Polemik yaratmak değil niyetim. Sadece şaşkınım ve şaşkınlığımı paylaşıyorum. Bunu yapmak için de, üstünden yola çıktığım yazının yorum alanını değil, burayı seçtim. Açıkçası o yazının altına bir şey yazmak gelmedi içimden...

Sözünü ettiğim, Ekşi Beşiktaş'taki "Şaibesaray / Galatasaray" başlıklı yazı. Öncelikle başlıktan başlamalı herhalde. Spor, artık bloglardan takip ediliyor diyoruz. Yüzlerce, binlerce insan gazetelerin yalan dolan, hesap ve çıkar dolu sayfaları yerine blogları takip ediyor. Deniyor ki, burada gerçek sporseverler, gerçekten hissederek ve özenerek son derece kaliteli yazılar çıkartıyorlar ortaya. Ekşi Beşiktaş da bu şartları sağlayan bir site bana göre. Hiç şüphesiz, futbol blogları içerisinde en başarılılarından biri. Peki nedir bu başlık? Şaibesaray, Eziktaş, F5, 6S, 7B, 8JK... Bu mudur yani? Fanatik, Fotomaç deyip bel altı vurmayacağım. Ama bu mudur jargon? Yakışık alıyor mu?

Cemal Nalga vakası hakkında fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Gerçekleştiği dönemde ne kadar utanç verici bir hadise olduğunu sadece ben değil, fanatizmden gözleri kararmamış bütün Galatasaraylılar yeterince vurgulamıştı. Hepimizin istediği, Galatasaray'ın ligden çekilmesi ve önümüzdeki sene altyapıdan yetişen genç sporcularıyla en alt kademeden tekrar yola koyulmasıydı. Ve yalnızca birkaç yıl sonra Galatasaray ahlakını özümsemiş bir ekiple de geri dönmesi.

Galatasaray ahlakı dedik, bu noktada fanatik zihniyetler bir mola verip, "ne ahlakıymış efendim, Şaibesaray ahlaksızlıktır" mealinde düşünceler içerisine giredursunlar; biz devam edelim.

Skandalın ardından, Galatasaray Yönetimi takımı ligden çekmedi ve üzüldük. Belki kendilerince haklıydı bu kararı verenler de. Gerekçeleri vardı: Çok büyük ekonomik yük, oyuncuların düşeceği durum, Galatasaray adının zedelenmesi... Ama aslında durum tam tersiydi. Galatasaray adı, ahlaksızlıkla yan yana geldikten sonra ancak bu şekilde zedelenmezdi. Yücelirdi hatta; açık ve net. Kulüpten yapılan duyuru, sorumluların görevine son verilmesi ve olaydan haberi bile olmayan Yiğit Şardan'ın istifası da doğru adımlardı; ancak sonuncusu hariç her kulüp de aynı duruşu sergileyebilirdi. Radikal olunamadı. Ve kaderimiz, Federasyon'un ellerine bırakıldı. Kendi cezasını kendisi vermeliydi oysa Galatasaray. Hem de en büyüğünden.

Basketbol yönetmeliklerini bilmiyorum. O yüzden birçok kişi gibi atıp tutmayayım. Ama vicdanımın yönetmeliklerinde işlenen suçun cezası küme düşürülmekti. Düşürülmedi Galatasaray ama verilen ilk ceza, bundan da ağırdı. O dönemde "Galatasaray düşmanı" olmakla suçlandı Federasyon. Direkt öldürmektense, süründürürek öldürmeyi tercih ettiler; denildi. Ne garip, bugün bu cezanın hakikaten çok saçma olan kısmı kaldırıldığında bu kez "Galatasaray uşağı" oldu aynı Federasyon. İşte benim üzerinde konuşmak istediğim, bu bakış açısı. Sözümü sakınmayayım; acziyettir bana göre. Rengi sarı kırmızı, sarı lacivert, siyah beyaz ya da bordo mavi olmuş; ya da yeşil beyaz ya da herneyse. Acziyettir.

Belki yapabiliyorum, belki yapamıyorum ama her zaman için uğrunda çaba verdiğim bir şey var. Yüzde yüz objektif olmak. Kendi sahip olduğumuz gözlüklerle değerlendirmemek hayatı. Zor bir şey bu. Taraf olup da tarafsızmış gibi düşünebilmek; kolay iş değil. Ancak kendini kandırıyor olma ihtimalinin vereceği rahatsızlık herkesi bu zoru başarmaya itmeli. İtmiyor. Dünyayı bilmiyorum ama Türkiye'de herkes her şeye kendi penceresinden bakıyor. Buradan başlıyor diyemem ama Türkiye'deki bütün çözümsüzlüklerde bu özelliğimiz çok büyük rol oynuyor. Türk - Kürt, AKP - CHP ya da bilimum işe yaramaz parti; veyahut da Fenerbahçe - Galatasaray. Ne kadar sorun varsa, tek taraflı bakış açılarımız tarafından körükleniyor. Çözüleceği varsa da çözülmüyor yani. Kendi evinin önünü süpürmeyenler, mahalledeki pisliğe de değil, direkt komşu evin pisliğine lanet ediyor. Ve daha kötüsü görmüyor kendi pisliğini. Kandırıyor kendisini. Ve de en kötüsü; kandırdığının farkında bile değil. Acziyetinden haberi yok.

Herkes bir şeylerle gurur duyuyor bu ülkede. Türk olmaktan; İstanbullu, İzmirli, Kayserili, Erzurumlu, Sivaslı olmaktan; Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Bursasporlu, Ankaragüçlü, Sarıyerli olmaktan; Müslüman olmaktan; çalıştığı yerden, mevkisinden, her şeyden... Bugüne kadar gittiğim her okulda, öğrencilerin büyük bölümü en iyi okulun onlarinki olduğu düşüncesinde oldu. Kadıköy Anadolu poları yaptırılmıştı da yüzlerce adam her allahın günü onu giyiyordu okul dışında. Gururluyuz hesabı. Okula gelince çıkarılıyordu çoğu. Komikti. Aynı kişiler bugün üniversiteleriyle gurur duyuyorlar. Bir yerde çalışanlar, çalıştıkları yerle falan duyuyorlardır herhalde.

Ki yine anlıyorum, zaman zaman gurur verebilir insana kendi başardıkları. Ama insan doğuştan sahip olduklarıyla gurur duyar mı yahu? Ne hakla duyabilir? Misal Türk olmanın nesiyle gurur duyulabilir? İngiliz olmayı biliyor musun da Türk olmaktan gurur duyuyorsun? Hayatının hiçbir döneminde Ganalı oldun mu? Veya düşündün mü Ganalı olmak nasıl bir şey? Onlar da gurur duyuyorlar. Neden? Bilmiyorum. "Kendini beğenme, büyüklenme, benlik, kibir" diyor TDK "gurur" için. Ben Türk olmak için ne yapmışım da olduğum için kendimi beğeneyim? İnsanın yaşadığı ülkeyi, insanını, gelenek ve göreneklerini, tarihini sevmesi başka, gurur başka.

Kendi adıma konuşayım. Kişisel değil toplumsal ilişki ve sıfatlardan söz etmek gerekirse; aidiyet duyduğum tek yapı Galatasaray. Hayatım boyunca Galatasaraylı olduğum için gurur duyduğumu düşündüm hep. Aslında gurur değildi hissettiğim, başka bir şeydi de gurur diyoruz biz ona. "Ne mutlu ki Galatasaraylıyım" diyorum, bunu da çok sık düşünüyorum ama bunun adı gurur mudur, tam emin değilim. Ayrıca uzun uzun konuşulabilir, ancak biz şimdilik gurur deyip geçelim.

Galatasaraylı olmaktan gurur duyulabilir. Beşiktaşlı olmaktan da. Ve haklı da olabilir bu gurur. Ancak yanlış saat, doğruyu da gösterebilir. Çoğunlukla böyle oluyor. Galatasaraylı olmaktan gurur duyan adam, diğer takımlara gönül gözüyle baktığı için o şekilde hissediyor. Gerçekleri görmüyor. Galatasaraylı olmaktan gurur duymak için, diğer takımlara da aynı hizadan bakmak, aradaki farkı görmek lazım. Beşiktaşlılık için de, aynı şekilde. Galatasaray'ın başka, Beşiktaş'ın başka özellikleri, başka farkları vardır gurur duyulacak. Ama önce bakmak ve görmek lazım. Bilinçsizce gurur duymak, saçmalıktan ibaret kalacaktır. Galatasaray ya da Beşiktaş, gurur duyulacak takımlar olsa da o duyulan gurur yanlış olacaktır.

