09 Aralık 2009

Galatasaray Tribünleri

Galatasaray'da futbolcusunuz. Soyunma odası tünelinden çıkıp sahaya adımınızı atıyorsunuz. Bakıyorsunuz tribünler büyük ölçüde dolmuş. (Tamamen dolmuyorsa, bu yazıda sözü edileceklerin -ve edemeyeceklerimin- rolü yadsınamaz.) Görüyorsunuz ki yalnız değilsiniz. Kendinize daha bir güveniyorsunuz, arkanızda o kuvveti hissediyorsunuz. Dört bir yanınızda sizi desteklemeye gelen, sizden olan insanlar. Fakat, her ne hikmetse ilk duyduğunuz tezahürat, "Kapalı n'oluyo, sesin niye çıkmıyo!?" oluyor. Meâli, "Kapalı n'oluyor, oran buran oynuyor." Açığı kapalısı değil de, önce siz bir "N'oluyor yahu?" demez misiniz? Sizden saydığınız adamlar birbirine sataşıyor. Yarın bir gün siz sahada kendi takım arkadaşınızla tartışsanız, aynı tribünlerden tepki göreceksiniz; ama bir tribün toplu hâlde diğerine dikleniyor. Ne hissedersiniz? Aynı güç, aynı kuvvet sürer mi; yoksa kendinizi daha mı yalnız hissedersiniz?

Burada standart bir durum değerlendirme kabiliyetine sahip bir futbolcuyu ele alıyorum; ama Türkiye'deki eğitim sorunu düşünülünce çok az futbolcu için geçerlilik sağlıyor aslında. Bizim de şanssızlığımız bu zaten, Türkiye'de futbolla ilgilenmek. Stad sorumlusunu tribüne karşı tutumu için eleştirirsin ama tribün de en iyisini hak etmez. Tribünü futbolcuya karşı davranışı için eleştirirsin ama futbolcu da en iyisini hak etmez. Futbolcuyu kulübüne karşı davranışı için eleştirirsin ama kulüpler zaten pislik içinde, futbolcusuna da hak ettiği değeri vermez. Kulübü hakemlere ve federasyona karşı tutumu için eleştirirsin ama tüm bu batmışlığın mümessibi gelmiş geçmiş tüm federasyonlardır zaten. Hepsine karşı sergilediği kötü niyet için medyayı eleştirirsin ama hiçbiri diğerinden daha az suçlu değildir. İçlerinde bir tane masum olsa, her şey düzelmeye oradan başlar aslında. Böyle olduğunda herkes suçu birbirine atarak temizlendiği inancına kapılıyor. Hep bir kaçak nokta oluyor. "Ama"lar oluyor.

Bursaspor Başkanı, Erhan Telli'yi darp ettiğinde hangisi haklı, hangisi haksız? Aziz Yıldırım hakemleri tehdit ettiğinde hangisi haklı, hangisi haksız? Nedim Karakaş, "Sahaya girip oyuncumuza saldırdılar, yıllardır basketbolun içindeyim böyle bir şey görmedim!" derken haklı mı? Ergun Gürsoy, "Teşvik primi olsa biz verirdik." derken haklı mı? Ya da seçim kazandırdıktan, bir dönem boyunca onunla birlikte çalıştıktan sonra işi bitince Özhan Canaydın'a savaş açarken? Yıldırım Demirören ona Küçük Ahmet'le oynamasını söylerken Büyük Ahmet mi haklı? Biz iki kişi çirkiniz, bir adam öldürüyoruz; birimiz daha çirkiniz, o adamın cebindeki parayı paylaşma konusunda da sahtekârlık yapıyoruz. Hangimiz daha çirkiniz? "Ama o benim hakkımı yedi." "Ama sen de adam öldürdün!" Sporu, spor ahlakını öldürenlerin, bunu yapabilenlerin kendi aralarında anlaşması mümkün mü? İçlerinden biri de çirkin değil, güzel olsa; suçlu değil, masum olsa; o kadar çok şey değişir ki. Ama kişi değil, kurum olacak güzel olan. Bir takım, bir yönetim, bir tribün, bir federasyon, bir gazete... Hepsi bir anda vahiy transferiyle düzelmeyeceğinden, bir gün muhakkak bir yerden başlamak gerekecek. Niyet varsa, hani yok da, ortaya çıkarsa. Biz hep Galatasaray'ı bu rolde görmek istiyoruz. Geçmişten bugüne getirdiği öncü olma özelliğini tüm kirliliklerden arınma konusunda da göstersin istiyoruz.

