05 Nisan 2009

164. Yılınız Batsın

Türk polisi, Türk polisleri... Görüldüğü gibi, 164. yıllarını kutladılar. Eğlenceli olmuştur eminim; tazyikli su, biber gazı... Sebep? Beşiktaş taraftarı yolu trafiğe kapatmış. Yahu, sizin her sene polis haftanız oluyor da Taksim'e giden bütün yolları kapatmıyor musunuz? Yarın öbür gün Obama gelecek, yine çilenin allahını çekmeyecek miyiz? Bir kere de Beşiktaş taraftarı için kapansın yol; hayır kapanmasın ama bu kadar önemsiz şeyler için kapanıyorsa binlerce insanın kutlama yapabilmesi için de kapansın. Daha Hamburg maçında başbakan gelmiş diye stat çıkışını kapattılar, daracık alanda binlerce kişi sıkışıp kaldık. Ama tabii bizde devlet millet için değil, millet devlet için var, değil mi... Fazla dağılmayalım, zaten kısa kesmezsem kesin başıma bela açacak bir şeyler söylerim. Bazen düşünüyorum, şu üniformalı mahlukatı 40 günlükken alıp yetiştiyorlar mı, ne yapıyorlar... İnsan başka türlü nasıl bu kadar dengesiz, bu kadar acımasız olabilir, insan olmaktan bu kadar uzaklaşabilir ki? Başarıyorlar bir şekilde.

Beşiktaş da sahaya polis teşkilatının 164. yılını kutlayan pankartla çıkmış. Bravo! Taraftarın dayak yiyor, tazyikli suyla sırılsıklam ıslanıyor, biber gazından ağzı yüzü kıpkırmızı oluyor; sen dalga geçer gibi polisi kutlayarak maça çıkıyorsun. Önceden bellidir tamam da taraftarına yapılandan sonra yırt at o pankartı, sahaya çıkartma. Beşiktaş taraftarı keşke o dakika topluca terk etseymiş stadı. Yapmadılarsa o pankartın sorumlularından daha çok sevdikleri içindir Beşiktaş'ı. Sonra kulüpten yapılan açıklama... Okudum, irkildim. Bu kadar politik olma, korusana taraftarını. Takımını şampiyon yapmaktan önceki görevin bu senin. Sen kulüp için değil, taraftar için varsın. Kulüpten daha çok taraftarın yönetimisin, başkanısın. Değilsin de, olmalısın. Taraftarı olmadan hiçbir şeydir kulüpler. Beşiktaş gibi rezil biçimde yönetilen bir kulüp bugün büyükse, şampiyonluğa koşuyorsa taraftarındandır. O taraftara bir haksızlık yapıldığında sen onları koruyacaksın, taraftarının yanında olacaksın. Beşiktaş Yönetimi ne yaptı? "Taraftarlarımızın arasına giren bazı gruplar polise asla kabul edilemeyecek nahoş hareketlerde bulunmuşlardır..." Yahu baksana şu resimlere, şu adamlar hangi hoş davranışı hak ediyorlar acaba?

Büyük geçmiş olsun orada olan tüm Beşiktaşlılara...

11 ekleme:

Adsız dedi ki...

boyle anlarda kaskını cıkar jopları bırak delikanlı kim bakalım diyesim geliyor fena sekilde.

finrod dedi ki...

Böyle sınırsız gücü,onu hakedecek mental seviyeden fersah fersah uzak adamlara verirsen böyle saçma sapan işlere imza atılır.3. resim en soldaki insansıya (insan demeye dilim varmadı) bak ya,hayvana yapılmayacak hareketi insana layık görmüşler."A.c.a.b" diyemem belki ama "some c.a.b." demeden de geçmemek lazım.

"Power corrupts,absolute power corrupts absolutely."

aşkın dedi ki...

Beter olsunlar, bu putperest ülkeye bu polis az bile.

scapula dedi ki...

Aşkın Bey, ne anlamda? Açmanızı rica etsem? Kim beter olsun, putperestten kasıt ne, putperest olan kim?

Saygılar;

arnawut dedi ki...

