim.Allah kurtarsın..

UçanTekme dedi ki...

yazık, beşiktaş'ı beşiktaş gibi görmek ister bu bünyeler, iyi ve güçlü bir rakip olarak.

yeter demirören, geçtim beşiktaşlıları, onbinlerce galatasaraylı bile sana yeter diyor, basmıyor mu kafan?