Galatasaray'ı tanımak için, Fenerbahçe'yi de Galatasaray kadar bilmek gerek. Dahası, Galatasaray'ı bir de Fenerbahçeliden dinlemek gerek. Dinlemek, söylenenler üzerine düşünmek. Tek şart, karşıdakinin de gözünün fanatizm tarafından karartılmamış olması. Galatasaray'ı Galatasaraylıdan dinlemek, Türk'ün Türk'e propogandası dediğimiz şeyden öteye geçmez belli bir yerden sonra. Hepsini bilip, Galatasaraylılıkla yine gurur duymak... Asıl gurur işte o. Yan yana binalar var, biz birinin içerisindeyiz. En yükseğinin hangisi olduğunu içeriden görmek mümkün değil. Dışarıya çıkıp bakmadan anlaşılmaz. Dışarıdan, hepsine aynı uzaklıktan bakıp en tepede Galatasaray'ı görmek, içerideyken taşınacak en yüksek bina bizimki inancından çok daha anlamlı.

Türkiye'de her şey gibi spor da kirli. Başta futbol. Ben bu kirli düzen içerisinde Galatasaray'ın bembeyaz olduğunu asla iddia etmedim. Maalesef ki Galatasaray'dan da kirli adamlar geçti, geçiyor. Aksi mümkün mü ki? İnsanlardan öte insanlık değişmiş bir kere, 1905'ten bu yana. Galatasaray'ı yüz milyon kere dinlediysem doksan dokuz milyonu Galatasaraylılardandı. Yorum bölümü aşağıda, herkese de açık, kendisini "fanatik" olarak tanımlamaktan rahatsızlık duyan her takım taraftarından ricam, yazsın Galatasaray'ın geçmişte ya da günümüzde yaptığı yanlışlıkları. Söyleyin nedir "sizdeki şu Galatasaray nefreti"nin kaynağı? Değil tepki göstermek, teşekkür eder ve hemen araştırmaya koyulurum. "Ama sizin de Sinan Engin'iniz, Sergen'iniz, Alaaddin Çakıcı'nız vardı." demem. Ya da "Şaibesaray" başlıklı yazının yorumlarında olduğu gibi, "Şu takımdan da, şu takımı tutandan da nefret ediyorum." diyemem asla. Türkiye sporundaki kirliliklerin en büyük sorumlusu olarak gördüğüm Fenerbahçe için dahi böyle bir şey demeye dilim varmaz. Çünkü bir spor kulübü Fenerbahçe. Kirli insanların kirli anlayışlarını en çok bulaştırdığı kulüp olması, benim bir Fenerbahçeliden nefret etmeme neden olamaz.

Doğuştan gelmiyor belki ama çok küçük yaşta seçiyoruz takımlarımızı. Bu da bilinçli bir tercih olmuyor. Sonradan da değişmiyor. Ve bir Fenerbahçelinin de kulübünü sevmesi için çokça neden var mutlaka. Lefterler, Can Bartular var. İslam Çupi var. Biz Fenerbahçe'yi Aziz Yıldırımlardan, Ercan Saatçilerden, Selçuk Yulalardan, Ali Şenlerden, Güven Sazaklardan, Ömer Çavuşoğlulardan ibaret görmek istedikçe, başkaları da Galatasaray'ı Ergun Gürsoylardan, Fatih Altaylılardan ibaret görmek isteyecek.

Hepimiz tarafız. Ama tarafımız, gerçekleri görmemizi engellemek zorunda değil. Son dönemde etki alanını genişleten futbol blogları başka bir bakış açısını mümkün kılarken, biz bu anlayışı bloglara taşımayalım. Yazık olur. Ayıp olur. Oluyor...

41 ekleme:

Chao Grey dedi ki...

Ceza saçmaydı zaten. Kaldırılmasını hazmedenleri kınamam ama ben hazmedemedim. Dediğin gibi kendimiz vermeliydik cezamızı, hadi o olmadı madem bu ceza kaldırılmasaydı keşke. Ama yeniden söylüyorum, bunu normal karşılayan Galatasaraylı'yı da anlarım.

Atahan her zamanki gibi müthiş bir sağduyuyla yazmışsın. Eline, yüreğine, aklına sağlık.

benjcev dedi ki...

galatasaray'ın iyi veya kötü olduğunu ayırt edemeyecek zamanlarda tutmaya başladım. bu yüzden galatasaraylılık fanatiklik değil, inanç misali bir kimlik meselesidir.

buraya kadar da bence bir sorun yok. dünyanın çoğu yerinde böyledir. ama biz her türlü kimlik tartışmasının göbeğine duygularımızı koyuyoruz. bu da genellikle bu tarafa sevgi değil, ötekine nefret ile oluyor. bu nefret da çoğu zaman kara, paraya dönüştürebildiği için, her zaman gündemde oluyor, eksilmiyor başımızdan. izin vermiyorlar.

büyük bir gazete bile bu nefretten beslenmiyor mu?

yıldırım demirörenle ilgili yazacak olsam benim veya şaibesaray yazan arkadaşın sorunu budur kanaatimce.

A . A dedi ki...

gerçekten bir sağduyu yazısı, kızmadan, anlamaya çalışan bir yazı olmuş..

amma...

"Türkiye sporundaki krliliklerin en büyük sorumlusu olarak gördüğüm Fnerbahçe" cümlesindeki objektifliğin derecesini merak ettim. yazının geneliyle örtüşmeyen bir cümle olmuş.

demişsin ya yazın sebepleri teker teker, nedir bu galasaray nefreti? diye. ben de sana bunu düşündüren, "en büyük sorumlu" yaftasını kolayca yapıştırmana neden olan sebepleri yazar mısın buraya.

ne yazık ki, hep aynı terane olucak ama, hayat nasıl kirleniyosa, sanat bile kirliyse artık futbol da kirli. ve bunun ama fener daha kirli, beşiktaş daha beyaz gibi bir tarafı yok.

"Kirli insanların kirli anlayışlarını en öok hulaştırdığı kulüp" demişsin bir de. aziz yıldırım ve ali şen örnekleri ağır basacak burada. ali şen'in alp yalman'dan daha popüler biri olması mı daha kirli yaptı acaba ali şen'i.. ergun güsoy aziz yıldırım'dan daha mı az kirli mesela.

keşke temizlenseler bu isimler futboldan ama olmuyacak ne yazık ki. yerine geleckeler de ne yazık ki kirli olacak en az bunlar kadar.

o yüzden bizler, futbolun taraftarı olamlıyız önce. biliyorum ütopik ama öyle olmalı.

Jessie dedi ki...

yazının başlığı "şaibesaray / galatasaray" sanırım bir ifade yanlışlığım olmuş. ben galatasaray şaibelidir, şaibedir demedim. şaibesaray olmayı mı seçeceksiniz yoksa galatasaray olmayı mı? galatasaray olmayı seçecekseniz bu kararlar karşısında almanız gereken tutum bellidir diye dedim.

puan silme detayına da hiç girmedim. çünkü puan silinmiş, silinmemiş. galatasaray'ın itibarı üzerindeki etkisinin yanında bir hiç kalır.

galatasaray kulübü önce olayla ilgili ilgisiz herkesi görevinden aldı. ne ceza verilirse çekeriz dendi. kamuoyu desteği alındı. helal olsun denildi. sonra cezalar açıklandı. sonra gidildi o cezalara itiraz edildi.

olay döndü dolaştı en az suçlu olan cemal ve tufan'da kaldı.

ben yazıyı baros'a bağladım. çünkü baros'un kendini atması, hakemi aldatması, diğer oyuncuları tahrik etmesi gibi hareketlerine galatasaray seyircisi hiç tepki göstermiyor. sonra bir pozisyonda hakem baros'a yapılan penaltıyı kaçırıyor ve hakem eleştirisi yapılıyor. kardeşim sen kendi oyuncunu hiç eleştirdin mi ki hakemi eleştiriyorsun?

kardeşim sen hakemi aldatan oyuncuna tepki koydun mu ki aldanan hakemi eleştiriyorsun?

demem o ki, şaibe vardır yoktur bunu ben bilemem. ama ben beşiktaş taraftarına bakıyor ve net olarak şaibesaray söylemini görüyorum. sonra düşünüyorum neden bunu söylüyorlar diye. bir anlamı olmalı bunun diyorum.

biri derse, beşiktaş kupa ve başarı eksikliklerini rakiplerin şaibeli şampiyonlukları nitelendirmeleriyle bastırırlar falan diye, bunu da anlarım. ama bir şey olmalı. birinin çıkıp şaibesaray demesiyle kitlelere yayılmıyor hiç bir şey.

tanjue dedi ki...

