09 Kasım 2009

Godot'yu Beklerken


Galatasaray, tipik bir Anadolu deplasmanından galibiyetle ayrıldı. Diyarbakır'daki 90 dakikanın, son 7 sene içerisinde Türkiye Ligi'nde oynanan herhangi bir karşılaşmadan fazla bir farkı yoktu. Gerets, Feldkamp, Skibbe, Korkmaz ya da Terim dönemindeki Galatasaray da dünküne çok benzer bir maç çıkarabilirdi. Bu, Hollandalıların etkisizliğinden ya da adı geçen teknik adamların birbirlerinden farkı olmamasından kaynaklanmıyor. Şartlar aynı olduğunda, bu şartları kendi lehine çevirmek için yapılabilecekler de sınırlı oluyor. Şundan artık iyice emin oldum ki, Türkiye Ligi'nde mücadele eden bir takımın düzenli olarak iyi futbol oynaması uzun bir süre daha mümkün olmayacak. Önce şu anda yapım süreçleri devam eden stadyumların bitmesini, sonra da ülkeye şöyle sekiz on tane Thomas Doll gelmesini beklemeliyiz. Hikmet Karamanların, Ziya Doğanların, Erdoğan Arıcaların egemenliğindeki günümüz şartlarını, medyayı, taraftarları ve yöneticileri de göz önünde bulundurursak, bu beklenti sürerken Samuel Beckett'in tecrübelerinden faydalanmak gerekebilir.

Biz futbolseverler, özellikle de futbolu fazla sevenler, her maçtan farklı hatıralarla ayrılıyor, ileriki hayatımıza yönelik farklı miraslar bırakıyoruz. İstisnasız her maçta oluyor bu. Ve yıllar sonra söz bu maçlardan herhangi birinden açıldığında hemen bu manyak yönümüzü devreye sokuyor, tüm bu hatıraları bir bir ortaya döküyoruz. Aslında sözün oradan açılmasına da pek gerek kalmayabiliyor, biz bir şekilde bağlıyoruz. Son olarak geçenlerde annem "Dayın acaba hangi yıl nişanlanmıştı?" diye kendi hâlinde sesli düşünürken, "Buluruz, kolay, Trabzonspor o gün bizi 2-0 yenmişti. Son golü de son dakikada kullandığımız kornere bütün takım çıktığımızda kontradan yemiştik. Orhan daha orta sahada Hayrettin'i geçmiş boş kaleyle karşı karşıya kalmıştı. Bakma aslında biz o maçta iyi oynamıştık, puanı hak etmiştik. Sigara dumanından gözlerim kızarmıştı da tanımadığım biri beni maça ağlıyor sanıp teselli etmeye kalkmıştı. Ama hakikaten o maçta bizim..." demeye kalmadan sözümün kesilip acıyan bakışları üzerimde hissetmemle birlikte bir kez daha kendimi kötü hissettim. Ya da bu anlatımı kuvvetlendirmek için söylediğim küçük bir yalandan ibaret ve aslında kendimi hiç de kötü hissetmedim. Bir kere yalnız değilim, ki bu da değil önemli olan, seviyorum futbolu yahu, seviyorum! Şu kalitesiz ligi bile çok seviyorum, bakmayın siz o ilk paragrafa. Fenerbahçe - Zencefilspor maçı olsa, Manchester United - Chelsea maçından daha yoğun duygularla seyredebilirim. Galatasaray'ın 51 yaşındaki kaleciye 20 gol attığı hazırlık maçıyla ilgili daha çok ayrıntı var beynimde, aynı sene oynanan Şampiyonlar Ligi finalinden. Yalnız bu muhabbet bitmez, acilen konuya dönmek gerek.

Diyeceğim o ki, dünden de geriye birtakım hatıralar kaldı. Ama diyorum ya, tipik bir Anadolu deplasmanıydı. 2003'teki Diyarbakırspor maçı deyince bana nasıl bir şey ifade etmiyorsa... Bir dakika, 2003'te Volkan'ın enfes golü vardı, "iğğğğğğğğğğğne deliğinden" geçirdiği. Diyarbakır ilk yarıda 10 kişi kalmıştı. Şenol yine saçmalıklarından bir demet sunmuştu bizlere... Herneyse! 2004'teki Diyarbakırspor maçı deyince nasıl ki ilk anda aklımda bir görüntü oluşmuyorsa, 2009-10 sezonundaki Diyarbakır deplasmanı da 5 sene sonra benim için aynı şeyleri ifade edecek. Ya da şunu bu kadar konuştuğum için etmeyecek, bilmiyorum. Ama öyle ya da böyle herhangi bir maçtı bu. Dolayısıyla maçı enine boyuna konuşmak yerine birtakım görüntüler üzerinden gidelim. Ve, bu noktadan sonra ne kadar mümkün bilmiyorum ama, ciddiyetimizi takınalım.

