Hepimiz biliyoruz hikayeyi. 17 Mayıs - Bir Şampiyonluğun Hikayesi belgeseli şu sözlerle başlar;

“Kasım 1999’da Avrupa’da bahisçiler, Galatasaray’ın UEFA 2000 kupasını alma ihtimalini, 1/250 olarak hesapladı. Ama, burada Türkiye’de kimileri için tek bir ihtimal vardı. Leeds United maçından önce Avrupa’da ihtimaller 1/16 ya düşmüştü. Ama, burada kimileri için hala tek bir ihtimal vardı. Burada seyredecekleriniz, tek bir ihtimali olan insanların hikayesidir. Tek ihtimalli hikayeler tarihin ta kendisidir.”

Yıl 2009, aradan yaklaşık 10 sene geçmiş. Hamburg eşleşmesinin ardından, aynı bahisçiler 1/17 olarak belirledi bu kez Galatasaray'ın kupa şansını. Tanıdık geliyor, değil mi? Hele ki 17 rakamının bizim için ifade ettiklerini düşününce, daha da bir umutlanıyor insan. Talihsiz bir biçimde takımdan ayrılan Fernando Meira'nın "Sene sonunda UEFA Kupası'nı kutlamak için burada olacağım." sözlerini duyunca... Taraftardaki heyecan ve inancı, tribündeki ateşi görünce...

Perşembe akşamı, kupa yolunda kendisinden iki kat şanslı gösterilen Hamburg karşısında çok zor bir deplasmana çıkıyordu Galatasaray. Eksikler, alışılmışın da ötesinde bir manzara ortaya çıkarmıştı. Takım, sezon başı planlarında stoperde düşünülen ilk 3 isimden yoksundu; bu durumda o bölgeye çekilecek Mehmet Topal'dan da. Sadece Emre Aşık vardı kadroda rakip forvetlerle savaşabilecek. Ya da biz öyle sanıyorduk.

Hamburg'un dünya çapında hücum oyuncuları vardı, son Avrupa Şampiyonası'nda daha da yakından tanıma fırsatı bulduğumuz. Ve Galatasaray, bu güçlü hücumu dörtlü savunma şeklini almış koca bir soru işaretiyle karşıladı. Hiçbir zaman bir arada oynamamış ve üçü gerçek mevkiinden uzak dört oyuncu, bize "Nasıl olacak? Nasıl sağ çıkacak bu takım Hamburg hücumlarından?"ı soruyorlardı. Ama unuttuğumuz bir şey vardı. O da birileri için tek bir ihtimalin varlığıydı.

Maç başladı. İlk 20 dakika Galatasaray'ın kontrolünde bir oyun vardı sahada. Akabinde yoğun bir Hamburg baskısı. Serbest vuruşlardan gelen yan toplar, kenar ortaları ve bitmek bilmeyen kornerler yüreğimizi ağzımıza getirdi. Bu kadroyla, çok kişi 1-0 mağlubiyete dahi razı olurdu eminim. Ama sahadakiler değildi; kenardaki Korkmaz Şef de tabii. Tehlikenin savuşturulabildiği her korner, bir kontratak denemesi başlangıcı oluyordu Galatasaray için, önceden planlandığı gibi. Ancak konuşulanları pratiğe dökmek bir türlü mümkün olmuyordu; bu çıkışları iyi kurgulayamıyordu Arda'nın arkadaşları, çoğalamıyorlardı ileride.

Derken 32. dakikada bir korner daha kazandı Hamburg takımı. Galatasaray savunması, daha öncekiler gibi bunu da karşıladı. Hakan Balta'nın kafa vuruşu, ceza alanı önüne doğru sekti; topa yetişen Lincoln ise Arda'nın koşu yoluna şiir gibi bir pas uzattı ve hiç zaman kaybetmeden göbekten ip gibi dümdüz koşusuna başladı. Arda yetiştiği topu sol çizgide sürdü bir süre. Kewell ona destek olmak için bir koşu yaptı. İlerideki dördün üçüyle rakip yarı alandaydı Galatasaray. İki adım geride ise kendi altıpası içerisinde başladığı deparla "sıyrılıp gelen" tecrübeli Kaptan Ayhan Akman vardı. Arda, top isteyen Lincoln'e doğru bir top atmayı denedi, ancak bu top fazla ağır kaldı. Top ona gelecekken, Brezilyalı koşmak zorunda kaldı topa doğru. Ancak Galatasaray, Prekazi'nin takımıydı ve "topun da canı vardı". O top, Ayhan'ın önüne düştü. Sezgisi ve kurnazlığıyla o noktaya yönelen Takım Kaptanı Ayhan Akman, topu tek dokunuşla direğin dibinden içeri göndererek kenardaki Camia Kaptanı'na selamı çakıyordu: 1-0!

Bu sevincin hemen sonrasında Petric'in beraberlik golüyle burun buruna geldiği pozisyonda açıyı iyi kapatan De Sanctis'in koltukaltıyla buluşan top, bir kez daha canının istediği gibi davranıyor, Galatasaray'ın yüzünü güldürüyordu. Ayhan'la gelen gol karşılaşmanın gidişatını değiştirmiyor, sahada benzer bir futbol oynanmaya devam ediyordu. Hamburg baskısı ve bu baskıyı iyi savuşturan Galatasaray'ın kontra deneyleri. Tüm bunlar herhangi bir sonuca bağlanmadı ve devre Galatasaray'ın 1-0'lık üstünlüğüyle sonuçlandı.