Ata dostum şahane bir yazı olmuş söylemeden geçemedim. Ellerine, diline ,yüreğine sağlık.

Seyyid Ali dedi ki...

ceza'nın veriliş tarzı garipti, normalde hükmen yenilen takıma otomatik olarak 1 puan verilir.Şuan yapılan da sadece hükmen yenilgiyi onaylayıp, puan silinmesini kaldırmak.
Bahsi geçen sitede de yorumum da belirttiğim üzere, her takımın geçmişinde kötü anılar, kötü adamlar var.Hayat da böyle değil mi,sonuçta camialarda insanlardan oluşuyor.
Ayrıca kimseye sen şu takıma tutamazsın diyemezsin, Apo galatasaray sempatizanıysa yada adli suçlu birisi X takımlıysa bu o takımın suçu mu.
Önemli olan zaman zaman ortaya çıkan kötü niyetli oyuncu,yönetici gibi camiayı temsil eden kişilere tepki koyabilmek ve yeni nesile daha aklı başında bir rekabet ortamı yaratmak.
Blog siteleri yokken sadece bize dayatılan güdümlü köşe yazılarından bilgilerle camiaya,takıma ulaşabiliyorduk;artık pek çok şey saklanmadan yada değiştirilmeden özgürce öğrenilip tartışılıyor.
Nalga örneğinde olduğu gibi bu iletişim çağında artık eskisi kadar kolay şike,oyun kolayca üstü kapalı yapılamayacak; yapıldığında da bir cep telefonu görüntüsüyle bile ortaya çıkacak.

Adsız dedi ki...

Buyrun,merak ettiğiniz nefretin sebebini gayet net açıklamışlar.

http://tersmanyel.blogspot.com/2010/01/galatasaraydan-nefret-ediyorum.html

Araştırmanızda başarılar dilerim.

Bill Murray dedi ki...

sadece kendini dürüst taraftar sanan ve gettosunun dışındaki herkesi şaibeci, şikeci, otuzbirci iddia eden hastalıklı getto - bloglarla dolu ortalık. boşuna ciddiye alıp bu kadar yazmışsın.

sadece şu kadarını söyleyeyim; nasıl ki çakıcılara, sinan enginler'e beşiktaş'ı mafyataş ilan etmek veya doktor nazım'a bakıp fenerbahçe'yi vatan haini veye saraçoğluna bakıp gene fenerbahçeyi ırkçı ilan etmek en basitinden ayıpsa iki üç şahsiyete - olaya bakıp galatasaray'a şunları söylemek de ayıptır. evet bütün bunları yapan gerizekalılar var yutub yorumlarında, gazetelerin internet sayfalarında. siz o gerizekalıları "fener'i boşverin asıl düşman galatasaraydır" pompasıyla gazlamak isterseniz bunda da özgürsünüz. ama ahlaklı değilsiniz kusura bakmayın.

t2 dedi ki...

Nalga'da takılı kalmayalım ...

Nedir Nalga , Tufan ve Yiğit Şardan ... Kimdir Galatasaray'da görev almaktan başka nedir , nesi var , ne cezası , ne önemi var !

Önemli olan bir kültür haline gelmiş , Galatasaray ile bütünleşmiş , bunu Galatasaray haricindeki herkes bilmiş , ezberlemiş , söylemiş , söylenegelmiş ve bu gidişle daima sıfat niteliği pekişmiş bir teşvik primi , şaibe , dedikodu kavramları ile yüz senelik bir camianın aynı potada erimesi ! Nedne bu hep böyleydi neden Galatasaray deyince gelen burna pis kokunun bitmek bilmeyen perçinlenmesi , günden güne , yıldan yıla , belki göremeyeceğiz ama asırdan asıra ... Neden bu böyle ?

Sinan Engin , Aziz Yıldırım ekseninde tartışırsak takılı kalırız Doğanlara , Şahinlere , Malatyalara , 8-0 lara , Nalgalara ... Bir intiba oluşmuş , bir camianın sıfatı oluşmuş bir söylem nasıl oluşmuştur ?

Mesela Galatasaray taraftarı bir şampiyonluk için sevinemiyorum demiş midir ?

Mesela Glatasaray taraftarı haksız yere atılan rakip oyuncu yüzünden hakemi eyyamcılıka suçlamış mıdır ?

Mesela Galatasaray taraftarı ırkçılığı bile şkaa yollu tribünde bağırmış mıdır ?

Mesela Galatasaray taraftarı Adnan Polat ve Ergün Gürsoy bedellerini ödemeye hazır olamalı mı ?

Apaçık tarafız , taraftarız ... Fanatikten takip etmiyorsam sarı kırmızıyı , buradan bakınıyorsam yorum , post ve görüşe tüm dediklerimin bir anlamı olmalı ...

Nefret değil de daha çok çocuksu masumiyetin çalınması sonucu oluşan bir sevimsizlik durumu Galatasaray'ın bu bünyede sahip olduğu , o da kişiseldir kimse alınmasın gücenmesin , darılmasın ... Bu böyle bilinsin !

Anoz dedi ki...

Güzel bir yazi olmus, tebrikler. Bizim herseyi ya siyah ya beyaz görmemizin nedeni toplumsal egitimsizligimizdir. Belki klasik olcak ama öyledir. Türkiye'de futbolda, sporda ve diger dallarda önde gelen isimlere bir göz atin, nasil insanlar, nasil adamlar. Baslayin LIGTVden gecin diger kuruluslara, organizasyonlara, enstitülere...!
Kadiköydeki FB-GS macindan sonra, ertesi gün eski bir Fenerbahceli yönetici LIGTV Futbol Gündemi programina cikiyor ve bir uzman olarak cagiriliyor. Insanlar eski Fenerbahceli yönetici olarak görüyor, egitimli, seviyeli, kültürlü! Adam ise kalkip, taraftar futbolcunun ne mal oldugunu biliyor diyor ve Keitayi elestiriyor, Keita nin o su bardagin gözüne carpmasinin hak ettigini savunuyor (bunu acikca söylemiyor ama oraya getiriyor). Sonra Roberto Carlos'a yumruk atip kirmizi kart gördü diyor... Onun mantigina göre demekki taraftar bastan biliyormus Keitanin ne mal oldugunu... Simdi dönelim asil konuya, toplumsal egitimsizligimize... Bir egitimli, kültürlü, karierli olarak görünen ve uzman olarak biryere cagirilan canli yayinda böyle birsey diyebiliyorsa, herseyi siyah beyaz görmeyipte ne yaparsiniz?
Bakin aynisi Galatsaray, Besiktasta oluyor, Atahanin dedigi gibi...! Biz toplum olarak herzaman güclüyü daha hakli görürüz. Sahs'i korumak icin cok az kuruluslar vardir, herzaman güclü olan türkiyede bilir isini, cözüm bulur kendisine, her dalda. Bir futbolcu parasini almadigi zaman beklemek zorundadir, ayni futbolcu parasini almadi diye baska bir takimla anlasirsa ve takimini son maclarda yanliz birakirsa, hain olur, saygisiz olur. Peki ona parasini zamaninda vermeyen saygisiz ne alemde? Hayir o büyük bir kulübü yönetiyor, hersey okadar kolay degil cünkü? Herzaman öyledir! Türk Futbolu acikcasi bir tiyatrodur, ve icinde bulunan herkez, yani futbolcular, teknik direktörler, yöneticiler, futbol federasyonu, yayin kurulusu, medya, sözde gazeteciler hepsi tiyatronun birer oyuncusudur. Paralarini o daldan kazandiklari icin hic kimse cesaret edip dogrularini anlatmiyor! Bunu NTVSPORda bile göre biliyoruz.! Konu belki biraz sapti ama yinede ayni yere variyoruz nasil olsa! Neyimiz dogruki futbolumuz saglam olsun? Ayrica Sporda, özelikle futbolda bukadar büyük paralar dönünce, kim inanirki oralarda herseyi dogru düzgün gectigine? Uefa ve Fifa bile ayni isin icindeler! Hayaldir, illüziyondur... Öyle birsey beklemek bu sistemde olmayacak bir idealin pesinden kosmaktir. Herkez dünyada her yerde siginma yeri arar, kanunlar vardir, kanunlarin bittigi yerde kendi yararimizi düsünürüz, daha az vergi ödeyim diye vergi uzmanlariyla optimallestiririz vergileri, aynisini mahkemede yapariz! Heryerde arariz böyle siginma yerlerini, kücük olsalar bile! Baros kendini yere atarkende aynisini yapiyor, Arda topa vurup servetin eline degip gol oluyorsa önce bakarlar hakem ne karar verecek diye, ona göre hareket ederler! Henry asisti yapmak icin eliyle topu cevirip dünya kupasini getiren golü attirir! Sonradan cikip, mahsus yapmadim der... Bizim beklentilerimizmi cok idealistdir ozaman?

