27 Kasım 2009

Bursaspor Maçı


(Biraz acele yazacağım. Muhtemelen bu sayfanın en özensiz, tek özensiz yazısı olacak.)

Bundan iki ay kadar önce, bir pankart yaptırmaya karar vermiştim, 90 dakikanın yetmediğini anlatan. 25-30 seneyi aşkın süre Ali Sami Yen Stadı'nın tozunu yutmuş abilerim bekle dedi, erken. Hak verdim, bekledim. İyi ki de beklemişim. Doğruya doğru, bir gün o pankart açılacak. Rijkaard sayesinde, Neeskens sayesinde açılacak. Ama son puan kayıplarının nedeni de bana göre yine aynı ikilinin hamleleri. Normal mi? Pek tabii. Hem de Hagi "normaal"ından. Sabır yeminleri de bu yüzden edildi zaten. Ama kabul etmek de lazım, bugün mesela şu kadroyla ve özellikle de şu değişikliklerle şu maçı kazanmamız imkansızdı.


Galatasaray tarihinin en kötü futbolcusu Erhan Namlı mıdır? Bence öyledir. Bugün Barış, Erhan Namlı'nın 20 senelik futbol kariyerinin en kötü maçından daha kötüsünü oynadı. Ama Nonda girerken, oyundan çıkan oyuncu Keita'ydı. Nonda'nın gollerinin %90'ının asistini yapan Keita. Sahada bir şeyler yapabilme ihtimali olan tek adam varsa, o adam olan Keita. Şu değişikliği Bülent Korkmaz yapsa, bugün 38 tane blogda maç yazısının öznesi o olacaktı. Haksızlık yapmamak adına yazıyorum. İlla ki vardır bir bildiği Johan Segundo'nun diye düşünmeme rağmen yazıyorum. Ama ben bir mantığını bulamıyorum.

Yalnız Futbol programına katılıyorum her hafta Galatasaray Tv'de. Bu programda istatistiklere başvuruyoruz sık sık. Galatasaray'ın pas hızını konuşuyoruz söz gelimi. Ya da hücum hattının en az bir kanadında hızlı bir oyuncunun olması gerektiğini. Ama bunlardan daha önemli, çok daha önemli bir konu var. Futbolu en uzaktan takip eden adamın, en büyük futbol profesörü kadar iyi bildiği bir konu: İyi futbolcu, kötü futbolcuyu yener. Mahalle maçında da böyledir bu, Dünya Kupası finalinde de. Futbolun en büyük gerçeği bu. Büyük kısmı da bu. Gerisi aslında işin detayı. İnmek lazım tabii ama her şeyden fazla da bunun üzerinde durmaya gerek yok. 7 tane Barış'la, dünyanın en hızlı pas yapan takımı olacağımıza kaleci dahil 11 tane Lincoln'le, Felipe'yle oynayalım. 9-8 bitsin maçlarımız. 1-0 yenilmekten de, 1-0 kazanmaktan da iyidir.

Fiziki kapasitesi, teknik kapasitesinden ötede üç orta saha oyuncusuyla oynamanın, Türkiye'de işe yarayacağını düşünüyorum, söyledim de daha önce. Ama Avrupa'da böyle oynamaya gerek olmadığını da ekledim. Neden? Çünkü Türkiye'de birçok Anadolu deplasmanında futbol kör döğüşü şeklinde oynanıyor, ayakta kalan kazanıyor. Ve Galatasaray, teknik oyuncularıyla çok iyi pas yaparken, bu ekipler karşısında zorlanıyor. Geçen sezon nasıl "oynayan değil oynatmayan" takımlara karşı puan kaybettik, aynen öyle. Bu durumda ayakta kalan Galatasaray olmalı. Ama Bursaspor gibi gözünü yukarıya dikmiş bir takım, kendi seyircisi önünde galibiyeti hedefleyecekti, tahmin edilmesi zor bir şey değil bu. Ve bu şekilde bir yapıyla sahaya çıkmanın fazla bir anlamı yok. Hele Elano kenardayken, kadrodaki tek santrfor Nonda kenardayken; hiç. Sonu başından belli bir karşılaşma oynadık. O takımlar gibi oynatmamak da değildi hedef, arada kaldık. Ne hücumda çoğalıp bir tek pozisyon üretebildik, ne savunmayı iyi kapattık da pozisyon vermedik. Amaçsızca çıktık sahaya ve başından belli sonucu gördük, evimize dönüyoruz.