Şimdi de başlanacak yerin Galatasaray tribünleri olduğunu farzedelim bir yazı süresince. Her şey herkes güzelmiş gibi değil; yalnızca Galatasaray tribünleri neden daha iyi değil üzerinde düşünelim. "Neden daha iyi değil" biraz yanlış bir tabir aslında, çünkü daha iyi olmak için önce iyi olmak gerekir; ki bugün Galatasaray tribünü Türkiye'nin en etkili on tribünü arasında kendisine ancak yer bulur. (Güzelim Eskişehir tribünü de ilk sıradadır - deplasmandaki değil ama.) Oysa Ali Sami Yen, bundan 7-8 sene öncesine kadar değil Türkiye'nin, dünyanın zirvesine oynardı. Bugün gelinen nokta buysa; başta tribünleri kontrol altına almak isteyen (çünkü tarihin en başarısızı olan, tepkiden korkan) yönetimler, bilet sağlayıcı kuruluş, polis ve gördüklerine göz yuman herkes suçludur. Başbakan'a kadar uzanır bu zincir, ki tribünler -maalesef ki- ülkedeki tek toplu hareket alanıdır, pisliklerden en önce arınması gereken platformlardır bu bağlamda.

İşin suç, rant, iktidar, karaborsa, tribün transferleri, iş ortaklıkları, çaylarına çorbalarına bakanları kısmını bir kenara bırakalım. Ve en başa, sahadaki futbolcu hâlimize dönelim. En son bir tribünün diğerine "giderini" görmüştük. Öncelikle gider yapılan tribüne, Kapalı'ya bakalım.

Burada iki grup faydasızın hakimiyeti göze çarpıyor: Hiçbir tezahürata katılmadan maç izleyenler ve her pas hatasında homurdananlar. İlkine sözüm yok, herkesin hakkıdır sessiz sakin maç izlemek. Yorgun olursun, hasta olursun, moralsiz olursun ya da ne bileyim hiçbir gerekçen yoktur da sadece tezahürat yapmak istemezsin, maça odaklanırsın. Normaldir. Benim de zaman zaman yaptığım olmuştur, herkesin de olmuştur; tribün bir bayrak yarışıdır zaten, senin bıraktığın noktadan başkası devralır. Ama homurdananlar? Galatasaray tribünlerine, Galatasaray'a destek olmak için gelinir. Sana orada insan muamelesi yapılmasa da, gişelerden binbir eziyetle geçsen, otuz sekiz polis kontrolünden geçsen, stadın müdürü en zayıf anında ışıkları kapatıp seni karanlıkta bıraksa da arma için oradasındır. Görevin, desteği de geçtim, en kötü köstek olmamaktır.

Galatasaray futbolcusuna kimse küfür edemez, diyemem, herkes istediği gibi davranmakta özgür. Ama Galatasaray tribününde Galatasaray futbolcusuna, değil küfür, yüksek sesle homurdanılamaz. Git kardeşim evinde izle, istediğin kadar küfür et; tribünleri destek verenlere bırak. Tribünde çok mu destek var? Yok. Ama işte bir yerden başlamak için tribünü seçtiğimiz gibi, tribünde de bir yerden başlamak gerek. Tabii bir ayrımı da iyi yapmak: Bu homurdananlar uyarılmalı, evet, ben de uyarıyorum her seferinde. Ama bunu bir misyon edinip maçtan çok bu seslere odaklanan kişiler de yok değil. Uyarılarının tonu da değişik oluyor hâliyle. Aradaki çizgi kaçarsa da, "Bağırsana ulan!"cılarla arada pek fark kalmıyor.

"Bağırsana Ulan!" demişken, geçelim Eski Açık'a. Kapalı'ya peşinen geçirdikten sonra, maç başlıyor; bir üçlü, ardından tribünde sözü geçen biri sevdiceğini hatırlıyor: "Seviyorum seni, ekmeği tuza banıp banıp yer gibi..." Şarkı da aynen söyleniyor ha, bir değişiklik yok. Sanırsın konser var Eski Açık'ta; Onur Akın gelmiş, ısrarları kıramayıp bir şarkı patlatıyor. Her tribünde söylenen tezahüratın Galatasaray'a ne faydası var? Yok. Sadece anlıyoruz ki, birileri bizimle fena hâlde dalga geçiyor. Şükür, en azından bizimkinin sonunda takımın adı geçiyor. 40 dakika da kâh bu şarkıyla, kâh repertuardaki diğer hüzünlü parçalarla geçiyor, sakin sakin. Son 5 dakika bir anda hareketlilik... Devre bitiyor, takım soyunma odasında, coşkun tezahüratlar devam ediyor... Maç oynanırken bağırıp devre arasında güç toplaması gereken tribünler, maç oynanırken mırıldanıp devre arasında coşuyor.

