On yıl önce yapmıştı Frank Rijkaard bu maçın yorumunu, hazırlık maçlarını kazanamadığı için medyanın üzerine geldiği dönemde: "Pavarotti'yi duşta söylediği şarkılarla değerlendiremezsiniz."

Yazık ki, bilmiyor. Biz değerlendiririz. Bugün dil uzatamıyoruz Rijkaard'a. Parma Maniac'ın da sözünü ettiği gibi "Yedi stoperle maça çıkılır mı? Kazakistan Ligi yedincisinden alınan beraberlik Galatasaray için iyi sonuç olamaz. Birinin bu Hollandalıya Galatasaray'ın büyüklüğünü anlatması lazım." diyemiyoruz. Cesaret edemiyoruz buna, gücümüz yetmiyor. Yarın birkaç ay geçince söyleyeceğiz. O zaman cesaret edebileceğiz çünkü Rijkaard'ın uzaylı olmadığını göreceğiz. Gözümüze çarpacak onun da sadece bir insan olduğu. Bizim gibi! E hâliyle başlayacağız konuşmaya.

O güne kadar, futbolculara akıtalım içimizdeki irini.

Sabri defolsun gitsin, Yaser futbolcu değil, Mustafa Sarp el freni, Aydın kız gibi, Barış düz adam, Alparslan cambaz, Orkun hokkabaz...

Dilimize kuvvet. Pavarotti de detone, benden söylemesi...

Dün akşam emin oldum, Rijkaard'ın önümüzdeki sene takımının başında olmama ihtimali, herhangi bir takımın herhangi bir hocasınınkinden farklı değil. Nedeni şu.

Açıkça söyleyeyim, ben bu sene şampiyonluk beklemiyorum. Öyle bir beklentim yok, anlamında. Şampiyon olacağımızı da sanmıyorum aynı zamanda. Bana göre şampiyonlukta en avantajlı takım Fenerbahçe. Galatasaray bugünden sonra Deco'yu da Aurelio'yu da getirse bakış açım değişmeyecek. Kötü transfer mi yaptık? Hayır, o yüzden değil. Bilakis Mustafa Sarp dahil dört transferimizden de memnunum, bunun yanında birkaç da genç oyuncu kazandık. "Ama" Rijkaard'ı, Neeskens'i, Puyol'u, Cuadrat'ı getirdik. "Ama" diyorum çünkü bu, 2009-10 sezonu şampiyonluğuna yönelik bir hamle değil. Şampiyon olacak değil, şampiyonluklara ambargo koyacak takımı oluşturma senesi bu sene. İki sezon önce temelini Kalli'nin attığı yapı üzerinde "inşa edilmeye çalışılacak", Galatasaray'ın önümüzdeki 10 yılı. Birincil amaç bu, ikincisi şampiyonluk.

Feldkamp gibi Rijkaard da iki amaca birden ulaşabilir mi, zor. Çünkü o sezon Galatasaray'ın rakipleriyle arasında güç farkı varken, bu sezon Fenerbahçe ve Beşiktaş da Galatasaray kadar iddialı kadrolara sahipler. Beşiktaş'ın başında günlük çalışan -ve bunu çok iyi yapan- Mustafa Denizli, Fenerbahçe'nin başında geleceğe yönelik bırakacağı miras duran top organizasyonlarıyla sınırlı Christoph Daum. İkisi de Türkiye Ligi'nde şampiyon olmak için ideal teknik adamlar ve şampiyonluk yarışı ikisi arasında sürecek bence. Erik Gerets, "Bir kemik için iki köpek mücadele ediyorsa, üçüncüsü gelip o kemiği aradan kaçırabilir." demişti, Beşiktaş tehlikesine dikkat çekmek için ve o Beşiktaş ligi önümüzde bitirmişti. Ben de bunu bekliyorum işte. Kemiğe ulaşmayı değil, en azından rakiplerin birini alt etmeyi. Bugünden razıyım, ikinci olup Şampiyonlar Ligi'ne gitmeye. Kesinlikle kâfidir. Böyle de olur diye tahmin ediyorum şu anda ama kimbilir kaç kez dengeler değişecek sezon sonuna kadar, onu da göreceğiz...

