31 Temmuz 2009

Yeni Galatasaray

Abdul Kader Keita imza attığında, Eray Sözen'in yazısının başlığıydı, "Devrimin Ayak Sesleri". Dün gece, o seslerin tüm ihtişamıyla kulaklarımızda yankılandığı geceydi. Her şey, ama her şey, yepyeni bir Galatasaray'ı işaret ediyordu bizlere. Kaleci Leo Franco'nun ellerinden yeşil zemine inen toplardan, duran top organizasyonlarında inip kalkan kollara, sahanın her bölgesinde üst üste yapılan paslardan, kurulan üçgenlere; her şey ama her şey, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının habercisiydi.

Detaya inmek için erken olduğunu düşünüyorum. Öncelikle kadronun son şeklini almasını beklemeli. Satılacak, gönderilecek ve alınacak oyuncular netleştiğinde, daha sağlıklı bir genel bakış atma şansına sahip olabileceğiz. Önümüzdeki on - on beş gün içinde, takıma Elano dışında en az iki oyuncunun daha katılacağını tahmin ediyorum. Ufuk Ceylan, Sezer Öztürk, Lucas Neill, Marco Aurelio ya da aklımıza gelmeyen başka isimler... Hâlihazırda 32 kişiye ulaşmış kadronun, hele ki Rijkaard gibi fazla oyuncuyla çalışmayı tercih etmeyen, ihtiyaç duyulandan fazlasını takımın başarısı önünde bir engel olarak gören bir hocanın elindeyken takviyeye ihtiyacı yok gibi görünse de, on civarı oyuncuyla yollar ayrıldığında yapılacak 3-4 transfer kadroda şişkinlik yaratmayacaktır.

Transfer kapandıktan sonra, gitmesi gereken oyuncular hakkında da konuşabiliriz, uzun uzun. Ancak öyle bir ruh hâlindeyim ki Rijkaard ve ekibi geldiği günden beri, nasıl anlatsam, "Şu, şu, şu oyuncular gitmelidir." desem vicdanen rahatsızlık duyacakmışım gibi. Oyunculara haksızlık etmek değil çekincem; sanki ukalalık olurmuş gibi geliyor, "şöyle şöyle yapılmalı" diye bir yargıda bulunsam. Alakası yok ama işte, böyle bir mekanizma gelişti içimde bu teknik ekiple birlikte. Rijkaard bugün "Gönderin şu Arda'yı." dese vardır bir bildiği diye düşünecek durumdayım. Bir tek Gökhan Zan ve Emre Güngör arasındaki tercihin ileride canımızı yakacağından emin olduğumu söyleyebilirim, ki "gitmesi gereken oyuncular" ile birlikte bu da daha başka bir günün yazı konusu olsun.

Frank Rijkaard, 2000 Avrupa Şampiyonası akabinde Sparta Rotterdam'ın başına geçtiğinde yüksek hedefleri vardı. İlk kulüp deneyiminde, kurallarını kendisi koyduğu ilk oyunda kazanan o olacak, kulüp teknik adamı olarak da iddiasını kanıtlayacaktı. Olmadı, köklü Rotterdam takımı, tarihinde ilk kez küme düştü. Ama nasıl? Tarihinde ilk kez o denli büyük ekonomik sorunlar yaşayarak... Takımın birçok oyuncusu, sezon sonunda serbest kalacağını bilerek oynamıştı yıl boyunca. Kulübün kendilerine karşı maddi sorumluluklarını yerine getirmemesi de huzursuzluk kaynağıydı. Bu şartlar altında çalışmak çok zordu. Buna karşın Frank Rijkaard'ın tutumu, bu devirde hayret vericiydi. Göz göre göre eriyen Rotterdam'ın başından ayrılmadı, terk etmedi gemisini Rijkaard. Dahası, bir alt lige düşülmesinin ardından da takımından ayrılmak istemedi. Ücretini yarı yarıya indirmeyi kendisi teklif etti, kulüp bunu dahi karşılayamadı. Takımın en önemli oyuncuları da önceden öngörüldüğü gibi serbest kalmışlardı. Olmadı, yollar ayrıldı.