İkinci yarıya iyi başlayan taraf Galatasaray'dı. Lincoln'ün enfes no look pass'ı Nonda'nın sağ ayağıyla buluştu ancak geçtiğimiz yılın en kritik gollerinden birini atan Kongolu, bu kez basit pozisyonu talihsiz bir vuruşla sonuçlandırarak gole çeviremedi. Bordeaux maçından sonra Bülent Korkmaz, yapılan pozisyon hatalarının canını sıktığını ve bunların önleminin alınacağını söylemişti. Heyhat bunun için şansı olmadı Büyük Kaptan'ın; gerek sakatlıklar gerekse vakit darlığı nedeniyle. Ve Hamburg maçının ikinci yarısının henüz başında, yine bir pozisyon hatası sonucu talihsiz bir gol yedi Galatasaray, Jansen'in ayağından. Galatasaray'ın yediği bir gol talihli olamaz elbette ancak önlenebilirdi bu gol, olmadı.

Talihsizlikler zinciri bu golle de bitmedi. Son halka, Emre Aşık'ın kırmızı kartıydı. Faul doğru, kartın rengi ise koyuydu. Macar hakem, Hamburglu oyuncunun yetişemeyeceği topa yönelirken düşürülmesini "bariz gol şansını engellemek" olarak değerlendirerek Emre Aşık'ı saha dışına yolladı. Kırmızı kartın yanında, tehlikeli bir yerden de serbest vuruş kullanıyordu Almanlar. Barajda Harry Kewell vardı. "Ben! Ben!" diyordu. Kenarda Bülent Korkmaz vardı. "Sen!" diyordu. Anlam veremedik. Oyun tekrar başladığında anladık ki Avustralyalı yıldız geçici olarak stoperdeydi. Az sonra Semih Kaya girecek, Kewell gerçek bölgesine geri dönecekti. Acaba?

O sırada yedek kulübesinde bir olay gerçekleşti. Büyük Kaptan, Makedon asıllı genç oyuncusunu oyuna sürmekten vazgeçti. Saha kenarında Mehmet Güven vardı; acaba o mu stopere geçecekti? Ne alakaydı? Yanıldığımızı, Lincoln'ün yerine giren 87 numaralı altyapı mahsulünün sağ kanada doğru koşmasıyla anladık. Ciddi ciddi Kewell savunmanın göbeğindeydi. Manzara, futbolda her şeyin olabileceğinin resmiydi adeta. Hakan Balta ve Kewell bir tandem oluşturabiliyorsa, Messi ve Ronaldinho da oluşturabilirdi.

Hakan Balta'nın 90, Harry Kewell'ın 40 dakika oynadığı futbolu, gerçek bir stoper olan Fernando Meira oynasaydı, çok eleştirilen Portekizli şimdi göklere çıkartılmış "İşte istediğimiz Meira bu." sesleri yükselmişti. Öyle iki stoper performansı vardı sahada. Maçın kalan dakikaları için söylenebilecek çok az şey var, aynı zamanda da çok şey. Hamburg bastırdı, Galatasaray savundu; cümlesi pekâlâ özetleyebilir bu bölümü. Ancak Hamburg'un bastırıp, 10 kişilik Galatasaray'ın; Kewell'la, Hakan'la, De Sanctis'le, Barış'la, Arda'yla, Ayhan'la, Mehmet Güven'le, Sabri'yle, Volkan'la, Ümit'le direndiğini anlatmak çok daha net ortaya koyabilir bazı gerçekleri. Tek ihtimali olan insanların hikayesini.

Galatasaray, 1999-2000 sezonunda güçlü rakiplerini bir bir eleyerek Kupa'ya yürürken her maçta bir başka hikaye bırakıyordu arkasında. Bu hikayeler, daha büyük bir hikayenin parçalarıydı elbette. Bugün dönüp baktığımızda, her birini ayrı ayrı yaşamış olmanın gururu ve sevincine kapılıyoruz. O hikayenin baş kahramanlarından Bülent Korkmaz'ın yönetimindeki 2009 Galatasaray'ı, yine her maçta bir başka hikaye bırakıyor bizlere, ömür boyunca dönüp hatırlamak üzere. Olympiakos maçında De Sanctis'in boşa çıkışıydı bu, Benfica maçında Emre Aşık'ın yüz ifadesi. Hertha Berlin maçında Kaptan Lincoln'dü, Metalist Kharkiv maçında Servet'in ıskası. Bordeaux eşleşmesinde Kaptan'ın efsanevi dönüşü, Kewell ve Sabri'nin golleri. Hamburg'da ise aynı Kewell'ın olağanüstü performansı...

Talihsizlikler, bırakmıyor Galatasaray'ın yakasını. Sakatlıklar, cezalar, dere geçerken değiştirilen atlar... Hepsi şansını azaltıyor Galatasaray'ın. Ancak kimileri için hâlâ tek bir ihtimal var. Ne anlatıyordu o harikulade video? Biz bu yolun sonunu biliyoruz! Çünkü, yaşayanlar bilirler.

0 ekleme: