08 Temmuz 2009

Casablanca Maçı (I)

Bir portreden girelim...

1997-98 sezonu öncesi yapılan hazırlık kampında oynadığı futbol, attığı uzaktan gol ve ölü top kullanma becerisiyle tüm Galatasaraylıları heyecana gark etmişti Emre Belözoğlu. Boş bir heyecan da değildi bu. Sonradan Türkiye futbol tarihinin en başarılı takımında önemli görevler üstlenmişti genç oyuncu; alınan iki çok büyük kupada pay sahibiydi. Emre Çolak'ın adı ve futbolu gibi, profesyonel futbol kariyerinin başlangıcı da bugünün Fenerbahçe'sinin 5 numarasını andırıyor. Bir sezon öncesine kadar, kendisine örnek aldığı isim de oydu zaten. Emre Belözoğlu, kampı takip eden sezonun başından itibaren rotasyonda yerini almıştı. (Tabii rotasyon yoktu o zamanlar, kadroya girmek vardı; "Emre rotasyonda" dense "Yolculuk nereye?" diye sorardı insanlar.) Şimdi Emre Çolak'ın önündeki yol, eski rolmodelinin 1997-2001 arasındaki yolu. Başaramaması için hiçbir sebep yok dersek, yanılırız. Bilakis bir ton zorluk var önünde. Yarından itibaren abartılacak Emre. Televizyonlarda, gazetelerde, taraftar forumlarında, tribünde, kahvehane muhabbetlerinde; her yerde... Bunun sonucunda ya kendisini bulutların üzerinde görecek; ya da Oğuzları, İrfanları, Aydınları, Cafercanları hatırlayıp asıl şimdi daha çok çalışması gerektiğini fark edecek.

Kritik noktalardan biri, bu. Türkiye'deki futbol gerçeklerini düşününce -ki bunlar sadece futbol içi unsurlara da indirgenemez- genç bir oyuncunun, başarılı bir eski genç oyuncuyu örnek almasındansa başarısız olan bir başkasından ibret alması, daha çok anlam ifade eder benim için. Arda Turan'ı, geçmişteki Emre Belözoğlu'nu herkes örnek alır. Ama Cafercan'ı, Aydın'ı bilmeden Arda'yı, Emre'yi de anlamak mümkün olmaz. Onların neden bir üst seviyeye çıkabildiği, çıkamayanlardan farklı olarak neler yaptıklarına bakarak anlaşılabilir ancak. Dolayısıyla bir futbolu da çıksın desin ki, "Ben Aydın Yılmaz'dan ibret alıyorum. Dünyanın en iyi futbolcusu olduğumu zannetmeyip, yaşam stilimle de sakatlığa davet çıkarmayacağım." Ya da, "Ben Sabri Sarıoğlu'ndan ibret alıyorum. Çıktığım altyapının en iyi oyuncusu olabilirim, ama geldiğim yerin henüz en zayıf halkasıyım. Sürekli çalışıp futbolumun üzerine bir şeyler koyarak, geldiğim yerin de en iyileri arasına gireceğim." Tabii eminim bunu günde on kişi anlatıyordur Emre Çolak'a, hem de bizim gibi ehlikeyif futbol meraklıları değil, bu işin profesyonelleri söylüyordur. Ancak yine eminim ki aynıları Cafercan'a da söylenmişti vaktiyle. Rakip takıma transferlerine çok üzüldüğüm Burak Yılmaz ve İbrahim Akın'a da. Bizim hâlen bunları konuşuyor olmamız, bu yüzden işte.

