Bir önceki sezonun hesabının kapandığı, sonrakinin hesaplarının yapılmaya başlandığı günlerdeyiz. Ancak kendi adıma ileride dönüp bakmak adına son bir hesaplaşma yapmayı uygun gördüm, tüm sezon boyunca peşinden koştuğum isimlerle. Klasiktir, sezon öncesi kamptaki performanslarına not verilir oyuncuların. Sezon sonunda sadece şampiyon konuşulur, onda da tüm olumsuzluklar unutulmuş, herkesin notu on üzerinden on olmuştur zaten. Mutlu sona ulaşamayan takımı oluşturanlar ise ne yapmış olurlarsa olsun, başarısızdırlar artık. Adaletsizliktir bu. İşte o yüzden, herkesin hakkını teslim etmek isterim...

#99 Ümit Karan

Pekâlâ klasik söylemle başlayabiliriz, bir kez daha. Geçtiğimiz yılki şampiyonluğun en büyük pay sahiplerinden biriydi #99 Ümit Karan. 2006'da da sakatlanana kadar attığı 16 golle, ki birçoğu yedekten girip atılmıştır, Galatasaray'ı şampiyon yapan oyuncuların en önemlilerinden biriydi. Çok daha geriye gidebiliriz. #9 olduğu dönemden beri severdim Ümit Karan'ı. Düzenin adamı değildi. Ü-Mit Ka-Ran'dı. Çok farklı bir adamdı, spektaküler hareketleriyle zaman zaman kızdırır, sonra attığı akıllara zarar bir golle unuttururdu hepsini. Ümit Karan tarihçesine girmeye niyetli değilim, bu bir Ümit Karan'a veda yazısı değil. Sadece öyle olumsuzluklar yaşattı ki bu sezon Ümit Karan, hakkında söyleyebileceklerimi hafifletmek için eski güzel günleri anımsamaya çabalıyorum.

Bir Galatasaray oyuncusu olacak, takım içinde düzeni bozacak. Bir Galatasaray oyuncusu olacak, teknik ekibe posta koyacak. Bir Galatasaray forveti olacak, sezonu golsüz tamamlayacak, üstüne bir de yerine oynayan gol kralına tavır yapacak. Bir Galatasaray Kaptan'ı olacak, oyundan alındıktan sonra stadı terk edecek. Bütün sene gece kulüplerinden çıkmayacak... Hadi ya? Yıllar boyunca hep eleştirildi Ümit Karan; disiplinsizliği, gece hayatı, şov sevdasıyla. Ve yıllarca onu savundum tüm sohbetlerde, yazışmalarda. Yanılmışım.

Bu sezonki notu, on üzerinden bir puan; Malatyaspor maçında takım için oynamasının hatrına. Yolu açık olsun; eski güzel günlerin hatrına...

#87 Mehmet Güven

Bu sezon çok şey beklenmeyen kadro oyuncularından biriydi Mehmet Güven. Linderothlu, Topallı, Ayhanlı, Barışlı Galatasaray orta sahasında forma bulma şansı pek yoktu. Linderothlu Galatasaray orta sahası diye bir şey zaten hiç söz konusu olmadı, üstüne Mehmet Topal ve Barış da uzun süreli sakatlıklar geçirince Mehmet Güven düşünülenden daha fazla forma şansı buldu. Gün geldi çok iyi oynadı, gün geldi idare etti ama hiçbir zaman ona olan bakış açısının gerektirdiği şekilde oynamadı. Sefilleri oynamadı yani. Tolga Seyhan değildi söz konusu isim, Orhan Ak ya da Erhan Namlı da değildi. Galatasaray altyapısında yıllarca forma giymiş, kendi jenerasyonunda önemli başarılar elde etmiş Mehmet Güven'di. Kelime oyunu değil gerçek, ona hiçbir zaman güvenilmedi. Belki çok medyatik bir isim değildi, sessiz sakin karakterliydi, belki saçları seyreldiğinden taraftarın bilinçaltına genç bir oyuncuymuş gibi işlemedi, belki de as takıma çok erken çıktığından yüzü eskidi! Kiralanmadığı için asla heyecanla beklenmedi. Ondan daha kötü bir futbolcu olan Oğuz'a verilen kredinin onda biri Mehmet'e verilmedi taraftar nezdinde.

Sadece taraftar mı? Tarih 2 Kasım 2008, Galatasaray'ın rakibi Gaziantepspor. 82. dakikada Galatasaray'ın 3. golünü atan Arda Turan, 2 dakika sonra alkışlarla oyundan alınırken yerini Mehmet Güven'e bırakıyor. Uzatmalarla da birlikte 10 dakikadan daha az bir süre var önünde, kendisini kanıtlama baskısıyla oynayan Mehmet Güven'in. Fırsat geldi, uzaktan bir şut çekti. Öyle ya, Mehmet Güven'in sahip olduğu yeteneklerden biriydi kaleye uzak mesafelerden etkili şutlar göndermek. Ne var ki bu işi ondan çok daha iyi yapan bir oyuncu geldi yanına Mehmet'in; ve onu sert bir şekilde "eleştirdi"! Evet, Sabri Sarıoğlu'ydu bu isim. Yıllar önce bir Gençlerbirliği maçında orta yapmak yerine şut çektiği için Hakan Abi'si tarafından aynı sertlikte "eleştirilen" Sabri Sarıoğlu... Mehmet tepki vermedi. Maçın uzatma dakikalarının son saniyeleri oynanırken topla birlikte ileri çıktı ve bir kez daha yokladı kaleyi. O anda Mehmet Güven'in bir gol atması, skorun 4-1 olmasından daha önemliydi. Keşke Mehmet Güven gol atsaydı da Gaziantepspor'a yazılsaydı, 3-2 olsaydı maç, ne fark ederdi? Fark ederdi işte, Sabri ve Ümit abilerine göre. Ümit Karan orta bekliyordu, Sabri bindiriyordu sağ kanattan. Küçücük yaşında sen misin şut çeken, ne hâdle!? Sabri daha sonra kesti sesini, Ümit Karan ise susmak bilmedi. Muhtemelen soyunma odasına giden yolda da sürdü bu tepki, ki tüm takım maç sonunda dönüp Kapalı tribünü selamlarken tek eksik Mehmet Güven'di.

Bu şartlarda tamamladı sezonu, Mehmet Güven. Bir Gençlerbirliği maçı oynamışlığı var ki sezonun en çarpıcı tek maçlık performanslarından biridir. (1, 2) Ama maalesef önce devre arası girdi araya, sonra kriz ortamı... Genç oyuncu, beklentileri aşmakla birlikte, başarılı olamadı. Öyle bir tahammülsüzlük vardı ki ona karşı, Mehmet'in beklediklerinden çok daha iyi oynadığını bile fark etmedi çoğu kişi. Yapacak bir şey yok. Muhtemelen Mehmet Güven'in Galatasaray kariyeri olgunluğa ulaşmadan sona erecek. Yapacak bir şey var aslında. Mehmet'i, PAF Takım'daki rolünü üstlenebileceği bir takıma kiraya vermek. Kasımpaşa olur, Belediye olur, Manisa olur... Ve sonra bir orta saha oyuncusu olarak Galatasaray'a dönüşünü izlemek.

Umarım, hikayesi böyle yazılır General'in. On üzerinden, beş puan diyelim bu sezonki performansına.

#76 Servet Çetin

2009 beşincisi Galatasaray'ın, 2008 şampiyonu Galatasaray'dan en büyük eksikliklerinden biri, Servet'in topla ileri çıkışları. Bu ileri çıkışlar, o kadar önemliydi ki Galatasaray için. İşler kötü gittiğinde alıyordu sazı eline Servet, dikiş diker gibi kıvrılıyordu rakip hücum oyuncularının arasından. O Servet ki hiçbir zaman armayı öpmedi, ama takıma ruh katıyor, tribünleri hareketlendiriyordu. Sonra Meira geldi, savunmanın yeni lideri o oluverdi. Topla ileri çıkma görevi ona verildi. Servet pasifize edildi. Yanlış bir hamle miydi? Hayır. Ama aşı tutmadı.

1996-2000 arasında Hagi'yi izlemek keyiflerin en büyüğüydü. 2005'te bir devre Ribery'i izledik. 2009'da Lincoln'ü. Hepsinden farklı olarak 2008'de de Servet'ten benzer bir tad almak mümkündü işte. O kadar çarpıcı bir hikaye ki! Servet istemeyip şampiyonluk isteyenler, Servet'in açık ara en büyük paya sahip olduğu şampiyonluğun büyük mutluluğunu yaşadıklarında aradan geçen zaman yalnızca 1 seneydi.

Halalarımızın amcalarımızdan farklı olarak bıyık sahibi olamayışlarını anımsatacak bir iddiadır belki, ancak Kocaelispor maçında Servet sakatlanmasaydı çok ama çok iyi biliyorum ki Galatasaray ligi çok farklı bir yerde bitirecek, Avrupa'daki yolu daha uzun sürecekti. Biliyorum diyorum. Ama şimdi ne kadar konuşsak boşa, onu da biliyorum. Bir önceki sezondaki performansını göremedik Servet'ten, ancak yine de takımın ayakta kalan isimlerindendi sakatlanarak sezonu kapatana değin. Önümüzdeki yıl "topla ileri çıkan Servet" kimliğiyle tekrar karşımıza çıkması dileğiyle...

On üzerinden, altı puan.

#74 Volkan Yaman

Üzerinde çok fazla konuşulacak bir isim değil, Volkan Yaman. Kapasitesi Galatasaray'da ilk 11 oyuncusu olmak için yeterli değil, ama zaman zaman çok kötü oynasa da çok kötü bir oyuncu da değil. Her zaman olanca gücüyle mücadele etti, çoğu zaman bu mücadele yetmedi. Vakitli bir ayrılığın eşiğindeyiz, kimse kimseyi yıpratmadan yaşanan. Yerine gelecek olan isim, Volkan'dan daha iyi bir alternatif olacaktır.