Cezasahasi dedi ki...

Yahu arkadaşlar, esas nokta neden kaçırılıyor, neden en basit bir adîlik bile hemen bir felsefenin konusu oluveriyor? Konumuz Cemal Nalga hadisesi, değil mi? Ve şimdi bu hadise sonrasında yaşananlar sizce adil mi, değil mi? Bence değil... Olay bu kadar basittir aslında. Öyle nefretten kalkanlar üretip sağduyu evliyalığı yapmanın lüzumu yok ki. Cemal Nalga ve Tufan Ersöz bu hadisenin belki de en az suçlu iki kişisiydi. Bu suçun cezası, kurallarda yazmıyorsa bile değiştirilmeli, bu suçu işleyen kulüp küme düşürülmeli, yöneticilere de örnek teşkil edecek caydırıcı cezalar verilmeliydi. Bu kadar...

Adem

elma dedi ki...

Yahu dalga mı geçiyorsunuz, cidden Baros'a Galatasaray taraftarının tepki göstermemesinden Şaibesaray'a mı bağlanıyorsunuz? Nobre'nin Beşiktaş taraftarları tarafından "Hakemi aldatma" diye yuhlandığı bir paralel evren var da biz mi kesişmiyoruz?

Beşiktaş taraftarı o federasyondan lütfen aldıkları 2 şampiyonluğu, o formadaki çakma 2. yıldızı eleştirdi de biz mi göremedik?

Üstte de değinildiği gibi "3. büyük" olmanın, "Galatasaray mı Fenerbahçe mi" tartışmalarına "yoksa Beşiktaş mı" diye dahil olamamanın sıkıntısından oluyor bunlar.

Sen kendini "biz çok dürüst takımız, hep hakkımız yendi" diye konumlandırırsan şaibesaray hızlı yayılmayacak da "biz nerde yanlış yaptık" mı hızla yayılacak?

ps. cemal nalga olayından bağımsız tabii bu yazı. o olayın affı yok, indirimi de eyyam olarak görüyorum.

Falagar dedi ki...

Jessie,

Madem Baros bu kadar ahlak yoksunu,emek hırsızı bir insan bırakın Gs tribünlerini rakip takım tribünlerinden niye organize ve anlamlı bir tepki gelmemiş.Bunu geçtim,Türkiye'nin benim gözümde en sahtekar futbolcusu olan Nobre'ye niye tepki yağdırmıyorsunuz?Peki ya boksör Tello'ya ne demeli?Bir de çaktırmadan yapıyo aklı sıra çakal,70 milyon görmeyecek ya.Kraldan çok kralcı olan Batuhan'a ne demeli?Peki bunu da örtbas et,gençtir her genç oyuncu bu tarz hata yapar de,onu da kabul ettim.Alemin en sinsi insanı Sivok'a ne diyeceksin?8taş-Gs maçında Sivok tarafından Baros'a yapılanlar 'sabır taşı'olan Kewell'a yapılsa ve Kewell'da bunun verdiği sinirle kendini yerden yere atıp,hakeme itiraz etmeye başlasa o da mı sahtekar olacaktı?Baros gerçekten benim de ahlak olarak çok tuttuğum biri değil.

Ama sonuçta geçen sene gol kralı olmuş nazarımda Gs'nın aynı zamanda en iyi oyuncusu olan böyle bir isme tepki koymak imkansızdır.Onu geçtim yapılmamalıdır.Şartlar ne olursa olsun bizden biridir.Taraftarı önemser,sizin nasıl 'tombalacı' Pascal'ınız formanın hakkını verdi ve taraftarla bütünleşti diye yaptığı tüm ahlaksızlıklar sineye çekildiyse bizim de Baros'ta böyle bir hakkımız olsun bir zahmet.

Blog sahibiden de bu kısır tartışmayı başlattığım için özür dilerim.

sinem dedi ki...

son zamanlarda bloglarda okuduğum en iyi yazıydı. ellerine sağlık.

Spooky dedi ki...

Yazı üzerine söyleyecek tek kelimem yok. Çok güzel, imzamı atarım.

Sadece not düşmek istediğim bir şey var. Galatasaraylıların da itiraz etmediği, diğer kulüp taraftarlarının da fırsatçılıklarından dile getirildikleri ligden düşürülme cezası. Söylediğin gibi vicdanımızda bu ceza oldukça haklı gözüküyor; ancak yönetmeliklerdeki ceza ligden düşürülme değil. O dönemde çıkan tartışmalar üzerine araştırmıştım. Dileyen arkadaşlarda disiplin talimatnamesini ve TBL yönetmeliğini okuyup görebilir.

Jessie dedi ki...

tello'nun sinsi olduğu doğru. nobre'nin beşiktaş'ta ahlaksızlık yaptığı doğru değil. varsa söyleyin ben de kendimi düzelteyim. sivok sert fauller yapıyor ama gaddarlık boyutunda olduğunu düşünmüyorum.

oyuncular dünyanın her yerinde kendini yere atıp haksız kazanç elde etmeye çalışırlar. önemli olan buna sizin ne tepki gösterdiğinizdir. ben tepkimi bireysel olarak gösteririm. yazarım, çizerim. kaç kişiyi etkilerim, kaç kişi benden birşey alır onu bilemem.

ben arif erdem konusunda, kubilay türkyılmaz konusunda ve günümüzde milan baros konusunda galatasaray taraftarını çok suçladım.

bakın bu tello bunu yapmıyor demek değil. biz telloyu eleştirsek siz de baros'u mu eleştireceksiniz. vicdan muhasebesi böyle olmamalı.

neyse, konu baros değil. iyi niyetimi bilin yeter.

t2'nin blogunun sonunda yazdıklarına dikkatinizi çekerim. bir galatasaraylının okuyup düşünmesi gerekir diye düşünüyorum.

bana ne, hakkımda ne düşünürlerse düşünsünler dediğiniz noktada da şaibesaray adına kızmamalısınız hepsi bu.

Jessie dedi ki...

kamu vicdanını rahatlatacak, galatasaray'ı takdir ettirecek karar hiç lafı uzatmadan galatasaray'ın "ben hata yaptım, tüm camiamdan özür dilerim" diyip ligden çekilmesi olurdu.

galatasaray küme düşse benim elime ne geçer. bu saatten sonra ha düşmüş ha düşmemiş.

kulüplerin bence bu işleri kotaracak departmanları olmalı. tabii işin içerisinde ülker, diğer sponsorlar vs var... kolay değil bu kararlar ama neticede benim de içinde olduğum üç beş kendini bilmez beşiktaşlıya malzeme oluyor işte...

scapula dedi ki...

http://mayislar.blogspot.com/2008/12/genclerbirligi-mac_6886.html

http://mayislar.blogspot.com/2009/06/2008-2009-sezonunun-ardndan-karne.html

http://mayislar.blogspot.com/2009/01/let-kick-racism-out-of-football_1706.html

Artık bir futbol gerçeği hâline gelmiş olaylardan başlayayım önce. Yukarıdaki adreslerde, Baros'un elle oynamaları ve Galatasaray tribünlerinde yapılmış olan ırkçılık hakkında fikir belirtmiştim. Tekrar söylemeye gerek duymuyorum. Ancak bunlar maalesef sıradışı hadiseler değil. Oyun içinde bir anlık hareketle topa elle müdahele etmiş oyuncudan çok daha ahlaksızı, zaman geçiren futbolcudur. Çünkü zaman geçirmek planlı bir harekettir. Hatta bir oyuncusu zaman geçiren takımın tamamı ahlaksızlık yapmaktadır, tepkisini koymadığı için. Çok anlamsız gözüktüğünün farkındayım, ancak benim görüşüm bu. Kaan Koç geçtiğimiz günlerde harika bir örnek verdi, dedi ki; Metin Oktay'ın ofsayttan gol attığı kanıtlansa, o çıkar rakip takımdan özür dilerdi. Bugün bunu yapacak kimse yok. Maalesef yok. Çünkü artık insanlık dediğimiz şeyden kalmadı kimsede. Buradan çok ayrı konulara girerim, çok uzaklaşırım konudan, dilimi ısırıyorum. Ahlak aramayın yani futbolcularda. Başarıya giden yolların çoğu mübah bugün. Tekrar maalesef. Kendini yere atan oyuncu da, rakibe yumruk atan oyuncu da; en az elle oynayan kadar yanlış iş yapmaktadır. Ben Beşiktaş'tan örnek veririm, başkası Galatasaray'dan verir... Ama daha önemlisi kendi özeleştirimizi yapabilmektir. Çoğumuz bunu yapabilecek adamlarız. Samimiyetle, ben Gürcan'ın yaptığını düşünüyorum mesela.