Bir başka kritik nokta, fizikî durum. Önce şunu söyleyeyim, PAF Takım maçlarını sık sık izliyorum, Galatasaray TV yayına girdiğinden bu yana. Ama genç oyuncular hakkında konuşmayı, "artık" sevmiyorum. Çünkü çok yanıldım, çok hayal kırıklığına uğradım bugüne kadar. Cafercan, Oğuz, Erkan Ferin, Aydın... Sonra Anıl Karaer, bu sezon Galatasaray'ın sol bekinin on seneliğine üst kullanım hakkını almalıydı, ala ala Adanaspor'dan kontrat aldı. En son örnek İrfan Başaran. Yetenek olarak Sergen'le birlikte değerlendirilebilecekken önce Beylerbeyi'nde kulübe ısıttı, ardından soluğu bonservisiyle birlikte Orduspor'da aldı. Beylerbeyi'nde, Eskişehir'de, Manisa'da, İstanbul Belediye'de oynayamayan adamlar için, "Galatasaray oynatmadı ki!" bahanesi ne derece doğru olur, bilemiyorum. Galatasaray, bu oyuncuları doğru yönlendiremedi, dolayısıyla gerektiği gibi kullanamadı diyebilirim; ancak oynatmadı diyemem asla. Ana problem, hiçbirinin oynayacak seviyeye gelmemesidir zaten. Tüm yeteneklerine rağmen güçsüz kalmalarıdır, bir omuz darbesinde inmeleridir yere.

Emre Çolak, Serdar Eylik ve diğerleri, çok şanslı bir jenerasyondur bu bakımdan. Artık emin ellerdedirler çünkü. Galatasaray teknik ekibi, onları doğru işleyecektir. Kamp sonrası Hollanda'dan gelip altyapının başına gelecek olan ekip ise önümüzdeki sezonların Emre Çolaklarını, Serdar Eyliklerini hazırlayacaktır. Kısacası, ilk kez altyapı için gerçekten umutlu olabiliriz. Hatta geçmiş dönemin başarısız hesaplarını da kapatabiliriz. Bir Aydın, yeteneklerini doğru kullanmayı öğrenerek patlama yapabilir bu sezon Hollandalıların yönetiminde. Şutu olmayan, etkili orta yapamayan kanat oyuncusu Arda Turan, Cristiano Ronaldo'nun Manchester United deneyiminin bir benzerini yaşayabilir. Yaşamalı. Tarihinin en atılıma uygun zamanını her yönüyle kullanmalı Galatasaray. Gerilmiş tüm oklar, hedefi tam 12'den vurmalı.

Cristiano Ronaldo demişken, Serdar Eylik'ten de söz etmek gerekir. Net bir şekilde ortada, Serdar'ın kendisini Ronaldo'yu izleyerek yetiştirdiği. Yarın öbür gün onunla da röportajlar yapılmaya başladığında kendisi de muhtemelen Real Madridli oyuncuya hayranlığını belirtecektir. Ancak hayranlık yetmiyor, onun da yine aynı süreçten geçmesi gerekiyor. Yoksa her pozisyonda çalım, her pozisyonda artistik hareket; e peki sonuç nerede diye sorarlar adama. Çok değil, 5 sene önce Ronaldo'ya sorulabileceği gibi. Serdar da yetenekleri ölçüsünde bir yıldız olacak, bundan birkaç yıl sonra, şayet takım oyunu oynamayı ve sahip olduğu teknik beceriyi sonuca kanalize etmeyi öğrenirse.

Tek başına bu akşamki Wydad Casablanca maçıyla ilgili söylenebilecekler sınırlı. "Servet'in kafa vuruşları nihayet kaleyi bulmaya mı başlıyor?" sorusu, Yaser'in Galatasaray'ın Tuncay Şanlı'sı olma yolunda saçtığı umut, Uğur'un 30 metreden şut atacak kadar kendine güvenmesi, Sabri'nin her nedense bilimum iyi orta, serbest vuruş ve kademelerini hazırlık maçlarında tüketmesi, resmi maçlarda ise hepimizin sabrını tüketmesi, kaptanlık pazubandının dolaştığı kollar; her birine ayrı ayrı da değinilebilir bunların. Ama bir de bu maçların kafalarımızda oluşturduğu geleceğe yönelik fikirler var...

Bu anda bir virgül koyayım. Yarın kaldığımız yerden devam etmek üzere;

(Saat 04:00'te Libertadores finali var, aceleye getirmek istemiyorum. Erkut Taçkın'ın nostaljik eseri de Casablanca bonusu olsun...)