Ntv'deki %100 Futbol programı ve yanılmıyorsam birkaç programda daha "maçın fark yaratan oyuncusu" seçiliyor, üç İstanbul takımının her müsabakasından sonra. Dün bu isim kimdi, bilmiyorum, Kewell olabilir. Bildiğim, bu klasik maçta fark yaratan tek bir görüntü vardı. Gol. Galatasaray'ın ikinci golü. Onu da yalnızca bir kez görebildim, kendi adıma. Gerek maç esnasında, gerekse farklı yayın kuruluşları tarafından hazırlanmış maç özetlerini izlerken maalesef golün tekrarının Kewell'ın kafa pasından itibaren verildiğini gördüm. Yani bir anlamda golü göremedim. Çünkü gol, o değildi. En azından Galatasaray'ın golü o değildi. Gol, İngilizce'deki "goal" yani amaç kelimesinden geliyor bilindiği gibi. Galatasaray'ın bu sezonki amacı rakip savunma oyuncusunun ayağının kaymasından yararlanarak topu filelerle buluşturmak değil, Barış'tan Kewell'a, Kewell'dan orta yuvarlaktaki takım arkadaşına -ki kiminle paslaştığını dahi göremedim maalesef-, akabinde o oyuncunun ön tarafa koşu yapan Kewell'a ve Kewell'ın topu hiç bekletmeden kafayla Arda'ya aktarmasıyla devam eden pas trafiğini sağlamak ve sürekli hâle getirmek. Bu amaca ulaşıldığında, top da sık sık filelerle buluşacak ve Galatasaray'ın daha büyük amaçlarına ulaşması yolunda bir araç olacaktır.

Farklı bir görüntü, ya da şöyle söyleyeyim, farklı üç görüntünün oluşturduğu genel görüntü can sıkıcıydı. Bunlardan ilki, Şener'in sarı kart gördüğü pozisyonda Sabri'nin sahte acı ifadesi. Bu sezon saha içi ve dışında örnek bir tablo çizen Sabri'ye yakışmadı. Bir diğeri, yine ilk yarıda, ayağından topu kaçıran Abdullah'ın o top taca giderken sakatlık numarası yaparak günümüz futbolunda "centilmence hareketler" başlığı altında irdelenebilecek son geleneğe bile gölge düşürmesi. Kimse fark etmese de, ayıp kaçtı. (Yanlış değerlendiriyorsam, ki gece maçın tekrarını izleyeceğim, af dilerim. Bana öyle göründü.) Diğeriyse daha masum, daha sıradan, ama daha üzücü de bir yandan. Çünkü adı Metin Oktay ile aynı cümle içerisinde kullanılan bir adam, Metin Oktay "gibi" olabilmesi beklenen bir adam bu görüntünün kahramanı. Oysa ki centilmenliğiyle kahraman olsa, Türkiye futbolu için olduğu kadar Galatasaray için de çok daha yararlı olacaktır Arda. Neyden daha yararlı? Bir taç atışı kazandırmaktan. Top Arda'dan taca çıkıyorsa, ben Arda'dan elini kaldırıp "Ondan çıktı." demesini değil, asıl hakem yanlış karar verdiğinde aynı elini kaldırıp "Benden çıktı." demesini beklerim.

Evet bu saydıklarım artık futbolun alfabesinde kendine yer bulmuş, günümüz futbolunda normal diyebileceğimiz görüntüler. Hepsi sıradan. Hepsini görmeye alışığız. Ama üzülüyor insan. En azından üzülmeli. Bize bugün masum gelen bu görüntüler, 20 ya da 30 sene önce yayımlansaydı televizyonlarda, kahramanları insan içine çıkmayacak hâle gelmez miydi? Bugün gelmiyor. Mesele Arda, Sabri, Abdullah değil. Önder Turacı, Mert Nobre, Ömer Çatkıç ya da Cangele de değil. Hepimiz böyleyiz artık. Onlarca kamera, yüzlerce fotoğraf makinesi ve milyonlarca göz önünde bile yapılıyorsa bunlar, değer yargılarımız ne yönde ve ne derece değişmiş üzerine bir düşünmek gerek. Ve tabii bence, diyeyim de tam Bilgin Gökberk yazısı olsun bu bölüm.