Bu sezonki performansına on üzerinden beş.

#66 Arda Turan

Volkan'ın aksine, Arda hakkında konuşulacak o kadar çok şey var ki...

Galatasaray'ın yıldız futbolcusu olarak kötü bir sezon mu geçirdi? Hayır. 21 yaşındaki daha büyük bir yıldız adayı olarak futbolunun üzerine koydu mu? Maalesef, yine hayır. Bir futbolcudan beklentiler, kapasitesiyle doğru orantılı olarak büyüyor mutlaka. Arda Turan, altyapıdan yeni çıkmış bir oyuncu olsaydı, sadece Galatasaray'da değil, ligde sezonun en iyi oyuncusu olarak kabul edilirdi. Ancak ben Arda'dan daha iyisini bekliyorum. Şut çekmeyi öğrenmesini, iyi orta yapabilen bir oyuncu olmasını... Arda Turan bu sezon kaç korner, kaç duran top kullanmıştır, kaç tanesi gol olmuştur? Sıradan bir oyuncu olan Volkan, Arda'dan daha iyi duran top kullanmasına karşın sırf takımın yıldızı olduğu için duran topların başına Arda'nın geçmesi, bu oyuncunun kendisini bu yönde geliştirmesine ne derece engel olmaktadır? Sadece bu değil, Arda'nın yeteneklerini artırmasına gerek bırakmayan düz savunma oyuncuları, bir taktiksel bütünlüğe hiçbir zaman sahip olamayıp herkes her yerde felsefesiyle futbol oynayan takımlarımız, Arda'yı hücum özellikleri üzerinde duracağına savunma yapmaya iten futbol anlayışımız... O zaman, biraz da bizim ligimizdir Arda'nın kendisini geliştirmesini engelleyen. Tugay, Tuncay örnekleri birer klasik olarak ortada. Hatta bence Emre Belözoğlu da...

Kişisel olarak çok şey beklediğim Arda'dan bu beklentimin karşılığını tamamen aldığımı söyleyemesem de performansı belli bir seviyenin altına çok nadir düştü Arda'nın. Euro 2008 kadrosunda olup da uzun süreli sakatlık geçirmeyen çok az sayıdaki oyuncudan biri olarak istikrarını hep korudu. Zaman zaman haklı olarak çok yoruldu, antrparantez, bu yorgunluğu eleştiren kişilerin Arda'ya özel izin verilmesini de eleştirmesi manidar bir durumdu. Steaua maçındaki müthiş oyunuyla başladığı sezonu, Sivasspor maçındaki iki golüyle bitirdi Arda.

Sahanın dışındaki Arda Turan, yine özel bir isim. Mantıklı, zeki, esprili ve efendi bir adam olduğunu anlatmaya gerek yok. Bu yönden ortalama futbolcu profilinin üzerinde olduğunu düşünüyorum. Ama bazı olaylara yaklaşımıyla sınıfta kaldı ve şimdiden kredisinden yemeye başladı. Arkadaşlık ilişkilerinden bahsetmeyeceğim, bu sadece benim kişisel olarak Arda hakkında fikir yürütmeme vesile olur. Ben zaten futbolcudan futbol dışı konularda hiçbir şey beklemiyorum. Formasından bağımsız sevdiğim oyuncu sayısı çok düşük. Ama Emre Belözoğlu'yla Arda Turan'ın arkadaşlığı futbol dışı konu sayılır mı, bundan emin değilim. Böyle olmamasını tercih ederdim. Ki ilişkileri sadece arkadaşlık ilişkisi de değil, iş boyutu da var, bu daha da tehlikeli. Yine de hepsini geçiyorum. "Bundan sonra ikinci kaptanlığı asla takmam"dan bir, "Bülent Hoca 6-7 hafta takımın başında kalmalı"dan yarım puan kırıp, on üzerinden yedi puan veriyorum Arda'ya.

#60 Alparslan Erdem

Deniyor ki, Alparslan kulüpte çok tutulmuyor; Ferdi'yle bir tutuluyor. Bizden iyi biliyorlar elbette. Ama ben anlamıyorum. Sahiden anlamıyorum. Ben bu oyuncunun oynadığı her dakikayı seyrettim. Galatasaray formasıyla toplam 45 dakika oynamamıştır ama ne oynadıysa onu iyi oynamıştır. Ne kadar hazırlık maçı yapıldıysa, hepsinde takım oyununa uyum sağlamıştır. Milli formayla çıktığı iki maçta da etkili olmuştur. O hâlde neden sadece iki lig, bir kupa maçının son bölümleriyle sınırlı kalmıştır Alparslan'ın Galatasaray formasını giyme süresi? Dedim ya, anlamıyorum işte. Volkan Yaman'ın 7500 tane maça çıktığı yerde Alparslan Erdem 45 dakika oynayamıyorsa, ben burada suçu Alparslan'da değil başka yerde ararım. Bir oyuncu ne kadar kötü olabilir ki, Volkan her maç bir şekilde oynarken kendisi kadroya bile alınmasın. Ben 27 yaşındaki Volkan'ın en az 5 kere uzatma dakikalarında oyuna alındığını hatırlıyorum. Gencecik Alparslan ne kadar kötü olabilir ki zaman geçirmek için bile oyuna alınmasın? Adam kadroda mı değil mi, onu bile öğrenemedik çoğu zaman; adam sanki kayıp. Velhasıl, Lost'un 6. sezonundan daha çok, Alparslan'ın niye oynamadığını merak ediyorum.

Oynadığı çok kısa sürede de görmüş olsam, beğendim ben bu adamı. Kocaelispor maçındaki asistiyle, on üzerinden en azından üç puanı hak etmiştir. Daha yaşı genç, iki üç kat fazla katkı sağlayacağı dönemler gelecektir.

#55 Sabri Sarıoğlu

Şair, "Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey" demiş. Bilse Sabri'yi, demezdi. Sabri'nin iyi bir futbolcu olacağına dair bir ümit söz konusu değil. Sabri'yi düşünmek; dünyanın en kötü sağ bekinden, en kötü ortayı senelerdir izlemek gibi bir şey. Ben artık üçlü çekmek değil, futbol izlemek istiyorum.

Bir oyuncunun hayatı boyunca Galatasaray'da oynaması da, çok iyi Galatasaraylı olması da -ki çok iyi Galatasaraylı adam Galatasaray'a küfür etmez- benim ona değer vermeme yetmez. Bu yüzden konu Hasan Şaş olunca devreye giren romantik yanım, Sabri için harekete geçmiyor. Senelerdir gitmesini istiyorum, hâlâ da istiyorum. İyi bir kulübe oyuncusu olmaya yetecek kapasitesine rağmen.

Senelerdir on üzerinden beş. Ne uzar ne kısalır. 2007 performansı istisnaymış.

#54 Orkun Usak

Sadece sezonun son iki maçında oynamış, bu iki maçta iki top kurtarmamış bir kaleci hakkında ne söylenebilir? Yediği gollerde hatalı olsa, bu hatalar üzerinde durulur belki. O da değil. Bülent Korkmaz'ın takımın başına geçmesiyle birlikte "daha iyi çalıştığını" öğrendik en azından, kadroya alınması vesilesiyle. On üzerinden iki puan.

#28 Semih Kaya

Oynadığı hiçbir maçta iyi değildi. İyi görmek isteyenler, iyi dediler. Çoğu yarın ilk hatasında vuracaklar çocuğa. Bir kısmı ise Semih hiçbir gelişim gösteremese dahi oyuncunun tüm gençliği boyunca ileride dünya yıldızı olacağını düşünecekler ve ısrarla Semih'in oynatılmasını isteyecekler. Her iki tutum da yanlış. 18 yaşındaki Semih, Galatasaray oyuncusu değil bana göre. 21 yaşındaki Semih ise, dillere destan bir gelişim göstermediği sürece ancak Galatasaray oyuncusu olabilir. Sonrasında, belki... Ki gerisi beni ilgilendirmiyor şahsen. Ama her yönüyle umutluyum Semih'ten. Teknik kapasitesinden tutun da kendisine rol model olarak seçtiği ismin isabetliliğine kadar. Ve evet, "yaşına göre" iyiydi.

Belki kendisinin üstün performansı değil de, takımın sakat üretmekteki üstün performansıydı onu bu yaşta A Takım formasıyla defalarca sahaya çıkaran, ancak yine de yanılmıyorsam son 10 yılda bu yaşta formayı sırtını geçiren ilk isim olmasından hareketle, kendi kategorisinde on üzerinden sekiz puan veriyor, üst klasmana bekliyorum.

#26 Morgan De Sanctis

Sancis, Sactis, Santics, Santis, Sancits... Taraftar açısından sezonun yarısı, ismini öğrenmekle geçti. İki kurtarış yapaydı da ezberleteydi adını keşke ama yok. Kalemize çekilen her şutun kurtarılma ihtimali bir penaltı kadardı. Şut mu geliyor, köşe seçip atlıyordu De Sanctis. Bu yönüyle orta sahadan ters köşeye yatan Hayrettinimsi bir profil çizdi belki ama tıpkı Hayrettin gibi, De Sanctis de kötü kaleci değil, iyi kaleci. Ne ki bize çok iyisi lazım. Taffarel lazım, Mondragon lazım... Alışmışız biz arkamızı sağlama almaya. Galatasaray'ın karakteri agresif ve ısırgan futbol dedi ya Yiğit Şardan, çok iyi kaleci de bizim karakterimizin bir parçası, olmaz ise olmaz. Galatasaray taraftarı, en azından bazı maçların daha ilk bölümünde anlamalı kalesinde gol görmeyeceğini, Galatasaray kalecisi vermeli o rahatlığı. Veremedi De Sanctis. Taraftarla iyi iletişim kurdu, güzel de adamdı. Yetmezdi. Beklentilerimin de, tahminlerimin de altında kaldığını söyleyebilirim. İki tane iyi kurtarışını say dense herkesin aklına aynı iki kurtarış gelir. Başka yok çünkü. On üzerinden beş puan, ancak...