Bu arada... Hakikaten Nobre'nin Beşiktaş'ta bir ahlaksızlık yaptığını görmedim. Dahası, bugünün Beşiktaş'ı bu konularda masum bir takım. Aklıma gelen örnekler hep istisna statüsünde. Bu istisnalar da her zaman olacaktır. Ama diğer yandan; Baros'un Rijkaard geldiğinden bu yana elle oynadığını gören oldu mu, mesela? Sabri'nin rakibe, hakeme çirkin tavırlar sergilediğini, ya da? Ben de bunları görmedim. Varsa ben de kendimi düzelteyim. (Sabri'nin Bursa'da verdiği haklı tepkiye kimsenin sözü olmaz herhalde.)

Fatih Terim döneminde saha içinde son derece agresiftik. Antipati yayıyordu bu tavırlar herkese. Doğrudur. Fatih Terim, çok sayıda yanlışı olan bir adam. O oyuncular da onunla yetişti. Ama bize hayatımızın en güzel gününü yaşattılar; ne diyebiliriz ki? Misal Hasan Şaş, Bülent Korkmaz ve Hagi. Agresiflerdi. Doğru bir tavır mı? Bazen doğru, çokça değil. Ama onları da böyle kabul ettik. Ki ben en agresif adam olan Bülent Korkmaz'ın rakibe saygısızlığını görmedim; Hagi'nin de sinirlendiği zaman genellikle haklı olduğunu söyleyebilirim. Öznel düşüncelerimdir bunlar, belki Galatasaraylı olmamın etkileri vardır üzerinde; ama genele indiğimizde gereğinden fazla agresif bir takım olduğumuzu kabul ederim.

(PS: Kim icat etti bu 4096 karakter hadisesini?)

scapula dedi ki...

(...)

Irkçı tezahürat... Öncelikle anlık bir olaydı. Galatasaray'la, Fenerbahçe'yle, Beşiktaş'la alakası yoktu. Ne kadar cahil bir ülke olduğumuzun yansımasıydı sadece. O tezahürata katılanların %90'ı eminim ki ne söylediklerinin dahi farkında değil. Sorsan hiçbiri ırkçı değildir. Irkçılık yaptıklarının da farkında değillerdir. Sürü psikolojisi işte. Sivasspor'a İnönü'de yapılan tezahürat yüzünden "Beşiktaşlılar ırkçıdır" dersem ben, komik olmaz mıyım?

"Beşiktaşlılar" diye bir şey var mı, ona da parantez açayım burada. Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler vesaire... Aynı mahallenin çocuklarıyız hepimiz. Farklı değiliz. Kulüp yönetimleri ve medya bir düşmanlıktır körüklüyor, çünkü ulusça en meyilli olduğumuz duygu nefret ve duygular yoğunlaştıkça bu kişiler daha çok para kazanıyor. Sonunda da biz birbirimizi düşman belliyoruz. Yok mu birbirimizden farkımız? Şöyle var... Bu takımları hayatımızın merkezlerine yerleştiriyorsak eğer, az çok mutlaka karakterimize işliyordur felsefeleri. Şahsen, karakter özelliklerimden biri olarak görüyorum Galatasaraylılığı. Biliyorum ki Fenerbahçeli olsam farklı olurdu birçok konuya yaklaşımım. Ve gerçekten de genellikle daha çok seviyorum Galatasaraylıları. Ruh hastası değilim, arkadaşlarımı tuttukları takıma göre seçeyim. Ama sevdiğim insanlara bakıyorum, çoğu Galatasaraylı. Tabii ki Beşiktaşlısı da, az da olsa Fenerbahçelisi de var. :) Ama en çok Galatasaraylı.

Konu dağılmasın... Buraya kadar Baros dedik, agresiflik dedik, farkında olunmayan ırkçılık dedik... Ve dedik ki, bunlar artık alışılmış hadiseler. Yine ve yine maalesef.

Gelelim daha önemli olaylara...

Doğanlara, Şahinlere sözüm yok. Maalesef ki olmuş. Ergun Gürsoy'un Galatasaray Yönetimi'nde onca yıl bulunmuş olması bir utançtır.

1992-93 sezonundaki şampiyonlukta şike olduğuna inanmıyorum. Bugün hâlâ inanılmasını da kaçan şampiyonluğun üzütüsüne bağlıyorum. Sezonun fikstürü dahi her şeyi açıkça ortaya koyuyor bence. Ama bu konuda tartışmaya girmeyeceğim, ortak bir noktada buluşmamızın imkansız olduğunu biliyorum.

Burada dile getirilmemiş bir konu... Tam ayrıntısını bilmiyorum, bilen varsa aydınlatırsa sevinirim. Vergi afları. En çok vergi borcu olan kulüp Galatasaray'dı, dolayısıyla bu aflardan en çok Galatasaray yararlandı. Ama belirli oranlarda diğer kulüpler de aynı avantajdan yararlandı diye biliyorum, doğru mudur? Aynı şekilde transfer giderlerini düşük gösterip vergi kaçakçılığı da yapılıyor sanırım. Bunu Galatasaray'ın yaptığını okumuştum. Ama bildiğim kadarıyla tüm takımlar yapıyor. Doğru mudur?

(...)

scapula dedi ki...

(...)

T2'nin yazısına bakıyorum...

Turgay Demirel - Faruk Süren ortaklığındaki basketbol şampiyonlukları denmiş. Böyle bir iddiadan haberim dahi olmadı bugüne dek. Bilen biri daha ayrıntılı yazılırsa sevinirim.

Bir günde Türk yapılan yabancı oyuncular denmiş. Haklı olduğunu iddia edecek değilim. Peki Galatasaray için mi yapılmışlar yalnızca?

Kanunların en hassas noktalarının Galatasaray'a göre ayarlanması denmiş... Açalım lütfen.

Para, teşvik primi, şike... Galatasaray mı sokmuş Türk futboluna? Neye dayanarak söylüyorsun bunu, T2? İroni yok, iğneleme yok. Merak ediyorum, gerçekten. Fenerbahçe, 1955'te Galatasaray'ı şampiyon yapmamak için sahadan çekiliyor mesela basketbolda. Hikayeyi biliyorsunuzdur. Sonunda federasyon karar alıp kupanın yarısını Galatasaray'a veriyor. Futbolda da benzer ortaklıklar olduğu söylenir aynı dönemlerde. Yazmak için ayrıntısını bilmem gerekir, bir ara etraflıca bakarım... 1950'lerden daha öncesine mi dayanıyor Galatasaray'ın futbola şikeyi sokması? Hadi canım? Bence Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye oranla Galatasaray'a karşı canı daha çok yandığı için bu şekilde inanılmak isteniyor. Hepsinin temelinde 92-93 yatıyor ama dedim ya o şampiyonluk bana göre çok açık ve net bir şekilde temiz.

