19 Mayıs 2009

17 Mayıs 2000 / 3

UEFA Kupası yarı finalinde, Galatasaray'a iki İngiliz, bir Fransız takımı eşlik ediyordu. Bu konuda gerekli açıklamayı, atılacak ilk golde Ercan Taner yapacaktı: "Hiç farketmez. Hiç farketmez. Alman, İtalyan, İspanyol... İngiliz, hiç fark etmez!" Fransız olsa ne fark ederdi bilinmez, 1996'dan beri karşısına çıkmayan Fransız takımlarıyla bu turda da eşleşmedi Galatasaray.

Leeds United'dı sıradaki talihsiz takım. Çok güçlüydü Leeds. Bir önceki sezon ligde dördüncü olmuş; Huckerby, Bakke, Mills, Duberry, Bridges, Wilcox gibi çok iyi transferlerle güçlenmişti. Kadrodaki diğer isimlerden Bridges, Heart, Bowyer, Kelly, Woodgate, Radebe, kaleci Martyn, bize karşı oynamayan Batty, Smith; her biri yıldız isimlerdi. Ama bu oyunculara önderlik eden bir de büyük yıldızları vardı: Harry Kewell. Sonradan onu da renklerine katacaktı Galatasaray.

Bu turun farklılığı, ilk maçın İstanbul'da olmasıydı. Bu Galatasaray'ın alıştığı dengesine ters düşebilecek bir durumdu. İlk maçtan işi bitirmeliydi takım. 12. dakikada da ilk adımı attı bu yönde. Bir ay önce Borussia Dortmund'a atılan golün bir benzerini, bu kez kafayla filelere gönderdi Hakan Şükür. Soldan ortayı kesen yine Arif'ti. İlk yarı biterken, Ergün'ün soldan kullandığı serbest vuruş sonrası ceza alanında topla buluşan Capone, 2-0 yaptı skoru. Anlaşılan Leeds United da çıkamayacaktı bu sahadan. Böyle olmaması için çok çalıştılar aslında ikinci yarıda. Çok zorladılar kalemizi. Önce Bülent Korkmaz'ın ikramını İngiltere'de gol krallığına oynayan Bridges değerlendiremedi. İlk vuruşta Tafarrel'in açı kapatma becerisi, ikincisinde Bridges'ın beceriksizliği skoru 2-0'da tuttu. Ardından savunmadaki bir eşleşme hatasında Harry Kewell, müsait pozisyonda kale dışındaki bir yere yönlendirdi kafa vuruşunu. İkinci yarı, başladığı skorla sona erdi. Maç boyunca Hakan Şükür'ü tutmakla görevli olan stoper Woodgate, maç sonunda rakibinden formasını istiyordu.

2-0 bu kez rövanş için yetmeyebilirdi. İstanbul'daki maç öncesi yaşanan utanç verici gelişmeler ortamı çok germişti. İki İngiliz taraftar öldürülmüş, tüm İngiltere bu maça hesabı kapatma maçı gözüyle bakıyordu. Öldürülen iki kişinin gömülmesi için bile 15 gün beklenmiş, cenazeler o gün defnedilmişti. Çok zor şartlar altında çıkıldı maça. Tansiyonu biraz düşürmek adına, simsiyah giyinmiş Galatasaraylı oyuncular İngiliz taraftarlara çiçeklerle gitti, o çiçekleri önlerine bıraktı. Maç başladıktan sonra bu kadar anlayışlı olmayacaklardı. Daha 4. dakikada Emre Belözoğlu'nun ara pasıyla kaleciyle karşı karşıya kalan Hakan Şükür yere indirilince penaltı kazandık. Hagi PEN101 derslerinde okutulacak vuruşuyla maçı 5. dakikadan bitirdi. Kalan dakikalarda 4 gol yemediğimiz takdirde finaldeydik.

Tüm kozlarını oynamak zorundaydı Leeds United. Takım hâlinde ileri çıktılar, bastırdıkça bastırıyorlar. İlk olarak Kewell ile geldiler, Taffarel kalesinde başarılıydı. 16. dakikada Bakke kornerde iyi yükseldi, eşitledi skoru. Birkaç dakika sonra yine aynı köşeden kullanılan kornerde Heart vurdu kafayı ama Taffarel o dakikalarda insanlıktan çoktan terfi etmişti; ayak hizasına gelen topu avucunun içiyle kornere tokatladı. O anda biraz daha iyi anlamıştık finale çıktığımızı. Zira top gidebileceği en ters noktaya gitmiş, yine de gol olmamıştı. Dakikalar ilerledikçe Leeds geliyor, Taffarel onları geri çeviriyordu.

