Bazı goller vardır, top filelerle buluştuğu anda ömür boyu hatırlanmak üzere hafızalarımızdaki yerini alırlar. Ya çok güzel, yahut çok önemlidirler. Yıllarca hep bu golleri anarız futbol sohbetlerinde, sayfalarca bu golleri okuruz. Bu kez öyle yapmayalım. Gol olsa bu şekilde yıllarca anımsanacakken, son anda bir şekilde olmamış, meyve verememiş pozisyonları konuşalım. İçimizin yandığı anları. "Ah ulan, o gol olsaydı var ya..." haykırışlarımızı. Oktay Derelioğlu'nun Belçika'ya attığı golde top kaleye doğru yönelirken "Ya girmezse..." diye düşündüğüm anı hatırlıyorum. Hagi, Leeds United maçında o nefis hareketi yaptıktan sonra Hakan'a pası uzattığında "Ne olur gol olsun! Bu pasa gol yakışır gol!" dediğimi de. İşte bu listede de, topun kaleye girip de o sihirli anı bize yaşatmadığı pozisyonlardan söz edelim bir kereliğine. Tarih sofrasında hakkı yenen pozisyonlardan...

10. Nonda - Hamburg: Her listede güncel soslu maddeler bulunur mutlaka. İşte onu en baştan aradan çıkaralım. Hamburg deplasmanına çeyrek final için avantajlı bir skor almaya gidiyoruz. Çok da üzerinde durmaya gerek yok, daha acımız taze, pozisyonu hepimiz hatırlıyoruz. Bir kontratak sonucu Ayhan'la 1-0 öne geçiyoruz ve devre öyle bitiyor. İkinci yarının başında yenilen bir gol, skoru 1-1'e getiriyor. Bu golden hemen sonra ise Lincoln, Nonda'ya müthiş bir gol pası veriyor. Nonda ise maalesef bunun gol pası olduğundan habersiz; topu kalenin üstünden auta gönderiyor. Golü atsa, belki şimdi gerçekleşmiş düşlerimizle Kadıköy'de final maçına çıkıyorduk. Olmadı. Kaçırdı Nonda. Tıpkı geçtiğimiz yılki ilk Leverkusen maçının son dakikasında yaptığı gibi dikti havaya topu.

9. Ümit Karan - Leverkusen: İşte o Leverkusen maçı. Böyle bir gol nasıl kaçar, insan gözlerine inanamıyor. Amokachi'nin Valencia maçında kaçırdığı gibi. Hakan Şükür ceza sahasının sol tarafından nefis bir pas uzatmış Karan'ın önüne. Kaleci Rene Adler kalenin sağında kalmış, Ümit'in önü bomboş. Ama Ümit, gidip kalenin Rene Adler'le dolu tarafına bırakıyor şutunu. Akıl alır iş değil. Aslına bakılırsa bu maçta kaçan gollerin çoğunu almıyor aklım, yalnızca bunu değil. Barcelona futbolu oynadığımız maçı 0-0 berabere bitiriyoruz. Rövanşa Skibbe'yi getiren maç diyorlar. Sonuç; 5 yiyoruz.

8. Lincoln - Sion & Fenerbahçe: Cassio Lincoln, gördüğüm en talihsiz Galatasaray oyuncularından biri. Malumunuz, biz ülke olarak futbolu hırslarımızla oynuyor, hislerimizle yorumluyoruz. Beşiktaş maçı öncesi kadro dışı kalan Lincoln'ün, bu maçtan 4 gün sonra oynanan Sion maçındaki muhteşem futboluna rağmen sezon boyunca bilerek oynamamakla suçladık. Hatta sakatken gol atıp asistler yapmasını bekledik ondan, karşılığını göremeyince görüşümüzü destekledik. Tabii Sion maçını unuttuk hep. O Sion maçında, Lincoln'ün topukla attığı görkemli gol, yan hakemin kırılası bayrağına takılmasa Lincoln'ün kredisi çok daha fazla olacaktı eminim. Pozisyon ofsayt değildi, ama ne yazar, sonuç odaklı insanlarız biz. Tam da bu yüzden güzel sonuç göremiyoruz işte.