İkinci yarılar klasik... 1-0 öndeyiz, paslarda oley çekmeye yelteniliyor, maçın sonu zor geliyor. Başka bir maç, skor aynı, kalemiz önemli tehlikeleri bir bir atlatıyor; "Gideeeen her sevgiiliiiniiin ardııııııııııındaaaaaaaaaan... Şşşşşt!" Tak: 1-1. Kapak oluyor. Başka bir maç, skor yine 1-0, rakip geldikçe geliyor... Tribünlerde arabesk modası: "Seeen, var ya seeen! Deplasman yolunda, elimde sigaraaa!" Aferin! 1-1 oluyor, çek sigarandan kederli bir nefes daha, deplasman taraftarından da farkın yok zaten.

Sen var ya sen.
Takımına faydan yok.
Haberin yok.

25 ekleme:

and1905 dedi ki...

Yazının çoğuna katılıyorum.Gerektiği kadar destek veremiyor,skora eskisi kadar etki etmiyor tribünler.Tezahuratların sözlerini eleştireceğine doğru yerde doğru tezahuratı yapamıyor tribünler diye yazsan daha düzgün hitap olmaz mı?

Yani "seen var ya ve nevizade geceler" benim de beğendiğim tezahuratlar ayrıca herkes çoşkuyla söylüyor.Kimse zorla söylemiyor.Ancak zamanlama kötü skoru garantilenmiş maçlarda son dakikalar da daha uygun olur.

Adsız dedi ki...

Mükemmel,,,Tek kelime ile mükemmel bir yazı,,,Tribünler düzelmeden hiçbir şey düzelmez.

İzin verirsen elimden geldiğince forum, blog vs her yerde bu yazını paylaşmak istiyorum senden alıntı yaptığımı belirterek.

scapula dedi ki...

And1905,

Nevizade Geceleri çok güzel bir tezahürat, söylediğin gibi sadece zamanlaması kötü.

Ama "Sen Var Ya Sen" için aynı şeyi söyleyemeceğim. Bayık, arabesk, takıma hiçbir katkısı olmayan bir tezahürat. Sadece tatmin amaçlı. Ben günlük hayatta az, maçlarda bol bol sigara içerim; ama sırf sigara muhabbeti bile bunu kötü tezahürat yapar. Hem kötü örnek, hem de kapsayıcı değil. Tribünde sigaradan nefret eden insanlar yok mu; ne yapsınlar, sussunlar mı?

Bence Galatasaray tribünlerinde arabeskin yeri yok.

scapula dedi ki...

Adsız,

Estağfurullah, ne demek. Mutlu olurum sadece.

selçuk dedi ki...

Kaderimin oyununu çevriliyomuş Orhan Baba' dan.
Ne sevenim var ne soranım var...


Sen var ya senmiş. Pehhh..

Genç dedi ki...

Abi arabeski tribünden atmak çok zor, aslında bizim millet olarak içimizde bir arabesk ruh olduğu için bunu her yerde ortaya koymaya da çalışıyoruz.

Nasıl ki 14 sene sonra gelen şampiyonluk bir arabesk besteyle geldi, şimdiki de öyle gidiyor işte. Sen var ya sen diye diye bütün maçları veriyoruz.

Onun dışında tribünde küfür konusunda sana katılıyorum ancak öyle futbolcular var ki, küfürü sonuna kadar hakediyorlar. Orada bütün takım zıvanadan çıkmış, tribünler kafayı yemişken gülümseyen adama küfür ederim ben, hem de duysun diye en öne çıkıp bağıra bağıra küfür ederim. Duysun, morali bozulsun ve siktirsin gitsin diye.. Hakkım var mı buna? Bence var.

Yıllardır söylerim eşe dosta, tribünlerde bir bando olsun diye. Bir ara galiba oldu Galatasaray'da da 90lı yıllarda... Şimdi Eskişehir'in maçlarında Eskişehir öne geçsin istiyorum ki bandoyla coşsun ortalık. Gerçekten izleyen için büyük keyif.

Futbolun en ateşli olduğu latin amerika'dan onlarca güzel ritim bulabiliriz, onları uyarlayabiliriz. Bunların hepsi futbol ritimleri, gaza getiren, coşturan, bağırtan ve en alakasız bir insanı bile oyunun içine sokabilen ritimlerdir.

