Beşiktaş'ı seviyorum ben. Taraftarında yaygın olan herkesin kirli, bir kendilerinin temiz olduğu yanılgısına rağmen seviyorum. 1993 şampiyonluğunun şike, diğer şampiyonlukların adil olduğu inançlarına rağmen seviyorum. Galatasaray'a karşı beslenen olumsuz duygulara rağmen seviyorum. Beşiktaş sevilmeyecek bir takım değil çünkü. Bilmiyorum ama anlayabiliyorum, güzel duygu Beşiktaşlı olmak. Geçtiğimiz hafta Beşiktaş mağlubiyetinden sonra Beşiktaş sokaklarında dolaştım, içimde dolanan "Ah ulan şimdi Meşale Sokak'ta bunları biz yaşıyor olabilirdik" duygusunun dışında hiç rahatsız etmedi beni o kutlamalar. Kafamdaki Galatasaray şapkası da onları rahatsız etmedi. Bu insanlar en azından 5-6 senede bir bu mutluluğu yaşamayı hak ediyorlar. O yüzden, üzülmüyorum Beşiktaş'ın şampiyonluğuna. Gönül ister ki hep Galatasaray olsun ama her sezon da olmuyor işte.

Her şampiyonluk sonrası söylenir. "Bu şampiyonluğun anlamı büyüktü, anlamlı bir şampiyonluktu." Anlamsız şampiyonluk olur mu? Olsa, Sivasspor hariç tüm takımların başarısız olduğu bu yılki olurdu. Ama bu şampiyonluğu da anlamlı kılan bazı hikayeler var. Mustafa Denizli'ninki, bunlardan bir tanesi. Mustafa Hoca, Fatih Terim gibi. Bu iki isme teknik eleştirilerde bulunuyoruz ya bazen, hata ediyoruz. Her şeyi yanlış yaptıklarını düşündürdüklerinde dahi yine bir şekilde başarılı oluyor bu adamlar. Denizli bu sezon yine şaşırttı kimi zaman ama sonunda yine haklı çıkan o oldu. Hele İbrahim'e yaptığı kaptanlık jesti yok mu... Yakıştı şampiyonluk Mustafa Denizli'ye.

Sonra... Her zaman, hadi her zaman demeyelim, Fenerbahçe'den ayrıldığı zamandan beri sevdiğim bir oyuncu olan Yusuf'un kariyerinin son döneminde şampiyonluk sevincini yaşaması, üstelik bu başarıda çok büyük pay sahibi olması futbolun neden bu kadar sevilen bir oyun olduğuna iyi bir örnek. Eski spor dergilerinde çok sık, şimdiki dergilerde pek nadir görülen bir röportaj klasiği vardır; röportaj yapılan kişiye bir kelime söylenir ve o kelimenin onun için ne ifade ettiği sorulur. Yusuf deyince, klişeleşmiş bir şekilde "İzlediğim en büyük oyunculardan biri - yetenek bakımından" cümlesi çağrışır benim kafamda. Yusuf özelinde mutluluk verici bir gelişme, bu yılki başarı. Ve şampiyonluk yakıştı Yusuf'a.

Sonra Tello... Sezonun büyük bölümünde tek başına sırtladı takımı. Beşiktaş'ın bütün yükünü o çekti. Herkes kötüyken, Tello iyiydi. Tüm takım performansının zirvesine çıktığında, Tello hâlâ iyi. O olmasa, Beşiktaş çoktan kopmuştu yarıştan. En önemli oyuncularından biriydi sezonun. Şampiyonluk, çok yakıştı ona. Eminim önümüzdeki sezon kaptanlık daha da çok yakışacaktır. Peki ya Ernst? Belki de devre arası transfer dönemi tarihinin en başarılı, en iyi transferi. Muhteşem bir oyuncu. Sadece futbolu değil, çalışkanlığı ve mücadeleci ruhuyla. Şu ligden bir yabancı oyuncu seç al takımına deseler hiç düşünmeden ilk alacağım isim o olurdu. Holosko da zorlardı onu ya neyse. Ernst, Holosko, Nobre, Bobo, iki İbrahim, Sivok, Cisse, (Sergen Yalçın aksanıyla) Zapatoçki, Rüştü ve diğerleri elbette... Her biri bu yıl bu sevinci yaşamayı hak etmişlerdi.

Niye uzatıyorum, bilmiyorum. Geç kaldık zaten. Samimiyetle, kutlarım Beşiktaş'ın şampiyonluğunu. Şampiyonluk, yakıştı Beşiktaş'a.