Bir başka görüntü. Yine Sabri'den ama bu kez eğlenceli. Diyarbakırspor'un golden sonraki ilk, son ve dolayısıyla tek pozisyonunda ön direği Sabri alıyor. Maçın yorgunluğu, onu şöyle direğin dibinde bir dinleneyim düşüncesine yöneltiyor muhtemelen. Maçtan tamamen kopuyor bir anlığına Sabri ve direk dibinde olduğunu unutarak, kendi önünde cereyan eden pozisyon için elini kaldırıp ofsayt itirazında bulunuyor. Daha güzeli, sonra o eliyle saçını düzeltiyormuş izlenimi veriyor ama yemezler tabii.

Futbolla bitirelim. Cezasını bitiren Keita'nın dönmesi güzel haber. Tiryakisi olmuşuz meğer, hep beraber anlamış olduk. Onun kırmızısının faturası kendisine 35 bin dolar olarak dönüyorsa bu rakam Barış için 75 bin olmalı diyeceğim ama kıyamıyorum da, kazandıklarının oranı bir değil ki cezalarınınki bir olsun. Keşke yapmasaydı Barış dünkü ciddiyetsizliğini. Olmuşla ölmüşe çare yok. Galatasaray'ın savunmadan çıkarken yaşadığı sorunları bir vakitte ayrıca değerlendirelim. Bu sorunları geçtiğimiz senelerden daha az yaşıyoruz muhakkak, hatta bu maçtan ileriki yıllara miras kalacak o gol dahi hücuma çıkarken yapılan doğru tercihlerin ürünü, ama insan gözünü biraz sola -devresine göre sağa- çevirdiği zaman beklentileri de büyüyor.

Son olarak, 6'da 6 ile başladığımız devreyi 6'da 6 ile kapatırız demek istiyorum.

11 ekleme:

Number 7 dedi ki...

Hatıralar demişken, ben de hatıralardan meydana gelmiş ufak tecrübelerimin rahatlığında izledim maçı dün.

Oldukça ateşli bir arkadaşım özellikle golü yedikten sonra iyice çılgına dönmüştü dün. Top ayağında olan futbolcu ne yapsa kızıyor, sayıyor, sövüyor. Hafifçe kulağına eğildim, elimi dizine vurdum ve dedim ki "olum korkma, Anadolu takımları böyledir; şimdi bunlar kapanır savunmaya, bu maçı 3-1 alırız"

Çünkü benim tüm hatıralarımda Anadolu takımlarıyla yaptığımız maçlar şöyledir: Önce gol atarlar, sonra yavaş yavaş yorulmaya başlarlar, savunmaya çekilirler, kondisyonları düştüğünden adamakıllı kontra yapma güçleri de kalmaz ve tek kale maçta 3-4 tane atar galip çıkarız maçtan.

60'dan sonra biz rakip sahada taç kullanmaya hazırlanırken bir D.Bakır'lı futbolcu pres yapacağına ellerini dizlerine koymuş eğilmiş dinleniyordu yahu!

Galatasaray'ı yenmenin yolunu Ankaragücü göstermişti aslında. 80 dakika sahanda bekle, şansın yaver giderse gol yemezsin, son 10 dakika bastır kontra ataklarla.

Can dedi ki...

Abi başlık on numara olmuş da, ironi yaptıysan yandık valla. Godot gelmiyordu zira...

Futbolda bu yalan dolan işinden acayip sıkılmış durumdayım. Topun taca atılmasından nefret ediyorum. İnsanların ayan beyan yalancılık yapmasından ve bundan utanmamasından nefret ediyorum. Amatör ruhu yok artık futbolun. Daha da kirlenecek.

Metin Oktay olmasını beklememli Arda'dan. Yaptığı açıklamalarla benim gözümde o olamayacağını gösterdi de, kazasız belasız bir an önce yurtdışına gitse de şu pislikten kurtulsa...

Cem Kalay dedi ki...

Yazında cogu konuya katiliyorum ama bazı katiadigim noktalarda var. Katılmadıklarından baslayayim;

1.cisi Sabri'nin yere düşmesi. Tekrar izlersen Pozisyonu Sabri'nin doğal bir acı çektiğine hak verirsin, burada Sabri'yi Alkışlamak gerekir aslında. Eski Sabri olsa rakibi tartaklardi.