Kadıköy'de bir Fenerbahçe galibiyeti getirmesi de kurtarabilirdi Lincoln'ü çokbilmişlerin dilinden. O bunu gerçekleştirmek için her şeyi yaptı. Önce akıl işi bir no-look-goal, ardından şairane bir frikik. Ve o anda "oyun sahnesine" çıkan Hüseyin Göçek. Çift vuruşmuş! O gol iptal edilmese, sokaktaki adam bugün "Lincoln canı isterse oynuyor." demeyecekti. Pozisyon tek vuruştu, ama ne yazar, sonuç odaklı insanlarız biz! Aslında belli de olmaz, medyadan her şey beklenir, Kadıköy'de 5 gol atsa bu adamın 5 kat üzerine gidilirdi. Ah, ah. Lincoln diye futbolcu izledik Galatasaray'da. 25-30 maç da olsa izledik. Yetinmeyi bilelim, zira bu bile fazla bize.

Yine Lincoln, yine Fenerbahçe ama bu defa başka bir maç; 27 Şubat 2008'deki kupa maçı, Cüneyt Çakır'ın rezil ettiği hani... Lincoln ceza sahasının sol tarafında Lugano ve Selçuk'u harikulade bir çalımla pazara gönderiyor ve tam çizgi üzerinde yaptığı makas hareketiyle topu içeri kesiyor. Şans eseri kaleye yönelen top, direği sıyırıyor ve dışarı gidiyor. Eğer gol olsa, Galatasaray - Fenerbahçe maçları tarihinin en aşağılayıcı golü olacak ama olmuyor işte, girmiyor top. Nasıl ki Sabri senede iki gol atma hakkını en kritik maçlarda kullanıp her defasında bir yıl daha takımda kalmayı garantiliyorsa, Lincoln'ün de bu hareketi gol getirseydi futbolu Galatasaray'da bırakması kesinleşirdi herhalde. "Ah ulan o gol olsa var ya!" dediğimiz şeyin sözlükteki karşılığı budur işte.

7. Falco - Beşiktaş & Arif - Arsenal: Ünlü 1992-93 sezonu. 29. hafta, yani sondan bir önceki. Galatasaray ve Beşiktaş karşı karşıya. Hakan Şükür ve penaltıdan Feyyaz'ın attığı gollerle 1-1 devam eden maçın ikinci yarısında Galatasaray penaltı kazanır. Gol olsa ertesi günün kalitesiz gazetelerinde "Galatasaray Şampi..." başlığı atılacaktır. (Ya da bilmiyorum, belki de o zaman için yaratıcı bir başlıktı bu.) Ama o ana kadar kullandığı tüm penaltıları gole çeviren Falco'nun vuruşu Bako'nun ellerinde kalır. Bir sonraki hafta Ankaragücü karşısında alınan 8-0'lık galibiyet, kaçan bu penaltıyı telafi eder. Galatasaray şampiyon olur, ancak geriye şike söylentileri kalır. Ergün Gürsoy'un adının geçtiği her yerde her türlü pisliği beklerim; ancak Ankaragücü'nün o sezon kendi evinde Beşiktaş'a 6-0, 14. Karşıyaka'ya 4-0 yenildiğini, 8-0'lık Galatasaray maçından bir hafta önce lig sonuncusu Konyaspor'a ligdeki ikinci galibiyetini aldırdığını da unutmamak gerekir.

Herneyse. Arif'in UEFA Kupası final maçının 43. dakikasında kaçırdığı golle bunun alakası nedir? Her ikisinin de telafi edilmiş olması. 17 Mayıs günü penaltılarda bir aksilik olsa, kupayı alamasak, bugün Fenerbahçeli dostlarımızın 14 Mayıs'ta Appiah'ın vuruşunu anarkenki duygularının kimbilir kaç misli fazlasını yaşayacaktık. Arif'e de ömür boyu saydırırdık herhalde... Hani futbolcuyu gol kaçırdı diye suçlamayalım da o kadar da değil; UEFA Kupası bu lan!