Barış - Mehmet Topal - Mustafa Sarp üçlüsü; sağlam bir üçlü. Ama ne zaman? Sarp hep iyi de, Barış da, Topal da gününde olduğu zaman. Bu da beş maçta bir falan oluyor herhalde. İyi bir Topal da, iyi bir Barış da; iyi kulüplerde oynayabilirler. Misal Bordeaux deplasmanındaki Topal'ı 8-10 milyon avroya alabilir bir Everton. Ama bu hâlleriyle Galatasaray'ın işini zorlaştırıyorlar. Yetenek ya da pozisyon bilgisi yetmiyor; istikrar da lazım. Şu maç üç gün sonra aynı kadrolarla baştan oynansa belki yıldız olacaklar. Üç gün sonra bir daha oynansa, bugünkü gibi. Kim biliyor nasıl oynayacaklarını? Muhtemelen kimse; kendileri de dahil. Ama işte, hep iyi oynayan Keita kenara gelirken, Barış ve Mehmet Topal daha uzun süre sahada kalıyor. Ben bunu anlamıyorum. Anlayamayacağım da. Servet - Gökhan ikilisinin nasıl uyum sağlayacağını, Arda'nın performansının nasıl bu kadar değişebildiğini anlayamadığım gibi...

Maçın 10. dakikasıydı. Farkettim ki artık bende '"Kenarda Rijkaard var, Neeskens var. Kazanırız." hissiyatı yok. Eleştiri değil, güven kaybı değil; his. İlk gün ne kadar güveniyorsam bugün de o kadar güveniyorum bu ekibe. Ama ilk günkü "Bu sezon şampiyonluk beklemiyorum. Önemli olan gelecek" fikrime de giderek yaklaşıyorum. 5 yıl kalırlarsa, çok uzun süre sırtı yere gelmeden Şampiyonlar Ligi'nde Mart - Nisan aylarını düzenli olarak görecek bir Galatasaray gelecek. Ama önce bir şeylerin oturması lazım. Önce ligi iyice tanımak lazım. Bilmiyorum var mı öyle bir düşünce, ama Şampiyonlar Ligi'ndeki değil de Galatasaray Lisesi'ndeki Mart'ı düşünmemek lazım. Eminim ki Rijkaard'ın uzun vadedeki Galatasaray planı, bu değil. Bu tabii Galatasaray gerçeği, hiçbir teknik adamın elinden gelecek bir şey yok.

9 ekleme:

koral dedi ki...

erken pes ettin.
bütün olay o sahadaki 10 kişi.
harry ayrı.

Adsız dedi ki...

Bu en özesiz yazina ictenlikle katiliyorum, noktasi, virgülü kelimesine A dan Z´ye kadar.
Ve son satirlarindan su lafi tekrar Vurgulamak istiyorum
"ama Şampiyonlar Ligi'ndeki değil de Galatasaray Lisesi'ndeki Mart'ı düşünmemek lazım"
önümüzdeki birkac yilimiz buna baglidir. Sayin Polatin Vizyonuna ve Cesaretine. Burdan yola cikarak cok uzun bir yazi yazilabilir, Futbolcularin rahatligindan tut Koltuk sevdalisi Baskan Adaylarina kadar...
Temennim sayin Polat bizi yaniltmaz...

Saygilarimla

Baris

Adsız dedi ki...

Neden Kewell ayrı oluyor ben onu anlamıyorum.Kewel= Alex Kewel asist veya gol atmazsa hiç çekilmiyor.Defansa gelmez adam geçemez pres yapmaz.Çok rezalet oynadığı maçlarda bile herkes harry bambaşka o sempatik o böyle şöyle diyorlar.Kewel ligin başında çok kötüydü son haftalarda iyi oynadı ve gol attı ama işte gol atmadığı zaman asist yapmadığı zaman çekilmiyor.

Hakan balta son zamanlarda beni en yanıltan oyuncu yazık

aksilaz dedi ki...