Ali Tanrıyar'ın meşhur lafı: "Seni Sevmeyen Ölsün" Yahu, ne var bunda? Dönemin popüler şarkısı. Şarkıdır, söylenir. "Galatasaraylı olmayanlar..." ile başlayan bir tezahüratımız da yok ki! Ama ben bunu yine Beşiktaşlılık ile bağdaştırmam. Belki benzer bir tezahürat ilk Galatasaray tribünlerinin tezahürat belirleyicilerinin (tribün konuları, malum, bir de ona girmeyelim) aklına gelseydi aynısı Galatasaray tribünlerinde de yapılırdı. Ama açıkçası bugüne kadar ben bu denli mide bulandırıcı bir tezahürat görmedim. Ha, gördüm. Onu da Ali Sami Yen'de oynanan son maçta Beşiktaşlı taraftarlar yaptı. Neyse artık.

Galatasaray - İstanbulspor maçı hakkında ich'in şu yazısını okuyun, lütfen:

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=9809468


Saçma sapan, rezil bir penaltının (97. değil 93. dakikada) verildiği bu maçta hakemlerin asıl çıldırttığı tarafın Galatasaray olduğunu, bir gün olur da hep beraber maçı seyredersek yine hep beraber kabul edeceğiz. Çok iddialı konuşuyorum, çünkü ben de geçen sene seyrettim. Üstelik seyredene kadar sizden farklı bir fikrim yoktu.

Mehmet Ağar mevzuu. Utanıyorum, hem de çok. Çok. Ama yine sormak zorundayım. Yine yeni yeniden, maalesef. Sadece Galatasaray mı? Alaattin Çakıcı'yı geçtim, Abdullah Çatlı'yla iç içe olan kulüp var bu ülkede. Yüz yüzeyken kanıtlarıyla ortaya koyarım. İzin verin şimdilik konuşmayayım. Şu yeterli olsun: http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=24124 . En kirli kulüp diyorsam, böyle gerekçeleri var işte. (A.A. , yorumun için teşekkürler, ayrrıca cevap vereceğim.)

Filipesu tükürdü, Arif kendini attı, T2 söylememiş ama Vedat da ısırdı... Başta değinmiştim bunlara. Çirkin, ama Galatasaray'a özgü değil.

Erol Ersoy, Hagi meselesi. Kusura bakmayın. Hagi'yi Erol Ersoy'a yaptıkları için ayrıca seviyorum. Adamdı Hagi, adam.

Doping iğneleri nedir? Bunu da ilk kez duyuyorum. Lütfen aç, T2.

Tanju Çolak, bir Fenerbahçe maçının ilk 15 dakikasında kendilerini sıkmadıklarını anlatmıştı. Sanırım o söylenmiş. O günlerde neler neler yaşandığına dair birkaç anı, o günlerde bu kulüplerde futbol oynayan birkaç abimiz tarafından anlatılmıştı bize de; burada bir şey yazmayacağım tabii.

T2;

Tüm samimiyetinle yazdığını görüyorum, bu yüzden teşekkür de ediyorum. Ama ben de tüm samimiyetimle söyleyeyim ki, açıkçası duygusal düşündüğünü düşünüyorum.

***

Şimdilik bu kadarla yetineyim. Daha sonra devam edeceğim.

Fikrini paylaşan, olumlu olumsuz eşeştiri bildiren herkese teşekkür ederim.

Sevgiler, saygılar;
Ata

scapula dedi ki...

Şunu da eklemek isterim.

Arada "Yalnızca Galatasaray değil, şu örnekler de var." demek zorunda kaldım. Bunu, bugüne kadar biraz olsun bu sayfayı okuyan herkesin doğru anlayacağı inancıyla yazdım. Hatta sırf bu yazıda bile açıkça belirtmişimdir, "ama sizde de şu var..." mantalitesinin çözümsüzlükten başka bir şey getirmediğini.

Gerek vardır yoktur bilmiyorum ama ben yine de söyleyeyim. Zaman zaman bu yola başvurmamın tek nedeni, ortada "Galatasaray gayriahlaki işlere meyillidir" şeklinde bir iddia olması.

Ata

delgado dedi ki...

sivok alemin en sinsi insanı, nobre sahtekarın en önde gideni...

nasıl bir evrende yaşıyorsunuz arkadaşım siz? iyi misiniz, kendinizde misiniz?

Gökhan dedi ki...

doping iğneleri olayı da 86-87 sezonunda beşiktaş ın sezon sonunda puan kaybettiği malatya ve denizli maçları ile alakalı,en azından ben o maçlarla ilgili öyle birşeyler duymuştum,hatta derwall in almanya dan özel olarak getirdiği söyleniyordu malatyalı ve denizlili futbolcular için beşiktaş karşısında.

Adsız dedi ki...

jessi Ntvspora çıktğında 'fair play' modunda taklıp,pc başında alen markaryancılık oynuyon..alen'in yerien geçcek galiba..

birkan dedi ki...

Anlamamışsın veya anlamazdan geliyorsun.Bak şu postun altında bile kaç tane mesele sayıldı döküldü.
Bütün bunların üzerine sırf zamanında padişah çocuklarının eğitim aldığı lisenin adı verildi diye sahte asalet yaratıp memleketin yiyicilerine ve hortumcularına büyük adamlar payesi verirsen, insanlar senden doğal olarak nefret eder.
Hangi Fenerbahçeliden duydun bir Şehzadenin yahut Başbakanın Fenerbahçe Başkanlığı yapmasına övünç meselesi olarak bakmasını?
İşte her haltı yiyip sonra ikiyüzlülükle ben asilim pozları verilmesidir insanları galeyana getiren.
Hiç öyle Arif Erdem'den utanıyoruz demeyin, hepinizin sempatiyle baktığı adamdır.Bizzat mahlasını verdiğin şahıs dahil.
Başarısızın kabahatini kabullenmek kolaydır.Asalet, varsa eğer, başarılı olanın kusurlarını pazarlıksız kabul edebilmektir.
Böyle olmadığı zaman Arif Erdem sempatik olur, makara konusu yapılır.Fatih Terim gibiler tapınılan yüce insan olur.

Jessie dedi ki...

@Adsız yok öyle bir şey. inönü stadyumda yanımda galatasaraylı konuğum var diye hem de galatasaray maçında gol attığımızda sevinmemiş biriyim.

dünden bugüne hem kendi blogumuzda hem de burada yazdıklarım zaten tamamen "fair play" ile ilgili şeyler değil mi sence?

alen markaryan'ın yerine geçmem ise ibrahim altınsay'ın beşiktaş başkanı olması ihtimalinden daha düşüktür :) zaten alen'in yerine geçmektense ibrahim altınsay'ın başkan olduğu kulüpte sıradan bir taraftar olmayı tercih ederim.

galatasaray'ı eleştirdik diye kendi içimizdeki hataları da görmüyor değiliz. ben bireysel olarak yıllardır lanet ediyorum içinde bulunduğumuz duruma.

çakıcıları, sinan enginleri, yıldırım demirörenleri, murat aksuları değil ibrahimleri, altınsayları görmek isterim kulübümde... lakin çok gözüksün diye adını soyadını bölüyoruz biz de...

Gala's dedi ki...

Baştan sona haklısın abi.

Bu takım düşürülse ne kulüp ne de taraftar itiraz edecekti.

Düşürmediler. Ama verdikleri kararda saçmalık vardı. 5 puan silmeyi kimse anlamadı. 2 kişinin ağzından çıkmış öznel bir kelimedi ve 5 puan silindi. Şimdi hukuka aykırı olduğu anlaşıldı ve kaldırıldı. Doğal olanı da buydu.


Beşiktaşlılık duruşunu da anlamış olduk böylece.

Sahi ya bu ligdeki şampiyonluk sayılarını topluyorum ;

17 + 17 + 6 + 13 = 53

Ama süper lig 51 senedir oynanıyor.

Bu ne ayak ?

Adsız dedi ki...

ezeli rakibimiz fb oldugu icin mutluyum
bize ters bir kulup belki, arada rekabet var hatta nefret var ama en azindan ne oldugu belli. buyuk takim gibi davraniyor tum camiasi taraftari hatta futbolcusu
besiktas ;se her zamanki gibi sinsi.. durus ve ahalakin arkasin siginmis ama oyle bir seyin olmadigini da biliyoruz..#
bu sinsilikler yuzunden her zaman 3. buyuk olacaktir sahte sampiyonluklar yaratip anca yildiz takarlar

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
mtunay dedi ki...

ich in yazdığı yazı çok şaşırtıcı burdan direk açılmıyor kopyalayıp adres çubuğuna yapıştırın

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=9809468

smtbkts dedi ki...