Keşke bir panel yapılabilse, herkes tek tek dinlense ve neler yapılabileceğini ortak bir platformda tartışabilsek..

Saygılar

Genç

Adsız dedi ki...

Herkes çok biliyor. Buyrun kapalı sizin işte. bağırın istediğiniz gibi. çok biliyorsunuzya.

40 yıllık tribüncülerdende iyi biliyorsunuz. anca böyle klavye başında işte. çıkın sete bağırtın o zaman kapalınızı. sizin artık nasıl olsa.

siz paçalı donla abi benide yanında alırmısın diye yalvarırken biz bu tribünü kovalıyorduk.

evet tribünde hallolması gereken şeyler var. şimdilik bu olay sadece aslantepeye kadar ertelendi. en büyük sorun bilet fiyatlarıdır. 10 lira yapın bileti bak nasıl tribün oluyor. ( 10 lira olsun demiyorum )

tribün sadece 90 dakika orda olmak değil. buyrun gelin girin aramıza. önerilerinizi paylaşın. tartışalım anlaşalım. en iyisini yapalım.

deplasmana gelin. yarın bayan basket maçına gidelim buyrun. hafatsonu da voleybol var. erkek takımı yarı finale çıktı kupaya yürüyor haberiniz var mı ?

saygılar

kutay dedi ki...

bir hangısı haklı sorusu da benden.

elanoya homurdananlara beklemedikleri anlarda sessiz sedasız dalanlar var.. hangisi haklı hangisi haksız?=)

gs tribünün çok kotü zamanları olmustu, bırbırıne ayrı dusen grupları da olmustu, ama hiçbir zaman böylesi bir ego problemi yaşanmamıştı..

eskiden fatih akyel yüzünden falan kavga edilirdi, bir gerekçesi vardı en azından, şimdi ben bagırdım, sen bağırdın. 13 yasında maçtan dönerken dolmusta kavga ederdik böyle..

-lan olm hıc bagırmadın lan ehehe
- ne bağırmadım amunakoyım, sesim kısıldı, eve gıdınce peder kızacak
- ulan 2 bagırdın sesin kısıldı ahauah

13 yasındakıler tribünü yönetmeye kalkarsa boyle olur zaten..

Turan dedi ki...

Hep aynı argümanlarla savunma. Daha iyisini biliyorsanız gelin yapın veya biz 90 dakika bağırıyoruz bir yerimiz yırtılıyor haberiniz var mı, deplasman deplasman koşuyoruz..

Peki zamanında Yürüyedur'a buyrun daha iyi yapacaksanız siz yapın mı dendi yoksa tasfiye mi edildi. Kimse tribündeki arkadaşları aşağılamıyor ki. Bir eleştiri getiriyor, şöyle yapılsa daha güzel olur diyor. Ama nedense bir agresiflik içinde cevaplar geliyor sürekli.

Burada veya forumlarda futbolcularda eleştiriliyor onlar da gelip daha iyi oynuyorsanız çıkın oynayın mı desin Teknik heyet gelin siz yönetin madem biliyorsunuz mu desin. Yöneticiler çıkın siz idare edin kulübü mü desin. Önemli olan uA veya başkalrının yapılan eleştirileri dikkate alması ve kendi içinde durum değerlendirmesi yapmasıdır. Art niyetliler olabilir ama çoğu insan bir şikayet dile getiriyorsa burada bir sorun da var demektir. Eğer kendi içlerinde bunun tartışmasını yapıp nasıl daha iyi olabiliriz'i sorgularlarsa eminim tribünler daha aktif olur. Çünkü ''paçalı donla abi beni de yanına al'' diyen çoğu genç arkadaşımız bu tribünün aktif isimlerinin ağzının içine bakıyor. Olumlu yönde çıkacak bir söz ve yapılacak bir hareket hemen yayılacaktır.

Zaten basketbol'a, Voleybol'a, amatör branşlara desteğini esirgemeyenlere muhteşem kareografi sunanlara kimse sesini çıkartmıyor, çıkartamaz da. Çünkü çok güzel bir iş çıkartıyorlar.

harry kewell dedi ki...

Kaset mi çıkartıyorlar takım mı destekliyorlar belli değil saçma alişan şarkılarıyla tezahürat olmaz ki ben tezahürata da karşıyım

Adsız dedi ki...