2.ciside gs nin bu deplasmanı gecmis deplasmanlardan farklı olmayışı. Evet oyun sikiciydi genelde. Ama ilk golü yedikten sonra gsli oyuncular rijkaard'in dogrularını sahada uyguladı. Ha, dersinizki yavasti, yeterli pozisyon yoktu vs.
Ona katılırım ama ilk golden sonra barışın atilisina kadar
yerden isabetli paslar ile rakibi bozduk ve biraz zorda olsa
Barış yüzünden, 3 puan almasını bildik.

Onun dısında söylediğin konulara katılıyorum. Arda konusunda çok haklisin. En çok korktuğum konu ise yeni h. Şaş olacak korkusu. Umarım yaniliyorumdur.

Anadolu deplasmanlarida dediğin gibi aynı tas aynı hamam
. Number 7 arkadasın dediği gibi ya 80 dakika bekleyecek
sansi yaver gider, gol yemezse 80de saldirip gol atacak, ya
da ilk 30 dakika saldirip bulursa bir gol onu koruyacak.

Thomas doller bu ülkede artmadikca yılmaz vurallara
mahkumuz..







Onun dısında arda konusuna yüzde yüz katiliyorum. Ve Anadolu deplasmanlarindaki durumlara. Hep aynı şey, ya gol atacak, yatacaklar ya da 80 dakika yatıp gol yemezlerse atacaklar.. Thomas döller cogalmadikca buna mahkumu sanırım..

Jordan dedi ki...

Sabri Sabri ne diyeyim evin hasarı cocugu gibi hani atsan atılmaz satsan satılmaz. ama o ofsayt diye eline kaldırması komikti cidden. bazen beni taca giden ortaları deli etse de, dun cidden guzel bir gol attı. arda'nın ustune ozellikle basın cok gidiyor. bu cocuk daha 22 yasında sonucta. biraz rahat bırakılmalı.

mischa dedi ki...

Sen anlatırken Sabri'nin elini kaldırmasını, aklıma bir de Diyarbakır kalecesinin Kewell'ın boş kaleye vurup da auta gönderdiği topa uçarkenki görüntüsü geldi. Ben maç içinde ona çok gülmüştüm:)
Barış'a ceza mutlaka verilmeli, her kırmızı kart görene verilmeli bence ama, dediğin gibi gelirler bir değil ki nasıl bir standart tutturulabilir cezalarda bilmiyorum.
Anadolu maçları böyledir diyoruz ama biz de böyleyiz işte. Şu an herşey normal bize göre. Fakat son dakikada adamlar 6 pastan golü atsa, şu an Barış'ı çok daha ağır suçluyor olacaktık. Hatta Ayhan'ı, Arda'yı Balta'yı da. Hiçbirşeyi gözümüz görmeyecekti.
Selamlar kardeşim...

Cem Kalay dedi ki...

Bu arada son paragrafım fazla olmuş, telefondan takip ettigim için düzeltme imkanım pek olmuyor, gözden kacirabiliyorum. En alttaki paragrafı atabilirsiniz ;)

scapula dedi ki...

Mischa,

Selamlar güzel abim.

Diyarbakır'ın kalecisi demişken, önce şu var. Maçı anlatan spiker, adını bilmiyorum, maçtan önce "Dur ben şuna Aragones Pinoza diyeyim de maç anlatımımı herkesin bilinçaltına işleyeyim" diye düşünmediyse ben hayatta hiçbir şey bilmiyorum. :)

Sonra... Var Mısın Yok Musun yarışmasında Furkan diye bir adam varmış, bu Espinoza onun Afrikalı versiyonu resmen.

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17214596

Uzun bir zaman sonra baktım da, Ekşi Sözlük'teki maç yorumları, tüm platformdaki tüm yorumlar içerisinde en saçmalarını içinde barındırıyor, bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Son cümlelere ise, "maalesef" demekle yetinmek zorundayım. Evet böyleyiz ama neden biliyor musun, yine medya yüzünden. Sırf Arda'nın golünü Kewell'ın pasından itibaren vermeleri bile bunun nedeni sayılabilir aslında. Her şey sonuç odaklı. Gol ve skor dışında hiçbir şey önemli değil bu ülkede. Bir de Premier Lig'deki gol tekrarlarına bak, daha gol olur olmaz atak nereden başladıysa oradan veriyorlar tekrarını. Çünkü futboldan anlayan adamlar yapıyor bu görevi. Neyse işte...

***

Cem,

Fark ettim, ama onu düzeltme yetkisini bana vermiyor blogger, bildiğin gibi. Gayın-Sin'de Melih Abi yapabiliyor bunu bir tek.

