19 Haziran 2009

Vuvuzela Yasaklanmasın!

Yaz boyunca futbola olan özlemimiz iyice artacak derken, eski Dünya Kupalarını izleyip iç çekerken, Konfederasyon Kupası yetişti imdadımıza. Ya da öyle sanıyorduk. Güney Afrika - Irak maçının karşısına büyük bir hevesle geçtim pazar günü. Evde Dünya Kupası ruhunu yaşatmak, o moda girmek için de söyledim bir Favorite Three, kaptım biramı... Pizza bitene kadar ancak dayanabildim. Başlık yanıltmasın, gürültü değil futboldu problem. Futbolsuzluktu. Olsun, ilk maçtı. Hem daha İspanya, Brezilya, İtalya vardı. Mısır vardı. İlk maçta olurdu böyle şeyler.

Maçın dikkat çeken iki unsuru; bir, Güney Afrika'nın sol stoperi, tek beyazı Booth'un yuhalanması*, iki, tribünlerde çalınan üflemeli çalgı... Doğrusunu söylemek gerekirse, ki niye gerekmesin, ilk andan itibaren sevmiştim sonradan adının vuvuzela olduğunu öğrendiğim bu şeyi. Afrika'da Dünya Kupası yapılması muhteşem bir şeydi ve bu da Afrika geleneklerinin bir parçasıydı. Blatter'in dediği gibi, bu Afrika'nın sesiydi. İlk yarının bitiminin ardından maça dönmediğim için, 45 dakika boyunca da hiç rahatsız olmadım.

Gece Yeni Zelanda - İspanya maçı vardı. Bu kez futbol harikaydı, ama sesler rahatsız etmeye başlamıştı. 90 dakika boyunca bir dakika mı dinlenmezsiniz kardeşim? Tabii ben sanıyorum ki bir yerde 8-10 tane vuvuzela var, ses oradan geliyor. Meğer stadın yarısının vuvuzelası varmış, biri dinlense diğeri çalıyormuş, nöbetleşe çalışıyormuş adamlar. Aslında ben bu sesten rahatsız olur muydum bilmiyorum, "Of Ata bu ne böyle arı vızılıtısı gibi..." cümlesini duymasam. İşte o an, o cümleyi duyduğum an, bittiğim andı. "Ne var, Afrikalıların alâmet-i fârikası bu." desem de kendim bile inanmadan, yandı bitti kül oldu bütün maç zevkim. Ne Torres'in daha kaç gol atacağı, ne farkın daha ne kadar açılacağı umrumdaydı artık. Varsa yoksa vuvuzela sesine odaklanıyordu beynim. Kendime hakim olmaya çalışıyordum ama nafile. Zerre keyif almadım o cümleyi duyduğum andan, hakemin son düdüğüne kadar. Maç bittiğinde aklımda yine goller yoktu; hakemde vuvuzela, tribünlerde düdük olsa daha mı iyi olurdu acaba, onu düşünüyordum.

Ertesi günün maçlarını izlemedim, evde yoktum. A.B.D. - İtalya maçının son 15 dakikasına göz attım sadece. İki gün sonraki Irak - İspanya ve Güney Afrika - Yeni Zelanda maçlarını da izlemedim. Ama dün yine keyifle oturdum televizyonun karşısına, Brezilya - A.B.D. maçı için. Çok uzatmayayım. Sahadaki tüm güzelliklere karşın, işkence çektim diyebilirim. Son yirmi dakikanın ilk on dakikasını televizyonun sesini kısarak, son on dakikanın ilk beş dakikasını sesi tamamen kapatarak, son beş dakikayı da sıkılıp televizyonu kapatarak, ruhumu dinlendirerek geçirdim. Bir sonraki maçı ise hiç izlemedim. Muhtemelen İspanya, İtalya ve Brezilya'nın birbiriyle oynayacağı maçlar dışındakileri de izlemeyecektim.