16 ekleme:

mischa dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
mischa dedi ki...

Selamlar,
dediğin gibi cumartesi akşam ben de eskisi gibi uyku ilacı alıp saat 10buçukta yatağa gömmedim kendimi. çıktım taksime gittim arkadaşların yanına. hepsinin arasından geçtim. çok fazla rahatsız olmadım(ki arkadaşlar arasında en büyük bjk düşmanı olarak bilinmeme rağmen çok rahatsız olmadım).senin fikirlerine saygılıyım
ama güzel duygular beslediğin insanlar bizim için aynı şeyi düşünmüyorlar. özellikle de başarılı oldukları dönemlerde.zaman zaman fenerbahçelilerden bile daha düşman olabiliyorlar.herkese selamlar...

t2 dedi ki...

EYVALLAH ... SAĞOLASIN ...

(ulan Beşiktaş gibi hissettim kendimi , bana ne oluyorsa :))

aşkın dedi ki...

Seversin Ata, birçok renkdaş da sever.Bu sevginin kendisi samimidir belki ama kökeninin samimi olduğunu bilseydim ben de sevenler arasına katılırdım.
Neden sevdiğinizi açıklamadan önce haklılığımı ispatlayan şu kısımları açıkyüreklilikle yazdığın için sağol:
''Taraftarında yaygın olan herkesin kirli, bir kendilerinin temiz olduğu yanılgısına rağmen seviyorum. 1993 şampiyonluğunun şike, diğer şampiyonlukların adil olduğu inançlarına rağmen seviyorum. Galatasaray'a karşı beslenen olumsuz duygulara rağmen seviyorum.''
Bunun onda birini başka bir takım yapsa ligdeki konumuna bakmadan taraftarın o kulübe düşman kesileceği de bir köşede dursun.
Asıl meseleye dönelim, niye seviyorsunuz?
Çünkü Beşiktaş, Milne'den sonra hiçbir zaman Galatasaray'la şampiyonluk yarışına girmedi.
2003 istisnai sezonunda sinirlenen arkadaşları hatırlıyorum ama bu geçiciydi zira ''evil'' Aziz Yıldırım icraata başlayıp o yıl yaşananları kısa kesti.
İddia ediyorum şampiyonluk iki takım arasında geçse ve bu iki takım Beşiktaş ve G.Saray olsa bugün sempatizan arkadaşlar bu yıl Sivas'a duyulan kine eşdeğer bir tepki gösterirler.
Kimse kimseyi kandırmasın, ayakbağı olmayana elbet sempati duyulur.

t2 dedi ki...

geçen sene son maç manisa maçıydı . aynı anda galatasarayın şampiyonluk maçı ile denk düşmüştü . üstüm başım Beşiktaş . çıktım staddan bindim finükülere . geldim meydana çıktım taksime . çıkar çıkmaz binlerce g.saraylı ile karşılandım . binlerce kelimesi az bile olabilir . dediğim gibi üzerimde forma atkı . hiç rahatsız olmadım , tüm istiklali geçip nevizadeye geçtim. yanımdan civarımdan geçenler ya da bakıp ne oluyoruz diyenler oldu . ama hiç kimse rahatsız etmedi , kimse birşey demedi .

cumartesi akşamı ise aynı olayın birebir ters şekilde yaşadım . üzerimde formam , güzergah aynı , metrodan meydana çıkım . binlerce kardeşim karşıladı aynı geçen seneki rakipler gibi . başka takım formalı görmedim tüm istiklal boyunca . sonra nevizadede oturan 3 g.saraylı gördüm . o an anladım onların da maçı var , aynı anda çıkıp gelmişiz . geçen seneki duyguluarımı düşünüp karşılaştırma fırsatı doğmuş oldu , kafamı çevirip devam ettim . tahminim kimse rahatsız etmemiştir , düşüncem zaten etmemelidir de .

not : g.sarayı hiç sevmiyorum ... şampiyonluklar kaybedilirken akılda kuşku yaratacak işlere bulaşan nedense hep g.saray olmuştur . empati kurun demiyorum ama her insanın inandıüı bazı şeyler var hoşgörün .

not2 : hüngür hüngür ağlamıştır bu satırların yazarı , cevat prekazi ile popescu 'nun son vuruşlarında ... hatırlatırım ...

scapula dedi ki...

Aşkın;

Gereğinden fazla genelleme yapıyorsun, bence.