#23 Serkan Kurtuluş

Beni yanıltan bir oyuncu daha. Daha çok oynayacağını düşünmüştüm, sağ bekteki lanetin etkisiyle. Hatırlarsınız, o dönem sağ bekte kim oynasa sakatlanıyordu. En son Linderoth oynamıştı işte Serkan'dan önce, düşünün... "Hoş, fazla heveslenmeyelim Serkan yarın öbür gün sakatlanacak. Ben diyeyim 3 ay, sen de 5 ay sahalardan uzak kalacak. Ayağı kırılır, dizi çıkar, kafası kopar, illa ki olur bir şeyler. Uğur, Sabri, M.Güven, Emre Güngör, Barış... Hepsi sağ bekteyken sakatlandılar. Linderoth sakatlanmadan Serkan geldi çok şükür ama yine de bu sağ bek laneti pek peşimizi bırakacak gibi değil." Geldiği gün söylediklerim arasında bunlar var. Serkan'ın gelişinden çok Linderoth'un orta sahaya kaydırılacak olmasına sevinmişim. Ah, ah... Defalarca boş yere zamanımı çaldığın için çok teşekkür ederim sana Linderoth.

Tabii bizim konumuz Serkan. Beni yanılttı dedim, ama yanıltan o değildi aslında. Sürekli bir kritik durumun içerisindeydi takım. Türkiye gibiydi. "İçinde bulunduğumuz, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde" idi. O kadar sakat oyuncu arasında tek iyileşen oyuncu olan Sabri'nin dönüşüyle Serkan'ın forma bulması zorlaştı. Yine de az oynamadı Serkan, fena da oynamadı. 18-19 yaşındayken Hakan Balta şu futbolu oynayamazdı. Umutlu olduğum bir isim, Serkan. On üzerinden yedi.

#22 Hakan Balta

Harikulade bir sezon geçirdi Hakan. Geçen seneyle birleştirirsek, iki oluyor hatta. Sezona Manisaspor'da başla, Galatasaray'a transfer ol, gelir gelmez yeni transfer edilen Volkan'ı kes, bütün sezon kâh sol bek kâh sol açıkta ama hep sahada ol, şampiyonluk maçında sezonun en güzel golünü at, Avrupa Şampiyonası'nda Milli Takım'ın en iyi oyuncularından biri ol, gel bir de Galatasaray'da sezonun en iyi oyuncusu ol. Çok fazla sayıda çok iyi maç oynadı Hakan, ama Benfica maçını da özel olarak anmadan geçemem. Okan'ı Athletic Bilbao maçıyla hatırlıyorsam 10 sene sonra, Emre Aşık ve Hakan Balta'yı da Benfica maçıyla hatırlama olasılığım yüksek.

Herkes tarafından beğenilip güvenilen Hakan Balta'nın eleştirilebilir tek yönü hakkında iki farklı yorum var. Bunlardan bir tanesi Hakan Balta'nın hücum özelliğinin zayıf olduğunu, ataklara yeterince destek veremediğini iddia etmekte. Bir diğeri ise "O hücuma destek veriyor, siz göremiyorsunuz."u savunuyor. Ben ikisinin arasında bir yerdeyim, tamam Arda'ya sağladığı yardım ve desteği görebiliyorum ama bir bek oyuncusundan etkili orta yapmasını da bekliyorum.

Şu var bir de, aynı tartışmanın farklı bir boyutu olarak. "Hakan Balta'dan çok iyi stoper olur." Çoğunu azını bilmem ama evet, Hakan Balta'dan stoper olur. Olur değil, olmuş hatta. Ama bir de stoper özellikli bek diye bir şey var, bu tür oyuncuları tümüyle inkâr edemeyiz. Onların da çok kritik işlev gördüğü, ekstra önem kazandığı futbol anlayışları var. Bir sohbette Eren Loğoğlu değinmişti; iki bekten birinin stoper özelliğinin, diğerinin açık özelliğinin ağır basmasının önemine. Çok mantıklı gelmişti. Aynı şey önlerindeki oyuncular için de geçerli. Sağ ve sol açıkta forma giyen oyunculardan birinin forvet, diğerinin orta saha özelliğinin ağır basması da bilinçli bir teknik direktör tercihi. Savunması daha kuvvetli takımlar için bu iki kanat oyuncusunu santrfor özellikli ve forvet özellikli iki ayrı oyuncu olarak da tanımlayabiliriz, ki bu Barcelona'nın 4-3-3'ü oluyor zaten. Başka birtakım değişkenler var. Defansif ve ofansif ikililerin ters kanatlarda oynaması gerekir mi, mesela? Barcelona'da Abidal ile Messi, Alves ile Henry ters kanatlarda iken; Sagna ile Nasri, Gibbs ile Arshavin aynı kanadı paylaşıyorlar Arsenal'da. Liverpool'da kanatlar daha çok Barcelona'daki gibi işliyor; solda Dossena yahut Aurelio, Benayoun'la önlü arkalı oynarken, diğer yönde stoper özelliği de olan Arbeloa, santrfor özelliği de olan Kuyt'la oynuyor. Manchester United'ın sürekli bir arayış içerisinde olan futbolunda bu konu özelinde genel bir yargıya ulaşmak mümkün değil ancak Sir Alex Ferguson'un 4-3-3'ü tercih ettiği karşılaşmalarda benzer esintiler görüyoruz. Chelsea'de birbirine benzer yapıda iki bekin önünde biri santrfor özellikli iki açık oyuncusu var. Nihayetinde her takımın farklı planı var. "Tek model yok!"a geliyoruz.

Geldiğimiz yer de Hakan Balta. Bir an için unutmuştum konuyu. On üzerinden dokuz, Hakan Balta'ya. Bir puanı da konuyu dağıtmamıza vesile oluşundan kırdım.

#21 Emre Aşık

Çok fazla yazdım bugüne kadar Emre Aşık hakkında. Ne yazsam, tekrara girecek. Bu sezonun başında, takıma dönmesinden duyduğum sevinci anlatırken, "Dördüncü stoper yahu, 3-5 maç oynayacak en fazla!" demişim. Bakmak gerek, yaşı kadar maç oynamış olması lazım. "Formasından bağımsız sevdiğim oyuncu az" dedim ya yukarıda, Emre Aşık formasından bağımsız sevilecek oyuncu işte. Ha, Fenerbahçe'de oynuyor olup; Nobre'ye ve Tuncay'a yaptığı teorik olarak yanlış hareketleri Galatasaraylı oyunculara yapmış olsaydı, bu iki talihsiz olayı ön plana çıkarır ve hiç sevmezdim Emre'yi, bunu biliyorum. Ama bugün benim gözümde kahramandır bu adam. Galatasaray futbolcusu, Emre Aşık gibi olmalıdır. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta oynamış olabilir, hiç fark etmez. Çok iyi bir Galatasaraylıdır Emre. "İki senelik sözleşme yapmak istiyorum. İkinci senesinde yalnızca Galatasaraylılığımla oynayacağım." diyebilecek kadar da yüce gönüllü bir adamdır.

Dedim ya, ne söylesem kendimi tekrar etmiş olacağım. Bu yüzden iki sene önce Tolga dahi kendisinden önce tercih edilirken sezon boyunca yalnızca derbilerde forma giyip hepsinde formanın hakkını fazlasıyla vermesinden, sezon sonunda Hagi kendisini Steaua'ya istediğinde "Galatasaray'a sözüm var." deyip gitmemesinden, ancak transfer sezonu biterken Galatasaray'dan gönderilmek istenmesinden, bu durumda yaptığı açıklamadan, Ankaraspor gibi sıradan bir takıma gidip orada da motivasyonunu kaybetmeden aynı performansı göstermesinden, Ankaraspor'dan Milli Takım'a yükselmesinden, Euro 2008 performansından ve muhteşem geri dönüşünden bahsetmeyeceğim.

On üzerinden dokuz, Emre Aşık'a da.

#20 Shabani Nonda

İkinci forvetimiz yerli olursa, ki Halil ya da Sercan'dır bunun alt limiti, üçüncü forvet olarak kadroda yer almasından yanayım hâlâ; yeni görevine daha uygun bir meblağda anlaşılması kaydıyla. Steaua maçıyla iyi başladığı sezonu, Sivasspor maçında yine iyi bitirdi. Arada kötü olduğu dönemler de oldu elbet ancak son düzlükteki performansıyla aklımıza soru işaretini soktu bir kere. Evvela zeki bir oyuncu, fizikli, güçlü, iyi niyetli... Formda olduğu zaman iyi bir yedek oldu her zaman için. Beklentilerin altında kaldı kalmasına; peki kim kalmadı ki?

On üzerinden beş puan.

#19 Harry Kewell

Seni düşünmek, güzel şey işte! Kötü giden sezondan hatırlarda kalacak az sayıda güzellikten biri. Dünyanın en sempatik insanı olabilir mi, pekâlâ olabilir. Sezonun en başarılı oyuncularından biri desek, o da olur. Bazı futbolcuların hikâyesi anlatılmıyor; bazı futbolcular hikâyelerini kendileri yazıyor. Ben bu sayfada hiçbir zaman Hagi'yi uzun uzadıya anlatmadım, hiçbir zaman da anlatmayacağım. Yapamam çünkü, kalkamam altından. Ama kaç tane yazı varsa burada, yarısından çoğunu yazarken aklımdan Hagi geçmiştir. "Galatasaraylı Olmak" diye bir başlık atmaya cesaret edebildiğim gün, Hagi'yi de yazarım. Şimdilik ara ara değinebilirim ancak.

Tugay... Koca Tugay, çocukluğumun Tugi'si futbolu bıraktı, ben tek kelime yazamadım burada. Resim koydum, sustum. Ama elimden başka bir şey gelmez ki. Tugay'ı yazamam ki! Yazsam güzel olur o yazı ama ben yazdığım için değil, Tugay yazıldığı için güzel olur. Ben hakkını verememiş olurum Tugay'ın, pişman olurum. Böyle bu kadar uzun bir yazı çıkar herhalde Tugay'ı anlatsam ama sonra okuyunca vazgeçerim yayımlamaktan, kalır öyle.