40 yıllık tribüncülerden iyi biliyorsunuz sanki, gelin siz bağırın, siz bilmemne yaparken biz tribünde takla atıyorduk bikbikbik.. şu argümanlara da hastayım.. tezahuratları nasıl bayıksa savunmaları da aynı derecede bayık ve klişe..

Gala's dedi ki...

Orayı cehennem yapan da biziz..

Bu hale getiren de..

Orayı yeniden cehennem yapacakta biz olacağız..

Yazında çok doğru noktalar var abi. Genel olarak katılıyorum. Beste konusunda şunu söyleyebilirim. Çok güzel, çok ateşleyici bestelerimiz var. Ama ben biliyorum sen biliyorsun. Öteki de biliyor o kadar. Bunun için bilinen besteler giriliyor.

Sen varya sen bestesini çok beğeniyorum. Söylenmesini de istiyorum.

Anladığım kadarı ile senin istediğin şu. ( hepimizin )

Tribün ateşleyici besteler söyleyecek. Bunun dışındakiler maç içindeki olaylara anlık tepki verecek. Atağa çıkılması ise yeniden beste devam edecek.

Bunun için de BJK maçında ilk 10 dakikaya bakılmasını öneririm. Bunu yapabiliyoruz yani.

Seyirci bilet fiyatı sebebi ile maç seçebiliyor. Tribüncüler hep orada. Ama seyirciden katılım olmayınca olmuyor.

Kapalı ile eski açık arasında koordinesizlik var. Bunun dışında ben beğeniyorum tribünü.

Sami YEN'e veda edelim bakalım aslantepede neler olacak.

Nazmi Hasdemir dedi ki...

ulan ata, ben bı yazı yazdım, sonra senin yazını gördüm, sanki anlaşmışız gibi. ama anlaşmadık işte aynı şeylerden müzdaripiz sadece.

Genç dedi ki...

Adsız Abi,

Keşke ismini de yazsaydın öyle hitap edebilseydim sana, o yüzden abi diyerek devam edeceğim yazıya.

Öncelikle şunu söyleyeyim, 40 yıllık tribüncüyüm diyorsunuz da, ben de meselea 22 yaşımdayım ve 20 senedir Galatasaray kapalısındayım. Tabi ki küçük yaşlarda babamla gidiyordum ama senelerdir gidebildiğim her deplasmana, her basket, voleybol ve diğer spor branşlarının maçına gidiyorum ve sizin yaşınıza geldiğimde de ben de 50 senelik tribüncü olabileceğim. Aynı şekilde bu blogun yazarı olan Ata da kombinesi olan ve her maça gelen biridir.

Kapalı tribün sizin miydi de bize veriyorsunuz abi ben orayı anlamadım. Yani o tribün bizim, bu tribün sizin diye bir ayırım mı var? Biz kimiz, siz kimsiniz?

Bilet fiyatları konusunda da kesinlikle katılıyorum. Çok pahalı. O yüzden tribün artık biraz sosyetik hal aldı ama bu satırların yazarları ve burayı okuyanların büyük bir çoğunluğu son parası dahi olsa maça gitmeye çalışan insanlardır o yüzden tribüne gelen, maç seçen zengin insanlara sitem ediyorsanız burada öyle insan da yok.

Benim babam da 40 senedir Galatasaray kapalısındadır. O yüzden ondan dolayı bir çok hikaye, bir çok olay, bir çok davranış biliyorum. O yüzden seni de anlıyorum abi çok iyi.

Tribün 90 dakika orada olmak değil elbet, ama tribün 90 dakika arabesk şarkılar söylemek de değil. Takıma maksimum katkıyı bırakın, çoğu zaman zarar veriyoruz. Frikik yiyoruz ıslık yok, son dakikalarda baskı yok, bu bir özeleştiridir. Bunu bilmek için 100 senelik tribüncü olmaya da gerek yok siz de farkındasınızdır zaten.

Biz zaten aranızdayız, her maç sokaktayız, sonra tribündeyiz. Kendi çapımızda da arkadaşlarımızla coşkulu besteler üretiyoruz, içinde "fener, beşiktaş" geçmeyen, "sen çok yaşa canım feda olsun sana" sözleriyle alakasız, daha çok coşku ve daha az söz içeren besteler yapmaya çalışıyoruz.

Son söz olarak da, sizden daha az Galatasaraylı değiliz abi buna emin olabilirsiniz :) O yüzden bu armayı taşıyan her sporcudan haberimiz var, çünkü biz de bu armanın peşinden gidenleriz. Zaten sayfalar dolusu bu satırları yazmaktaki amaç da bu..