Derken, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Nasıl ki bir dış etken, bir cümle beni vuvuzelaya tahammülsüz hâle getirdi, dedim ki vuvuzelacı bir kimliğe bürünürsem belki feyk atarım algılarıma. Yoksa gidişat kötü, Dünya Kupası'nı işkence çekerek izlemek en son istediğim şey. Bir de bu yolu deneyeyim. Hakikaten ama, enine boyuna düşündüğümde yanlış olduğuna kanaat getiriyorum vuvuzelanın yasaklanmasının. Bu, o insanlar için futbolun sesi ve bununla övünüyorlar. Onlar nasıl seviyorsa, biz de tahammül edebiliriz. Hatta sevebiliriz bile. İnsan zamanla her şeye alışıyor, bunu iyi biliyorum. Belki Afrika'da yaşıyor olsaydık da Türkiye tribünündeki tezahüratları gürültü olarak algılayacaktık. Ben olsam biraz zaman veririm vuvuzelaya, yasaklama kolaycılığına kaçmak yerine. En azından daha yerinde ve kararında çalınmasını sağlamaya çalışırım. Maçın ilk dakikalarında, tehlikeli pozisyonlarda ve gollerde çalınırsa eğer, vuvuzela bir renk olabilir. Biz de yirmi otuz sene sonra "Evlat, gel de sana vuvuzelalı Dünya Kupası'nı anlatayım." diyebiliriz.

* Number7 uyarmış, Booth'a tepki değil destek varmış. Onu da başkası uyarmış. Ben de gidip başkasını uyaracağım şimdi.

11 ekleme:

extensor dedi ki...

Yazının başlığını o şekilde atmasan okurmuydum bilmiyorum...
Herkesin söylediğinin tersini bakalım nasıl ifade etmiş diye girdim.
Evet, güzel demişsin.
Ve mesela ben Türkiye'de yaşasamda hala alışamadım ağabey Türk tribünlerine. Onu ne yapacağız :D

t2 dedi ki...

yapma rüştü yapma hakan yapma coşkun!

SideWindeR dedi ki...

hayrettin yapma! :)

abi gelenek melenek de, Türkiye'ye herhangi bir kupa vermesinler o zaman davul zurnadan bakalım hangi maç oynanabiliyor hehe :D

Number 7 dedi ki...

Atahan,
Sanırım benim düştüğüm yanılgıya sen de düşmüşsün. Tribünler Booth'u ıslıklamıyor, "Booooooth" şeklinde bağırararak tezahürat yapıyorlarmış. Bu da bizim kulağımıza "Yuh" diye geliyor doğal olarak.
Aşağıdaki postta ben de bu yanılgıya düşmüştüm ama sağolsun arkadaş uyardı beni:
http://soylemedenduramadim.blogspot.com/2009/06/yorumsuz.html

Consigliere dedi ki...

sinek vızıltısı gibi yahu :)

twilo dedi ki...

gerçekten gelenek olsa anlıcam da tamamen ticari mazisi 15 seneyi geçmeyen bir alet. safi rahatsızlık. bence kullanımı değil üretimi de yasaklansın. toptan kurtulalım bu beladan.

scapula dedi ki...

Number 7,

Teşekkür ederim uyarın için. Düzelttim.

***

Twilo,

Bak onu bilmiyorum. Araştırmak lazım...

Adsız dedi ki...

MÜTHİŞ ÇALGI VUVUZELA TÜRKİYE'DE...

http://urun.gittigidiyor.com/VUVUZELA-GUNEY-AFRIKA-DUNYA-KUPASI-2010_W0QQidZZ18440239

Adsız dedi ki...

MÜTHİŞ ÇALGI VUVUZELA TÜRKİYE'DE...

http://urun.gittigidiyor.com/VUVUZELA-GUNEY-AFRIKA-DUNYA-KUPASI-2010_W0QQidZZ18440239

Gala's dedi ki...

http://forzavuvuzela.blogspot.com/2009/06/vuvuzela-yasaklanmasn.html

abi bu yazını burada kullandım. imzanı da attım. umarım sorun çıkmaz.

futbol muhalifi dedi ki...

ne zaman bir yerde vuvuzela lafı duysam, yazısı görsem direkt bu yazıyı okuyorum. nasıl bir bilinçaltıysa artık:)