Kewell da 2008-09 sezonunun Hagi'si, Tugay'ıydı işte. Ne yazsam eksik kalacak. Her maç mükemmel mi oynadı? Hayır. Teknik açıdan çok mu kritik bir oyuncu? Bence değil. Ama güzel adam, kaliteli futbolcu, gol atıyor, asist yapıyor... Ne olsun daha? On üzerinden sekiz puan da Kewell'a gitsin.

#18 Ayhan Akman

Sezon başında çok fazla forma şansı bulup bulamayacağı muammaydı. Düzelmiş bir Linderoth, Mehmet Topal, Barış derken Ayhan ideal kadrolarda yedek kulübesine itilmişti. Nedenini bilmiyorum, ben emindim bir şekilde oynayacağına. Barış için de aynısı geçerli mesela, Sabri için de, vaktiyle Hakan Şükür için de... Bu hesabım bir tek 2005'te Bülent Korkmaz yedek kulübesine hapsolduğunda yattı. Bir şey olur, Bülent oynar diyordum; olmadı. Sezon sonunda da son buldu zaten Galatasaray kariyeri.

Ayhan ortalama bir sezon geçirdi; bazen iyi, bazen kötü, bazen çok iyi, nadiren çok kötü... İlerideki dörtlüyle gerideki dörtlü arasındaki köprü olma vazifesinin yanında zaman zaman sol kanattan hücuma katılarak ekstra katkı sağladı. Ben hâlâ önümüzdeki sezon Galatasaray'ın Ayhan'ın ilk 11 oyuncusu olarak düşünülmediği bir strateji belirlemesini istiyorum. Olgun futbolunu izlemekten keyif almama rağmen iyi bir yedek olarak daha ideal görüyorum. Oynarsa kötü mü olur? Yok, aratmaz kimseyi. Yaşının bir buçuk katı kadar maça çıkmış bu sezon Galatasaray formasıyla. En iyileri de Benfica, Bordeaux ve Hamburg maçları; en önemli maçlar yani. On üzerinden, yedi puan.

#17 Yaser Yıldız

İkinci Lig'den, Birinci Lig'in en kaliteli kadroya sahip takımına gelmiş, 20 yaşındaki bir oyuncu için kötü bir sezon değil. Ama daha iyi olabilirdi. Ümit Karan, alemlerde. Nonda, %80 görme kaybı yaşamış. Yaser'e şans geliyor; ancak Yaser bu şansı çok iyi değerlendiremiyor. Belki birkaç sezon sonra... Ama olmaz ki, o zaman da yüzü eskiyecek!

On üzerinden dört.

#15 Milan Baros

Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Dokuz puan. Dokuz attığı goller için ama kırık bir kaçırdıkları değil, elle oynadıkları için.

#14 Mehmet Topal

Memnun değilim Mehmet Topal'dan. 22 yaşında ve takımın en yüksek potansiyelli isimlerinden biri. Orjinal bir oyuncu, benzerini Türkiye'de görmedim. İyi de oynuyor; ama memnun değilim. Çünkü Galatasaray'a ilk geldiği gün ne ise, hâlâ o. Büyük çoğunluk yanılıyor, Mehmet Topal'ın yükselişi hakkında. Futbolu yorumlayışlarında sorun var çünkü. Yani en azından benim fikrim bu. Mehmet Topal, bu takıma geldiği hafta Anfield Road'da Liverpool'un karşısına çıktı, bilindiği gibi. İlk 11'de hem de. 45 dakika sonunda oyundan alındı. Neden? Tecrübesizdi. Halbuki o 45 dakikada ayakta kalan en önemli oyuncusuydu belki Galatasaray'ın. Sonra Denizlispor maçında oyuna girdi, yine gayet iyi performans gösterdi. Ancak sonraki ilk maçta yedek kulübesinde buldu yine kendisini Mehmet. Inamoto ve tarihin en formsuz Ayhan'ına verildi forma. Mehmet yetersiz bir oyuncu kabul edildi. İnsanların algısını yıkmak zordur. Ezberleri bozmak zordur. Bilmeden, düşünmeden konuşmak; çok kolay. Sonraki sezon Linderoth sakatlandı, yerine oynatılan "alternatifsiz" Mehmet Topal ilk maçtan itibaren tutulmaya başladı. Değişen bir şey yoktu. Mehmet aynı Mehmet'ti. Hiçbir değişiklik yoktu. Hatta Liverpool maçında tek pasa dayalı futbolu oynayabilen, top ayağına gelirken nereye atacağını bilen ve bu konuda doğru kararı verebilen Mehmet, artık daha ağırdı. Bilemem, belki Liverpool maçındaki tek maçlık bir performanstı, belki de bu özelliğini oynamaya oynamaya kaybetmişti Mehmet. Oynaya oynaya kazandığı ise sadece güven oldu. Üzerine hiçbir şey koyduğunu görmedim hâlâ. Belki, stoperde de oynayabilme özelliğini katmıştır portföyüne, sonradan geliştiyse o da. Onun dışındakiler sadece küçük farklılıklar...

Nedir Mehmet'ten beklediğim? Daha hızlı düşünmesi, daha hızlı oynaması, artık bir zahmet uzaktan çektiği şutların kaleyi bulması... Ve bunları sürekli hâle getirmesi elbette. 2008-09 sezonunun Mehmet Topal'ı bu performansıyla Galatasaray'da 10 sene daha oynar, ama neden bu performansta kalsın? Neden geliştirmesin kendisini, bu yaşında futbolu bu denli büyükken. Bu yaşından kastım 20 idi, 2 sene önce; şimdi 22. Hiçbir şey yok değişen.

Bu sezon performansına önce on üzerinden yedi verir, sonra o yediyi kanaat kullanıp altıya düşürürüm.

#11 Hasan Şaş

Gidiyorsun, bilmediğim uzaklara. Bakarken ardından, gitme kal diyemedim... Koca koca adamlar, Galatasaray'da 11 sene kalmış, Galatasaray'la özdeşleşmiş bir oyuncunun takımdan şu şekilde ayrılmaması gerektiğini düşünemiyorlar mı? Mümkün değil. Ama başka düşünceler girince işin içine, sonuç bu oluyor. Her başarısızlığında Galatasaray'ın, birkaç kelle kopar. Hatırlayalım. Başarısızlıklar Özhan Canaydın'la başladığı için 2003-2004'ü alalım başlangıç noktası olarak. Hatta daha başarısız olmadan başlamıştı kelle avcılığı Lucescu'yu ilk kurban edilen, 2002-2003'te. Fatih Terim'in dönemin en büyük teknik adamlarından biri oluşunu düşünerek hadi bunu kabul edelim, ki o dönem de etmiştik. Ama ilk başarısızlıkta kurban edilen isim, bu kez Fatih Terim'di. Ardından Hagi! Tribündeki paralı askerler, Hagi aleyhine bağırtılarak taraftarın isteğinin yapıldığı imajı çizilmişti. E, işin içinde Ergun Gürsoy'ün oluşu, her türlü pisliği anlaşılabilir kılıyor. Hagi'yle birlikte, Bülent de isminin üstü çizilen bir başka isimdi. Yönetim içi çekişmelerden, feda etmelerden bahsetmiyorum bile.

Böyle böyle bu sezona geldik. Stajını Özhan Abi'sinin yanında yapan Adnan Polat döneminde de gelenek devam etti. Sorumlusu o ya da altında çalışanlar, mühim değil. Florya'daki sorunlar açığa çıktı, ne gerek? Kelle. Bu kez aleyhine tezahürat yaptırılan adam Hasan Şaş oldu. Koskoca Hasan Şaş. Bu şekilde gidiyor işte Hasan. Kimbilir, belki şu hâlinde sahaya sürülmesi dahi yönetimin baskısıyla... Belki hata ediyoruz Bülent Korkmaz'ı suçlamakla. Tamam buraya gelmekle en büyük kabahati işledi ama Galatasaraylılığıydı belki ona bunu yaptıran da. Gerçeği ayrıntılarıyla öğrenmek mümkün değil ne yazık ki.

Her şeyi geçtim. Hâlâ bu takım için önemli bir oyuncu olabilirdi Hasan Şaş, teknik açıdan söylüyorum. Hırsı, mücadelesi, savunma yapmaktan kaçmaması, fiziği, hava hakimiyeti, orta yapmayı bilmesiyle ideal bir bak alternatifidir benim gözümde. Ki sakatlanana dek bu bölgede çok iyi performans göstermişti bu sezon. Bakın bu sezon diyorum ya, daha bu sezon! Sakatlandı, göbek yaptı, belki zaman oldu haddini de aştı, yeniçerilik yaptı, olabilir, hepsi olabilir. Ama bir Hasan Şaş'ı bu kadar kolay silmek asla kabul edilebilir değil. Hele ki bu şekilde.

Çok sıkıldım bir muhabbet var. Çok, çok, çooooook sıkılıyorum. Kulüpler vefalı olmak değilmiş de, futbolcular zaten maddi olarak her şeyin karşılığını fazlasıyla alıyormuş da, asıl vefayı futbolcu göstermeliymiş de, böyle bir ton sıkıcı cümle. Ya bu kadar maddi düşünmek zorunda mısınız? Maddiden kastım madde burada, para değil. Duyguları, maneviyatı bu kadar geri planda tutmak zorunda mısınız? 15 ay oldu bu sayfada yazmaya başlayalı, 15 kere sormuşumdur belki; neden Galatasaraylıyız o zaman? Galatasaraylıyım ve yemin olsun bir tane mantıklı nedenim yok bunun için. Tamam maç günleri Sokak'ta, tribünde sevdiğim insanlarla birlikte olmak bana tarifi imkansız bir mutluluk katıyor, tamam Galatasaray başarılı oldukça seviniyorum falan ama bunların hepsinin farklı yolları var. Galatasaraylı gibi davranır, maç günlerini yine güzel geçiririm. Barcelonalı olur, daha çok başarıyla daha mutlu hayata erişirim. Ama Galatasaraylıyım. Neden? Çünkü bir maneviyat var. Bir bağlılık oluşmuş seneler içerisinden. Milyarlarca neden var belki ama hepsi de buna bağlı işte, hepsi manevi, hepsi, hepsi... Adam gelmiş "Hasan Şaş emeğinin karşılığını almış, ne vefası?" diyor ya. Her şey para mı be adam, her şey para mı? Şu yıllardır sahada bizim aynamız olan Hasan Şaş'a bir kuru veda çok mu? Ki o bile yanlış, takımda kalması gerekir, yararlı olur diyorum bilmiyorum kaçıncı kez.

