Bülent Korkmaz, takımı nasıl şampiyon yapacağını hesaplayadursun, ben kesin çözümü biliyorum. O bir tek beraberliğe dahi tahammülümüz yok diyorsa da, artık puan kayıpları öyle akıl almaz boyutlara geldi ki ben 8 galibiyetin yeteceğine inanıyorum. 8 galibiyet Galatasaray'ı 34. hafta sonunda 68 puana taşır, ki bu puan ligin şu andaki liderinin ortalamasıyla aynı noktada kesişiyor. Galatasaray, bu görüntüsüyle 9 maçtan 8 galibiyet çıkarabilir mi? Komik olmayalım, tabii ki hayır. Peki diğer görüntüsüyle? Öyle bir çıkarır ki...

Diğer görüntüden kastım Lincolnlü Galatasaray. Galatasaray, ilerideki KLAB dörtlüsünün en az üçü sahada olduğunda farklı oynuyor diyor Melih Abi, katılmıyorum. Fark Lincoln'de. Ortada çok net bir gerçek var; Lincolnlü ve Lincolnsüz Galatasaray, iki ayrı takım. Haydi oynamadığı iddia edilen Lincoln'ün sahada takımı sabote ettiği maçlarda alınan sonuçlara bakalım. Zahmet etmeyin, ben hepimizin yerine baktım. Lincoln'ün 30 dakikadan fazla sahada kaldığı 15 karşılaşma oynanmış ligde. Galatasaray, 13 galibiyetinin 12'sini bu karşılaşmalarda almış. Lincoln sahadayken, yalnızca 3 mağlubiyet alınmış. Takımca çok kötü bir performans sergilenen Bursaspor maçını bir kenara bırakırsak, diğer 2 mağlubiyette takımın en iyisi tartışmasız Cassio Lincoln. Bu maçlar Lincoln'ün biri geçersiz iki şahane gol attığı Fenerbahçe ve bir gol atıp bir penaltı yaptırdığı Kocaelispor maçları. Netice; 15 maçta 12 galibiyet, 3 mağlubiyet. Lincoln'den yararlanılamayan 10 maçtan ise yalnızca bir galibiyet çıkmış; 5 beraberlik, 4 de mağlubiyet.

Sonuç.

Oynat oynamayan Lincoln'ü, al şampiyonluğu. Bu takımın da, bu ligin de en üst düzey futbolcusu sende. Sahadaki varlığı bile galibiyete yetiyor, ki bu maçlarda ne yaptığını da biliyoruz. Böyle bir oyuncusu olup da yararlanmayan teknik direktör, kendi ipini kendi çeker. Takımını uçuruma iter. Taraftarını üzer. Üzme Bülent Korkmaz, hocalığı öğrenmeye çalışan hocamız. Bırak küçük hesapları, çöz bütün sorunları, oynat şu adamı ki şampiyon olalım. Çok basit bir denklem. Lincoln eşittir şampiyonluk. Bunu da çözemezsen değil şampiyonluk sınavını kazanmak, Hazırlık'ta çakar kalırsın. Sonunda da atılır, ömrün boyunca "Her türlü şans verildi ama benim aklım başka yerdeydi." diye ağlar durursun.

Tamam, başka Lincoln yazısı yok...

18 ekleme:

Chao Grey dedi ki...

Sence birazcık bile uğraşır mı Bülent Korkmaz Lincoln'ü kazanmak için?

UĞUR DEMİRCİ dedi ki...

Esaslı bir istatistik çalışması olmuş. Çarpıcı...

extensor dedi ki...

Melih Ağabeyin söylediğinde çok önemli bir nokta var ki sen onu gözardı etmişsin.
Melih Ağabey KLAB'ın 3'ü oynasın yeter diyordu(bende katılıyordum) ama Melih ağabey sistem bozulmadan oynasın diyordu...

Yani Melih Ağabey klasik 4-4-2'de sağ ve sol kanada gömülmüş Kewell ve Arda'nın 40 metre önünde ki Baroş ile oluşturan KLAB'ın 3'ü yeter demiyordu...

Benim de aylardır yakındığım konu. KLAB'ın yedeklerinin olmayışıydı.
Bu da Galatasaray'ı sürekli sistem değişikliğine itti.
Bir nevi başarısızlığa sürükledi.
Ben diyordum ki KLAB artı Nonda'nın N'si...
Yoksa bitti.
3sıkışık 10 numara taktiğinde ne Arda'nın ne Lincoln'ün ne Kewell'ın yedeği vardı.
Sadece Nonda sırf zekasının verdiği avantajla bu KLAB'a katıldığında 10 numaraymış gibi oynayarak sırıtmıyordu.
Transfer döneminde sıkça söyledik.
Yanlış yerlerde geziniyordu Galatasaray.
KLAB'ın L'sinin yedeği Özer Hurmacı'nın Ö'sü ile oluşturulmalıydı.
Sonra Soner Sakarya. Hatta Cafercan, hatta Carrusca ama Aydın değil...