Hollandalı teknik adam, bu başarısız deneme sonrası, bir futbol takımının nasıl yönetileceği konulu bir kitap yazmak için çalışmalar yaptı. Pratikte ulaşamadığı başarıyı önce teoride gerçekleştirmek, sindirmekti amacı. Bir yıl boyunca kitabıyla ilgilendi. Johan Cruyff'un tavsiyesi üzerine Barcelona'nın başına geçerken ise rafa kaldırdı bu projesini. Ve Barcelona'yla işin kitabını yazdı. Dönemin Barcelona'sı, Hollandalının eseriydi işte. Frank Rijkaard, bir futbol takımının nasıl yönetileceğini, kağıda değil, futbol tarihine yazmıştı.

Bu sezonki Galatasaray'ı bu kitabın ikinci cildi gibi düşünelim. Tobol maçlarını da içine alan hazırlık dönemine çeşitli karalamalar gözüyle bakabiliriz. Dün akşamki Maccabi Netanya maçında ise gördük ki, artık hazırlıklar bitmiş, Frank Rijkaard başlamış kitabını yazmaya. Dünkü karşılaşma, bu kitabın "İçindekiler" bölümüydü işte. Bütün yıl ve hatta yıllar boyunca Galatasaray'da göreceklerimiz, dünkü karşılaşmada ana başlıklar olarak önümüze sunulmuştu. Takımdaki yenilikler hemen göze çarpıyordu. Leo Franco'nun tüm topları eliyle savunmadaki Servet'in ayağına bırakması, oyunun bu bölgeden kurulması, topun konumuna göre beklerin yana ve ileriye doğru açılıp kapanması, yalnızca "hazırlık pası" olarak açıklanamayacak bir pas trafiğiyle topun gezdirilmesi, daha da önemlisi topla birlikte tüm oyuncuların yer değiştirmesi... "Tutulması" çok zor bir takım olmak üzere Galatasaray.

Ya duran top organizasyonlarına ne demeli? Asla ne anlama geldiğini tam olarak bilemeyeceğimiz el kol işaretleri, son örneğini 2000-2001 yılında gördüğümüz varyasyonlar... Belli ki çalışılıyor. Belli ki Galatasaray duran toplardan çok gol bulacak önümüzdeki dönemde. Şimdiki bilanço, 3 resmi maçta atılan 4 gol.

Hepsini geniş olarak ele alacağız zamanı geldiğinde. Ancak dünkü karşılaşma, hepimize "Yeni Galatasaray"ın neye benzediğini göstermiş olmalı. Yolumuzu biliyorduk, artık eminiz. Her şeyden bir parça gördük dün. Artık bunların geliştirilmişlerini izleyeceğiz. Rijkaard'ın kitabına ekleyecekleri de olacak mutlaka. Ana taslak ise bu. Bu anlamda Maccabi Netanya maçı, doksan dakikasıyla kaydedip saklanmalı, ilerki bir tarihte her şeyin başladığı maç olarak dönüp bakılmak üzere...

Sadece düne yönelik yorumlar yapacak olursak; Arda, Kewell ve Baros bıraktıkları yerin de üstünden devam ettiler demek mümkün. Tabii buradan yine geleceğe yönelik çıkarımlar yapılabilir, "Arda bu takımın en önemli oyuncusudur, çünkü...", "Kewell'ı bu formuyla yedek bırakmak mümkün değil, o hâlde...", "Baros'u şu şekilde de kullanabiliriz..." gibi. Önümüz uzun. Kader Keita hakkında uzun konuşmak için yine erken. Skorun verdiği rehavet de olsa, takımıyla ilk maçına çıkan bir oyuncunun daha hareketli, daha aktif olmasını beklerdim, biraz durgun gibi göründü. Bir sonraki maça ilk 11'de başlayacak, muhtemelen de damgasını vuracaktır. Topla aynı kareye girdiği anda heyecanlanacağım günler için heyecanlanıyorum şimdiden. Bir de attığı gol sayılsın isterdim tabii ki herkes gibi.

Sabri, hazırlık dönemindeki iyi performansını devam ettirdi. Hakan Balta, attığı halı saha golünün dışında, ince hareketleriyle de göz doldurdu. Mustafa Sarp, giderek kendisine daha fazla güven duyulan bir oyuncu hâline gelecek böyle oynamaya devam ettiği sürece. Ayhan her sene olduğu gibi geç form tutuyor. Aydın, kötü değil ama daha iyi olmalı. Leo Franco'ya da bu maçtan itibaren güveniyorum, uzun yıllar kalemizi koruyacaktır. Servet - Gökhan tandemi ayrı inceleme konusu...