Yaşananları tarafsız bir gözle anlatan biri olmadıkça polise hak veriyorum her zaman. Tarafsız derken polis veya herhangi bir kulüp taraftarındandır kastım.

ve herzaman dediğim gibi. Ben niye bugüne kadar polisten bi sopa, bi tazzzzikli su, bi köstek yemedim! herşeyin bi sınırı var. sen beşiktaşın en işlek bulvarını kapatır ve polisin ihtarına uymazsan olacağı budur! inanmıyorum ki polis bi kerecik çekilin lan deyip üstüne dayak atmıştır. ayrıca hiçkimse bi insana yolu kapadı diye o şekilde tekme felan atmaz. öncesini de görmek lazım olayların.

bugün her blogda gördüm, hemen polise bi ton laf.
Maçlarda da görüyoruz.
örneğin:
eski açıkta acayip sıkışmıştık bi maçta. poliste 4-5 sırayı işgal etmiş. biraz kayın kayın diye bağrıldı ve polis yapacak bişey yok deyince, küfür edildi. ayıp. Galatasaray kocaeli'den 5 yiyince bi dolu taraftar rakip tribüne bisürü şey attı, yakına gitmeye kalktı.
önce kendimize bakmalıyız...

aşkın dedi ki...

Putperest yerine güce tapan desem sanırım daha iyi açıklamış olurum

scapula dedi ki...

Arnawut,

Tdk'ya danışalım öncelikle.

Emniyet: Güvenlik, güven, itimat.

Güven: Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu.

Polis: Şehirde kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş.

Türkiye'deki polis yapısı bunların hangisinin karşılığını veriyor, ya da veriyor mu? Huzur diyor, güvenlik diyor, korkmadan çekinmeden inanmak diyor... Türkiye'de polis deyince insanların aklına hangisi daha çok geliyor; korku mu, yoksa güven mi? Bence korku geliyor. Hiçbir şey yapmamış olsan bile korkuyorsun polisten; en basitinden alkolsüzken ve tüm evraklar tamamken bulaşmayayım şimdi diye düşünülebiliyor misal insanlar trafikte ve polis kontrolüne yakalanmamaya çalışıyor.

Bu bahsettiğimi, ekşi sözlük'te jessie çok iyi anlatmış, özellikle son bölüme dikkatini çekerim:

"öncesinde, hayatımda ilk defa biber gazı yediğim maç. kısmet bugüneymiş...

beşiktaş'tan stadyuma doğru yürüyoruz, stadtan beşiktaş istikametine giden araçların içindeki insanlar ağzını burnunu kapamış, yüzlerini tutuyor... allah allah dedik... herkes gibi stada yürüyoruz...

ardından yine stadyumdan beşiktaş istikametine doğru yürüyen (yani ters istikamet), gözlerinden yaşlar gelen, yüzleri kıpkırmızı insanlar gördük. yine anlamadık...

devam ettik

yerde yatan insanlar gördük, 3-5 kişi yardımlarına koşmuştu... kadın/çocuk...

o kadın ve çocukların baba veya eşlerinden sinir krizine girip polis panzerlerine saldırmaya çalışanları gördük, tuttuk.

sağa sola bakınırken bizim tarafa da biber gazı atmışlar... sağolsunlar, biber gazının ne olduğunu anlamış olduk. arkadaşlarımızı kaybettik, bazısından hiç haber alamadık...

o ara stadyuma ulaşmaya çalışıyoruz. biber gazının etkisi dağılırken son bir hamle stadyuma yaklaştık... polis pusu kurmuş, bizi geri püskürttü.

kendimi suç işlemiş biri hissettim. kapıya nasıl ulaşırım, bu taraftan gitsem polis bir şey yapar mı diye düşündüm. sonra saçmaladığımı farkettim. ben suç işlememiştim ki. tek amacım maça girebilmekti.

neyse, maça girdik. futbolcular sahaya çıkarken emniyetin bilmem kaçıncı yılını kutluyorlardı. gülümsedik... gülümsedik."

Kaynak: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=15918418


***

Sen bugüne kadar niye polisten bir sopa, tazyikli su, bir kötek yemedin... Bilmiyorum ki abicim, tanımıyorum seni ama senin polisin kötü müdahelesiyle bugüne dek karşılaşmamış olman, "bu yüzden" iyi bir insan olduğunu ya da karşılaşmış olanların yanlış bir şeyler yaptıklarını göstermez, bunu çok iyi biliyorum. Aynı şekilde yarın bir gün senin de haksız yere dayak yemeyeceğinin de hiçbir garantisi yok, inan bana. Eğer sana büyük bir haksızlık yapıldığında da "polis öyle uygun gördüyse öyledir" deyip susmazsan tabii.