Saygılar

Genç

finrod dedi ki...

Vakti zamanında senin de burada verilerle aksini ispatlamaya çalıştığın bir tez vardı: "Abi Galatasaray çok vefasız kulüp". Ulan bu kulüp zamanında Avrupa'da boyunun ölçüsünü alan bir ton eski oyuncusuna kapı açtı, hepsinin futbol kariyerlerine +3 +5 yıl koydu, şu an dahi Serkan Çalık, Uğur, Linderoth, Emre Güngör vs. gibi oyuncularını silip atmadan bekledi/bekliyor, bundan daha vefalı nasıl olunur? Ama tutturulmuş bir kaide devam ediliyor. Ya da şunu söyleyeyim, geçen arkadaş "Ya şu feneri bir beşiktaş gibi ezemiyoruz sahamızda" dedi, halbuki aynı beşiktaş son 10 yılda sahasında 7 kez yenilmişti Fenerbahçeye falan filan.

Gelelim yeni şaheserimize "Taraftar çok tırt arkadaş". Ha bunu her maç sahaya gelen adamla irdelersin, o atmosferi tatmakta olan adam eksiği gediği vurgular bunu amenna. Ama arkadaş, diğer tribünler hınca hınç dolu iken yeni açığın altındaki locamsı boşluğu görüp ertesi gün gazetede "Galatasaray seyircisi takımını yanlız bıraktı" haberine "hakkaten öyle, Rijkaard da tırt çıktı zaten" diyen adamın çoğunluk olduğu bir ortam söz konusu. Ha bu "Galatasaray seyircisi dünyanın en iyisidir" ya da "Rijkaard hatasız bir ilahtır" demek değil elbette ama bulunduğu koşullar altında gayet cefakar ve arma aşkı yüklü bir taraftar topluluğuyuz. O çok övülen Kop'un önünde oynamış, her türlü bireysel/takımsal başarıyı tatmış, sahada bilge kıvamında gezen kısaca kimseye yaranma amacı olmayacak adam "Ben ömrümde böyle taraftar görmedim" diyorsa biraz gazdan çekmek lazım ayağı.

Bir kaç veriye bakmak lazım. Misal "hayatın anlamı Galatasaray". Biraz hüzünlü belki ama bence en az "Nevizade geceleri" kadar etkileyici. Ya da "Sen var ya sen", özgün bir şey değil ama orjinalinin arabeskliğinden uzak, gayet gaza getirici bir tezahürat. Ki normalde bunların yanında Kewell, Keita, Nonda, Elano vs. için yapılan her biri farklı melodilerde bireysel çalışmalar oluyor vs. Burada esas sıkıntı bir organizasyon/planlama eksiğidir, 25 dk. "oley oley haydi haydi gol" gibi kendine hayrı olmayan tezahüratlardan çıkıp anca dk 43.45 te "sen var ya sen" geçebilmektir. Ki zamanla bunun da önü alınır. Ameller niyetleri göredir diyoruz, orada her maç sesini kısan adam olsun yeter ki, bir şekilde daha verimli organize olmanın yolunu buluruz.

Bir de son olarak şunu ekleyeyim. Eski açıkta en fazla anlam bulan arma aşkıdır bizi tanımlayan, Kewell gibi adamı stoper oynarım dedirten, Elano yu son adam olacak şekilde koşturan ya da Baros'un kafasındaki kanı hakeme sürecek kadar hırslandıran. Başkasının altyapıdan çıkan Türk gencinde olmayan bağlılık burada elin Çekine, Avustralyalısına sirayet ediyorsa bunu korumak lazım. Hiç bir tribüne ithafen yapılan tezahürata eşlik etmem ama ben boğazımı patlatırken, her maç sesim kısılırken yan tribündeki adam tiyatro izlerse hatta beni neredeyse baltalama amaçlı tezahürat yaparsa(ki son maçlarda bu sene başına göre neredeyse sıfırlandı çok şükür) ya da sahada Sarp hırsını formasından çıkarırken bir diğeri fosur fosur sigara içecek kadar gamsızlaşırsa tepki çeker, bundan da kimsenin gocunması doğru olmaz aksine "ben nerede hata yapıyorum" diye bir özeleştiri yapması gerekir.

Vakti zamanında yazamamıştım ama dertler gene birikti:)) Tekrar hoşgeldin...