6. Mustafa Kocabey & Arif - Roma: 9 Aralık 1992. UEFA Kupası'nda 3. turun ikinci ayağında rakip Roma. İlk maçı 3-1 kaybetmişiz, Ali Sami Yen'de rövanşa çıkıyoruz. Maçla ilgili Mustafa Kocabey'in attığı goller dışında hiçbir şey hatırlamıyorum ama bu maç da anmadan geçilecek cinsten değil. Önce Caniggia, sonra Hassler ile iki kez yenik duruma düştüğümüz maçta, Mustafa Kocabey'in iki, ikinci yarıların futbolcusu Arif Erdem'in bir golüyle skoru 3-2'ye getiriyoruz. İki gol daha bulmamız gerek ve bunun için yeterli zaman mevcut. Ama bulunan net pozisyonlara rağmen gol bir türlü gelmiyor. Arif topu aşırtıyor, üst direkten dönüyor. Mustafa Kocabey, bomboş kale karşısında topu auta atıyor. Eleniyor Galatasaray. Akıllarda bir bu kaçan goller, bir de ilk maçın son dakikasında Hayrettin'in Aldair'den yediği gol kalıyor. Görüntülerde, takım on kişiyken yapılan harika savunma ve Falco'nun golden sonraki dövünmesi de var.

5. Arif, Revivo & Lukunku - Fenerbahçe: 2002-03 sezonunun 6. haftası. Tarih 6 Kasım, yer Kadıköy. Galatasaray tribünlerinin yanlış insanlara kaldığı, takımın ise hezimete uğradığı maç. 2-0 mağlupken, 2. yarının hemen başında Arif'in kaçırdığı iki gol, farklı skora davetiye çıkardı. Önce Rüştü, sonra da direğe takılan Arif, Galatasaray'ın tarihindeki en farklı mağlubiyeti almasında önemli rol oynadı. O pozisyonlardan biri gol olsa, 6-0 hiç yaşanmayacaktı.

Sezonun ikinci yarısında Ali Sami Yen'de oynanan maça Galatasaray çok iyi hazırlanmıştı. Taraftarın beklentisi galibiyet değil, farktı. Hepimiz de inanmıştık buna, hakikaten öyle bir hava vardı. Maçın ilk yarısında Ümit Karan'ın iki güzel golü, soyunma odasına 2-0 önde götürdü takımı. Bir önceki hafta oynadığı 20 dakikayı saymazsak Galatasaray formasıyla ilk maçına çıkan Volkan Arslan'ın önderliğinde harika futbol oynuyorduk. İkinci yarıda 6 olmasa bile 4-5 olacağına kesin gözüyle bakıyorduk. Devrenin hemen başında Revivo çalımlarla ceza alanına girdi, Rüştü'nün üzerinden aşırdı, top direkten döndü. Pozisyonun devamında Lukunku topu dışarı attı. Maç orada bitti. İlk maçın aksine, bu kez gol olsa fark gelecekti. Ama yine olmadı. O galibiyet, kimsenin içine sinmedi.

4. Milan Baros - Kocaelispor: Baros, Kocaelispor karşısında penaltı kullanırken sahanın ortasında yere çömelip penaltının atıldığı kaleye sırtını dönen Arda Turan, gözlerini kaçırmakta haklıymış. Sadece Arda değil, hiçbirimiz o penaltıyı görmeseydik keşke. Bir penaltı vuruşu, bir takımın gelecek 10 yıldaki kaderini bu kadar belirleyebilir. Baros topu Kılıçarslan'a teslim ettiğinde, Galatasaray'ın geleceğini de işbilmezlerin eline teslim ediyordu. O penaltıyla birlikte Galatasaray'ın önündeki bütün fırsatlar da kaçtı. Çok yazık oldu, çok yazık...

3. Arif - Leeds United:
Hani her futbolcunun hayatındaki her saniye, futbol tarihini yazım aşamasında derinlemesine etkiliyor ya, sürekli "İyi ki her şey bu şekilde gelişti." diye avuturum kendimi, her büyük başarıda. Ribery iyi ki gitmiş dediğim dahi olmuştur. Çünkü Ribery gitmeseydi, 2006 şampiyonluğu o şekilde gelmeyecekti. O şampiyonluk, Ribery'nin sözleşmesindeki 10 milyon euro'dan daha değerlidir; 14 Mayıs günü yaşadığımız mutluluğun değeri parayla ölçülemez. 17 Mayıs da öyle. İyi ki Fenerbahçe'den 4 yemişiz misal 1996 yılında; yoksa Fatih Terim'in istifasının kabul edilmemesi olayı yaşanmayacak, her şey farklı işleyecek, Milan maçının uzatma dakikalarında Hakan Şükür düşürülmeyecek, Ümit Davala penaltı atmayacak, belki hiç gelmeyecek olan Taffarel, belki hiç oynanmayacak olan final maçında o hayatımda gördüğüm en muhteşem kurtarışı yapmayacaktı...