Bu kez kendi yazımı kaynak göstermek istiyorum izninle. Çünkü ben kimseye zarar vermeyen, medeni bir insan olduğuma inanıyorum ve benim de canımı fena hâlde yaktı bu polisler. Şurada anlatmıştım, okumanı rica ediyorum, sonrasında ne düşündüğünü de bilmek isterim.

http://mayislar.blogspot.com/2008/11/turkiye-bir-futbol-aksam_2008.html

***

Tarafsız derken, polis ya da herhangi bir kulüp taraftarı olmama kıstası koymuşsun. Ama ben post'u yazarken kulüp taraftarı kimliğimle konuşmadım, Türkiye sınırları içerisinde yaşamak durumunda olan bir insan kimliğiyle konuştum. Geçmişte 1 Mayıslarda da aynı şekilde nefret ettim polisten, ne bileyim en basit mahalle olaylarında takındıkları tavırlarda da, yolda kimlik sorarken kimliklerini görmek istediğimde sergiledikleri küçümseyici tavırlarda da...

Sonra "sen şöyle şöyle yapar ve polisin ihtarına uymazsan olacağı budur" demişsin ki, buna hiçbir şekilde hak vermem mümkün değil. Yukarıdaki sözlük tanımlarını bu yüzden verdim aslında. Diyorsun ya onlar da suç işledi diye... Tamam, ülkedeki bütün çarpıklıkları yoksayıp orada bulunan Beşiktaşlıların suç işlediklerini düşünelim bir an için... Bu suçun cezası bu mudur abi? Daha uç bir örnek vereyim şimdi sana.

Dün, Abdullah Öcalan'ın doğumgünüymüş, o yüzden Urfa'nın bilmemneresinde doğduğu köyde kutlamalar yapılmış. Polis gelip müdahele etince aynı kitle polise taş atmış. Polis de taşları geri atınca iki kişi beyin kanamasından ölmüş. Şimdi... Söylememe gerek var mı bilmiyorum, yine de internet garip yer, söyleyeyim. Abdullah Öcalan'ın doğumgününü kutlayan insana acıyarak bakarım, en hafif tabirle. Ama diğer yandan polisin bu tavrına da aynı şekilde nefret duyarım. Polis taş atmak için orada değil çünkü, güvenliği sağlamak için orada. Polis öldürmemeli, polis kurtarmalı; söylemek istediğim bu. Her ne uğruna olursa olsun (adi suç diye tabir edilen şeyleri yapanların haricinde), giden her cana üzülüyor, sinirleniyorum ben. Polise bir şey olsa da üzülüyorum, diğerinde de. Çünkü can gidiyor, insan ölüyor. Daha sağlıklı koşullar içerisinde yaşasaydık, daha eğitimli ve daha medeni olsaydık, olabilselerdi ölmeyeceklerdi. Onlar Abdullah Öcalan'ın doğumgününü kutluyorlarsa bu aslında Türkiye'nin sorunu. Çünkü bir kişi değil, iki kişi değil, binlerce milyonlarca kişi var bu şekilde. Bizse kazanmak yerine kaybetmeyi tercih ediyoruz her zaman. Halbuki aynı kayıpları biz de veriyoruz. Konu çok dağılıyor elbette ama başka bir yolu yok anlatmanın, hiçbir şey birbirinden bağımsız değil. Yine de bu örneği burada sonlandırayım.

Bütün bunları şiddetin hiçbir türlüsünün kabul edilemeyeceğini düşündüğümü belirtmek için anlattım. Polise taş atılıyorsa, bu Türkiye'nin problemi; polis taş atıyorsa bu daha da çok Türkiye'nin problemi. Huzur içinde yaşayamıyorsak hepsi devlet politikalarının sonucu. Seri katilden, tecavüzcüden, ruh hastası sapıktan yani tekil şahıslardan bahsetmiyoruz çünkü, çok sayıda insandan bahsediyoruz. Polis de o çok sayıda insanın bir arada huzur içinde yaşaması için bir araç, ama aksine huzur içinde yaşanabilecek yerlerde huzuru bozuyor ülkemizde. Dün Beşiktaş taraftarları güzelce şovlarını yapıp caddeden ayrılabilirlerdi, olmadı. Polis müdahele etti, yol mu açıldı? Hayır, sadece insanların canı yandı. Kimin canı yandı aynı zamanda biliyor musun Arnawut, orada bulunan onlarca küçük çocuğun canı yandı, babalarının elinden tutup getirdiği. Ne diyelim şimdi, babaları getirmeseymiş mi diyelim? Bir daha yapmazlar artık mı diyelim? Bu mudur çözüm? Bence değil.