Adsız dedi ki...

yukarda halil abiniz biraz sert konuşmuş.

evet tribünde biraz gerileme var. ama iyi olması için çalışıyoruz.

aramızdan kötü sicillileri temizledi. ve bilet fiyatları 96-2000 arasındaki gibi olmayınca gerileme var.

pek yakında düzeleceğiz. önerilerinizi ultrAslan.com'daki iletişim adreslerine atarsanız daha iyi olur. bunları kendi aramızda konuşmalıyız. hıncal edasında olmamalıyız.

saygılar
Ömer

Antifebe dedi ki...

Tribünler düzelecektir. Eski açığa geçmenin tesiri büyük. Galatasaray taraftarı futbolu iiy bilir.

morientes dedi ki...

Şu anda o kadar çok şaşkınım ki ne diyeceğimi bilmiyorum. Biraz önce okuduğum yazıyı neredeyse noktasına virgülüne kadar ben yazmışım gibi geliyor. Ben de eski açık kombinemle düzenli olarak maçlara giden ama bu sene resmen tribünümden, galatasaraylılığımdan utanmış hale gelen bir insanım. Maç öncesi futbolcuları çağırmamaklar, yazında da bahsettiğin tribün arası atışmalar ve tribün içi "bağırsana lan"cılar, her tepkiyi metin oktayla bağdaştırıp metin oktayı bir tepki malzemesi olarak kullanmalar, stad girişlerinde bir turnikeden tek biletle 5 kişi geçmeye çalışıp, tek bir orjinal gsstore ürünü kullanmadan, içerde hasta olduğu için bağıramayanlara galatasaraylılık dersi vermeye çalışmalar... Daha bunlardan o kadar çok var ki, artık daha maçın başında keyfim kaçıyor ve hiç bir maçın tadı tuzu olmuyor benim için... Peki ben, sen, o, biz hepimiz bunun farkında isek, nedir bunun çözümü, çözümünü konuşmka gerek..

kutay dedi ki...

@finrod
her pazartesi günü kısık sesle işe, (önceki yıllarda okula) giden biri olarak şunu söylemelıyım:
kimse bağırmak zorunda değil..

gecen sezon benim bir arkadasım hamburg'dan bordoya, bursadan eskişehire her deplasmana gitti, tabi samı yene de, ve yıllardır beraber maç izleriz, 1 kere bile tezahürat yaptığına şahit olmadım

sence gamsız mı?

finrod dedi ki...

@kutay

Elbette kimse bağırmak zorunda değil ve arkadaşın da gamsız değil.

Önce şu gamsızlık meselesi. Ben tribündeki kimseye gamsız demedim zaten. o sahaya gidip takımının yanında bulunma arzusundaki kimseye böyle bir tabir kullanmak haddim değil. Kastettiğim sahada giydiği formanın taşıdığı kıymetten bihaber her geçen gün çaptan düşen ve ancak o forma içinde anlam ifade ettiğini bilmeyen futbolculardı zaten ki fosur fosur sigara içen, bir yıl önce C.Ronaldo'yu yavaşlatırken şimdilerde her sağ açığa kariyer maçı yaşatanlar ve benzerleridir.

Daha mühimi ise bağırma mevzusu. Kimse bağırmak zorunda değil ama bağırana da "niye bağırıyorsun" ya da "niye böyle bağırıyorsun" demek de kimsenin haddi değil. Koca statta skordan bağımsız düzenli tezahürat yapan sadece eski açığın sağ üst kısmı zaten. Toplasan 1000 kişi dahi etmez sanırım. Eğer bu ortamdan rahatsızsan alt sıralara ya da numaralı tarafına geçersin. Bağırılanlardan rahatsızsan da tutan yok, sen de bağır çağır. Ama orada en doğal işi yapan adama da "bu nedir arkadaş" deme hakkı kimseye ait değil. Bu üslup seçim sonucundan rahatsız olan adamın "bu nasıl seçim sonucu arkadaş" demesine benziyor bence. Galatasarayın en az kötü giden şeyi sene başından beri desteğini esirgemeyen taraftarı bence şu an. Hevesi yitmiş bir takım, sorgulanmadıkça garip işler yapan bir antrenör ve zaman zaman saçmalayan bir yönetim için fena değil bu kitle.

tanjue dedi ki...

Çok geç gördüm yazıyı sanırım ama ellerine sağlık akıcı ve çok güzel bir yazı olmuş ata. Genel olarak türkiye'deki saçma düzene yaptığın güzel vurgunun yanında bir kaç kelam da tribüne etmek istiyorum.