İçeriğe gelirsek;

Sabri'nin yere düşmesi çok doğal, ancak ben o acı ifadesine inanamadım dün gece tekrarını seyrettiğimde de. Her ne kadar Galatasaray Tv'nin altyazıları tam müdahelenin olduğu bölüme denk gelse de, ben Şener'in hareketinin topa olduğunu düşünüyorum. Gelişi bile faul ama en azından sarı kart değil. Ben böyle gördüm ya da.

Maçın diğer maçlardan farklılığı konusunda haklısın, elbette ki Rijkaard'ın mantalitesi birçok yönden işliyor futbolculara ama büyük resme baktığımızda (Eray'ın kulakları çınlasın) tablo farklılıklardan çok benzerlikler barındırıyor, ne bileyim bu futbolu Gerets döneminde de oynasak, "Gerets büyük hoca." demezdim. Bu Rijkaard'la ya da Gerets'le ilgili bir durum değil, Diyarbakır'da futbol böyle oynanıyor.

Can,

Godot gelmiyor, ama beklenmeye devam ediyor. Ben de futbol Godot'muzu beklemeye devam etmeye devam etme eğilimindeyim. Galatasaray'ın olduğu yerde umut bitmez. :)

Şu yazıyı da seninle paylaşmak isterim;

http://mayislar.blogspot.com/2008/09/hrszlar_6379.html

***

Number 7,

Bence verdiğin iki örnek arasında mantalite olarak temel bir fark yok. Ankaragücü de Diyarbakırspor'un gole kadar yaptığı gibi fırsat arayıp, bulduğunda saldırmıştı Galatasaray'a. Bunun için de savunma ve orta saha oyuncularımızın topu üçüncü bölgeye taşırken yapacağı hatalara gözünü dikmişti. Tek fark, Diyarbakırspor bundan erken sonuç aldı, Ankaragücü ise geç. Bence gol atıp 80 dakika üzerine yatmakla, 80 dakika yatıp sonra gol aramak arasında temel bir farklılık yok.

En iyisi kimse yatarak oynamasın futbolu. Futbol oynasın.

Sevgiler, saygılar;
Ata

Number 7 dedi ki...

Atahan,

Evet haklısın, ben biraz da söylemek istediğimi yanlış ifade etmişim sanırım.

Ankaragücü Galatasaray'ın zayıf anlarını beklerken maçın başında Diyarbakırspor kadar baskılı başlama yoluna gitmemişti. Böyle olunca da takdir edersin ki daha iyi kondisyonla yapılan atak "kontra" dahi olsa sonucu daha olumlu olabiliyor.

Gala's dedi ki...

Yine muhteşem bir yazı, muhteşem bir maç analizi. Adeta kendimi buluyorum senin yazılarında. Ama bunları ifade edemiyorum yam anlamı ile.

2. golü Maratonda uzun uzun gösterdiler. 7 pas ile atmışız ve 8. vuruş gol olmuş. Hakikaten çok güzeldi. Yanlız benim hala bu ligde istikrarlı bir iyi oyun izlemek için umudum var.

reverdy dedi ki...

2005-2006 sezonundaki diyarbakırspor maçı galatasaray'ın izmir'de oynadığı son lig maçıdır. hatta o gün atatürk stadı'nın açık tribünü - ki yaklaşık 15.000 20.000 arası seyirci kapasitesi vardır - sadece diyarbakır doğumlu taraftarlarına ayıran diyarbakırspor yönetimine ettiğim küfürler hala aklımdadır. maçın başında diyarbakır şok golle öne geçmiş , sonrasında kral kornerden eşitliği sağlamış ve ayhan'ın geçen yıl benfica maçında verdiği gibi muhteşem bir pasla kaleciyle karşı karşıya kalan necati aşırtma vuruşla son golü atmıştı. isimler de yanlışlık olabilir zira kale arkası denen tribün sahaya 30 metre uzakta olduğundan pek görememiştim o pozisyonları. pazar günü oynanan maçla ilgili bir anektodda benden gelsin bana göre maçın en çirkef oyuncusu şener aşkaroğlu'dur ne yazık ki. özellikle ilk yarı hakemin kararları sonrası seyirciyi bilerek dolduruşa getirmek ister tavırları bende bu kanıyı oluşturdu.

son olarakta iyi ki tekrardan yazmaya başladın :)

ultras/Movement dedi ki...

Atahan, sabri'nin pozisyonunda numara yapıyor demişssin ama alakası yok, pozisyon gercekten kart ama aynı şener'in Barış pozisyonunda yerde kalması ve acı içinde kıvranması numara... Ki Barıs ilk sarı kartını gereksiz gordu...