"Bakke... Ceza sahasına, rakibi döndürmemek lazım, güzel... Pas yerden. Hagi, nefis döndü yine. Hakan kaçtı. Hakan'a iyi bir pas. Hakan Şükür açı biraz dar ama. Hakan gitti. Hakan sıyrılacak. Hakan bir çalım daha. Çerçeveyi gördü. Hakan vurdu goo...ol! Goo...ol! ... Kim attı? Kral attı. Hem de Leeds'te. Elland Road'da. İngiltere'de Kral'ın imzası bu, Kral'ın imzası... Hagi, Hagi, muhteşem bir pas. Kral gidiyor, Kral gole gidiyor. Kral düzeltiyor. İkinciyi düzeltiyor, üçüncüde çakıyor. Çivi gibi çakıyor, Kral takıyor!"

13 saniye önce kalemizi savunurken, bir anda gol sevinci yaşıyorduk. Ama ne gol! Galatasaray tarihinin en güzel, en özel, en anlamlı gollerinden biri bu. Hagi, yine söylüyorum, muhtemelen en iyi maçını oynuyordu kariyerinin. O dakikaya kadar iki akıl almaz asistine ihanet etmişti Arif; birinde ıska geçmiş, diğerini havaya dikmişti. Ancak bu defa hedef Hakan Şükür'dü. Harikulade bir çalım, daha da güzel bir pasla ona gönderdi topu Hagi. Hakan sanki o ana saklamıştı bütün maharetini. Yıllardır uygun anı kollayıp beklettiği sürprizini yaptı ve yüzlerce golünden hiçbir tanesine benzemeyen o golü attı Hakan. Leeds United anladı ki boşuna çabalıyor. Golden, ilk yarı bitimine kadar geçen üç dakikalık sürede hakem Lubos Michel önce Kewell, sonrasındaysa Emre Belözoğlu'nu saçma sapan gerekçelerle oyundan atıyor. Hele Emre'nin rakibine teması dahi yok, rakip Emre'nin üzerine düşüyor. Sahanın içerisine adımını atan Fatih Terim, Emre'yi kolundan tutup soyunma odasına itiyor.

İkinci yarıda Leeds United vazgeçmiyor çabalamaktan. Dört gol atacaklarına inanmıyorlar ama hayatları kaybettirilen iki taraftarları için savaşıyorlar belki de. Hemen ilk dakikalarda Wilcox solda geliyor, yapıyor ortasını, kafayla indirilen topa Bülent çok kötü, çok ters bir vuruş yapıyor. Yine öyle bir vuruş ki bu, gitmesi gereken en son yere gidiyor. Kalede insan olsa gol yani. Ama Taffarel var. Nasıl yapıyorsa inanılmaz bir refleksle kalenin üstünden kornere çeliyor topu. Yazık ki o korner gol oluyor. Yan toplarda çok etkililer ve yine Bakke atıyor golü. Maç 2-2 bitiyor. Söz yine Ercan Taner'de:

Türk futbolunda bir dönemeç... Türk futbolunda bir devrim! Türkiye Cumhuriyeti'ne bu yakışır! Galatasaray, finalde!

5 ekleme:

t2 dedi ki...

Dördüncü yazıda tahirkçi Reha Muhtar şerefsizinden de bahsedersin inşallah ... Maç öncesi olaylardan ... Yorumcu Ömer Üründül 'den ... Popescu 'dan . Hagi 'nin -sanırım Bergkamp 'a- maçın ilk yarısında attığı harika çalımı da :)

Gaizka Mendieta dedi ki...

final yazısını 4 gözle bekliyoruz sevgili scapula :D

scapula dedi ki...

Sevgili Mendieta,

Final yazısı yolda, şu anda yazıyorum ama inan hiç dört gözle beklenecek bir yazı değil. Tamamen kişisel ve söz konusu Galatasaray olduğunda devreye giren ruh hastalığım üzerine kurulu. :)

Sevgiler;

Gaizka Mendieta dedi ki...

"Tamamen kişisel ve söz konusu Galatasaray olduğunda devreye giren ruh hastalığım üzerine kurulu. :)"

hocam bizde bunun için 4 gözle bekliyoruz zaten :D
blogunun adı bile "mayıslar bizim".Nasıl bi yazı bekleyebiliriz ki senden :D

scapula dedi ki...

"Mayıslar Benim" değil ama. :)

Neyse, göreceksin az sonra!