Sonucu yok. Puan da yok. Hasan'ım gidiyor göz göre göre, yemişim puanını...

#10 Cassio Lincoln

Al işte. Belli bu yazı bitmeyecek, sinirlenip bırakacağım sonunda bir yerinde. Mazur görün, yorum yapmayacağım. Puan verip çekileyim. Ligde asist kralı olduğu için 2, aynı başarıyı UEFA'da da sergilediği için 1, değerlendirilemeyen pasları için 1, attığı goller için 1, Kadıköy'de attığı no-look-goal için ekstra 1, sayılmayan frikiği için 1 daha, verdiği seyir zevki için 1, çok koşup çok mücadele ettiği için 1, ağzıyla kuş tutmadığı için eksi -20 puan veriyorum. Eksi on bir bölü on. Pis herif!

#8 Barış Özbek

Sık sık kendisini Lincoln zannetmese daha olumlu konuşurdum, yine de olumlu konuşacağım. Takıma her zaman lazım bir oyuncu Barış. Halı sahalarda olur böyle adamlar. Düz adamdır ama savunma yaparken bir yapıştı mı bırakmaz peşini, sinir bozar. İyi oyuncuymuş dersin, ilk fırsatta alırsın kendi takımına; hücumda ayağına geçen tüm topları öldürür, yine sinir bozar. "Nobre rakip savunma oyuncularının en son oynamak istediği oyuncudur." denir, sürekli bir boğuşma hâlinde olduğu için. Barış da rakip orta saha elemanlarının en son oynamak istediği oyunculardan biridir hiç şüphesiz. Mücadelesiyle onların sinirini bozar, sonra kazandığı topla çalım atıp şut çekmeye çalışır, kendi taraftarının da sinirini bozar. Barış'ın daha iyi bir oyuncu olması için önünde iki yol var. Ya ayağı top yapmaya başlayacak, ya da haddini bilerek oynayacak. Yoksa kiralayalım Beylerbeyi'ne bir sene orada Mustafa Kocabey'in arkasında 10 numara olarak oynasın. E o da olmaz. Gerisi Barış'a kalıyor, derhâl iki yoldan birini seçmesi lazım.

Gidenin dönmediği takımda sakatlığını çok çabuk atlattığı için bir, ortalama performansı için beş; toplamda altı puan Barış'a gitsin.

#7 Aydın Yılmaz

Daha sezon başında vermiştim notunu. Tartışmıştık burada da. On üzerinden bir.

#6 Tobias Linderoth

Futbolun sevilmediği bir evde büyüdüm, yıllarca futbolu gazetelerden takip ettim büyük ölçüde. O gazetelerde maçların panaroması olur, her futbolcuya puan verilirdi. Neden geçmiş zaman kullanıyorum bilmiyorum, hâlâ veriliyor. Ben artık hiçbir gazeteyi okumadığım için olabilir belki. Neyse. Bugün karşıma çıktığında, ne kadar ciddiyetsizce, ne kadar futbol cahili adamlar tarafından hazırlandığını görebiliyorum ama o dönem bana çok ışık tutmuştur o puanlamalar. Hasan Şaş'ı Galatasaray'a gelmeden önce çok az izlemiştim ama çok iyi futbolcu olduğunu biliyordum. Çünkü Ankaragücü yenilse bile dört yıldız alıyordu Hasan. Bugün 10'luk sisteme geçti birçok gazete, o zaman yıldızlı sistem daha yaygındı. Bilmeyenler varsa, dört yıldız iyi bir şey. İyi bir şeyden öte, en iyi şey. Ama bir defasında, 0-0 berabere biten bir maçta Hasan Şaş'ın dört üzerinden beş yıldız aldığını da görmüştüm. Tektir o. Artık baskı hatası mıdır bilmem, öyledir muhtemelen ama olsun, dört üzerinden beş yıldızlık adamdır benim gözümde Hasan.

Hah, tam cozuttuk, Linderoth'tan geldik Hasan'a yine. Tamam da, ne diyeceğiz Linderoth'a? "Lincoln'den bile daha yararlı transferdi, ama şöyle ama böyle" klişesini mi dillendirelim? O puanlamalar var ya o puanlamalar... Son dakikada giren oyuncunun yanına soru işareti koyulur hani, birader sen ne işsin ben anlamadım bâbında... Linderoth'a da onu layık görüyorum. "On"u değil tabii. On üzerinden soru işareti.

Ya aslında bu Linderoth, Lincoln'den bile daha yararlı transferdi, bir oynasaydı var ya...

#5 Fernando Meira

Meira'yı satmak, Galatasaray'ın bu sezonki bütün hedeflerini satmaktı; bunu da konuşmuştuk o dönem. Bütün stoperler sakatken gittik Meira'yı sattık, ondan sonra kaydır babam kaydır. Kewell'u stopere çek, Ayhan'ı sol açığa kaydır, ön liberoya Mehmet Güven gelsin, Lincoln öne, Nonda arkaya... Kimsenin sabit bir yeri kalmadı takımda. Cristoph Daum'un Fenerbahçe'sine döndük, bir Ümit Özat sakatlanınca altı oyuncusu yer değiştiren... UEFA'dan nasıl elendik? Kewell'un stoper oynadığı maçta, bir stoperin yemeyeceği bir çalımı yemesi üzerine filemizde gördüğümüz golle. Ama Meira da Bordeaux maçında şöyle şöyle yapmıştı? Otuz maçta oynayan Meira bir kere yaparsa şanstır, ilk kez stoper oynayan Kewell yaparsa intihar. Köprü'yü geçtik, gişelere geldik derken dönüp attık kendimizi köprüden. Ne güzel, ne güzel. Ezeli rakibinin sahasında son UEFA Kupası'nı almış bir takımın taraftarı olarak yazmak vardı bunları... Ah, ah...

Meira tam oturmadı takıma. Liderliğini kabul ettiremedi savunmaya. Başarılı olamadı. Şimdi lütfen geriye doğru üç cümle mesafesinde gidin, her birinin sonuna "henüz" koyarak tekrar okuyun. Ancak malum, hiçbir konuda beklemeye tahammülümüz yok bizim. Bugün fidan dikip yarın ormanın içindeki evimizin en üst katından yemyeşil manzaranın keyfini sürmek istiyoruz; olmayınca sinirlenip fidanı kırıyoruz. Yönetimde porselenci var, reklamcı var, yarışçı var da fenni sünetçi de mi var, anlamadım ki. Evet sayın Galatasaray yöneticisi, takımınızın felsefesi nedir? Ee, ehem, bugün sünnet yarın deniz... Başka sorum yok efendim.

"Meira'yı sattık çünkü nakit ihtiyacımız vardı, futbolcuların parasını ödeyemedik." Ee? Meira kendiliğinden mi geldi bu takıma; o zaman niye aldınız? "Şampiyonlar Ligi?" Transferleri zamanında yapsaydınız. "Bir daha bu paraya satamazdık." Hangi paraya? Verdiğimiz bonservis artı oyuncunun maaşı, neredeyse eşit aldığımıza. Aradaki üç yüz beş yüzlük fark, tüm sezonun yapılanmasını çöpe atmaya değer mi? Sezonu kapatmaya değer mi? Değdi mi?

Meira'ya on üzerinden dört puan ama onu gönderenlere söylenecek söz yok.

#3 Uğur Uçar

On puan on puan on puan!

#2 Emre Güngör

Savunmadaki sakatlıklar zinciri, geçtiğimiz sezonun son maçında, şampiyonluk maçında o şampiyonluğun kahramanı Servet Çetin'in sakatlanıp sedyeyle oyun alanının kenarına gelmesiyle başladı. Şampiyonluğu kutlarken, bir sonraki sezon bizi bu sevinçten uzak tutacak sürecin start aldığını fark edemezdik tabii ki. Servet'in sakatlığı üzerine, Emre Güngör sonuna kadar hak ettiği hakkı kazandı, Euro 2008 kadrosuna çağrıldı. Oynadığı ilk maçın 61. dakikasında sakatlandı, turnuvayı kapattı.

İki ay geçti, Emre düzeldi. Sezonun ilk maçında Steaua karşısında bu kez 67. dakikada sakatlandı, ters bir hareket sonrası. Ters giden bir şeylerin olduğu belliydi, sinirlendi, sinirini çimlerden çıkardı. Tam iki buçuk ay sonra Hacettepe maçında iki adım önümde oyuna girdi son 13 dakika. 3 gün sonra Hertha Berlin maçında bu kez 12 dakika kala sahadaydı, maçtan sonra sakatlandı. Bir buçuk ay geçti, Malatyaspor maçında oyuna girdi, 11 dakikada iki sarı kart görüp oyun dışında kaldı. Tek 90 dakikasını Şubat ayında Kupa'da Sivasspor'a karşı oynadı. Hazır olmadığı söylendi, üç hafta daha bekledi. Kocaelispor maçına ilk 11'de başladı, çok iyi oynarken 65. dakikada sakatlandı. İki ay geçti, İstanbul BŞB karşısında yine ilk 11'de başlayarak döndü takıma; 10. dakikada sakatlandı. Bir oyuncunun tüm kariyeri boyunca ulaşabileceği toplam sakatlanıp oyundan çıkma sayısına, Emre bir sezonda ulaştı.