Harika bir yazı.Eline sağlık.Konular hakkında ne söyleyeceksem herşey söylenmiş.Takdirlerimi belirtmekle kalayım ben de..

kartalist dedi ki...

Beşiktaş,Galatasaray,Fenerbahçe ve diğerleri birer şahıs değil kurumdur.O kurumların içinde bulunan şahısların yaptığı yanlışlar kuruma yapıştırılamaz.Sinan Engin,Demirören gibilerin karakteri yüzünden Beşiktaş a giydiremeyeceğimiz gibi,Nalga,Arif,Baroş vs yüzünden de Galatasaray a bir etiket yapıştıramayız.Beşiktaş,Fenerbahçe,Galtasaray ve diğerleri elle tutulur bir nesne değilki,temelde soyut bir kavram,bir yaşam biçimi belkide.Adı geçen şahısların o klübün içinde olmalarında klübün bir etkisi yokki,nasıl kızarız,nasıl yaftalarız o zaman;bu şaibeli bu çirkef diye...

Yazıyı yazan arkadaşı kutluyorum

mischa dedi ki...

Tamamen 2 büyüğün arkasında kalmanın verdiği eziklikle sağa sola bulaşmak zorunda hissetmenin sonucudur bu. Bu bulaşma da, esas düşmanım Fb deyip, sohbetlerde bizimle aynı safta olmaya çalışan insanların esasında içten içe en çok nefret ettikleri takıma doğru yöneliyor normal olarak. İşte bunun için sevmiyorum beşiktaş'ı. Gerideyken sesleri çıkmaz,çok uysallardır, ama bir lider olmaya görsünler başlarlar sağa sola kin kusmaya. Çamur atmanın ağlamanın en büyüğünü yaparlar, en çok kendilerini şerefli görüp, diğer herkesi şerefsiz görürler. Diğerlerinin çirkinliklerini göstermekte üstlerine yoktur. Ama kendi çirkinlikleri yoktur aslan. Baros'a giydirirler ama Nouma'yı baştacı yaparlar. Bu örnek bile yeterlidir beşiktaşlı zihniyetini anlatmaya. O açıdan çok tartışmaya gerek yok bu insanlarla. Bırakalım çırpınsınlar kendi kendilerine. 3. büyük sıfatı onları çok yaralıyor. Daha çok duyacağız böyle nefret dolu yazılar...

Forza dedi ki...

3. buyuk sifatinin zannedildigi gibi Besiktaslilari uzdugunu dusunmek icin tribun havasi solumamis olmak, deplasman nedir bilmemek gerekiyor. 15-20 yas araligindaki takim sempatizanlarinin internette karaladiklarini fazlaya ciddiye almamak lazim.. Besiktas'in 10-15 milyon taraftari vardir sozu, Besiktas hakkinda duydugum en buyuk yalandir. 1.5 milyonu gecerse iyi bir rakam bana gore.. Geri kalan insanlarin Besiktasliligi, Galatasaray yada Fenerbahceye olan sempatisi-ilgisi beni veya camiayi zerre ilgilendirmez! 30 yasina gelip stadda takimini izlememis adamin gorusunu camiaya mal ederek, medyanin doldurusuna gelerek bir camia'nin digerine yakin oldugunu iddia etmek basit tabirle 'hafif kalir'. Besiktasli, semt takimi olmasiyla ovunur. Biz bunlari dert etmeyip gurur duyarken, siz bizim KUCUK olmamiza kederlenmeyin.

Su konusulanlardan sonra, 3. buyuk - ezik edebiyati yapip; "Fenerbahce'si"ne sarilan Galatasaraylilari elestirmek veya yermek bana dusmez. Elbette ki dusuncem bakidir, bende saklidir.

Jessie, Shelbyl ve diger yazarlar basta olmak uzere anlatilmak istenen nokta cok net. Kisilerin yaptiklari camiayi baglamaz peki, ancak o kisiler o camialarda herhangi bir sifatla gorev aldilarsa ve hukuksuzluk varsa ortada; cezasi cekilsin. Cezasini vermeye adalet sistemimiz yetmiyorsa, biz verelim. Veremeyen varsa, futbolu kirletenleri hala bas taci eden varsa da, buyursun 3. buyuk-ezik-zavalli soylemleriyle masturbasyona devam etsinler.. Zira ondan gayrisini kaldirmak icin mide degil, iskembe gerekir.

Pascal Nouma'nin aldigi 6 aylik sacma ceza disinda hangi cezasina itirazi olmus Besiktaslilarin? Annesine kufur eden adama kafa atmasi mi rahatsiz etti seni mischa? O kafadan sonra aldigi kirmizi hic birimizi rahatsiz etmedi, ilgine ve bilgine.. Baros ve Nouma ikilemindeki zihniyet farki, eger Besiktaslilikla Galatasarayliligin farkinin aynasi olacaksa, varsin olsun.. Edecek bir iki kelamimiz olur o konuda da..

Bu arada, sampiyonluk sayilarini toplayan Gala's, o sayilar senin dedigin "Super Lig" senesine esit degil evet, zira 2005'ten beri oynaniyor super lig. Daha once 1. lig adiyla oynaniyordu. Fenerbahce'nin sampiyon oldugu 59 senesinde ulusal lig adiyla; sozunu ettigin 57-58 sampiyonluklarinin oldugu sene ise federasyon ligi. Besiktas, sampiyonlugun ardindan Real Madrid ile Sampiyon klupler kupasinda karsilasti; Eger o da resmi organizasyon kategorisine girmiyorsa senin icin, Fifa degil, fifi'ye dahil olacaksin bir zahmet. Zira, Rahmetli Cenk Koray zamaninda Uefa arsivlerinden cikarttigi belgelerle ispatlamisti 2 sampiyonlugu; hukuksal yollari zorlayarak. Sen nasil uefa kupasinin alin terinle aldiysan; ben de 50 sene once formayi terleterek sampiyon oldum.. Hem de en resmisinden.

Sahi, 2 sampiyonluk. 100. yildaki sahte derbi zaferleriyle gelen en yuksek puanli ama cakma sampiyonluk, ve sinan engin.. Var miydi baska ? Ah, bir de eziklik vardi dogru.. O dogustan geliyor yahu.. Kusurumuza bakmayin artik.

t2 dedi ki...

Ata ;

Hem inandığım şeyler hem de senin soru niteliğinde yazıdğın yorumlar üzerine birşeyler karalayacağım sitemde , inşallah açıklayıcı olur ve çözemesek bile birbirimizi anlarız belki de . Gün içinde post olarak Ters Manyel'de ...

UçanTekme dedi ki...

Forza;

bahsettiğiniz lig statüsünü de işin içine alırsak galatasaray'a iki şampiyonluk daha eklemememiz gerekiyor, eğer kıstas şampiyon klüpler kupasına katılmak ise (1955 ten bu yana olan kupa) galatasaray bu kupaya 55 ve 56 daki şampiyonluklarının ardından da katılmıştır.

Rahmetli Cenk Koray'ı özlemle anıyoruz. ancak yıldız uygulamasına geçilen dönemde rakiplerinin 3. yıldızları takmasını beklerken henüz 2. yıldızını omzuna takamamış beşiktaş'ı "3 büyükler" arasına çok da mantıklı ve resmi olmayan yollarla sokma gayreti o dönemde hepimizin, beşiktaşlı arkadaşlar da dahil, çok tuhafına gitmişti. neticede ne fenerbahçe, ne galatasaray ses çıkarmadı bu duruma. bunun sebebi de taraftarların ve camiların beşiktaş'a 3 büyüklerden değil, 3. büyük gözüyle bakmasındandır.

şunu da eklemek isterim, kendi adıma beşiktaş'ı 3. büyük olarak görme aşamasında kırılma noktam, Türkiye futbolunda çıplak gözle gördüğüm en büyük başkan olan Süleyman Seba'yı küfürle gönderen camiadır, o delikanlılıklarıyla meşhur tribünlerin Süleyman başkana yaptığı tezahüratlardır, dedelerimizin tabiriyle "arabacı"ları türk futbolunun o dönem en büyüğü yapan, rant ya da şirketinin reklamı amacıyla başkan olanlardan değil de sadece spora ve klübe hizmet amacı ile başkan olmuş, bu işi de 14 sene tertemiz yapmış bu adama layık görülen ayıpları hiç sevmediğiniz galatasaray ya da fenerbahçe yapmadı, yapmayacak. belki biz bahsi geçen dönemlerden bugüne kadar o denli dürüst ve beyefendi bir başkana sahip olamadığımızdandır, o da ayrı hikaye.

umarım bu yazıyı okuyan beşiktaşlı dostlardan yaşı yetenler vardır, o dönem tribünde olanlar da vardır. hemen onursal başkan savunması gelecektir, ancak yaşamış ve görmüş olmanın gerekliliği de bulunmaktadır.