Klübün en tepesinden en alt kademesine kadar ciddiyetsizlik hakim. Total futbol şuan için nekadr uzaksa işte o kadar inanıyorum bu kadroya ancak Rijkaardın bu maçta olmamasını sindiremiyorum.

Spooky dedi ki...

maçla ilgili ayrıca bir yorum yapacağım ancak;

"harry gol atamazsa çekilmiyor..." ne demek onu anlayamadığım için çabucak bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim.

1- takımın bocaladığı, hücum oyuncularının ceza ve formsuzluk sebebiyle fayda sağlamaddığı dönemde on maça yakın (sanıyorum 7-8 maç) harry kewell insiyatif aldı. şöyle sakat, böyle hasta, kondisyonu 60 dakika yetiyor denilen adam, gol attı, attırdı. yeri geldi ileride tek başına mücadele etti ve en önemlisi üst üste 90 dakika maç oynadı.

2- "defans yapmaz, geriye gelmez" iddiasına cevabım: kewell'ı canlı izleyin. tabii ki mustafa sarp, mehmet topal performansıyla geriye gelmiyor ama kapattığı alan, doğru zamanda, doğru yerde oluşu yetiyor. bence... ayrıca oyun zekasıyla takımın o an ihtiyacı olan bölgeye geçmesi de cabası (stoper oynaması uç örnek olabilir o yüzden, pas yapamadığımız, ileriye top aktaramadığımız zamanlarda ayhan'ın bölgesine geçmesini örnek gösteriyorum)

3-hangi futbol evreninde yaşıyorsunuz bilemiyorum ama yurtdışınd futbol ile az çok ilgilenen birisine "harry kewell" deyin, gördüğü saygıyı inceleyin.

4-"adam geçemez...": gidin youtube'a harry kewell falan yazın.

Cem Kalay dedi ki...

Bu özensiz yazı bile şuanki durumun özetleyicisi.

Bloga ara vermeden önce yazdığın ' Yeni Galatasaray ' başlıklı yazındaki düşüncelerin bende hala mevcut, hatta sezon sonuna kadar böyle gidecek. Sezon başında ' ilk sene sistemi öğreniriz, sonraki sene coşarız ' fikri mevcuttu. Uefa Avrupa ligi ve akabinde lige iyi başlangıç yapmamızın sonucunda Galatasaray öyle bir hava yakalamıştıki, acaba yenilmez armada bir takımmı oluşuracağız diye düşünüyordum. 6'da 6, veya 9'da 9, rakamlar ilk planda önemli değildi benim için. Takımın ne yaptığını bilmesi, oynanan oyundan oyuncuların keyif alması, oyuncular keyif aldıkçada biz taraftarların artan coşkusu..

Rijkaard geldiğinde kafamda 1 sene sistemi öğreniriz diğer sene coşarız şeklindeki düşüncecyi değiştirende bu coşkuydu işte. Sanırım tüm Galatasaraylılarda kanmıştı buna. Ama artık bu düşünceyi sezon sonuna kadar koruyacağım. Bir takım her zaman mükemmel olamaz ama sahada ne yaptığını bilen, oynadığı oyundan keyif alan oyuncuları sahada görebilmek her taraftarın hakkıdır.

Son haftalarda oynanan oyundan oyuncuların coşkusunun ilk 10 haftalık süreçteki gibi olduğunu düşünmüyorum.

Birde son zamanlarda çok kadryola oynar oldu teknik ekip. Sezon başında yapılan rotasyondan farklı olarak. Bende anlayamıyorum milli takımdan dönen oyuncular niçin ilk onbirde başlamaz diye ? Hadi başlamadı, illah 70'ten sonramı girmesi gerekiyor ?

Kenarda anlayan bilen birileri var tab,. İlk sezon tanıyacaklar, ikinci sezon coşacaklar. Tek dileğim ilk iki sırada ligi bitirmek. Bakalım sezon sonuna kadar daha neler göreceğiz..

scapula dedi ki...

Biraz hastayım. Doğrusu birazdan da öte, hastayım. Ancak yazabiliyorum.

***

Cem ve Arda,

İkinizle de tam olarak aynı fikirdeyiz.

Arda'nın söylediklerine eklenecek bir şey yok zaten. "Kewell gol atamazsa çekilmiyor. Defansa gelmiyor, adam geçemiyor." düşüncesi, nasıl diyeyim, pek doğru değil. En azından ben öyle düşünmüyorum.