Son olarak;

İkinci yarının başı. Harry Kewell golü atıyor, yumruklarıyla muhteşem bir sevinç yaşıyor, Baros ona koşuyor, Arda ona koşuyor, kameralar kenara, Frank Rijkaard'a dönüyor, Rijkaard gülümsüyor... Yahu, bu takımın her yerinden karizma fışkırıyor! Tüm diğer özelliklerinin yanında, futbol tarihinin en karizmatik takımlarından biridir Galatasaray 2009-10.

34 ekleme:

Spooky dedi ki...

Bir önceki maçta iyi miydik?
Cevap evetse benim için bitmiştir olay...
Bu soruyu önümüzdeki 1-2 ay daha sormaya devam edeceğim.

uuuu dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
uuuu dedi ki...

rijkaard'ın olması zaten başlı başına bir umut kaynağı. galatasaray'ın son tobol maçından daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. barcelona'da ilk sezonunun ilk yarısında ligin dibinde tamamlayan rijkaard sezonu ikinci bitirmişti. netanya tsl'nin vasat takımları ayarında olduğunu düşünürsek galatasaray'ın uyum sorununu çabuk atlatacağını söyleyebiliriz. sadece gökhan-servet ikilisinin ağır olması bile savunmaya transfer için geçerli bir sebep. ya da en azından sabri'nin yerine savunmanın kalitesini ortalama bir konuma getirmek için sağ ve sağ iç oynayan bir savunma oyuncusu şart (coloccini-neill vb). sabri'nin yapamadığı şeyler çok olsada yapabildikleride değerli şeyler. bu takımda joker olarak yer alabilir. baros'un yedeği içinde nonda çok zayıf kalır burda elano bile alternatif olabilir. ama genel itibariyle avrupa liginde bir çeyrek final, tsl'de ilk 2 zor gözükmüyor. ilk 2'de iyidir yani. bu sene ilk 2 olursa seneye zaten şampiyonuz. adnan polat'ta söyledi rijkaard'ın kredisi 2 yıllıktır diye. bende sonuna kadar güveniyorum kendisine...

t2 dedi ki...

Bekle kardeşim bekle ... Bismillah yahu :)

aşkın dedi ki...

İnsanın içini ısıtan bir yazı.Şu takım iyi futbol oynasın kupa falan da istemez.Nasıl olsa geçen sene ikinci yarı oyun da yoktu kupa da.

Spooky dedi ki...

Artık şu tribünler dolsun. Ben kalkıp Ankara'dan izlemeye gidiyorum fırsat olursa. 12 milyonluk şehir bi ASY'yi dolduramıyor.
Buna bi çare...
TT Arena'nın alıştırmalarına başlayalım artık.
Futbolcular karizmatik, tribünlerde göstersin karizmayı...

scapula dedi ki...

Arda,

Tribünler doluyor.

Tobol maçı, Fener maçı gibiydi. Tıklım tıklımdı. Çıkan saçmasapan haberler, kötü niyetli. Yeni Açık Alt'ın küçük bir bölümü loca yapıldığı için tadilatta, orayı bahane ediyorlardır muhtemelen.

Satılmayan bilet kalmadı zira.

MegaDave06 dedi ki...

Takımda tek aksayan eleman Sabriydi. Kanımca yazının sonunda ironi var değil mi ?

Spooky dedi ki...

Evet biletler satılıyor da benim kastım örneğin geçen sene takım iyi giderken bile stadın anlayamadığım bir şekilde boş kalmasıydı.
Bu sene olmasın bunlar.
Bir de Ultraslan'ın Eski Açık'a geçmesi sebebiyle Tobol maçında tezahüratların karıştığını söyleyenler olmuş.
Bakalım Netanya maçına geliyorum kendim gözlem yapacağım.. :)

scapula dedi ki...

MegaDave06,

Sabri'nin kadanından çok geldiler, bu nedenle zorlandı biraz. Ama hücuma çıkışları etkili, pas tercihleri isabetliydi. Pasların isabetinden değil, topu doğru yere yönlendirmeye çalışmasından bahsediyorum.

