Verilmedi. Olabilir. Çok mu ilginç? Bence değil. Şahsen belki on defa izledikten sonra anlayabildim gol olduğunu, ki şimdi biri çıkıp "biz hesapladık, gol değilmiş" dese yine şaşırmam. Şimdi günlerce, haftalarca, aylarca bunu tartışacağız oysa.

Geçen haftaki "kötü niyet"i bir kenara bırakıyorum, Hüseyin Göçek'in yönettiği 7 Galatasaray maçından 1 galibiyet çıkması tesadüf değil elbette, özellikle maçları inceleyip yanlışları tek tek, kalem kalem çıkardıktan sonra. Ki kendisi Galatasaraylıymış, "Ben çok delikanlıyım, tuttuğum takım hakemliğimi etkilemez." kompleksi onu bu şekilde davranmaya itiyormuş. Bir de tabii yine delikanlı yanının ağır basmasıyla kendisine küfreden tribünlerle inatlaşması.

Bir önceki güne geçiyorum. Galatasaray'ın Antalyaspor'la oynadığı maçı yöneten Deniz Çoban, bana göre Türkiye'nin en iyi 2-3 hakeminden biridir. En azından güvenilir hakem dendiğinde Fırat Aydınus'la birlikte aklıma gelen ilk isimdir. En kötü hakemler de tesadüfe bakın ki FIFA nezdinde en üst klasmanda olan iki hakemimiz Cüneyt Çakır ve Selçuk Dereli'dir yine bence. FIFA kokartına sahip bir diğer isim olan Hüseyin Göçek'e kötü hakem demek iyi niyetli bir yaklaşım olacağından, kendisini kategori dışı bırakıyorum. Ama misal bir Cüneyt Çakır ya da Selçuk Dereli'nin, Fenerbahçe taraftarı tarafından istenmemesini anlayabiliyorum. O maçlara verilmemesini değil, yanlış olmasın; taraftarın istememesini normal buluyorum. Bu isimleri ben de bir Galatasaraylı olarak istemiyorum. Galatasaray'ın bir maçına onlar verildiğinde, ya da Hüseyin Göçek; biliyorum ki bu kişiler maçın önüne geçecek. Biliyorum ki şov yapacaklar. Biliyorum ki maçtan çok hakemi konuşacağız günlerce.

Hakem konuşmayalım diyoruz. Güzel diyoruz. Ama gerçekten hakem konuşmayacaksak, bunu önce hakemlerin kendisi istemeli. İleride Erman Toroğlu, Ahmet Çakar olacağız diye figüran olmaları gerektiği yerde başrol oyunculuğuna soyunmamalılar. İşlerine baksınlar, işlerini yapsınlar. Aynı hedefteki Cem Papila ne oldu? Beşiktaş'ın şampiyonluğunu çaldı, iki üç programa çıktıktan sonra çaldığıyla kaldı. Beş sene sonra umuyorum ki hiçbirimiz adını bile hatırlamayacağız; layık olduğu yere, tarihe gömülecek. Tabii bu derece ahlaksızlığı unutmak da mümkün gözükmüyor.

Veya yine Selçuk Dereli. Beşiktaş ile Fenerbahçe arasındaki kupa finalinde gösterdiği yönetimi kim unutabilir, nasıl unutur? Fenerbahçe Kupa'yı alamadıkça, Kupa daha çekici hâle geliyor; bu konuda Fenerbahçelilerin birçoğu böyle düşünüyor ve ben de katılıyorum. "Fenerbahçe önemsemiyor, kazanamadığı için Türkiye önemsiyor." muhabbetine değil tabii, yanlış olmasın; Fenerbahçe'nin çok istemesine rağmen alamamasının Kupa'yı daha çok konuşturduğuna, gündemde tuttuğuna. Bu işin içinde sponsorlar var, para var. Paranın olduğu her yerde de çirkinlik. Dolayısıyla eminim ki Federasyon bu kupada Fenerbahçe dışında bir takımın şampiyon olmasını istiyor. Selçuk Dereli de bunu biliyor; belki farkında belki değil, mutlaka etkileniyor.