Ben sadece polisi de suçluyor değilim. Gerçek suçluyu aramak için geçmişe yolculuk yapmak lazım. Çok daha uzun konuşulabilir bu konu ama işte kısa kesmeye çalışıyorum. Arkadaşıma gidecektim bira içip maç seyretmeye, geç kaldım, maç başladı, gitmek lazım yavaştan. Bu yüzden bir sürü alıntı yapıyorum, yetişmek için. Hatta "şimdilik" bir alıntıyla da bitireyim, ben yazmıştım yine 1 Mayıs'tan sonra;



Sorunun Adını Koyalım: Türk Polisi Değil, Türk İnsanı


Evet başlık biraz garip. Bugünkü rezaletin sorumluları insan olamaz çünkü. Geçen senekinin de öyle, otuz sene öncekinin de öyle, hep öyle. Türk polisi deyince insanın aklına güzel şeyler gelmiyor, evet. Türk Polisi'ni yıllardır yönetenler bugünkü tablonun sorumlularıdır, evet. Polisin bugünkü kutlamalara müdahelesinin, kırmızı boyalı fişleme sularının, panzerlerin, copların sebebi de iki Türk faşisti ve daha da geniş bakıldığında onları da yönetenler, evet. Ama bunlardan bahsetmeyeceğim şimdi. Hatta bugünkü olaylardan da bahsetmeyeceğim, zira ilk kez kanlı canlı gördüm bu alçaklığı ve içimden hiçbir şey söylemek gelmiyor. Söylenecekler söylenmiş zaten.

Sözünü etmek istediğim, ki ona bile halim yok kısa kesmek istiyorum - en azından şimdilik, geçen yıl kafede oturan Masis Kürkçügil'i tokatlayan, bu yıl yerde oturan kadının yüzüne tekme atan, yolda yürüyen turist grubunun peşinden koşup gözüne kestirdiğini gürgen sopasıyla allah ne versiyse yoklayan polisler. Bunlara bu emri şefleri vermiyor, Celalettin Cerrah da vermiyor. Gördükleri eğitim de bunu söylemiyor herhalde, "tipini beğenmediğinize geçirin anasını satayım" diyen bir polis kitabı olduğunu sanmıyorum. Veya yoksayalım bu söylediklerimi, böyle eğitim görmüş, böyle öğrenmiş ve böyle emir almış olsunlar; yine de şu gördüklerimizi yapabilen insan normal olabilir mi? Polis demiyorum, insan diyorum çünkü bir zamanlar insandı şu resimdeki pespaye herif de. Nasıl böyle oldu peki? Neden böyle oldu?

Nedeni nasılı ülkemizde saklı. Evet polis eğitimlerinde şiddet içselleştirildi bu adama, evet Türk Polis Teşkilatı'nın baştan aşağı yozlaşmışlığına bulaştırıldı o da, onun da insan olarak eğitimine bakılmadı polis yapılırken evet... Peki soru şu, çok uç bir örnek mi bu adamın yaptığı, her sene görmüyor muyuz bunun gibilerini? Bu birinci soruydu. İkinci soru şu olsun; polisleri bir kenara koyup etrafımıza bakalım, şu şekilde davranacak insan sayısı çok mu az? "Miligram deneyi"ni hatırlayalım; hani şu öğretmen, öğrenci, elektrikli olan. Veya bir üçüncü soru, herhangi bir konuda vur deyince öldürmeyen kaç kişi var etrafımızda? Vur demenin yanlışlığına değinmeyeceğimi bir kez daha söylüyorum.

Polis o kadına vurduğunda yalnızca o kadına vurmuyor aslında. Karısına vuruyor tekmeyi sabah kendisini kızdıran, kayınvalidesine vuruyor yumruğu cevap veremediği, amirine sallıyor copu her gün küfrünü yediği, borcunu ödeyemediği bakkala, manava, kredi kartlarına; şampiyonluğu kaybeden Fenerbahçe'ye sıkıyor biber gazını. O kadına o tekmeyi vuran adamla, sabah otobüste her fırsatta birilerini azarlayan otobüs şöförü aynı adam aslında. Devlet dairesinde vatandaşın işini yavaş gören, en ufak sorusuna ters yanıt verip gider yapan adam da aynı, youtube'de küfürleşen yüzbinlerce insan da. Yolda yürürken her yanımızda onun gibilerini görüyoruz ama şimdi fırsatını bulduğumuz için sadece yukarıdaki hayvanı konuşuyoruz. Neyse, uzun uzadıya anlatamıyorum şimdi. Türk polisi de neticesinde Türk insanı işte, değişen bir şey yok. Gözümüzün önüne tutulan aynanın da sanki başkasının suretiymiş gibi lafını edip ikiyüzlülüğümüzü sergilemeye gerek yok. "Polis ne yaptıysa doğru yapmış, hepsi vatan haini bunların." diyenlerin sözü bile bazılarına nazaran daha değerli benim gözümde.