Ama 17 Mayıs öncesi dönmek istediğim tek bir an var. O ana dönelim, o pozisyon gol olsun da final maçını tekrar oynayalım, razıyım. Tarih 20 Nisan 2000, UEFA Kupası yarı final rövanş karşılaşması. Bak sinirlendim yine. Hagi Leeds yarı sahasının göbeğinde topla buluşup sola kat ediyor, önce kendisini Bowyer'dan kurtarıyor, ardından çok şık bir çalımla Danny Mills'i geçiyor. Ve son çizgiye geldiğinde, kariyerinin en muhteşem paslarından birini veriyor, topukla Arif Erdem'e. Gol için Arif'in yapması gereken tek şey topa dokunmak, gerisini top zaten kendi kendine halledecek. Arif ıska geçiyor. Ciddi ciddi sinirlendim yahu. Ah ulan Arif, hakikaten çok fena kazmalığın tutuyordu bazen, yazık ettin güzelim pozisyona. Antrparantez, Hagi'nin Galatasaray'daki en iyi maçıdır Leeds maçı. Hatta belki futbol tarihinin en büyük 100 maç performansından biridir. Neden 100, bilmiyorum.

Hagi'nin bir de Van Gobbel'in son maçlarından birinde, İlhan Mansız'ın Roberto Carlos'a çalım atarken yaptığı hareketle topu kaleye 25-30 metre mesafeden ceza alanı içindeki Knup'un ayağına teslim edip, Knup'u kaleciyle karşı karşıya bırakması vardır. Zaman içinde pozisyonu kafamın içinde abartıp efsaneleştirmiş de olabilirim ama aşağı yukarı bunun gibi bir şeydi. Ebedi kazma Knup kaçırmıştı tabii ki golü. Rakibin adını hatırlamıyorum.

2. Burak Akdiş - Athletic Bilbao: 1998-99 sezonu. Şampiyonlar Ligi'nde son hafta mücadeleleri oynanıyor. Rakip, İstanbul'daki maçta Hagi'nin unutulmaz golüyle 2-1 mağlup ettiğimiz Athletic Bilbao. Öyle bir goldü ki o, kaleci topu çıkarsa bugün bu listede "Ah o da nasıl kaçtı" diye hatırlamayacaktık bile; gol olma ihtimali yoktu çünkü. Ama öyle bir falso aldı ki top... Bu golden söz açılmışken, ardından yaşanan gol sevincine de dikkat etmek gerek. (Ayrıntıların adamı Genco'dur benim de konuya dikkatimi çeken.) Galatasaray'ın en samimi, en güzel gol sevinci de odur. Hagi'nin tam yere atlayacakken "canı acımasın" diye çimlere kadar koşup kendini öyle yere bırakmasına her izleyişimde gülerim. İkinci maça dönelim. Fatih Akyel'in hatasıyla Guerrero'nun golü gelmiş, 1-0 yenik duruma düşmüştük. Tıpkı bu sezon bir başka Guerrero'dan yediğimiz goller gibi, bu gol de Avrupa sezonunu kapattırmıştı bize. Ancak son dakikada Burak bomboş pozisyonda kafayı biraz aşağı vursa elenmeyecektik. Grupta averajla ikinci olmuştuk, ancak sadece grup liderleri üst tura yükseliyordu o dönem. Gece maç bitip de yatağıma yattığımda çok ama çok üzgündüm. Uyuyamıyordum bir türlü. "Şu anda milyonlarca Galatasaraylı benimle birlikte üzülüyor, bu kadar üzüldüğüm yeter, üzerime düşenden fazla üzüntü yaşadım zaten." gibi bir çocuk düşüncesiyle kendimi avutmuş, uyumayı başarmıştım sonunda. Ama "Çakma Baros" Burak'ı hiç affetmedim. Karlı Erzurumspor maçında galibiyeti getiren golü dahi affettiremedi onu bana. Bugün görsem o topun hesabını sorarım. Hoş, soran sormuş olacak ki adam şimdi Karabükspor'da.