Kadıköy'de son 10 yılda oynanan Fenerbahçe - Galatasaray derbilerini alt alta koyuyorum, Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası'ndaki kaderiyle çarpıyorum; sonuç "çıkar" çıkıyor. Hakemler belki maçı bir taraftan bir tarafa verelim diye çıkmıyorlar maça, ama kazanması gereken taraf da bilinçaltlarına işleniyor. Cüneyt Çakır'ın yönettiği son Galatasaray - Fenerbahçe derbisinde verdiği kırmızı kartların en yanlışı bana göre Lincoln'e çıkan. Fenerbahçe'ye bana göre eksik bile çıkardı. Ama verebilir miydi o kartları Kadıköy'de oynanan bir lig derbisinde? Evsahibi takıma en ters, inadına ters giden, maçlarda en çok ve haddinden çok kart çıkaran hakem olmasına rağmen mümkün değil. Onun suçu mu? Tam olarak değil. Maçın önüne geçme, kendini ispat etme çabasını bir kenara bırakalım; bu baskının içinde doğru kararı vermek o kadar zor ki! Tarafların biri kazanırsa işvereniniz kârlı çıkacak; bundan etkilenip inceden onu destekleyebilirsiniz; ya da "ben etkilenmem" deyip Hüseyin Göçek gibi tam tersi bir inatlaşmanın içine girip daha yanlış kararlar da verebilirsiniz. Çok az kişi başarabilir bu baskıdan gerçekten etkilenmemeyi. Kim ne der diye düşünmeden, kimseden etkilenmeden kendi bildiği yolda ilerleyen kaç kişi var etrafımızda? Az.

Sadece Federasyon kaynaklı mı bu baskıyı oluşturan unsurlar? Çıkışı belki oradan yayılan güvensizlik, yıllardır gördüğümüz ve görmemize rağmen bize unutturulmaya çalışan pislikler; ama neticede doğruyla yanlışı ayırt edemeyen, uçlarda yaşayan, elinin ayarı dilinin kemiği olmayan bir toplumuz biz. Cahiliz: Kim ne söylerse inanmaya müsaitiz. Her zaman her yerde beyazız, bembeyaz. Ve bizim dışımızdakilerin de simsiyah olduğuna eminiz. Siyah ve beyaz demişken; Ekşi Beşiktaş'ta Shelbyl çok güzel bir yazı yazmış, "Kaostan Beslenmek" adında. Harfi harfine katılmıyorum belki ama duruşunu örnek buluyorum. Budur doğrusu. Atmaktır fanatikliği, yani bağnazlığı; futbola bakmaktır. Taraftarlık dünyanın en güzel duygularından biri, futbolu insana sevdiren en önemli unsur. Ama kendini kandırmak da dünyanın en zavallı olgularından biri, insanı insana acıtan en önemli unsur.

Dünyanın en büyük Galatasaraylısı ol, takım Fenerbahçe'yle Şampiyonlar Ligi finali oynasın, maç berabere giderken son dakikada tartışmalı bir pozisyon yaşansın, duygularından bağımsız fikir yürütebilirsin; eğer bağımsız düşünebilecek kadar güçlüysen. Özgürsen. Ama gruplaşmaksızın bir şey başaramayan, hayatı siyah - beyaz zıtlığı içinde yaşayıp kendinden olmayanı düşman olarak gören, tek taraflı düşünen ve diğer düşüncelere kapalı bir adamsan söyleyeceğin bellidir;

"azize yıldvım boşa konşmmış beyelr bu hafta ankaraya haftaya trabazon şampiyon beelli geçmiş olsun"

Dolayısıyla, aslolan yanlış ortam. Selçuk Dereli, Cüneyt Çakır gibi isimler şov yaptıkları için kötü ve güvenilmez hakemler; ama bu ortamda başka hakemler de aynı oranda yanlış kararlar verebilirler. Ve onlar da etiketlenirler. İşte Halis Özkahya. Daha önce Fenerbahçe aleyhine yaptığı hatalar hatırlıyorum. Lehine de. "Halis Özkahya şunları yapmıştı" diye hafızama yüklemiş değilim ama yönettiği Fenerbahçe maçlarına göz attıkça hatırlıyorum. Onunla son 4 maçta kazanamamış Fenerbahçe, düne kadar. Ama yine bir Ankaragücü maçında Can Arat'ın akıl almaz penaltısını vermeyen de yine aynı hakem. (Ehem, demek ki bu hakem Ankaragücü düşmanı! Mıdır?) Kötü niyetliyse, istese kazandıramaz mı Fenerbahçe'yi 4 tane maçın birinde? Çok zor değil şunu anlamak: Hakemliği yeterli değil, bu yüzden hata yapıyor. Olamaz da zaten bu ortamda. Çok değil, bir yıl önce bu kez çizgiyi geçmeyen topa gol verilmişti onun yönettiği Trabzonspor - Kayserispor maçında. Fiyasko da bir penaltı vermişti hatta Özkahya. O da şikeli miydi? Sadri Şener mi konuşmuştu yoksa? Hakemlerimiz çok iyiymiş gibi, biri açıklama yapınca doğrusunu görüyorlar da yanlış karar veriyorlar. Başka zaman hiç hata yapmıyorlar.