***

Söylemek istediğim bir sürü şeyi söyleyemedim, bir o kadarını da eksik anlattım ama dediğim gibi gitmem gerekiyor şu anda. Uzun uzun tartışıp devam edebiliriz müsait olduğumuzda...

Sevgiler;
Ata

aşkın dedi ki...

Sevgili Ata,
Bana ismimle hitap edebilirsin, tabii sen de uygun görürsen.
Blog arşivinden verdiğin linke gittiğimde hassasiyetini anladım, o yüzden kusuruma bakma.
Kendi mağduriyetini ifade ederken ''Pkk yandaşlarına bunu yapmıyorlar'' ibaresini kullanan bir güruh söz konusu.
1)Başına gelene değil, Pkk yandaşına aynısının olmamasına tepki veriyorlar (2.maddeye bakın)
2)Muadili olarak verilen olayda her ne kadar bir insan müsveddesinin olmaz olası doğum günü için mevzu çıkmış olsa da 2 kişi öldürüldü.Ha demek istedikleri ''2 taraftar öldürülseydi de bu kadar biber gazı yemeseydik'' ise zaten onlara diyecek sözüm yok.
Şimdi Ata, bu anlayıştaki insanların gördüğü muameleye ben üzülemiyorum.Canları o kadar yanmışsa maçı protesto edebilirlerdi.Etmiyorlarsa niye onlar için üzüleyim ki?
Muhakkak görmüşsündür, Avrupa'da otoyolda yürüyerek topluca stada gidenleri.Fark burada.

scapula dedi ki...

Aşkın,

Estağfurullah. Hâlâ "bey" diye hitap ediyorsam yaş konusunda kararsız kaldığımdan. Attım ikinci çoğul kişi ekini madem öyle...

Ben biber gazı ve dayak yiyen insanların hepsi harika insanlar; ya da onların tamamıyla aynı görüşü paylaşıyorum demiyorum ki. Muhtemelen çoğunun o polislerden farkı yok. Son yaptığım alıntıda bunun da altını çizmek istemiştim ama vurgulayamadım, aceleye geldi çok. Ben Galatasaray tribününden biliyorum, aynı maçın başında "emniyet dışarı", sonunda "polis, Kartal'ın .... ..." tezahüratı yapılmışlığı var. Herkes işine geleni savunuyor maalesef. O insanlar içinde muhakkak tribünde kavga edip ağızlarını yüzlerini parçalasalar umrumda olmayacak insanlar var; ama sadece tek bir küçük çocuğun gözyaşlarından ya da babasının gözlerindeki endişeden dolayı büyük bir üzüntüye kapılmak da mümkün. Kimsenin o çocuğu ağlatmaya hakkı yok be Aşkın. Sırf onun için bile üzülüyorum ben, ciddi söylüyorum senin de en azından ona üzülmediğine inanmıyorum. Önemli not, demagoji yapmıyorum. :)

t2 dedi ki...

Vay be ... Yeni gördüm .. Okudum ... Mutlu oldum ... Neyse eyvallahı bir borç bilirim ve ilgilenirsen sevinirim ;

www.tersmanyel.blogspot.com

arnawut dedi ki...

Ata,
teşekkür ederim abi açıklamaların ve yine üslubun için. Ancak geçen gün LigTv'de Şansal Büyüka'nın programını izledim ve konu bu olaylara geldi. Birazda görüntüler verildi ekrana, gördüğüm kadarıyla eksisözlük yazarı arkadaşın anlattığı gibi masumane gelişmemiş olay be abi. Taraftar herşeye rağmen diretmiş, azmışlar. Kendileri dedikleri gibi resmen çıldırmışlar. Polise de saldırılmış ki bunu Şansal Büyüka ayrıetten söyledi.

Polisin aşırı güç kullanması tabi ki yanlış ama gerektiği zaman "emredilene göre" hareket etmek zorundalar. Örnein şu polisin tekme attığı arkadaşla ilgili bişeyler duydum arkadaşlardan, yine çok masumane olaylar gelişmemiş öncesinde.

Neyse geçmiş olsun. Bu arada babam polis benim ancak savunma sebebimin babamla alakası yok :D polise emniyete de aşık değilimdir. Genelleme yapmadan bakarım olaya. Duruma göre değerlendiririm. Ki biraz önce bilet sırasıyla ilgili bi post attım orda fikrimi belirtmiştim.
Tekrar teşekür ediyorum. Sevgiler saygılar.
erdinç...