Sabri benim de pek sevmediğim bir oyuncu. Ama aynı hatayı Kewell yaptığında ses etmeyen bizler, Sabri yaptığında tahammülsüzlük gösterisi yapıyoruz. Hatta, Kewell'ın hatasında bile, pozisyonla uzaktan yakından ilgisi olmayan Sabri'nin suçlandığını gördüm. Bunda Sabri'nin sık sık kötü oynamasının da payı var elbette. Ama dün bence kötü oynadığı maçlardan bir tanesi iyiydi. Çizgiden top çıkardı, uzaktan isabetli şut çekti, orta yaptı, harika bir gol attı... Ne yapsın daha? Yeni transfer olsaydı, beğendiğimi söylerdim.

finrod dedi ki...

Daha doğru düzgün hazırlanamamış bir emre güngör ve takıma katılalı 30 gün olup olmadığından emin olmadığım bir gökhan zan arasında kim neyin tercihini yaptı ki sen yanlış buldun merak ettim.aceleye getirmemek lazım bu işleri. her 2 sinin de kendine göre meziyetleri var ve sene içinde 2 sinin de bir arada olacağı dönemler olacaktır. ben 2 aynı tip adamdan savunma kurulmaması gerektiğini hem geçen yıl bizzat gördüğümüzü, hem de hocanın bunun bilincinde olduğunu sanıyorum. ama ileride gökhan'dan ciddi bir çıkış da bekliyorum bundan bağımsız. Rehabilitasyon merkezi Galatasaray'da geçecek bir 6 ay sonrası yeni bir ayhan akman, servet çetin vakasına tanık olabiliriz.

scapula dedi ki...

Gökhan,

Gökhan Zan'dan ben de umutluyum. Ama mümkünse Emre Aşık rolünde. İyi bir yedek olarak.

Emre Güngör oynayacak durumda diye biliyorum, yanılıyor muyum? Bana Gökhan tercih edilmiş gibi geliyor bu yüzden. Rijkaard'ın kafasından geçenleri ne sen okuyabilirsin, ne de ben. Ama umarım doğru tahmini sen yapmışsındır. Bu şekilde düşünmen beni umutlandırdı.

halk dedi ki...

son olarak'a ek olarak;

kewell'ın yedek kalma ihtimalinin kuvvetli olduğu bir takım galatasaray, kewell işte bildiğimiz kewell, büyü, yakışıklı, avustralyalı,oha.stop.

filozof dedi ki...

GS TAFARTARI OLARAK BUNLARI SÖYLEYEN BİRİ OLARAK DEĞİL TARAFSIZ OLARAK SÖYLÜYORUM. EMRE AŞIĞIN YERİNİ KİMSE TUTAMAZ. DEFANSI EMRE AŞIK GİBİ KORUYAN KİMSE YOK DİYORUM.EMRE AŞIK AKILLI BİR DEFANS OYUNCUSUDUR.

KYBELE F dedi ki...

GALATASARAY'ımıza yeni sezonda başarılar dileriz. Allah futbolcularımıza sağlık sıhhat versin.. (Amin)...

Taylan Özgür Topçuoğlu dedi ki...

Süper bir yazı ellerine sağlık



http://yetenekavcisi.blogspot.com/2009/08/elanonun-galatasaraydaki-ilk-frikik.html

Elano'nun Galatasaray'daki ilk golü...

Adsız dedi ki...

Atahan abi uzun süredir yazmıyorsun hayırdır?

scapula dedi ki...

Merhaba.

Bir nevi pit-stop diyelim.

Bir araya ihtiyacım var ve bu arayı vermezsem, yolun geri kalanını tamamlayamam.

Bu dönem böyle olsun. Tabii bu dönemin Galatasaray'ın en muhteşem olduğu, benim de önüme hayatımın en önemli fırsatlarının geldiği (Yenilsen de Yensen De & Yalnız Futbol) dönemle aynı dönem olması da benim şanssızlığım. Kafamı toparladıktan sonra plağı çok geri sarmayız umarım.

Teşekkür ederim ilgin için.

Sevgiler;
Ata

emre dedi ki...

Ellerine sağlık yazı süper olmuş :D

gkslsrt dedi ki...