Sempati demeyelim adına, ama benim Beşiktaş'ı seviyor olmamın -ki bu sevgi "Seni seviyorum"daki sevgi değil, "pırasa severim"deki sevgidir elbette- söylediklerinle ilgisi yok. Ben sadece kişisel bir tavır belirttim. En yakın arkadaşım Beşiktaşlı benim, çocukluğumda Beşiktaş'ta çok vakit geçirdim, Beşiktaş futbol takımındaki semt havasını severim, renklerini beğenirim, bunun gibi bir sürü şey. Uzatabilirim gerekirse...

Sivas'a duyulan, kin değil, nefretin yahut sevgisizliğin nedeni de en azından benim bildiğim kadarıyla yine söylediklerinle alakasız. Sivasspor hem küçük Fenerbahçe oluşuyla, hem de faşist yanıyla benim için çok çirkin bir kulüptür. Sekizinci amatör kümeye düşsünler isterim, ama bu yine bir kin değil, sevmeme durumudur sadece. Yoksa Manisaspor, Gençlerbirliği ve Gaziantepspor'un da kısıtlı süre de olsa şampiyonluk mücadelesi verdiği yılları yaşadım, hatırlıyorum. Her zaman sempatiyle yaklaşmıştım, yarın olsa yine öyle yaklaşırım...

extensor dedi ki...

Tello; devamlılığı olmayan bir oyuncu, bu senede pek farklı değildi bence.
Belki senin izlediğin maçlar sürekli iyi oynadığı maçlara denk gelmiştir.

Yeteneklidir, beğenirim vs o ayrı

taksim dedi ki...

Bugüne kadar bir başka takım taraftarından gördüğüm en güzel üslup ve içinde "Hadi şampiyon oldunuz ama vs. vs." şeklinde bok atma yok..
teşekkür ederiz biz de.
ellere sağlık

Mete Jr. dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Mete Jr. dedi ki...

Yaşım 20 , 4 yıldır İnönü'ye deplasmana giderim , ASY'de de 7-8 Beşiktaş maçına gitmişimdir gördüğüm olay sayısı o kadar fazlaki onlara sempati duymak için en ufak bir neden bile bulamıyorum. Ama seni anlayabiliyorum Ata yani o pırasa sevgin gayet normal yalnız ben birazcık bazı şeylerden bahsetmek istiyorum.


Öncelikle bu en iyi taraftar biziz olayıyla başlamak istiyorum ; dünyanın en iyi taraftar gruplarından birinin en meşhur bestesi çalınarak (( La Doce - Dale Boca )) yapılan şov'la mı Tr'nin en iyi taraftar grubu olunuyor ? Ki 1 ara dünyadada nambır van'ız modunada girmişlerdi. Kimse kusura bakmasın Porto'lu birkaç oyuncunun övmesiyle olmuyor bu işler. Belki bu sene biz pek iyi değildik ama en azından bir '' cehennem '' sıfatı verilmiş bir stadın tribünüyüz. Bizden bahseden adamlar : '' Paolo Maldini , Ryan Giggs , Harry Kewell '' , sen bize Lisandro Lopez'den bahsedersen adama gülerler , ben iyi bir taraftar grupları olduğunu düşünüyorum ama 4yıldır ordayım ve inanın hiç bahsettikleri gibi değiller.


En son olaylardan bahsederek bitirmek istiyorum. Son maçta İnönü'ye inerken yine bolca küfür yedik ve ettik , stada girişte taş yağmuruna tutulduk , maç çıkışında biliyorsunuz 1 saat sonra çıkıyoruz , çıktığımızda ise araba ve otobüslerden el kol hareketleri ve bu yüzden biz onlara sallamaya başlayınca polisten jop darbeleri sırtımızda ; ama adamlar dalgaya* devam yine bol küfürle. Bunlardan bağımsız olarak şampiyonluk gecelerinde NTVSPOR'u izlerken havaalanında '' haydi ... galatasaray , avrupa fatihiymiş galatasaray '' küfürleri dinledik. Daha ne söyleyeyim bilmiyorum.

Küçük emrah modundaki bu taraftar ve kulübe bunca şeye rağmen saygı duyuyorum her kulübe duyduğum gibi ama zerre sevgi duymuyorum.

[* Mete, kusura bakmazsın umarım ama bir kelimeyi editlemek zorunda kaldım.

Atahan]

scapula dedi ki...

Mete...

Rahatsız edici bir örnek vereyim.

Bak ben dünyadaki milyonlarca Galatasaray taraftarından biriyim. Benim gibi 1000 tane daha adam bulup Galatasaray'a küfür etsem, "Hahahaaaa oğlum Galatasaray taraftarı kendi takımına küfür ediyormuş" olur mu? Birileri bunu söylese, göz yumar mısın, yoksa benim davranışım seni bağlamaz mı? Bağlamaz sanırım...