Sonuç itibariyle Uğur'dan farklı bir sezon geçirmedi Emre de, maalesef. Şu takımın en sevdiğim iki oyuncusunu değil yan yana, tek tek bile izleyemedim doğru düzgün, önümüzdeki seneye artık...

#1 Aykut Erçetin

Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligi'ne gitmekten alıkoyan hataların sahibi. Daha önce de söyledim; bugün çok daha iyi bir kaleci olabilirdi, eğer Galatasaray'a gelmeseydi. Bekleye bekleye gitgide kalitesinden yedi, bu sezon da bunun acısını çektik. Yine de, belki daha iyi olmuştur Şampiyonlar Ligi'ne gidemeyişimiz. Aldığımız puanlar, önümüzdeki beş senede daha çok işimize yarayacaktır belki. Başarılı sonuçlar, üzerimizdeki ölü toprağını atmıştır; hepimizin tekrar kendine güveni gelmiştir... Belki.

On üzerinden dört puan, Aykut'a. Kalacaksa bir numarayı bıraksın bir zahmet.

***

Çok uzun oldu. Geriye üç başlık kaldı. Üçünü ayrıntılı biçimde değerlendirmeye kalksak, bir bu kadar daha uzar yazı. Vaktiyle her birini uzun uzun konuştuk zaten. Bu sebepten, puan verip koyalım noktayı...

Michael Skibbe:

Güzel insan. Adamlığına, karakterine on üzerinden bin puan. Teknik kalitesine puan vermek bana düşmez ancak o da hayli yüksek olacaktır. Galatasaray'daki bir sezonluk performansına ise on üzerinden sekiz. Evet, yüksek ama bunu hak ediyor. İlk senesinde bu takıma son 7 yılının en başarılı Avrupa sezonunu yaşatan adama daha düşük bir notu yeterli göremem.

Bülent Korkmaz:

Kaptan'a on üzerinden üç. Forma numarasının hatrına.

Yönetim:

Tıpkı bu sezon olduğu gibi harika bir sezon başlangıcı; doğru teknik direktör seçimi, nokta transferler... Ve sonrasında bütün bunların anlamsızlaştırılma süreci. Yapılan her şeyin yıkımı, sezon başındaki isabetli hamlelerin eğrilerin doğrulara denk gelmesi sonucu gerçekleştiğinin cümle aleme kabul ettirilmesi...

Otur, sıfır. Ama otur, gitme. Sıfırın altındakileri de gördük zira.

29 ekleme:

Walentino dedi ki...

aynen imzamı atarım bu karneye

scapula dedi ki...

Okudun mu cidden?

Teşekkür ederim. :)

siriusjames dedi ki...

Soluksuz değil ama bir çırpıda okudum ben de. Gayet güzel olmuş, teşekkürler zaman ayırdığın için. Kewell'a biraz düşük, Sabri'ye de fazla olmuş gibi geldi. Onun dışında kelimesi kelimesine katılıyorum.

Number 7 dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık çok keyif alarak okudum. Sabri'ye 5 fazla ama... Olsun.

Walentino dedi ki...

okudum tabi benim boş vaktim çok :)

sinem dedi ki...

tebrik ederim öncelikle yazı için. ben de yakın bir zamanda benzer bir yazı yazdığım için biliyorum, zor böyle yazı yazmak, herkesi 3-5 cümlede toparlamak. yorum da şöyle: barış, mehmet güven, lincoln, aydın ve mehmet topal ile dediklerine harfiyen katılmasam da (hatta bazılarına hiç katılmasam da) gerisine aynen imzamı atarım. özellikle sabri, kewell, ve uğur ile ilgili olanları ben yazmışım gibi hissettim. hatta sabriyle ilgili nerdeyse aynı şeyi yazmışız :)

finrod dedi ki...

İnsanlara "okudun mu cidden?" diyorsun da en keyifli okunan yazılar böyle madde madde gidince oluyor.Bir heves bir heyecan bekliyorsun gelişmeleri :)

Benim de 2 muhalefet şerhim var.Biri Emre Aşık elbette.10 üzerinden 15 versen az derdim ama 9 hakikaten ayıp olmuş.Kendisi ile hemen ömür boyu sözleşme yapıp futbolu bıraktığı anda altyapı çalışanları arasına almak lazım.Galatasaray tarihinin en iyi rol modeli olur herhalde.(Gerçi kızların final maçındaki resme bakınca onun hakkındaki her tasvir boş oluyor ya neyse)

Bir diğer şerh de Sabri hakkında olacak.Bence Galatasaraydan yıllık belirli bir para alıp antremanlara katılmak "futbolcu" olmak için yeterli değil.Umarım enfes pas,şut ve bindirmelerini gelecek sezon yeryüzündeki adı Galatasaray olmayan herhangi bir kulüpte zevkle izleriz.

Chao Grey dedi ki...

Eline sağlık Atahan. İki sorum olacak:

1-Semih Kaya'nın rol modeli kim?

2-Yaser'in potansiyeli hakkında düşüncelerin neler?

scapula dedi ki...

Siriusjames, Number 7;

Teşekkür ederim.

***

Sinem,

Çok fazla internete giremedim bu hafta. Dolayısıyla gözümden kaçmış yazın. En son Lost Superleague'i okumuştum, şimdi eksikleri tamamladım... Saydığından da çok noktada ayrılmışız, sen de katılmadım diye bütün oyuncuları yazmak istememişsin sanırım. :) Önemli olan aynı fikri paylaşmak olmadığından, keyifle okudum. İade-i tebrik olarak değil de, ben de samimiyetle tebrik ederim. Serinin devamı, özellikle muhteşem olmuş.

***

Gökhan,

Sezonluk performansına değil de duyduğum sevgiye, saygıya not verecek olsaydım; bkz. Skibbe bölümünün ilk cümlesi. Performans konusunda ise, her zaman daha iyisi olabileceği için 10 puan kullanmamayı tercih ettim. Emre Aşık birkaç hata da yaptı sezon boyunca. Onları yapmasaydı on üzerinden kaç verirdim diye düşündüm. Cevap, ondu. Bu durumda dokuz verdim, ki Hakan Balta ve Milan Baros'la birlikte sezonun oyuncusudur. Zaten ne olacak benim verdiğim nottan, not işin eğlencesi... :)

Bir de Uğur Uçar'a ayrıcalık tanımak istedim.

***

Sadece yorumlayan değil, okuyan herkese tekrar içtenlikle teşekkür etmek isterim. Hakikaten gereğinden fazla uzatılmış, bu saatten sonra pek bir önemi kalmamış bir yazı gözüyle bakıyordum, okunacağını düşünmemiştim. :)

Sevgiler;

scapula dedi ki...

Çağrı merhaba, teşekkür ederim.

1- Semih Kaya'nın rol modeli Uğur Uçar. Burada "rol model" benim tabirim, ancak gerek Semih, gerekse Uğur röportajlarında birlikte çok vakit geçirdiklerini söylüyorlar. Uğur'un Semih'e çeşitli tavsiyelerde bulunduğunu da yine onlardan öğreniyoruz... Bu durumda Uğur için Semih'in "rol modeli" demek yanlış olmaz sanırım.

2- Yaser'in kiralanması gerektiğini düşünüyorum. Çok net, forma şansı bulamayacağı, çünkü şu an için yetenekleri sınırlı. Bu yetenekleri de oynamadan geliştirebileceğini düşünmüyorum, potansiyeli varsa bile. Hatta belli bir oranda geliştirse bile kendini kabul ettirebileceğini sanmıyorum. Galatasaray forvete ihtiyaç duyarsa "Aa bizim kadroda bir de Yaser vardı, iyi çalışıyor, onu deneyelim" demez de çözümü dışarıda arayarak transfer yapmayı tercih eder bence. Sonuç olarak diyorum ki Yaser kiralansın ki potansiyelini görelim. Şu an için kararsızım. Ama hâlen umutluyum.

Daha ayrıntılısını şurada yazmıştım, onun da adresini vereyim;

http://mayislar.blogspot.com/2009/02/galatasarayn-gencleri-genclerin.html

Armanın Peşindeyiz! dedi ki...

Çok iyi bir değerlendirme olmuş bende imzamı atarım altına.Yalnız Barış'a 6 vererek haksızlık mı yaptın ne? :)

Cino dedi ki...

eline sağlık, bütün sezonun özeti, harika bir yazı olmuş.

yazının bütünlüğüne bakılacak olursa rahatlıkla % 95'ine katıldığımı söyleyebilirim. sadece mehmet topal konusunda bir itirazım var.

ana fikrine katılmakla beraber, bence topal, beyefendiliği, iyi niyeti ve ne görev verilirse canını dişine takarak yerine getirmeye çalışması ile en azında 8 puanı hak edermiş gibi geliyor bana.

demek istediğim, sezonun neredeyse üçte birini sakat, üçte birini de stoperde geçirdi ama ben bu sene umutluyum, senin de dediğin gibi üzerine koyacak, hızlı oynamayı da öğrenecek. zaten mükemmel bir kesici, bir de orta sahayı hızlı geçip, topu rakip alana iletme konusunda kendini geliştirirse, yeni suat'ımız olur.

mehmet güven için dediklerine ise noktasına, virgülüne kadar katılırım. yılın talihsizi idi resmen. galasaray'ımızda ya da başka bir klüpte, nerede oynarsa oynasın, hakkında hayırlısı olsun. beyefendiliğinden kaybetti biraz ama umarım bu sene yüzü güler...

Adsız dedi ki...