1. Rotariu - Werder Bremen: İlk olarak Ahmet Çakır'ın "90 Soruda Galatasaray Tarihi" adlı kitabında hikayesini okumuş, fotoğrafını görmüştüm. O kitaptır bana Galatasaray tarihi adına ilk kez bir şeyler öğreten. Döner döner okurdum defalarca. O yüzden 7 yaşımdan beri bu pozisyonu yaşamış gibiyim. Ancak yaşamak elbette ki ayrı. Ben bu pozisyonu hiç görmedim. Top nasıl kara saplandı, Taner Alpak ve Rotariu o topa nasıl vuramadılar, izleyemedim. Gönüllerinden geçer ise, izleyen büyüklerimiz anlatsınlar hikayesini. Bana düşmez.

25 ekleme:

horozmania dedi ki...

aklıma ilk olarak burak akdiş geldi. sıralama çok iyi olmuş. araya izmir deki bir 2-0 mağlup olduğumuz hani şu sağ bek göksel in yıldızlatığı maçta hasan ın herkesi geçip boş kale yerine üstten dışarı gönderdiği pozisyon da girebilirdi.

mondo trasho dedi ki...

o rotariu'nun pozisyonunu hayatımın sonuna dek unutamam. lise 2 de okuyordum. koşa koşa gelmiştim eve. takım elbisemi bile doğru düzgün çıkarmamaıştım. nasıl atamadı o golü hala inanamam. ergenlik bunalımlarının zirve yapmasına neden olmuş uğursuz bir katalizördür o pozisyon. ilk maçta tugay'ın laubaliliği yüzünden de yediğimiz 2 gol vardır. onu da belirteyim.

extensor dedi ki...

Lincoln paragrafı güzel olmuş Atahan :) Bakalım beklediğini alabilecek misin?
Olmadı önünde ki postlara :)

Nazmi Hasdemir dedi ki...

ata ilk iki şudur.
1. Kedi Bülent'in beşiktaşa kaçırdığı ikinci goldür 1-0 öndeyken 13.sene şampiyonluğu perçinleyecek golü dürtememeiş zıya doğanın golüyle gelen beraberlikle şampiyonluğu vermiştik.
2. elbette rotariunun bremene kaçırdığı goldür.

SideWindeR dedi ki...

Züğürt tesellisi gibi olacak ama Leverkusen'e 5-1 yenilmemiş miydik :)

scapula dedi ki...

Nasıl unutabildim ki unutulmaz isim Barusso'nun golünü... :)

Sağol, düzelttim.

sinem dedi ki...

süper liste olmuş, tebrik ederim. sanırım okuyunca en çok delirdiğim, hala cinleri tepeme çıkarttıran ümit karan - leverkusen eşleşmesi. belki de ümit'in bu aralar yaşadığı gol atamama sendromundan da olabilir, bilemeyeceğim.. :)

Jordi Metal dedi ki...

Rotariu o golü atsa belkide Kupa Galiplerini almış olacaktık.

scapula dedi ki...

Bu arada...

Yazıya eklemeyi unutmuşum, şu anda fark ediyorum. Eray Sözen ve Emre "Ich" Atasoy'a 2. ve 7. maddeler için teşekkürlerimi sunarım.

Hagi'nin en samimi sevincine ilk dikkatimi çeken Genco'ya da selam çakarım hatta yeri gelmişken.

Mete Jr. dedi ki...

Yaşım 20 , Burak Akdiş o golü kaçırdığı yıl 10 yaşındaydım ve maç bittiği an 2 saat hüngür hüngür ağlamıştım , ne zaman A.Bilbao veya Juventus maçlarını seyretsem aklıma şöyle bir gelir. Aslında o gün her şey istediğimiz gibiydi Juve Rosenborgu yeniyordu hatta Star Tv Juve gol atınca alttan gösteriyordu ve iddiası olmayan A.Bilbao önünde biz umudumuzu son dakikalara kadar taşıyorduk , tam gol geldi derken Burak'ın 90+5'te kafayla vurduğu top auta gidiyordu , ben 1 hafta boyunca o pozisyonun etkisinden kurtulamamıştım. O sene Juve. İstanbul'a terör yüzünden gelmemek için kıçını yırtmıştı aslında onları cezalandıramadığımız için de bir burukluk var hala içimde.