Şimdi ihtimallere geçelim. Ersun Yanal'ı gönderip herhangi bir teknik adam getiren ve geçtiğimiz sezon kazanılanları çöpe atan Trabzonspor'u aradan çıkarıyorum. Sivasspor'u da göz ardı ediyorum. Şampiyon Beşiktaş, ikinci Fenerbahçe, üçüncü Galatasaray. Galatasaray taraftarı sineye çekebilir. Şampiyon Beşiktaş, ikinci Galatasaray, üçüncü Fenerbahçe. "Ohoo biz bu sezon şampiyonluk hedeflemiyorduk ki!" olur, sevinir bile herkes. Fenerbahçe ligi ilk sırada bitirir, Galatasaray ikinci olursa, yine Şampiyonlar Ligi ile avunulabilir. Ama... Fenerbahçe şampiyon olur da Galatasaray Şampiyonlar Ligi'ne bile gidemezse, o zaman kıyamet kopar işte. Ne Rijkaard'ın hocalığı kalır, ne futbolcuların "insanlığı". 60 puanla Fenerbahçe'nin arkasında üçüncü olmaktansa 50 puanla Fenerbahçe'nin önünde dördüncü olması daha hayırlıdır Rijkaard açısından.

Eskiden bu, yalnızca Fenerbahçe'de hâkim olan bir bakış açısıydı belki, ama bugün değil. O gün öyle olmasının asıl sebebi de Galatasaray'ın daha başarılı olmasıydı muhtemelen. Çünkü futbola bakış açımız aynı aslında. Aynı basitlikte. İşe gidersin, Fenerbahçeli arkadaşların dalga geçer seninle, işte Rijkaard bundan böyle kötü hocadır senin için. Gayet ciddi olarak söylüyorum bunu. Biz futbolu böyle, bu gibi kıstaslarla değerlendiriyoruz ülke olarak. Bilmiyoruz futbolu. Ve sevmiyoruz "onlu" olduğunu söylediğimiz takımlarımızı, kendimize mukayesen hem de hiç. Sağlıklı düşünmekten de bu kadar uzak olunca, sonuç kaçınılmaz oluyor. Ben hâlâ iddia ediyorum ki Skibbe'nin adına Stibbe olsa kendisine daha fazla güvenilecekti. Ama işte, burası böyle bir ülke.

Devam edelim Rijkaard'ın Galatasaray'daki geleceğinden. Söylediğim gibi, mantığıma sorduğumda bu sezonun en kuvvetli şampiyonluk adayı Fenerbahçe. Beşiktaş da daha hazır, Galatasaray'a göre. Dün oynadığımız Tobol neyse, bir anlamda Galatasaray da o. Bir klişe çağıralım: Evet, "kapalı kutu". Dünkü maç öncesi Tobol kimdir, nedir sorusu ne kadar bilinmezlik teşkil ediyorsa, Galatasaray nasıl oynayacak, kim nerede oynayacak soruları da o kadar cevapsızdı benim için. Arda mesela, hazırlık maçlarında iki bölgede de oynamış bir oyuncu olarak solda mı oynayacaktı, içte mi? Savunmadan top çıkarma görevi Servet'te mi olacaktı, Gökhan'da mı? Yoksa Mustafa'da mı? Servet - Emre (Güngör) ideal ikilisini ne zaman görecektik; ya da görecek miydik? (Maalesef burada tercih Gökhan olacak, uyumun en önemli olduğu bölgede her maçta oynatılıp birbirlerini tanımalarının sağlanması da muhtemelen bu yüzden. Tamam Servet - Emre tanıyor birbirlerini ama bir maç da birlikte oynarlardı, tercih Emre'den yana olacak olsa.) Duran toplarda nasıl bir farklılıkla karşılacaktık? Orta üçlüde nasıl oyuncular tercih edilecekti? Ön libero mu kullanılacaktı, ön stoper mi? Üç oyuncunun kaçı defansif, kaçı ofansif ağırlıklı olacaktı? Buna benzer onlarca soru sorulabilir, şimdilik hiçbirinin cevabı yok, tahmin yürütebiliriz ancak.

Şu sonuca ulaşmaya çalışıyorum; Galatasaray'da cevaplanmamış çok soru var. Bu da Galatasaray'ı Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin arkasına itiyor şampiyonluk şansı bakımından. Problem değil. Başımızdaki ekip 4 sene kalsın, Şampiyonlar Ligi'nde "en aşağı" çeyrek finalde düzenli olarak mücadele eden bir takımımız olacak, buna eminim. Zaten bunun için şampiyonluk beklemiyorum bu sezon. İstemiyorum bile diyebilirim! Sabırsızım çünkü ben! Ama o sabırsızlıktan değil bu. Yumuşak geçişten ziyade, başarı anlamında tüm sezonu heba edelim ki bir an önce ait olduğumuz yere dönelim, bunun sabırsızlığı. Yoksa bunun için gereken süre 5 seneyse, 5 sene beklerim. Ama o 5 senede de "idare edelim" diye bu 7 seneye uzamasın, mesele o. 3 sene ligde on ikinci olalım, 4. sene Şampiyonlar Ligi'ne gidelim, 5. sene de yarı final oynayalım.

Benim bakış açım bu. Genelin? "Yav bizim tükânda bir Reşat var Fenerli, kurtulamıyorum namussuzun dilinden. Bu sene kesinkes şampiyon olmamız lazım arkadaş, lamı cimi yok." Açıkça dile getirilmese de, hatta farkında olunmasa da Türkiye'de işleyen metot bu. Futbol anlayışımız bu. Kendi kısır çekişmelerimizin, kim daha uzağa tükürür yarışmalarımızın içinde boğuluyoruz işte bu yüzden, ezelden beri. 1996'da Fatih Terim'in taraftar baskısı yüzünden istifa etmek zorunda bırakıldığını hatırlatırım. Farklı bir şey yaptı Faruk Süren, alışık olmadığımız bir şey; arkasında durdu Fatih Terim'in. Ve o Fatih Terim... Malum.

Bugüne kadar pek yapmadı, ama Adnan Polat da artık Rijkaard'a sonuna dek destek verir, bu kesin. Peki Adnan Polat olacak mı sezon sonunda? Taraftarın geneli bir bilinçsizse, kongre üyelerinin geneli beş bilinçsiz. Daha doğrusu bilinçli de, beş para etmiyor işte bilinçleri. Ne beklenir ki 6 sene seçmiş güruhtan? Fırsat kolluyorlar yine küçük hesapları ve küçük hedefleriyle Galatasaray onların olsun diye. Küçük, ama onların. Bu fırsat da şu anda ellerine geçmek üzere, yukarıda söylediğim nedenlerden. Rijkaard seçimine rezalet gözüyle bakan insanlardan söz ediyorum, o kadar kör etmiş gözlerini yani kendi çıkarları... Bunlar, bu sezon (yalnızca bu sezon) yaşanabilecek sportif başarısızlığı iyi kullanıp propaganda aracı hâline getirerek amaçlarına ulaşabilirler. Ardından da küçük hedeflerine uygun küçük teknik direktörlerle yola devam edebilirler. Kimsenin de buna gıkı çıkmaz. Bir şey iyi gitmiyorsa tek nedeni vardır çünkü! Bugün Sabri'dir, yarın Rijkaard. Kimse fark etmez asıl nedenin kendilerinin oluşturduğu bu düzen olduğunu.

Uzar gider.

Hazırlık maçı ya. Hazırlık maçı. Tobol yani, kim bakabilir Avrupa maçı gözüyle? Ya da olsa ne fark eder? Yenilsek ne fark eder? Hatta elensek? Evet, ne olur elensek? Ne kaybederiz? Büyük resimde hiç, bence. Çünkü bu sene Avrupa'da kupa kazanma senesi değil. Kendimiz için, kaçırdığımız maçlar ve yaşayamadığımız heyecanlar için üzülür, bunu Galatasaray'a mal ederiz. Başka açıklaması yok, çünkü Galatasaray için üzülecek bir şey yok. Ama açtık sezonu işte, başladık "eleştirmeye". Niçin? Kendimiz için. On tane gol göremedik, keyifli saatler yaşayamadık. Evet, başka açıklaması yok, çünkü Galatasaray'ın Tobol maçında alamadığı galibiyetin hiçbir anlamı yok. Avrupa puanı bile işlemiyor, ön eleme işte. Ama... Ama o kadar çok biliyoruz ki, of! O kadar çok şey var ki söylenecek...