Her şeyi Aziz Yıldırım'a bağlamak Aziz Yıldırım'ı küçültmez, büyütür. Buna hiç gerek yok. Aziz Yıldırım Türkiye futbolundaki çirkinliklerin başrol oyuncularından biri mi? Evet, belki en birincisi. Ama süzmesi çok zor, belki de imkansız olan bir pozisyonda yan hakemden çıkmayan gol kararını Aziz Yıldırım'a bağlamak!? Acziyet gösterisi gibi geliyor bana, başka bir şey değil. Ve çoğumuz aciz hâldeyiz, mantığımızı ön plana çıkarmaktan, özgür düşünebilmekten aciz hâlde. Fenerbahçe üç maçtır ofsayt gol yiyor, Aziz Yıldırım bir konuşuyor, işler tersine dönüyor. Allahaşkına, ne kadar mantıklı? Aziz Yıldırım gökten yeni zembille mi iniyor? Daha önce hiç konuşmamış mıydı? Tanımıyorlar mıydı hakemler Aziz Yıldırım'ı, bugün mü tanıdılar? Dahası... Sezon başında "Üç yıl şampiyonluk sözü verdiyse güvencesini almıştır." diyen sen değil miydin yine? O zaman bu adam niçin tekrar konuşmak zorunda kalıyor? Bunu hiç düşündün mü?

Hakem hatasıyla avantaj ya da dezavantaj sağlayabilir Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kayserispor, Bursaspor, Muğlaspor, Adıyamanspor, Sarıyer... Nonda'nın, Güiza'nın, Serdar Özkan'ın, Coşkun Birdal'ın hatalarıyla puan kaybettiği gibi. Bu da klişe, ama kabul görmedikçe tekrarlanmalı. Önce bu gerçeği hepimizin kabul etmesi lazım. Ama ondan da önce, futbolun temizlenmesi. Oğuz Sarvan gibi, Kemal Dinçer gibi kişiler tüm çirkinlikleri ve paçalarından akan kirlilikleriyle o koltuklarda bulundukça güven sağlanamaz. Biliyorum, bu ülkede en güvenilir kişiler geçse o koltuklara yine güven sağlanamaz. Burada da yine aynı kısır döngüye çıkıyoruz, ne yapalım, yine aynı "çıkmaz"a: Federasyon da haksız, biz de haksızız. Gerçekten "hakkı" arasak, bir yerden başlamış olacağız. Sesimiz, sadece gerektiğinde çıksa, bu kadar gezmesek uçlarda; bir işe yarayacağız. Akıllı tepki verebilsek, aptal yerine konmayacağız. Koyulursak, hesabını sorabilecek konumda olacağız. Ama...

Hep "ama".

6 ekleme:

Can dedi ki...

Harika bir yaklaşım. Ben maç yazılarını yazarken bazen maçın sıcaklığı ile sallarım diye geç yazıyorum; insanın o an içinde bulunduğu durum olayları yanlış yorumlamasına sebep olabiliyor.

Kötü yönetin gösterdi demek bence yeterli olmalı. Hakem bu oyunun içindeki parametrelerden biri, dahası oyunu güzel kılan parametrelerden biri. Cruyff un fanatik'de verdiği röportajda söylediği şeyler son derece önemli. Hatalar oyunu deyip bu kadar tartışmak abesle iştigal.

İkinci olarak Aziz Yıldırım üzerinden değil, ülkedeki bütün yöneticiler üzerinden değerlendirilmeli bu konu. Benim başkanım, yöneticim de yapıyor zaman zaman bu açıklamaları. Açıkçası ülkenin kaotik yapısının getirdiği bir durum gibi; bu rezalet her yerde var. Kavga ortamını seven bir yapımız var bununla besleniyoruz. İşlerin hep bizim istediğimiz gibi gitmeyeceğini kabul etmek, olayları doğru ve sakin analiz etmek gerekli. Yoksa isimler değişecek sadece...

scapula dedi ki...

Bence de seninki harika bir yaklaşım, Can. Ben de yanlış yorumluyorum olayları, maçın sıcaklığıyla. Belediye maçında tribünde ben de diyordum, "Bugün sahada Aziz Yıldırım var." diye. Halbuki yoktu. Hüseyin Göçek vardı ki bu da yeter, ötesini aramaya gerek yok. Bu yaklaşımla yalnızca kişilerin değişecek olduğu çok doğru, zaten yıllardır başımıza gelen şey bu işte. Milyon tane saçma kanunumuz var, birinden dolayı ceza alıp hakime saldırmak bizim yaptığımız. Halbuki aynı kanundan mağdur olan yüzlerce, binlerce insan var. Yanlış olan kanuni düzenlemeler. Hakimler gelir, hakimler gider; kanunlar 27-28 sene sonra hâlen devam eder...