Bu arada bilmiyorum ama belki hatırlarsınız , Star Tv A.Bilbao maçından sonra bir kaç gün Galatasaray'ın hala gruptan çıkma umudu var diyordu bir şeyi gerekçe göstererek ama olmadı sadece bizim yaramızın üstüne tuz bastılar , ayrıca konu gerçekten süper olmuş.

Kayaoğlu 29 dedi ki...

Rotariu'nun kacirdigi o pozisyon yeni acikin önünde oldu. Ben okulu kirip gitmistim o maca. Taner kafayla indirdi topu, top camura saplandi. Topun ani durmasi sonucu Rotariu topa vuramadi. Suclu Rotariu'dan ziyade bir ilkbahar günü Istanbul'da, özelllikle de Mecidiyeköy'de yagan kardi.

talento dedi ki...

Atahan şimdi nerden hatırlattın Appiah'ın Denizli'de kaçırdığı golü :)

SINO dedi ki...

Atahan bu postu okuduktan sonra Lig Tv'de Nostalji futbolda

Lucescu'nun ilk senesi (2000-2001) Yozgat'a 4-2 yenildigimiz maçın görüntülerini izledim.

Çok iyi oynayan Hasan Şaş bu listeye ilk beşten girecek nitelikte bir pozisyon kaçırıyor, altıpastan boş kaleye

scapula dedi ki...

Sencer,

Ben hatırlatmasam, her fırsatta o günden bahseden Rıdvan hatırlatmayacak mı? :)

ich dedi ki...

Bir kaç ekleme için rahatsız ettim :)

88 ya da 89 senesi Beşiktaş maçında 1-0 öndeyken Uğur topu boş kaleye atamamıştı ( ü.Aktan; Uğur oraya ayakkabısını koysa gol olur ) ve maçı 1-4 vermiştik. O gol olsaydı ligde bir şeylerin değişecegine inananlardanım.

91-92 sezonu. 2-5 lik Fenerbahçe maçı. Fenerbahçe 3-0 öne geçmişti. Erdal 60 ve 62 de iki gol attı. 64. dakika da vuruşu hemen direği sıyırarak auta gitti.. O pozisyon sonrası kalkan tabela sonucu Erdal oyundan cıktı iorfa oyuna girdi. Mustafa Denizli'nin oyuncu değiştirmeyi bilmedigini bu yüzden 20 senedir savunurum. Son Fener maçında Ernst - Serdar değişikligi bu işin sağlaması oldu :) Her neyse, O gol olsaydı, hatta Erdal oyundan çıkmasaydı maçın rengi büyük ihtimalle değişecekti. Yani ne maç 2-5 bitecek, ne Hayrettin Oğuz, Tanju ve Rıdvan'ı dövecekti :)

Tam tersi de var. Mesela olaylı, konuşulan istanbulspor maçı. 1997 senesi. Vahap Beyaz hakikaten çok kötü bir maç yönetmişti. Son verdiği penaltı skandaldı evet. Ama herkesin dikkatinden kaçan bir olay var. Evet penaltıyı Vahap Beyaz 50 metreden üfledi. Neden? Galatasaray maç sonu herşeyiyle yükleniyordu, sonucunda istanbulspor pozisyonlar buluyordu. 92. dakika da sanırım Atakan soldan kesti, Volkan boşa çıktı ama Mithat topu boş kaleye yuvarlayamadı. Dönen top hızla, sanırım Ergün tarafından ileri şişirildi ve Mâlum Engin - Arif pozisyonu. Vahap Beyaz maç içinde o kadar çok yanlış karar vermişti ki Mithat'ın pozisyonu yüzünden diğer yarı sahadan anca gelirken vermek zorunda hissetmişti penaltıyı. Mithat topu boş kaleye yuvarlasa Vahap Beyaz şimdi mhk başkanı idi :)

2001 - 2002 sezonunda Beşiktaş 2-0 öndeyken Ronaldo'nun boş kaleye kaçırdıgı top ve maçın 2-2 ye dönmesi de güzel olmuştu bizim için.

kutay dedi ki...

liste çok güzel, bir ekleme de benden gelsın...
2000-2001 6 mayıs kadıkoy..
hagi ve jardel'in kaçan golleri.. kalede oğuz dağlaroğlu. o maç 2-0dan 2-2'ye gelseydi...
neyse...)

samedi dedi ki...