Uzar gider işte...

Biraz agresif oldu belki, ama göz göre göre aynı şeylerin tekrar tekrar yaşanıyor olmasına da tahammül etmek zor. Bir de Casablanca maçı yazısına devam edecektim hesapta, olmadı. Bir kişi dahi olduysa bu yüzden sayfayı açıp da bir şey göremeyen, af diliyorum. Pek içimden gelmiyor bu ara. Bir süre daha böyle devam edelim...

11 ekleme:

Adsız dedi ki...

harika bir yazı yazmışsın dün maçdan sonra taraftar forumlarında aynen dediklerin yaşandı ama bu sefer koruyanlar daha fazlaydı eğer gs bu maçda aslarla çıksaydı 4-0 kazansaydı 3 oyuncusunu sakatlıktan kaybetseydi kim o 3 oyuncuyu değil 4*0 lık galibeyetle işte bu muhteşem gs derdi çok doğru yazmışsın kardeşim artık amatör düşünceden kurtulup geleceği görmeliyiz ...

Spooky dedi ki...

söylediklerine katılıyorum çok büyük ölçüde kongreye çok var ama eğer işler iyi gitmezse kongre öncesinde tribünlerin hem teknik ekibe hem bu yönetime sonuna kadar sahip çıkması gerekir. yönetime gelmeyi düşünenleri ürkütecek kadar. liseli grubun kıpırdanmaya başladığını duyuyoruz çünkü...

bir kere bu sistem zor. açıkcası hem futbol zekası hem kondisyon hem yetenek gerektiriyor. sanırım yetenek sıkıntımız olmaz ama mustafa sarp sabri gibi isimlerle zeka sıkıntımız olur. mustafa sarp evet basıyor top kapıyor ama yavaş. 3 4 kere topa dokunmadan pas veremiyor. takım olarak özellikle orta üçlü tek pasla gitmeleri gereken yeri 4 pasta gidiyor boşa çıkan olmuyor falan filan belli şeyler ama toparlanır diyorum. tek sorun bu ligde takımlar cok yaslanıyor o zaman aradığımız boş alanları bulamayabiliriz. gördük 11 kişi ceza sahasına doluşan takımlara tek kale oynayıp gol atamadığımız maçları.

herşey bir yana hakan ünsal maç öncesi dinledim kafasına bir şey düştü heralde dedim ama maç sonrası hemen özüne döndü. o da alem...

sanıyorum orta sahaya transfer gerekecek.

Gala's dedi ki...

atahan abi yine döktürmüşsün. çok doğru. sadece sabır sadece sabır..

osmancanpolatblog.com dedi ki...

cok guzel yazi ama ben bizim taraftarin sabri gosterecegini sanmiyorum cok degil 2 yenilgide ortalik karisacaktir medya zaten sallayacaktirda orasi kesin zaten ama 2 yenilgiyle taraftarda mirildanmaya baslar isallah bu dediklerimiz olmaz rijikaarda sonuna kadar taraftar yonetim sabir gosterir

Ayberk dedi ki...

Atahan ben kendi fikirlerimi bu kadar guzel dile getiremiyorum, iyi ki sen varsin, bu yazinin her kelimesinin altina imzami atarim.
O sonda kucuk harflerle yazmissin ya biraz agresif oldu belki diye bence biraz hafif kalmis, bu ilkel zihniyete kufur etmemek zor oluyor benim icin. Macin goller dahil 90 dakikasinda en ufak bir heyecan hissetmeden , oturup seyretmedim, gorev olsun diye sayilir. Ne de olsa bizim takimin maci var diye ki D-Smart'ta olsa seyretmicektim de evde yok diye. Ulan UEFA puan yazmiyor, bizim ilkel insanlarimiz elestiri yaziyor ya. Neyse agresiflesmeden bitireyim ben de. Ellerine saglik tekrardan.

biglion dedi ki...
Bu kayıt, yazar tarafından kaldırıldı.
bitse de gitsek dedi ki...

