İmdi... Bu kızlarımıza daha çok destek vermemiz gerekiyordu, şahsen 5-6 maçlarına ancak gitmişimdir. Hiçbir işim yokken, salon evime yakınken, arkadaşlar tarafından da çağrılmama rağmen üşenip gitmediğim zamanlar oldu, ne yalan söyleyeyim. Dün biraz da utana sıkıla tuttum o yüzden Ayhan Şahenk'in yolunu. Bir de bir abim var benim, 24 Nisan 1996 günü Souness'ın ellerine bayrağı veren abim; sanmıyorum ki bu sayfaya yolu düşsün ama "Bugüne dek bir kez bile gitmedim ben bu aslanları desteklemeye. Finalde o sevinci yaşamayı hak etmiyorum." deyip maça gelmeme duruşunu sergilediği için ne desem az kendisine. Sevgi, saygı.

Şunu da söylemem lazım ki, maça biletsiz girdim. Benim için bilet almak isteyenlere de aldırmadım. Herkese de tavsiye ederim. Madem ki Galatasaray Yönetimi karaborsa yapıyor ve cebimizdeki paraya elini uzatarak taraftar grubunu nemalandırıyor, biz de bu konularda bugüne dek boşuna hassasiyet göstermişiz demektir. Ha yeni mi oluyor bütün bunlar? Yok, ama genç adamız, son 1-1,5 yılda yeni yeni farkına varıyoruz durumun vehametinin... Soldaki turnikeler biletsizler için açıkken bilet alıp sağ taraftan giriyordum yakın zamana kadar. Almayacağım artık. Çok da rahat girildiğini zaten biliyorum, dediğim gibi herkese de tavsiye ediyorum. Günaha çağrıysa da günaha çağrı. Boşuna paranızı Biletix'e vermeyin, Galatasaray'a gidecek pay da varsın gitmesin, futboldan yeterince haksız kazanç elde ediyorlar zaten. Üstelik sadece maddi değil, tribünü "bağlamak" da var işin içinde. Neyse şu güzel kızlarımızın güzel kupalarıyla çekilmiş güzel fotoğrafının altına şu çirkin işleri karıştırdığım için özür diliyorum herkesten, kaldığım yerden devam ediyorum.

Basketboldan anlamam. 1 numara 2 numara 3 numara 5 numara nedir, onu bile bilmem. Tam bir bilinçsiz basketbol seyircisi olarak Galatasaray bench arkasındaki yerimi alıp maç saatini beklemeye koyuldum. Maçtan önce Bülent Korkmaz geldi, bir "Büyük Kaptan" tezahüratı yankılandı. Şaka amaçlı sessiz sedasız bir "Lincooln, Lincooln" yapayım dedim, ciddi mi sandılar bilmem ama birkaç kişi eşlik edince Alp Abi'den çok güzel, çok keyifli bir tokat yedim. Sonra erkek basketbol takımı oyuncuları da geldi birer birer. Söylemem lazım, Cenk Akyol geldi. Şu salona maç izlemeye gelen bütün kızlar hayrandır bu herife, ben de ezelden beri kılımdır. Ama hakikaten ben ömrümde bu kadar yakışıklı bir adam görmedim yahu. Şükür gitti de kurtulduk! Sonra Cevat Hoca, Emre Aşık, Arda, Sabri, Ümit Karan da karşı tribündeki yerlerini aldılar, Mehmet Şenol ve Bülent Korkmaz'ın yanında. Güzel bir tribündü o, hatta Arda maçın sonuna doğru bir ara Re Re Re Ra Ra Ra başlatmaya çalıştı; kritik bir mola sırasında olduğundan fazla yayılmadı ama yine de güzel bir andı. Arda'yla Işıl'ın evlenip sarı kırmızı çocuklar dünyaya getirmesi güzel bir hayal gerçekten, mümkün olmasa da... Neyse yahu, ne oluyor bize, Cenk menk, Arda Işıl vesaire... Bu kadar magazin yeter.