Maalesef Beşiktaş o güzel adamdan sonra mafya bozuntusu adamların uğrak yeri olmuştur, örnekleri de herkesçe bilinen afişeler bir yana, saymakla bitecek gibi görünmemektedir.

saygılar, sevgiler.

Adsız dedi ki...

Saha ostasında matürbasyon yapan Nouma'yı ''efsane'' olarak kabul edip Metin-Ali-Feyyazı yok sayan zihniyetin Baros'un sadece futbol adına yaptığı olumsuzlukları eleştiren,Rizeye-sebata maç satıp Bursayı düşüren,Sebayı,Bilgiliyi kendi stadında küfrederek yollayan,Çakıcıya 100.yıl katıkılarından dolayı hediye olarak pasaport çıkaran,kendi stadında insan öldüren,çakma yıldızları formasına yapıştıran bir Beşiktaş ve taraftarı...
Yukardaki rezilliklere imza atmaktansa,şampiyonluk için maç satın alma iddalarını sonuna kadar kaul ediyorum..

t2 dedi ki...

Yaşı yetenden el cevap ;

Süleyman Seba'ya bir kez dahi küfür edilmemiştir . İstifa niteliğinde yürüyüş yapılmıştır .

1- Ahmet Dursun Seba gitsin ...
2- 14 sene oldu senin süren doldu yeter artık SEBA artı kistifa artık istifa

bu iki yaratıcı ve kimsenin canını acıtmayacağını düşündüğüm tezahüratın sebebini bile haksızlıklar karşısında pasif kalan bir yönetim anlayışına bağlarım ki yine aynı kapıya çıkarız muhabbet çok uzar !

değişim her yerde , her zaman ve artık çok daha hızlı . 20 sene önce ansiklopediler karıştırarak 1 ayda ulaştığımız bilgiye 10 saniyede ulaşıyorsak bu güncellemeye ayak uydurmak gerekiyordu , maalesef onursal başkanımız bu sürece ayak uyduramadı . yaşanması gereken şeylerin yaşandığı gibi hiç düşünülmeyecek şeyler de oldu , bitti , gitti .

ben her tribünün buna ynı tepkiyi vereceğini düşünmekten hiç bir zaman vazgeçmedim . özhan canaydın'a sadece 4-5 senede gelen tepkilerden bile bunu anlarız ki 14 seneden 16 seneden bahsediyoruz dile kolay ! ha fenerin başına zaten dürüst bir adam gelmesi biraz ironidir ki bu cümle yüzünden harlı bir tartışmanın ortasında kendimi bulmadan saygılar sunuyorum ...

not : nankörlük insana mahsusdur , rengi yoktur . bunu unutmayın ... ayrıca 3 büyük ve 3. büyük geyikleri bitsin artık . katalizör olmadan diğer iki büyük birbirlerini yer bundan türk futbolu bir bok kar etmez !

Forza dedi ki...

@UcanTekme,

Eger Galatasaray da hak etmisse, resmi bir ligin sonucunda Turkiye sampiyonu sifatini almaya hak kazanmissa; tabi ki sampiyonluklari resmiyet kazanmalidir. Atladiginiz cok onemli bir nokta var! Bilmiyorum samimiyetime ne kadar inanirsiniz, ancak Besiktas taraftari bu yildiz muhabbetine daha en basindan beri oldukca mesafeli. Hic kimsenin arma uzerine yildizi icine sindirdigine sahit olmadim; 7 yasina basan yegenim disinda. Yani, o yildiz muhabbetiyle biz sizin kadar ilgilenmiyoruz. Sizin o zaman ses cikarmamaniz da kucuk bir anektod olur ancak; zira sesiniz kisilana kadar da ciksa hukuk'ta karsiligini bulamazdiniz.

Besiktas'a 3. buyuk gozuyle bakan dusunce; Fenerbahce-Galatasaray derbisinin dunyanin en buyuk derbisi(derbilerinden biri) iddasini eden, El klasiko(!) diye adlandiran dusunce yapisinin urunudur. Her dusunce belli bir saygiyi gerektirir, her dusuncenin bir cikis noktasi vardir; Herseye ragmen, Besiktas'i, Galatasaray ve Fenerbahce'den ayri tuttugun(uz) icin bile itici gelmiyor bu soylem bana.

Seba konusu basli basina, dalli budakli bir yazi gerektirir. O konuda affini istiyorum, sizde de su oldu demenin geregi yok. Bizim ic islerimiz demenin de geregi yok, eger diger Besiktasli arkadaslarin doyurucu bilgiyi vermeye vakitleri olmazsa yine karalariz..

Hala anlayamayanlarin da oldugunu gormek insani umutsuzlastiriyor aslinda. Muhendis Oktay cinayetinden sonra barisa tamam diyen Besiktas varken ortada; simdi de birakalim herseyi artik delikanli gibi oynayalim su oyunu, kimse haksizligi sahiplenmesin biz de dahil demisken, Adsiz'in biri cikip Metin-Ali-Feyyaz'i yok saydirtmis bize.. Keske biz sizin gibileri yok sayabilsek.

Adsız dedi ki...

mafya babaları pasaport almak için BJK'nin kapsında kuyruk olmuş.
Düşme potasına giren takımlar hemen Beşiktaşa başvuruyolar maç satar mısınız diye..
'kuddusi'yi ben korurum ya'
sergen'e Sedat peker absinden inci tesbihleri de BJK müzesine ne zaman koyacaksnız?
Bu tesbihler karşılığında Bursa küme düşmüştü..
100.yıl 'çakıcı' bi BJK vardı:)
Seba'ya ve Bilgil'ye edilen küfürlerden oluşan coverler piyasada,ben dinledim harika,paramın karşılığını aldım..
benim anlamadğım sergen-peker-sinan engin resmi telefon kayıtlarında şike dialogları olan klüp niçin küme düşürülmedi?
3 maymun en güzeli..
görmedik-duymadık-bilmiyoruz..

UçanTekme dedi ki...

işin içinden çıkmak iki taraf içinde çok zor, rakiplerimiz hakkında güzel şeyleri ne kolay unutup, kötü şeyleri daha da kolay hatırlıyoruz.

T2, sadece büyük başkan Seba ya küfür konusunda; şahsına ana avrat düz giden, seba sonrası ve bugünlerde görev yapmış/yapan bazı yönetici bozuntularının emriyle bazı gruplara küfürlü tezahürat yaptıran adamlar oldu, inönü gayet de küfür gördü. galatasaraylıyım, ancak beşiktaşlı arkadaşlarımın sayısının çok olması, o dönemler inönüde maç izleme keyfinin başka bir güzellik olması gibi etkenlerden dolayı staddaydım, oradan biliyorum. daha sonrasında yine aynı şahıslar tarafından unutturulmaya çalışılmış mevzulardır bunlar, günün birinde bize de patlar mı acaba düşüncesinden. (o dönemlerden beri inönüye adımımı atmadım, ancak benim bildiğim de bu, anlatmak istedim. hani atmosferinizi iyi-kötü bilen bir adam sayılırım. eski açıkta paso şarapçıların olduğu zamanlar. :) sen yanlışsın, ben haklıyım gibisinden bir yaklaşım içinde değilim.)

neticede bunca yorumun, yazının en güzel bölümü de Forza'dan gelen bir nevi anafikir olmuş belki de,

"simdi de birakalim herseyi artik delikanli gibi oynayalim su oyunu, kimse haksizligi sahiplenmesin biz de dahil demisken"

işte budur, ben stadlarda beşiktaşlı, fenerbahçeli dostlarımla kolkola maç izlemek istiyorum, herşey temiz olsun, oyunumuzu izleyelim, çıkalım gidelim. yenersek karşımızdakini terbiyeli şekilde kızdıralım, yenilirsek de bizi kızdırmalarını çekelim. ama efendice, adam gibi. rant peşindeki yönetici-başkan-medya tayfasıyla ne kendimizi ne de rakibimizi bozalım.

saygılar, sevgiler.