Cem'in söylediklerine ise (yine eklenecek bir şey olmasa bile) ekstra bir şeyler söylemeden geçemeyeceğim.

Bende bir sıkıntı var. Bloğa çok fazla yazamamamın da sebebi bu sanırım. Şu bir aşağıdaki Manchester - Beşiktaş maçıyla ilgili 3 satırlık mesajı bile 20-25 dakikada yayımlanabilir hâle getirdim. 5 dakikada yazmışsam, 15 dakika bakıp sonunda bir harf değiştirip yayımlamışımdır. Hastalık bir nevi, öbür türlü içime sinmiyor. Ki derli toplu konuşulacan bir konu için bu süre 3-4 saati buluyor, bazen aşıyor bile. Bu maç yazısında öyle bir şansım yoktu. Dışarıdaydım yazıyı yazarken, aslında hiç yazmayacaktım da dolmuştum anlaşılacağı gibi. Yazmak istiyordum ama çok da vakit ayıramayacaktım. Şimdi baktığımda yine içime sinmeyen bir sürü nokta var, ama yazıldı artık bir defa.

Tek bir örnek:

"İlk gün ne kadar güveniyorsam bugün de o kadar güveniyorum bu ekibe. Ama ilk günkü 'Bu sezon şampiyonluk beklemiyorum. Önemli olan gelecek' fikrime de giderek yaklaşıyorum."

Aslında burada söylemek istediklerim bu kadarla sınırlı değildi. Beklentilerimin, ilk günkünden öteye geçmesinin sebebini de yazmak istiyordum. O sebep, lige ve Avrupa kupalarına yaptığımız efsanevi başlangıçtı. O sebepten, yazının başlığı da "Özeleştiri"ydi zaten, adresin uzantısından görülebileceği gibi. Daha yazıya başlamadan atmıştım bu başlığı. Ama aceleyle yazıyı doğru kurgulayamamışım. Fark edip başlığı hemen değiştirdim, ama beni bekleyen arkadaşımı daha fazla bekletip yazıyı değiştiremedim. Sen eklemişsin, sağol.

Diğer yandan,

Bu kadar çok değişiklikle -ki bunlar bireysel değil, yapısal değişiklikler- sistem nasıl ve ne kadar sürede oturacak düşüncesi de aklımda. Zaten "Mart" mı bunun kaynağı diye sorgulayışım da buradan geliyor.

***

Koral,

Pes etmedim ki.

***

Barış,

Çok teşekkürler.

Saygılar;
Ata

mischa dedi ki...

Selam kardeşim,
Malesef böyle gittiği müddetçe, özellikle de basketboldaki son olaylarda sonra, Mart'ta Polat yönetiminin kalma şansı yok. Lisede inanılmaz bir tepki var. Uzun vadeli planın gerçekleşmesi için, diğer açıdan bakınca mevcut yönetimin kalması için yapabileceğimiz tekşey, dua edip takımın Mart ayında lig ve Avrupa'da iyi yerde olmasını beklemek.

Pankart konusunda, bilmiyorum "bir gün" açabilecek miyiz? Umutlu olmaya çalışan bir insanım ama içinde bulunduğumuz durumdan mıdır yoksa geçen seneki hayal kırıklığından mıdır bilmiyorum, bu aralar içim pek bir kara. Umarım dediğin "bir gün" bu sezon içinde olur...
Selamlar...

morientes dedi ki...

Yazı ve bu maç ile ilgili tek söyleyebileceğim şey, yazının sonundaki anafikre, yani güzel bir gelecek için sabırlı olmak gerektiği fikrine burada yazan sizler ve sizi takip edip hak veren bizler kadar tribündeki insanların da inanması gerektiğidir. Birinci dereceden takımın motivasyonunu etkileyen tribün öğesi ne yazıktır ki son zamanlarda oldukça sabırsız bu konuda. Umarım Galatasaray'ın şu anda içinde bulunduğu yapılanmanın geleceğe yönelik olası sonuçlarının farkına tüm Galatasaraylılar vararak gerekli sinerjiyi oluşturabiliriz.

Bununla birlikte Harry meselesi için ağzına sağlık spooky demek istiyorum :)