Çok güzel yazı.Ama Ardaya az gelmiş puan.Arda çok büyük yıldız olduğu için bu oyunu normal geliyor bizlere o yüzden herhalde.Ama baktığım zaman avrupada bir berlin maçı hariç harikalar yaratmış her maçta.Kolay değil Bordoyu,Benficayı,Olmpiakosu ve Hamburgu Ardayla ezmek
Ligde baktığım zamanlardada Trabzon,Beşiktaş,Antep,Sivas maçları vb..Yani çok iyi sezon geçirmedi dediğimiz Arda,Fb hariç bütün zorlu maçlarda iyi değil çok çok iyi oynamış.
Volkan yamana bence fazla puan gelmiş 3 ile 3.5 arası oda Hamburg maçının hatrına :D

Spooky dedi ki...

bu karneye çok büyük oranda katılıyorum...
yalnız aklımda gelecek sezonun kadro yapılanmasında gençlere ağırlık verilmesi gerektiği var örneğin volkan gitsin sol beke kimse gelmesin Alparslan oynasın hakan'ın yedeği olarak. ben kendisine çok güveniyorum hem oynadığı sınırlı dakikalarda iyiydi hem de kendisini izleyenler çok övüyor. olur inşallah diyorum...

uçuk bir öneri daha: forvet almayalım baros'un yedeği yaser, özgürcan olsun arada cem sultan gelsin oynasın. riskli geldi özellikle bu forvetsizlik durumu biliyorum ama dünyada böyle artık klişe örneklere girmek istemiyorum da sanş vermeden futbolcu kazanılmaz.

linderoth iyileşsin ya bir oynasa... :)

sabri gitmez bu klüpten çok açık, derin galatasaray mı, ergenokon mı bilmiyorum ama sabri orada yani, gitmez; neyse koşturuyor falan diye avutalım kendimizi en iyisi.

bir stoper'e ihtiyacımız var gibi bence yine gençler oynasın semih, murat yedek emre aşık emre güngör servet olayı götürür demek istiyorum. servet gitmek istiyormuş yurtdışına bu durumda bir stopere ihtiyaç olabilir bi de bu emre güngör sakatlanırsa tekrar ağlıycam. inanılmaz üzülüyorum ki kendisi 10 sene galatasaray'da oynayabilecek potansiyele, çoşkuya hırsa sahip.

aykut'u severim, orkun'u sevmem... böyledir bu. orkun gitsin, leo franco gelmesin kova o. aykut gaziantep'e gidiyormuş gerçi. ufuk gelsin o zaman kaleci konusunda kararsızım ama mantıken birinci kaleci leo franco olmayan bir yabancı ikinci kaleci de ufuk olsun iki sene sonra da kaleye ufuk geçsin.

uğur'a laf yok, sağbek uğurdur hep geri gelir hep taş gibi oynar inanıyorum kendisine.

yönetim: rijkaard yıldızlı pekiyi veriyorum ama rijkaardı da 10. haftada yemezler inşallah. adnan sezgin gitse sanki, bilemedim neyse yorum yapmıyorum şimdi karışık işler :)

uzun oldu kimse okumaz şimdi o yüzden tekrar yazıyorum...
bu karne olmuş teşekkürler

Consigliere dedi ki...

scapula eline sağlık mükemmel olmuş gerçekten.kolay gele..

apaç dedi ki...

cıks, olmamış.

aydın yılmaz dışında bütünüyle katıldığım bir isim yok.

serkan kurtuluş ve hakan kadir balta'nın puanları da çok fazla.

kaç vuruşuk yazı, daha azını veremezdim diyor ve 55 üzerinden 17 veriyorum.

______________

http://www.youtube.com/watch?v=dfw0l9TKGuo

Mete Jr. dedi ki...

Keşke taraftar içinde bir not verseydin 12. adam olarak , gerçi düşük bir not verirdin sanırım. Malum Alpaslan Dikmen'den sonra oluşan karışılık çok etkiledi tribünü.


Not konusunda yönetime ben Kewell ve Baros hatrına ve eldeki oyuncuları kaçırmamak için uzattıkları sözleşmelerden dolayı 5 veriyorum.

Ömer Cankat Yüce dedi ki...

sabri için yazdığın ne uzalır ne kısalır lafına katılıyorum.ama hakan balta için.hep standart bir performansı var.ne iyi ne kötü.puanı yıllar yılı 5 olacak gözümde.ayrıca tüm ortaları yerden aynı yere gidiyor.en azından sabri de heyecan yaşıyoruz :).ama sabri öyle değil(zaten bu sabri düşmanlığına asla anlam veremem,ya böyle bir adama ihtiyaç var neden anlamazsınız?).o iyiyse takımı şahlandırıyor.kah 9 kah 2.birazcık istikrar sağlasa...

aura dedi ki...

çoğuna katılıyorum, özellikle lincoln ve şaş'a yazdıklarına.
katılmadıklarımın başında da barış geliyor, 5 puan çok az olmamış mı ?

bi de şu aydın nefretinizi anlayabilsem... iyi çocuk yahu, bu kadar üzerine gitmeyin.

büyük kaptan'a da on üzerinden 3 demek zor bence.büyük kaptan hep büyük kaptan bizim için, ne bileyim...

scapula dedi ki...

Geç oldu cevap, özür dilerim. Vakit bulamadım, bir hafta daha da sayfaya yeni yazı giremeyeceğim sanırım.

Cino,

Belki katıldığını söylediğin anafikri biraz daha vurgulamak için biraz düşük tuttum. Altı değil verdiğim puan, yedi aslında. Bir puanı yalnızca kendini geliştirmemesinden kırayım dedim. Performansı için sekiz biraz yüksek, yedi biraz düşük geldi. Küsurat kullansam yedi buçuktan altı buçuğa düşürürdüm herhalde...

Altı buçuk da düşük, evet, ama neticede takımın başarısı da önemli. Nasıl ki NBA'de şampiyon olmayan takımdan MVP çıkmaz, burada da çan eğrisini düşük tutmak gerek biraz. Aura'nın itiraz ettiği Barış'ın düşük puanı da aynı nedenden kaynaklandı. Galatasaray'a bu sezon on üzerinden altı veririm, peki düşündüğüm zaman Barış takımın üzerinde futbol mu oynadı? Hayır. Kötü mü oynadı? Ona da hayır. Ama başarısızlıktan payını o da alacak, almalı...

Adsız'dan gelen Arda'nın puanı yorumu için de geçerli, hem Mehmet Topal'ın hem de Arda'nın puanının düşme sebebi. Yazıda da belirttim zaten.

***

Spooky,

Sondan başlayayım.

Rijkaard'ı saymayalım yönetimi değerlendirirken, çünkü bu yalnızca geçen sezonu konu alan bir değerlendirme. Rijkaard'ın geldiği gün, geçen sezon bitti. Ha koca yıl boyunca yönetim hiç iyi bir şey yapmadı mı? Çok şey yaptı. Ama yaptıkları her şeyi sıfırlamalarını simgeleyen bir sıfır puanı vereyim dedim, şakayla karışık...

Kaleci konusunda katılıyorum ama Leo Franco kesin olarak gelmiş sanırım.

Stoper konusunda da katılıyorum aslında. Servet - Emre Güngör ikilisi yeterlidir bence. Emre Aşık da iyi bir yedektir. İhtiyaç olursa Hakan Balta ve Mehmet Topal da öyle olduklarını gösterdiler bu sezon...

Enteresan olacak ama uçuk öneri dediğin şeye de katılmıyor değilim. Ama Yaser'e güvenmiş değilim henüz. Forvet almayacaksak, Nonda kalsın. Baros, Nonda, Özgürcan ve şayet yeterli görülürse Cem Sultan forvet hattında kullanılabilir. Ama forvet istememe nedenim biraz daha farklı benim. Çift forvetli bir sistem istemiyorum. Van Nistelrooy gelse misal, Baros da o da oynayacak demektir, ikisi üçlü forvette de oynayamayacaklarına göre taktiğimiz 4-4-2 demektir. Ben bunu istemiyorum. Baros'un arkasında yedek kalabilecek bir ismi isterim yoksa. Fenerbahçe'deki Semih gibi. Halil gibi. Sercan gibi. Hatta Taner Gülleri bile olur. Neden biliyor musun? UEFA'da yarı finale çıktık diyelim (ben hâlâ Avrupa Ligi demeye alışamadım) ve Baros sakat... Nonda'ya güvenir miyiz? Eh. Özgürcan'a? Pek değil. Cem Sultan? Daha değil... İkinci bir iyi forvet almamız gereklidir bence. Ama çok iyi olmasın mümkünse. :)

Mete Jr,

Taraftara da öyle ortalama bir puan vermek gerekirdi herhalde. İyi şeyler de yapıldı, kötü şeyler de oldu... Çok daha iyisi olabilirdi. 4-6 aralığı iyidir bence.

Ömer Cankat Yüce,

Hakan Balta stoper özellikli bek işte. İyi orta yapamadığını biliyorum ama hücuma da kendi özelliklerine uygun olarak destek veriyor. Arda, arkasında Hakan varken çok daha rahat oynuyor, iyi oynuyor...

Aura,

Barış konusunda cevabı verdim, Cino'ya yazdıklarımda. 5 değil, 6 verdim toplamda; o da uygun gibi geldi bana. 5'e değil 7'ye yakın tarafından, 6'nın. Ama 6 yani... Tabii ki hepimizin değerlendirmesinde farklılıklar olacaktır.

Aydın konusunda çoğul eki kullanmışsın ama benim Aydın konusundaki tutumum tamamiyle kişiseldir. Kişisel nedenlerim var bu şekilde düşünmek için, onu da buraya yazmam doğru olmaz. İyi bir futbolcu olacağını sanmıyorum, az da olsa ihtimal vermekle birlikte. Sevmeyişim ise bundan bağımsız tabii ki.