Yine söylediğin gibi, benzer açıklamalar bizim kanattan da geliyor zaman zaman. Her şeye rağmen Belediye maçında ne olur dedim, Başkan bir açıklama yapmasın. Geçen sene Fenerbahçe'yle birlikte yapılan "Tezgah var" açıklamaları utandırmıştı beni, yenisi olmasın. Herkes çok mantıklı yaklaştı ne mutlu ki. Frank Rijkaard'ın yerinde olsam ben de hakem konuşmazdım, ama bizim konuşmamız gerekiyordu, neden böyle düşündüğümü de anlattım sonra.

***

Tabii bir de şöyle bir yaklaşım var, ki bu "genellemeler" de saçma olmaktan öte biraz ayıp;

http://sairlerparki.blogspot.com/2009/12/bu-hafta-turk-hakemleri-serefli.html

Konuşurken yanlış anlaşılmak mümkün de, doğal da. Ama yazarken yeterli vakte sahip insan. Daha açıklayıcı olmak gerek. Hele ki dilediğimiz uzunlukta yazabildiğimiz bu bloglarda...

Can dedi ki...

Yataktan böyle kalkmamak gerekli işte. Sana bana oldu meselesi de olmamalı. Mızıkçı veletler olmaktan hayatın hiçbir noktasında vazgeçmiyoruz. Hep kazanmak dert. Bende dün sabah kalktım kimse yazısında Elano'dan bahsetmemişti misal. Böyle güdümlenmek ciddi problem hepimiz için; hepimiz diyorum maalesef hep beraber öyleyiz.

Her maçı 5-0 kazanmanın ne kadar zaman zevk vereceğini düşünmeli insanlar. Ama hak ederek ama hak etmeden; bu oyunu güzel yapan şey kaybetmektir. Mutlu olmanın temelinde yatan şey üzülmektir. Neyse felsefeye girmeyelim şimdi :)

Majesty dedi ki...

Geçen gün zap yaparken adını hatırlamadığım bir kanalda spor programı vardı. Sima olarak yıllardır gördüğüm ama adını yine hatırlamadığım bir spor spikeri, spor adamı abi, "İngiltere'de ligi kulüpler yönetir, o yüzden markasının değerini arttırmak için çalışır el birliği ile" dedi. Bu böyle olmadığı sürece, ne konuşsak boşa. Amerika'daki örnekleri geçiyorum, ULEB de iyi bir örnek bu olaya. Çok takip etmesem de, kalitenin nereden nereye geldiği bariz ortada.

birkan dedi ki...

Fenerbahçe - Türkiye Kupası ilişkisini bir Gsliden duymak güzeldi.Ama bunu Gs maçlarına uyarlamak yine bir Gsli klasiği.
Şu son maçta oldu diye 10 yıllık bir olayı hakemlere indirgemek aradığı mazereti bulanların yapacağı iş.
Diğer ittifakçı kardeş bakın postta da belirtilmiş Fenerbahçe'yi kupada iki defa hakemlerle eledi.Ne yaptılar o zaman? Sonra çıkıp dedilerki Fenerbahçe bizi hep hakemlerle yeniyor.Kendine müslümanlar tabi.Sonra zavallıca ağlıyorlar.
Siz Gsliler sayesinde bunlar temiz kulüp oldu.Araştırın o efsane dedikleri yılları, hep onlar gol atana kadar maçlar uzatıldı, paso son dakika penaltıları.Tarih boyunca uyuz bir takım.
Fenerbahçe'ye fark atarmışta bilmem ne.
O zamanlar Sarıyer de Fenerbahçe'ye fark atardı.Gençlerbirliği keza hep kazanırdı.
Siz Gslilerden nefret ederim bunun sebebi son zamanlardaki çirkeflikler kadar şunlarla yaptığınız ittifak nedeniyledir.
Al bak arkadaş nasıl seviyor sizi, bu bir karşılıklı sevgi olayı:

http://stalker-21.blogspot.com/2009/12/muhendis-oktay-anyoruz-nefret-bizim_12.html

twilost dedi ki...

scapula sanırsam dediğin siyah beyaza bir örnek buldun burada bile..
ilk kez okudum bu blogu ve böyle bi yazıya denk geldiğim için kendimi şanslı hissediyorum. teşekkürler=)

ayrıca selçuk dereli ve o maçı diğer her maçtan da ayrı tutmak lazım. bir çok o maçtakilerden tekil olarak daha beter hata gördüm ama bu kadar hataların organize üst üste ve aleni yapıldığı bir maç daha görmedim. tamamıyla planlı programlı bir maçtı ve de şanssızlığımız yılın oyununu oynayıp 2. golü atamamızdı. 4 kişi eksik de oynuyor olsak atabilmeliydik.. ( o maç da benim zaafım bahsetmeden geçemiyorum)