Ümit Karan'ın Leverkusen'e atamadığı golü ve sonrasındaki sövüşlerimi hiç unutmayacağım galiba. Koca kafede herkes sinmişti benim yüzümden. Son yıllarda bu kadar sinirlerimi bozan, beni çileden çıkartan başka pozisyon hatırlamıyorum.

Ayrıca Lincoln'ün fenere aut çizgisi üzerinden kaçırdığı gol benim de içimde uktedir. O gol girmiş olsaydı değil Lig Tv, History Channel'a jeneriklik olması gerekirdi.

(ufak bi ekleme, Lincoln'ün o vuruşunun adı "Rabona". İspanya veya Brezilya tayfasından çıkmış bi terim sanırsam.)

SozenE. dedi ki...

Ata,

Henüz geldi aklıma. Emre'nin Oğuz, Tanju ve Rıdvan üçgeninde bir olay anlatmasının ardından.

2000-2001 Sezonu. Ali Sami Yen'deki Fenerbahçe karşılaşması. Jardel, arka direkte topla buluşuyor. Hemen yanında Gheorghe Hagi, karşısında ise boş bir Fenerbahçe kalesi. Gol olmuyor. Neden? Çünkü; Jardel, sağ ayağını sol ayağının arkasından geçirerek artistik bir vuruş yapmak istiyor. Ve top boş kale yerine dışarı gidiyor.

Maç, 0-0 sona ermişti; ama pozisyonda ana kahraman yerine hafızalarda kalan bu hareket sonrasında Jardel'in sırtına vuran Gheorghe Hagi oldu :)

Sevgiler,
Eray.

MOURINHO dedi ki...

Atahan selamlar,

Yazılabıleceklerın hepsını yazmıssın elıne saglık.Ama birde 2002-2003'te oynanan Besıktas macındakı pozısyonu hatırlıyorum.Hasan'ın cezasahası ıcınde biçilmesi..Eğer bunada penaltı verılseydı sanırım o sezon tren kaçmayabılırdı..

scapula dedi ki...

Mourinho,

O maç bir sezon önce değil miydi? Hani bir pozisyonda iki penaltımızın verilmediği maç? Önce faullü müdahele, ardından oyun devam ederken Hasan'a Halilagiç'in çelmesi... Ben 2001-02 diye hatırlıyorum...

Samet,

"Rabona" vuruşunun adını hatırlamak için yirmi dakika geç yayına verdim bu yazıyı. Araştırdım ama bulamadım. Sağol.

Emre Abi, Eray, Kutay, Sinancan,

Çok teşekkürler eklemeler için. Bu post zaten ancak hepimiz tarafından yapılacak bir beyin fırtınası sonucu tamamlanabilirdi, öyle oldu. Yoksa çok eksik kalacaktı. Sağolun.

talento dedi ki...

Rıdvan o günü hatırlatıyor. Ama o an o günden beterdi valla. :)

aksilaz dedi ki...

Rotariu - Werder Bremen
buna acıklama yapmasaydın keşke. kabusum hala o pozisyon...

MOURINHO dedi ki...

Atahan tekrar selamlar,

Ben 2002-2003 dıye hatırlıyorum ama..Lucescunun Samı Yen'e gerı geldıgı gun yanılmıyorsam 7 aralık 2002 ıdı tarıh.Hasan'ı yere ındırmıslerdı cezasahasında..Hakem Kuddusı Muftuogluydu?

Çift Kaşarlı Tost dedi ki...

romanya'daki meshur eyyam hakemli steaua macinda 2-0 iken tanju'nun kacirdigi cok net bir gol vardir ki hemen arkasindan 3'u yemistik, o gol olsaydi cok sey degisebilirdi, sanirim hatirlayan cok az o maci, yaslaniyoruz :)

Çift Kaşarlı Tost dedi ki...

tanju'nun kacirdigi degil de hakemin vermedigi diyelim :)