Bülent Korkmaz'a ise performans değerlendiriyorsak üç bile fazla. Çok kötüydü, her şeyin kötüye gitmesinde rol oynadı sadece. Ama on üzerinden üç demek zor, evet...

classixc dedi ki...

fanatik derecesine gitecek kadar GALATASARAY taraftarıyım. arada sırada bu bloga yolum düşüyor önce girişteki tarihlere bakıyorum uzun uzun çoğu benim doğum tarihimden öncesi ama bir tarih var ki 20 / 05 / 1986 çoğu kişi için sıradan bir tarihten önemsiz, bir GS tarafatarı için geçmişi biliyorsa şampiyonluk tarihi ama benim için en özel gün babam der ki : mübarek bir ramazan günü çok terlemiş çok susamışım ANKARA asfaltlarında yürüyorum içimde tarifsiz bir sevinç tarifsiz İKİ bekleyiş ile. bir elimde radyo var sesi son ses açık maç dinliyorum adımları atarken...( galatasarayımızın rakibinide söylüyorda hatırlamıyorum şimdi ) derken hastaneye ulaşıyor babam ANKARA BÜYÜK DOĞUM HASTANESİ... annemin bulunduğu odayı öğreniyor 2. KAT 86 numaralı oda... 86 numaralı oda ... merdivenlerden çıkarken radyodaki maçta spiker bağırıyor GOL GOL GOL... galatasaray atıyor golü dakika 80 küsür ve bu sonuç zor geçen bir lig ardından şampiyonluğa yetiyor. babam zaten tarifsiz duygular içerisinde annemde biliyor babamın ne derecede GS hastası olduğunu neyse gidiyor odaya içeri giricek hemşire radyo kapatın beyfendi içerde hastalar dinleniyorlar diyor babam tabi radyoyu kapatmıyor dışarda son 3 dk bekliyor maç bitsin diye o arada içerden 16 yaşındaki ablam çıkıyor ve baba hadi gel içeriye annem seni çağırıyor GS şampiyon olur ama gelmezse oğlunu FB taraftarı yaparım diyor sonra babam radyoyu kapatmadan daliyor iceri ve kulagıma radyoyu yaklastırıp bak oglum bu sennle ilk sampiyonlugumuz diyor.... eee o gunden sonrada baska takım taraftarı olunurmu kulagıma ilk soylenen sey SAMPİYON GS :)

yazı içinse güzel mantıklı doğru tespitlerle dolu bir yazı bazı yerlerınde katılmadıgım noktların var uzun uzun yazdım ama sonrasında vazgectim belki baska bir posta ancak mehmet güven'e bu formanın verilmesi yazık ayrıca MEIRA ya nakit sıkıntısı için sattık doğru ancak MERIA bonservis olarak gelirken direkt olarak nakit ödenmedi GS hisselerinden yabancı bir firmada olan hisseler stutgart'a transfer edildi hepsi bu ve ağustos ayında o hisselerin paraları ödenecek. bir nevi bedava alıp 6 milyon lira kazandı takım ama gelecek satıldı haberleri yoktu... HASAN ŞAŞ mevzusu cok uzun uzun yazdım sildim ama kendisinden nefret ediyorum koltuk değnekleri ile şampiyon yapmış takımı. hadi bre yalancı. 6 ayda TOBİAS 1 kg alırken sakat haliyle sen 5 ayda 15 kg aldın. sülüğün AA babasısın sen defol git.

Senin Sevginle Yaşıyoruz dedi ki...

Çok güzel bir yazı ve yaptıgın degerlendirmeler son derece doğru abi.Ellerine sağlık.

Saygılar

reverdy dedi ki...

hoş değerlendirmeler olmuş.lincoln konusunda aynı fikirdeyim skibbe'ye 8 verirken oynatmak istediği sistemide eklersen kaymaklı olur.bu arada aykut bu sezonun en kötü oyuncusudur benim nazarımda.izmir'de yaşadığımdan dolayı gidebildiğim tek maç altay maçıydı kupadaki nedense aykut hiç kötü gol yemiyor gibi gözüküyor insanlara hep güzel vuruşlar güzel goller yiyor gibi geliyor ancak yanılgı aykut'un çizgiyi çok yalnış zamanlarda terk etmesinden kaynaklanıyor.o malum golde de aynı hataya düştü aykut ve yine çok güzel bir gol yedi maalesef.aykut yönetim gibi 10 üzerinden 0'ı hakediyor.

Buffon'un yedegi dedi ki...

Arkadasim, analizlerin cok guzel de puanlarin bence analizinle orantili degil. Hayirsever gordum seni :)

Bence biraz daha az duygusal olsan butun olarak daha gercekci olurdu yazin, yinede kendin yazdigindan, savundugun fikirlere ve noktalara dayanarak bakiyorsun ve pencerence yazdiklarin da dogru oluyor.

Simdi birebir butun noktalara girmeyelim ama kalecimiz hakkindaki yorumuna katiliyorum, ancak bir celiski goruyorum. Sahip oldugu ozellikler onu 10 numara adam yapar, o dogru, ama asla iyi kaleci diyemezsin, hernekadar super kategorisi de olsa ustunde, ancak vasat ustu , ortalama diyebiliriz bence.

Sevgiler

Vale dedi ki...

Mükemmel bir yazı olmuş. Öncelikle parmaklarına sağlık.

Ve şunu belirtmeden de geçemeyeceğim; 'Servet istemiyoruz şampiyonluk istiyoruz' pankartı bana ait ve o pankartı 2005-2006 sezonunda Trabzon maçında açtım.

Servet'in Denizlispor'da oynadığı dönemler transfer edilmesini çok istiyordum, hatta Kartalspor'da oynadığı dönemlerden tanıyordum kendisini ancak fenerbahçeye transfer olmuştu ve fenerbahçe performansını hepimiz biliyorduk. Sivas'ta yakaladığı performans eski günlerini anımsatmıştı ama ne var ki Denizli'de ve Sivas'ta başarılı olup, fenerbahçede başarısız olması tabir-i caizse -küçük takımların büyük oyuncusu- olabileceğinin sinyallerini veriyordu.

Ne var ki bu düşünce sadece bana ait değildi, çoğu insanın düşüncesi bu yöndeydi ve hatırladığım kadarıyla o pankartı açmamdan önce medyada da yer almıştı, Servet'in taraftarlar tarafından istenmediği ve kulübe fax/e-mailler gönderildiği.

Kendisinin Galatasarayımıza transfer olduktan sonraki performansını anlatmaya gerek yok. Mükemmel işler çıkarttı, geçen sezon kazanılan şampiyonluktaki aslan paylarından birisi de Servet'e ait. Kendisi sahada aslanlar gibi mücadele ederken, tribünde gırtlağım patlayasıya kadar kendisine tezahurat eden de bendim.

Geçtiğimiz yaz kendisine ulaşmaya çalıştım. Sebebi ise; açtığım pankarttan dolayı kendisine olan kocaman bir özür borcuydu. Amacıma kısmen ulaştım sayılırım. Bizzat görüşmesem de, kendisine 'özür ve teşekkür' mesajımı gönderdim görüştüğü insanlardan. Ve o pankartı açmış birisi olarak son günlerde ortada olan Marsilya'ya transferi olayını hiç ama hiç istemiyorum. Medyada yazılıp çizildiğine göre transfer kesin olacak ancak içimde bir umut var gitmeyeceği yönünde ve inşallah takımda kalır.

Biraz uzun yazmış olabilirim kusura bakma ama yazını okuyunca açıklama gereği duydum bunu.

Son olarak eklemek istediğim şey ise; Sarbi'ye 5 puan bile çok hocam. Bu sezon ki en büyük hayal kırıklığı ise bana göre Aydın Yılmaz olmuştur.

Saygılar

scapula dedi ki...

Vale,

Estağfurullah ne kusura bakması, teşekkür ederim yorumun için; umarım yine yazarsın.

Biliyorum, kimse istemiyordu Servet'i. Öyle çok net bir tavrım olmasa da, ben de şu başardıklarının çeyreğini beklemiyordum Servet'ten açıkçası. Sen Servet'ten özür dilemişsin, ben de senden özür dileyeyim. Nedeni şu ki, Four Four Two'nun Temmuz sayısı için bir Servet yazısı yazdım ve senin açtığın pankarttan bahsettim. Her ne kadar olumsuz bir şey söylemediysem de, bilseydim o pankartı açan kişinin şimdi böyle düşündüğünü, hiç sözünü etmezdim.

İnan çok sevindim yorumuna, böyle düşünmene... Duygulandım bile diyebilirim. Tekrar teşekkür ederim.

Sevgiler, saygılar;
Atahan

scapula dedi ki...

Senin Sevginle Yaşıyoruz,

Teşekkür ederim.

***

Reverdy,

Kaleci uzmanı değilim, yanlış değerlendiriyor olabilirim ama ben (şu anda pozisyonu ayrıntısıyla hatırlamamakla birlikte) o güzel golde pek hatalı bulmamıştım Aykut'u. O vuruşu tahmin etmesi mümkün değildi. Bir kaleci olarak önlemini alması gerekir miydi, tabii ki evet. Ama dedim ya, pozisyonu tam olarak hatırlamıyorum, Şeyhmus başka türlü bir vuruş yapabilir miydi, Aykut'un çizginin o kadar önünde bulunması herhangi bir konuda kendisine avantaj sağlayabilir miydi, vesaire...

***

Ares,

Vasatın üstü daha doğru bir tabir olabilir bence de. Ama en azından şunu söyleyebilirim. Eskiden iyi kaleciydi.

Vale dedi ki...

Sevgili Atahan,

Sayfanı keşfettiğim günden itibaren hemen hemen hergün girip yazılarını okumaya çalışıyorum. Kısmet bu haberin için yorum yapmaya nail oldu. O pankartı hazırlamış birisi olarakta olaya açıklık getirmeseydim olmazdı zaten. Klişe bir söz olacak ama -Sezar'ın hakkı Sezar'a verilmeli- düşüncesindeyim ve Servet'in bu forma altında nasıl mücadele ettiğini hepimiz biliyoruz. Four Four Two dergisinin Temmuz sayısını bizzat alacağım :) Artık hikayeyi öğrenmiş olduğuna göre Ağustos sayısına yazacağın yazıya da bir -dipnot- düşmeni rica edeceğim :)

Saygılar,
Yunus

scapula dedi ki...

Yunus,

Tek seferlik bir yazıydı bu. Ağustos sayısında ben olmayacağım, Mayıs sayısında olmadığım gibi. :)

Yorumundan sonra mail atmıştım, yetişirse bu yazıda olur o dipnot. Yetişmezse de sağlık olsun artık...

Sevgiler, saygılar;
Atahan