Maça geçeyim diye düşündüm de, şu anda anladım ki basketboldan anlamadığımdan başka şeyler anlatıyorum işte. Maçın başlamasıyla birlikte farkı açmaya başladık, bir ara kapandı, sonra yine açtık, uzadı, yendik; maç hakkında bütün söyleyebileceğim bu. Hem fazla konsantre de olamadık, cidden iyi destek verdik takıma. Taraftarın dünkü sonuçta payı çok büyük. Maç boyunca sinirimi bozdu ama kabul etmek gerekir ki mikrofonla taraftarı yönlendiren Yalçın Dümer'in de payı var bu galibiyette. Bir ara mikrofonu açık unutup "Hoca Yasemin'i al ya." demesi de ilgi çekici bir enstantane olarak kayıtlara geçsin. Bir de dj vardı, maçın ilk yarısında sahaya bile bakmadan Facebook videosu izledi, sonra ikinci yarıda coşup zıplamaya başladı; bu nasıl iş anlamadım. Yine döndük bak magazine, görüyor musun... Ne yapalım artık, devam edelim bari, böyle bir yazı olsun bu da.

Devre arasında Alp Abi "Bu kalp son periyodu nasıl çıkaracak?" diye düşünüyordu, ben de bir devrede elde edilen 11 sayılık farkın rahatlığıyla "Son periyoda rahat gireriz." dedim. "Rahat girmemiz için 25 sayı fark lazım." "20 sayı yeter, Bülent Korkmaz yok ki başında takımı geri çekecek." İşte bu da yediğim ikinci tokatın hikayesi... Diğer yandan son periyodun değil rahat geçmek bugüne kadar yaşadığım en heyecanına dayanılmaz basketbol dakikalarını da beraberinde getirmesi de Alp Abi'nin haklı çıktığı anlamına geliyordu. Bir ara Marina Kress'e faul yapıldı, Kress iki serbest atış atacaktı. Devre arasında olduğu gibi, maçta da ne desem tersi olmuştu. Girer dediğim toplar girmemişti, bir şey olmaz dediklerim bizim potamızda sayı olmuştu. Susayım bari dedim. Maçın normal süresinin sonlarıydı yanlış hatırlamıyorsam. Marina'nın ikisini de kesinlikle sokması lazımdı. İlk serbest atışını attı. Böyle bir şey yok. Top çemberde sekti, sekti, sola gitti, sağa gitti ve girdi... Benzerleri mutlaka olmuştur ama böylesi kritik bir anda böylesi kaderi değiştireni de olmamıştır. Üçüncü sınıf Amerikan filmleri, ikinci sınıfa yükseldi gözümde, demek ki gerçekte de olabiliyormuş yani.

Uzatmalar hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum. İlk yarım dakikası sonucunda belli olmuştu kazanacağımız, onu biliyorum sadece. Kupayı aldığımız iyice kesinleştikten sonra, kapalı alanda yakılmaya uygun meşalelerle yapılan şov muazzamdı. Çok güzeldi tribünler, çok. Tüylerim diken diken oldu bak yine. Üzgünüm, şu maça gelmeyenler çok fazla şey kaçırdı. Canlı canlı bir Avrupa kupası da gördük sonunda. Artık 17 Mayıs için üzülmeme gerek yok. Finale metrobüsle değilse de minibüsle gitmek güzeldi. Sophia Young, Seimone Augustus -ki insan değil-, Işıl, Esra, Marina, hepiniz... Hepinize kalpten teşekkürler şu güzel geceyi bizlere yaşattığınız için. Artık darısı Pazar'a. Şu sonucun ardından bile aklına ilk Fenerbahçelilere taş atmayı getirip, Galatasaraylılığını Fenerbahçe düşmanlığı ekseninde konumlandıran kişilere ise değinmeyeyim ki yazıyı olumsuz bitirmemiş olalım. Sıra Fenerbahçe maçına da gelecek yahu, az bekleyin!

Ama yine de...