Bir Trabzonspor taraftarı olarak Galatasaray tribününe pek hakım değilim takdir edersin ki ama sen yukarıdakileri yazmıssan da bitmiştir olay benim için. Trabzon tribünlerinde de malesef yukarıdakilerden farklı birşey yok, hattta daha beteri var. Alıp şu yazıyı bir kaç isim değişikliğiyle bloga koysam kimse farketmez hani. 5 ya da 6 farkla bıten bir hazırlık maçının yanılmıyorsam 9. dakıkasında Barış Memiş'i ıslıklamış bir tribün kültürü var Trabzon'da da gerisini sen düşün artık. Homurdananlar, ıslıklayanlar falana senin gibi ''doğru'' tepki koyabilen belirli bir grup olsa etkileşimle çok şey değişebilir bence. Ama bu kişilerin sayısının bunun için yeterli olduğunu malesef sanmıyorum. Bu homurdananlara tepki vermekten korkanlar olduğu kadar, bunlara aldırış etmeyenler hatta aldırış edip daha da ters etki edebilecek tepkiler verenler çok. Bu yüzden bence bu işlere yönetimsel bir çare bulunmaz ise tribün kendi kendine bu işin içinden çıkamaz gibi duruyor malesef.

Son olarak Sami Yen'e son olarak Beşiktaş derbisinde gelmiş ve Eski Açık'ta mevzilenmiştim. Tribün iştahı gayt yüksekti derbinin de etkisiyle ama malesef tribünün ana malzemesi rakip tribündü. Yani asl etkilemesi gerekenler sahadaki sarı kırmızı formalılarken yandaki siyah beyazlılarla ugrastılar. Maçın asıl stress anlarındaysa tırnak yeme merasimleri ve slow şarkılardan ateşleyici hareketlere pek geçememişlerdi. O maçta slow şarkı sırasında yenilen bir gol olmamıştı belki Serdar Özkan sayesinde ama sonraları çok oldu. Kimileri tribünün sahadaki futbolcuya katkısını sorgulaya dursun, olumlu katkısının yuzdesını bılmem ama olumsuz olarak çok şey değiştirebilir tribünler. Bir gün '' eski '' günleri anarken bugünlerdeki gibi gıptayla bakmaz, şimdiki saçmalıklarımıza yanıyor oluruz umarım...

kutay dedi ki...

@finrod

gamsız olayını yanlış anlamışım, kusura bakma..

scapula dedi ki...

(Zaman yaratıp cevap veremedim. Söyleyeceğim şeyler var oysa. Fikirlerini paylaşan herkesten özür diliyorum, affedin. En kısa zamanda toparlayıp yazacağım.)

Adsız dedi ki...

Sevgili Galatasaraylılar,

19 Aralık Cumartesi günü saat 12:00 da ‘‘Tribün Burada’’ isimli toplantımız yapılacaktır.

Toplantıdaki ana başlık; şu an bulunduğumuz önemli noktadan daha ileriye nasıl gideceğimiz konusudur.

Gelecekteki daha güzel günlerimizle ilgili olarak fikir alış verişine bu konu başlığı altında başlayabiliriz. Bir nevi toplantının başlangıcını da buradan yapmış oluyoruz.

Sevgilerimizle...

Fikri olan herkesi bu demokratik ortama bekleriz

halil

scapula dedi ki...

Halil Bey selamlar.

Çalışıyorum o saatte. Ancak, uydurup bir şekilde orada olmaya çalışacağım. Birbirimizi tanımadığımızdan bir araya gelemeyiz muhtemelen, ama yine de belirtmek istedim.

İlk mesajınızda söylediklerinize çok katılamıyorum. Ki Turan ve Genç benim söylemek istediğim birçok şeyi söylemiş; üstüne bir şey söylemeye gerek yok. Benim eleştirim, size değil, bize; yani hepimize. Ben Kapalı'dayım, içinde bulunduğum tribünden de memnun değilim. Çok daha iyisini yapabiliriz. Bu tarz toplantıların da Galatasaray tribünlerine büyük katkısı olduğuna, olacağına inanıyorum. Geçtiğimiz yıl da bir benzeri olmuştu, çok güzel etkilerini görmüştük. Ama bunların çok ötesinde, çözümü temele inmeden gerçekleşmeyecek meseleler olduğunu da düşünüyorum.

Yeri gelmişken, Ömer Bey'e de üslubu için teşekkür etmek isterim. (Eski Açık'ta "Ömer Abi" olarak bilinen kişi değildir herhalde, öyle tahmin ediyorum)

Saygılar;
Ata