11 ekleme:

Arda dedi ki...

Maçları izleyemiyorum scapula, 1-0'lık skorlar golcülerin beceriksizliği mi? Yoksa hala takım birbirine ısınamadı mı? Leverkusen'i yenme şansımız var mıdır?

scapula dedi ki...

Arda,

Hazırlık maçı neticede. Birinci amaç, takımın tek pas futboluna alışması gibi geldi bana. O yüzden bu yönde bir fikre yoğunlaşmak için erken diye düşünüyorum. Yine de, net gol pozisyonları yakaladık. İkisi ofsayt diye kesildi, birinde Ayhan müsait pozisyonda kafayı dışarı vurdu, bir diğerinde golü bulduk ama yine yanlış bir bayrak skoru 1-0'da tuttu.

Leverkusen'i yenme şansımız var mı? Bilemeyiz ki. Maçı Murat Akça, Serdar Eylik, Emre Çolak, Aydın Yılmaz, Alparslan Erdem, Serkan Kurtuluş, Mehmet Güven, Cem Sultan, Özgür Can Özcan, Erhan Şentürk gibi oyunculardan kurulu bir 11'le de bitirebiliriz. Ama benim tahminim, ideal kadromuzla başlar, yeni futbolumuza alışmaya çalışırız, skora yoğunlaşmaktan ziyade. Böyle olması da gerek. Hatta sadece hazırlık maçlarında değil, sezon boyunca da önceliğimizin bu olması gerektiğini düşünüyorum ben. Kamp sonrası geldiğimiz noktayı görelim de, bunları daha uzun uzun konuşuruz...

Spooky dedi ki...

arda turan'ın fotoğrafını görünce aklıma geldi:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=alaattin+metin%2f%2316458124

bu arada uzun uzun yazılabilecek çok şey var blog sahibi olmadığından yorumlarda insanları yormak istemiyorum sen de çok güzel yazmışsın ancak savunma konusunda şüphelerim var daha doğrusu volkan yaman'ın oynadığı kısımdan. canlı görünce emin olunabilir ama defans kurgusu bana çok dağınık geldi volkan yaman'da yerini kaybedince bu hatalar çok gözüme çarptı.

rijkaard'ın daha doğrusu total futbol'un o sürekli dönme saha içinde pozisyon alıp kayma konularında sıkıntılar var gibi. düzelir ama zamanla

scapula dedi ki...

Spooky,

Olur mu öyle şey, estağfurullah. Dediğin gibi uzun uzun konuşulacak çok şey var. Önümüzdeki günlerde ben de bunlardan söz etmeyi planlıyorum. Volkan Yaman endişene ise katılmıyorum, sanmıyorum bu sezon Volkan Yaman Galatasaray'ın sol bekinde forma bulabilsin. Tahmin ediyorum kamp sonunda bir Süper Lig ekibine gönderilecektir, takas yoluyla ya da bir başka şekilde.

Son satırında ise sen de belirtmişsin. Daha her şey çok yeni. Zamanla düzelecek diyorsun ki bu zaman bütün bir seneyi dahi kapsayabilir... Ya da yumuşak geçiş yapılarak, bir seneden fazlasını da içine alabilir. Göreceğiz...

Spooky dedi ki...

bir sorum olacak program ne zaman başlıyor acaba?

Adsız dedi ki...

Çin Konsolosluğuna Gidiyoruz!

İçimiz kan ağlıyor!

Kendi soyumuzdan olan müslüman türk kardeşlerimiz haince, acımasızca, şerefsizce katledilmekte ve bu olaylara maalesef tüm dünya seyirci kalmaktadır.

Bu yaşananlara artık bir dur demenin, kardeşlerimizin yanında olduğumuzu göstermenin ve bir kıvılcım olmanın vakti geldi.!