İşte taraftarlık böyle bir şey. Bana ne "Avrupa fatihiymiş Galatasaray..." diye bağıran adamdan? Gerizekalının biri, ya da bini, ya da on bini Galatasaray'a küfür etti diye koskoca 106 senelik Beşiktaş'tan mı soracağım bunun hesabını? Benzer şeyler Galatasaray tribününde olduğunda bunun sorumlusu Galatasaray kulübü müdür?

Ben bu tribün işlerini fazla önemsemiyorum. Tribün, benim için iki haftada bir gidilip Galatasaray'ın son raddede desteklendiği yerdir. Bunun ötesinde, bireylerin davranışları bir anlam ifade etmiyor.

Ali Sami Yen'deki en son Galatasaray - Beşiktaş maçında da "İnleyen Nağmeler" söylendi, ben de söyledim, küfür ettim Beşiktaş'a. Bu Galatasaray'ı çirkin bir kulüp mü yapar, yoksa tribünler mi çirkindir? Ya da ikisi de mi değildir, tribünde çirkin olduğu söylenen şey aslında hayatta da mı vardır? Bu ayrı bir konu, çok da verimli bir konu...

Ha, şu var. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş değil; bir takıma gönül veren adam başka bir takımı sevmemelidir. Mantıklı değildir ama böyledir. De, ben de öyle bir sevmekten bahsetmiyorum zaten.

"Pırasa sevgin" ne demek?

mischa dedi ki...

Selam,
Bence son yazdıklarında çok genelleme yapmışssın. fenerbahçe taraftarı için de aynı şeyleri düşünüyor musun?

scapula dedi ki...

Mischa selamlar.

Bilakis, genelleme olmadığını, kişisel düşüncemi yansıttığımı vurgulamaya çalıştım. Nerede genelleme yaptığımı düşündün? Sanırım bir yanlış anlama yahut yanlış ifade etme durumu var.

***

Mete, "pırasa sevgin" tabirini anladım. Uzun bir yazı tamamlamaya çalışıyordum dün, ki hâlâ tamamlayamadım, burada verdiğim örnek çıkmış aklımdan.

mischa dedi ki...

aslında sen klüp olarak Beşiktaş'ı sevdiğini bahsettin yazında ama burada konu taraftaların ne yaptıklarına döndü biraz. Genelleme yaptığını buradaki yazına istinaden söyledim. Bizimle ilgili verdiğin örnekler üzerinden gidersek, hepsini her takım taraftarı yapıyor. Fazla veya az. O zaman fenerbahçe tarafarına da aynı mesafede misin sorusunu sormalıydım belki.
Keşke uzun uzun konuşabilsek, bu konularda herkesin tepkisi farklı oluyor. Sen biraz daha ılımlı yaklaşmışssın Beşiktaş'a çoğu Galatasaraylı gibi ama zaman hep onların da bizden inanılmaz nefret ettiğini ve heryerde kendilerini en şerefli görüp, bizi "en şerefsiz" diye ilan ettiklerini göstermiştir.

Adsız dedi ki...

Her yenilecekleri maç sonrası hakem diyen ve o hakemin hatası halbuki maçın sonucunu falan etkilemiyor,bu sene hakem sayesinde bir çok maç kazanmalarına rağmen yine hakeme rağmen diyen,en kötü ahlaka sahip olan taraftara sahip olan,sadece hırstan başka hiçbir şeyleri olmayan,attıkları gollerin yüzde doksanında estetik açıdan pas açısından hiçbir golleri bulunmayan,rakiplerinin topları direklere çarpıp kendilerinin vurduğu topların ona buna çarpıp direğe çarpıp kalecinin hata yapıp girmesi,büyük maçları küçük takımlar gibi oynayan,toraman-zan-üzülmez gibi antipatik oyuncuları olan vb..Ben sevmem Beşiktaşı.Her şeyiyle antipatik

pascal dedi ki...

Beşiktaş'ı sevmiyorum diyen arkadaşlar; Beşiktaş'ın da sizin sevginize hiç ihtiyacı yok zaten.Varsın sizin sevginiz de eksik olsun...

jünyır mete arkadaşım da baya saçmalamış bu arada.yok inönü'ye gelirken taş yemişler, küfür yemişler...biz samiyende güllerle merasimle karşılanıyorduk zaten kusura bakmayın :s