Çoğumuz yaşamadı şampiyon olmadan geçen yılları.. Hep büyüklerimizden dinledik o zamanki cefakar abilerimizin neler yaşadığını.. Yeni jenerasyon olarak bizler hep başarıya alıştırıldık! Peşpeşe kazanılan şampiyonluklar, Avrupa kupalarında kazanılan zaferler hepimizi şımarttı. Bu biraz da endüstriyel futbolun getirileri maalesef. Takım oyunundan ziyade popülist isimlere odaklandık. Takımı için mücadele eden futbolcuları sadece maç öncesi -lütfedip- yumruk şova çağırırken tribünlere; popülist isimler hiçbir varlık göstermediği bir maçta sadece korner kullanacak diye taparcasına tezahurat ettik kendisine.

Bizler kendi kendimizi nasıl vurup öldürürüz diye içten içe mücadele ederken, dışarıdan sözlü ve yazılı fiili saldırılara hiç gerek yok aslında. Popülist yaklaşımlarımız devam ettiği sürece daha Haldun Üstünel çoookk transfer yapar bu takıma.

Bu arada sevgili Atahan, sana söz verdiğim gibi Four-Four-Two dergisini satın aldım ve Servet yazını okudum :) Editörler sanırım herşey daha öncesinde hazırlandığı için düzeltme yapmamışlar ve dediğin şekilde yayınlanmış yazın. Ancak Servet pankartı hakkındaki düşüncemi izah etmemin gönül rahatlığı var bende.

Sevgiler, saygılar..

Adsız dedi ki...

Yazıyı beğenerek okudum. İnsanlar bedelleri ödenmeden gelen kolay başarıları(!) severler. Gazetelerde, orada, burada yapılan yorumlar o kadar kalitesiz, o kadar yüzeysel ve o kadar boş yorumlar ki; bence artık taraftar sektördeki pek çok spor yorumcusundan çok daha doğru ve çok daha sağlıklı değerlendirmeler yapıyor. Spor medyasının -bir iki istisna hariç- bugünkü durumunu içler acısı olarak görüyorum. / Ahmet S. Türk

scapula dedi ki...

Abiler, arkadaşlar;

Bir türlü zaman uydurup cevap yazamadım, bu da beni huzursuz etti. Evde yoktum, az sonra yine çıkacağım. Birkaç gün daha yazabileceğimi sanmıyorum, mecburen kısa kısa geçeceğim. Rica ederim affedin.

Adsız, Gala's;

Teşekkür ederim.

***

Spooky,

Şu anda bu takımın çok büyük bir eksiği var. Klişe tabirle, kilit açan oyuncu. Yusuf Şimşek gibi gerektiğinde kullansak, o bile kâfi. O tarz, ama duran top kullanan bir adam lazım işte bize. Yoksa puzzle eksik kalıyor. Dediğin gibi, çok maçı rakibi açamadan bitiririz.

***

Ayberk Abi,

Çok teşekkür ederim. Sinirleniyorum ben de işte ama sakin olmak lazım.

***

Yunus Abi,

Ben daha okuyamadım dergiyi. Nereye baksam yok. Yenisi çıkacak neredeyse ama bulacağım artık bir yerden.

Maalesef katılıyorum, ilk bölüme de...

***

Adem Abi,

Senden de özür dilerim. Veggaan, evet. :)

Görüşmek üzere;

Nazmi Hasdemir dedi ki...

elensek çok şey olur ata, galatasaray bir üst yapı takımıdır. Her sene şampiyonluğa oynayacak aynı zamanda bir sonraki senenin hesabını yapacaksın. Beklentilere gelince bu bir şovdur, galatasarayın şovu bizim içindir, oynanacak oyun genelde tatmin edici olmalıdır. Geçen yıllarda gelen hocalara bol gelmiştir galatasaray, korkarım bu kez surinamlı bol gelecektir.

Sade dedi ki...

biz taraftarız sabredebiliriz! Önemli değil ve ben biliyorum ki benim gibi düşünene de çok fazla! Ama medyanın etkisinde kalan da çok taraftar var bilinç lazım bilinç nasıl verilir enjekte falan edilse keşke!