Cumartesi günü 14:00’de Tarabya’da bulunan Çin Konsolosluğuna gidip protestoda bulunacağız. Galatasaray’lı olup olmaması hiç önemli değil herkes eşini dostunu, arkadaşını alıp cumartesi günü Tarabya’da olmalı!

ultrAslan

Adres Bilgileri :
Memduh Paşa Yalısı Mısırlı Cad. Tarabya İstanbul
Tel : 90 212 299 21 88

scapula dedi ki...

Spooky,

Program pazartesi akşamı başlıyor.

(Ben birkaç haftalığına izinliyim, bunu da söylemiş olayım.)

Adsız dedi ki...

Selamlar güzel yazı kelimesi kelimesine katılıyorum.

"Kamp sonrası Hollanda'dan gelip altyapının başına gelecek olan ekip ise önümüzdeki sezonların Emre Çolaklarını, Serdar Eyliklerini hazırlayacaktır."

Bu konuda biraz bilgi verebilirmisin ilk defa senden duyuyorum bunu böyle birşey varsa çok sevinirim.

scapula dedi ki...

Merhaba.

Teşekkürler öncelikle.

Adnan Polat'ın Divan Kurulu toplantısındaki sözleri:

"Altyapıda ciddi değişiklikler düşünüyoruz. Bu konuda teknik direktör Rijkaard ile konuştuk. Kamp döneminden sonra altyapının başına Hollanda'dan, altyapı konusunda iyi oyuncu yetiştiren, sistemlerini oluşturabilen yeni bir yapılandırma getireceğiz. Altyapıya biraz daha yatırım yapmak, orayı geliştirmek durumundayız."

Küçük ve sağlam adımlar...

Spooky dedi ki...

Bu noktada hemen belirtmeli: Beylerbeyi'nden kurtuluyoruz...

Adnan Polat bunu da açıkladı, bize çok yük oluyor ve umduğumuz gibi olmadı. Zararın neresinden dönersek kar olduğunu düşünüyoruz mealinde cümleler kurdu.

Yapılacak en doğru hamle bana göre Barcelona B çizgisinde bir oluşum. Rezerv lig olmadığı için sakatlıktan çıkan oyuncular ile genç oyuncuları kaynaştırıp beraber oynatma imkanı olmayz ama altyapı oyuncularımızı 16 18 yaşında (Avrupa'da olduğu gibi) yarışmacı liglere sokmuş oluruz ve bu gençleri Florya'dan uzaklaştırmadan yapılmış olur bu. Florya'daki ortamı kiralık gittikleri takımlarda bulamadıklarını hep söylüyorlar. Belki 1. Ligde değil ama 2. ve 3. ligde bu işi gayet iyi yapar gençlerimiz. Federayon'un ikinci takımlarla ilgili bir düzenleme yapacağı söyleniyordu. O konu netleşince bence yapılması gereken budur. Bize de dillendirmek düşüyor tabii.

sembolist dedi ki...

medyadaki bu fener tandasnlı olup tarafsız görüünmye çalşırken GS ye her fırsatta alttan alta geçiren yazar takımı ne yazık ki medyada hegemonyasını kurdu:
1)Mehmet Demirkol(GS ve BJK yi her fırsatta derinden ve çaktırmadan azılı eleştirip-avrupa futbolundan tek kelime anlamayan insan)
2)Rıdvan Dilmen('dünya futbolundan 10 numara devri bitti' cümlesinden başak birşey bilmeyip GS yendğinde yüzünden düşen bin parça olan kişi).
3)Esat Yılmaer(tuttarsız-tek düze bir fenerli)
4)Ercan Saatçi(yazmaya gerek yok)
5)Halil özer(aslen fenerli olup GS muhabirlği yaparka kendni tanıttıiher fırsatta GS nin açığını dile getirir)
6)Hakan Ünsal(efsane kadroda olup o formayı hatmedğini son 3 yılda ispatlayan fener sempatizanı insan)

Not:Bu isimlerin ortak özelliği tek kelime Aziz yıldırımı eleştirmemişlerdir.azizi yıldırmı eleştirir gözüktükleri yazıda da yıkama-yağlama dan sonra esas konuya geçmiş olmaları.Söz GS ve Adnan Polata gelince bülbül kesilen isimler..
saygılar..