Merhaba, bloglarımız arası etkileşim pek olmadı ama ne yapıyorsun, nerelerdesin çok merak ettim. Umarım, herşey yolundadır!

Ceyda dedi ki...

Hem blogunu okurken,hemde tv'de yorumlarını izlerken çok keyif alıyorum.G.Saray'ı adamakıllı insanların temsil etmesi çok mutlu ediyor beni.
Bu aranın kısa sürmesi dileğiyle..

scapula dedi ki...

Göksel merhaba.

Geç gördüm, affet.

Her şey yolunda olmasa da, çok önemli bir sıkıntı yok. Normal hayatıma her zaman olduğu gibi devam ediyorum, sadece futbol üzerine kafa yoracak ruh dinginliğine sahip değilim. Ki olurum yakında...

Sağol ilgin için.

***

Ceyda,

Çok teşekkür ederim, mutlu ettin.

Adsız dedi ki...

Atahancim canim kardesim nerdesin yahu? Hergun kontrol ediyorum ama yazmiyorsun.

Orhun

gltsry dedi ki...

Ata selam;
sonunda sesini duyduk:)

Yalnız futbol'a bakıyorum yoksun, yenilsen de yensen de programına bakıyorum yoksun (belki de bana denK gelmiyor), blogu kontol ediyorum sürekli yine yoksun...Kısacası yazılarını ve yorumlarını özledi(m)k:)
Cidden her şey yolundadır umarım ve ara artık biter...

gkslsrt dedi ki...

En azından bir haber aldık ya o da yeter. Aranın kısa sürmesi dileğiyle!

scapula dedi ki...

Orhun, Melike, Göksel sağolun varolun. Aslında ne yazacağımı bilemiyorum, kuru teşekkür az kalıyor, uzun uzun sohbet edebilsek keşke.

Bu hafta başlıyorum aslında maratona. Pazartesi "Yenilsen De Yensen De", Çarşamba "Yalnız Futbol"a katılmak için sabırsızlanıyorum, ki siz bunları okuduğunuzda bunlar çoktan olmuş olacak. :) Bloğa da önümüzdeki günlerde devam edeceğim. Aradan geçen zamanda yeni bir eve yerleştim ve bir buçuk ay geçmesine karşın henüz internet bağlatmadım, bu ara halledeceğim.

Özledim.

Bolcana sevgiler;
Ata

Lappapzade Abdurrahman Çelebi dedi ki...

hocam selamlar. benim iletmek istediğim şey az önce biten ve senin de yer aldığın "yenilsen de yensen de" gs'nin durumu hakkındaki soruya karşılık söylediklerinle ilgili.
medyanın gazıyla ve futbol bilgisizlikleriyle ilk tökezlemede takıma sallayan, salak salak analizler yapan adamların haricinde, takıma hala olumlu bakabilen birilerinin olduğunu görmek beni sevindirdi. buradan teşekkürümü ileteyim dedim. umarım en yakın zamanda yazmaya başlarsın.

alessandro del piero dedi ki...

özellikle tam da şu günlerde geri dönüş yapıyor olman çok isabetli olmuş üstad, malum safları olabildiğince sıklaştırma zamanı.. yolun açık olsun..

Adsız dedi ki...

Atahan bende ASY.net dalgasina gonul koyuyorsun ondan benim yorumumu yayinlamiyorsun sandim.

Opuldun, yilbasinda gorusmek uzere.

onurgs dedi ki...

Aylardır yazı yazmıyosun mümkünse devam et yeni galatasaray yazını okuyalı baya oldu ama tadı damağımda devamını bekliyoruz kardeşim yazsanaaaaaaaaaaaaaaaaaaa.

onurgs dedi ki...

Farkındamısın bilmiyorum ama 3-4 ay oldu yazmayalı geçen seferki dediklerimi blog a giriyosun da yazılarına neden devam etmiyosun hayır kafana bişey düşüp ölmediysen trafikte sakat kalmadıytsan yada mars a yerleşmediysen devam et şu yazılarına gözüm.

KANDIRALI dedi ki...

hocam dön şu blog alemine.

baggio dedi ki...

Hocam gel artık..

scapula dedi ki...

Selamlar ve bol bol teşekkürler diyeyim kısa yoldan.