Hamburg mağlubiyetinden sonra gelip burada "Gelmeyen ne demiştik?" diye terbiyesizlik yapan bir şahıs vardı, bilmem hatırlar mısınız? Şimdi baktım, Antu kalitesizliğindeki blog sayfası yine Galatasaray'a edilmiş hakaretlerle dolu. Onun nezdinde, "Avrupa fatihiymiş Galatasaray..." diye bağıran, başarıları tesadüflere bağlayan, UEFA'dan elendiğimizde kendileri Avrupa'da kupa kaldırmış kadar sevinip bu sevinçlerini de o güne kadarki korku kaynaklı suskunluklarının yarattığı baskıyla içlerinde saklayamayıp kendileriyle muhattap dahi olmamış insanlara terbiyesizlik yapanların hepsine, iki çift laf söylemek istiyorum. Avrupa kupası ne demek, bilmiyorsunuz anlıyorum. Biz ara ara aldığımızdan nasıl bir şey olduğunu biliyoruz; o nedenledir ki bazen rüyasını da görebiliyoruz. İşte yine yaşadık, yarın yine yaşayacağız. Size tavsiyem şudur. Galatasaray'ı bu kadar içinize dert edeceğinize, kendinize odaklanıp iyi bir çocuk olun. Çünkü iyi bir çocuk olursanız, belki bir gün siz de Şirinler'i görebilirsiniz.

Aklı başında tüm Fenerbahçe taraftarlarını tenzih eder, yukarıda bahsettiğim adamların Galatasaray versiyonları da olduğunu ve onları da aynı oranda değersiz bulduğumu hatırlatır, yine ne yapıp edip güzelliklerin içine çirkinlikleri bulaştırdığım için de bu yazıyı okuma zahmetinde bulunan herkesten af dilerim. Bu da ikinci özrüm olsun.

6 ekleme:

littleiv dedi ki...

iyi bir çocuk olurlarsa şirinleri görebilirler belki ama avrupa kupasını asla!

kutay dedi ki...

ben de ilk paragrafta geçen abi gibi, gitme hakkını kendımde görmedım ve gitmedim..
tribunde olmamak kötüydü ama biz kupa alalım da nerede olursak olalım..
bilet konusu hakkında da herşeyine katılıyorum. enayi yerıne konmaktan ben de sıkıldım..
bu arada yalçın dümer son zamanlarda çok değişti veya biz yanlıs tanımısız.. bilmiyorum sen ne düşünürsün?
valla sevıncten ne dıyecegımızı bılmıyorum..kutlu olsun herkese.. teşekkürler kızlara...

scapula dedi ki...

Kutay,

Okumuyorum ki! En son bıraktığımda Hakan Şükür'ü anlatıyordu. Şimdi sana yanıt verebilmek için son yazısına baktım, yine Hakan Şükür'ü anlatıyor. Güldüm.

kutay dedi ki...

ben fanatıkte okuyorum yalcın dumeri, lıncolnu dıslayanlara baya elestırıyordu son 2-3 ayda...
anlmadık ki kim nedir, kafamız karıstı ekmek çarpsın.. neyse bu yazının altına bu yorumlar çok yersiz.. yayınlama istiyorsan....

scapula dedi ki...

Kutay,

Az biraz ben biliyorum kimdir nedir; isim de vererek yazıyorum. Ama işte bu konuyu bile buna bağlarsak hem iyice kendimizi tekrar etmiş olacağız, hem de bir haftalığına bütün sorunları askıya almak gerek. Bunları daha önce çok konuştuk, daha sonra da mutlaka konuşuruz. Şu süreç bir bitse de geçmişe dönük olarak daha açık olabilsek...

Bu arada Fenerli arkadaşın yazmasın, hep sen doldur o sayfayı. Şaka bir yana, keyifle takip ediyorum. Birkaç hafta önceki bir yazında bahsettiğin Fenerbahçe maçı öncesi Galatasaray taraftarı psikolojisinin de muhabbetini çok yapıyoruz bugünlerde arkadaşlarla, lafı geçmişken söyleyeyim.

Sevgiler;

kutay dedi ki...

eyvallah hocam çok sağolasın görtüşleri için.. ben de her sabah önce aceto (ustaya saygı..)) sonra burayı okumadan başlamıyorum güne.


daha çok konuşacağız, bu hafta askda herşey dediğin gibi..