Yani KLAB'ta ki "L" bence vazgeçilmez değildi.
KLAB vazgeçilmezdi. Ve KLAB'tan her vazgeçişimizde mağlübiyet geldi.

saygılar.

lahoooov dedi ki...

Çok açık gerçekleri gözönüne koymuşsun, ama hala başka argümanlar sunanlar var. Hocamız da hala başka hesaplar peşinde..

Bu arada dün Demirkol ile Fuat Akdağ'ın programında da bu yazıyı konuştular,belki haberin olmuştur.

scapula dedi ki...

Hayır, okulda olduğumdan izleyemedim maalesef. Ne konuşuldu, izleyen biri anlatabilirse sevinirim. Teşekkürler şimdiden.

scapula dedi ki...

Sinan merhaba.

Göz ardı etmedim aslında. Senin Hamburg maçıyla ilgili yazdığın harika bir yazı var, Lincoln'ün neden kötü oynadığını anlatan. 30 metre sağı boş, 30 metre solu boş, önü, arkası... Oynadığı süre boyunca hep yalnız kaldı Lincoln, hatta birçok kez Baros'un önünde, en ucundaydı takımın. İyi bir futbol oynamasına imkan yoktu, o hâliyle bile Hakan Şükür misali savunmayı üstüne çekip gol attırdı, ayrı mesele. Dilim döndüğünce ben de anlatmaya çalışıyordum bu kötü oyunun sebebini ama senin kadar doğru bir şekilde ifade edememiştim. O yazıya harfiyen katılıyorum; bu oyuncuların bir arada oynaması elbette yetmez, sisteme de sadık kalınmalı.

Yani şöyle diyeyim. Haklısın, ama her ne kadar burada belirtmesem de, Lincoln'ün 4-4-2'nin 2'sinde yer aldığı bir takımdan söz etmiyorum, şampiyonluk şansı var diye; Skibbe'nin takımından söz ediyorum.

Melih Abi'nin KLAB'ın 3'ü ifadesine de tam olarak katılmamamın sebebi, KAL ve KAB üçlülerinin o kadar da verimli olmadığını düşünmem. Lincolnsüz kazanamıyoruz. Barossuz, yine kazanamıyoruz. Bu iki oyuncu hayati öneme sahip. Ve bence vazgeçilmez. En azından bugüne kadar öyle gördük. Sadece ilk Denizlispor maçı var Barossuz kazanılan, ve sadece ikinci Denizlispor maçı var Lincolnsüz kazanılan. Sadece sonuca bakarak mı yorum yapıyorum, hayır. Baros dışında gol atabilen forvetimiz yok maalesef, Lincoln'ün bile elinden bir şey gelmiyor. Aynı Baros, Lincolnsüzken çok yalnız kalıyor, yine olmuyor...

Ha, çözümü nedir bu tek oyuncuya bağlılıkların? Nonda, Karan ve Aydın'ın yerine gelecek 2Ö 1S.

extensor dedi ki...

Merhaba Atahan; (Atahan mı demeliyim, Spacula mı bilmiyorum... İfade yanlış olduysa kusura bakma)

Öncelikle KAL'ın yetersiz kaldığına katılıyorum.
Bende bir çok kez sistemin tamamlayıcı olarak Baroş'u yazmıştım.
Çünkü KAL'ın en büyük görevlerinden biri B'yi beslemekti.
O savunma arkası koşularını, driblingleri, verkaçları yapabilecek esneklikte de başka bir oyuncuya sahip değildik çünkü.
Ne Ümit ne Nonda o vasıfta değildi.

Nonda B'nin yerini dolduramıyor ama KAL'ın herhangi birisinin yerini doldurabiliyordu. Bu da ilginç...

Ben Yaser'den hep o savunma arkası koşuları bekledim ama oda gitti habire kafa golü attı :)

Eee birde o koşuları yapabilecek olan Serkan'ın sakatlık probelemi...
Bizi her daim Baroş'a mecbur kıldı...

Evet, sistemin tamamlayıcı Baroş'tu bence. Lincoln ise anahtarı diyelim... Yada orkestra şefi (klasik oldu sen bul bir tane :) )

Saygılar...

lahoooov dedi ki...

Tüm yazıyı baştan sona okudular, arkadaş güzel incelemiş ancak istatistik bazı gerçekleri örter minvalinde yaklaştı iflah olmaz Lincoln düşmanı Demirkol...Ki Lincoln tam performans sahadayken bile eleştirecek birşeyler bulan adam için bundan daha haz verici bir durum olamazdı. (Borges'in blogda icraatları mevcut)

Bu arada şu sıralar duymaktan en çok bıktıran söz bu. Adamın değerini istatiksel olarak ortaya koymaya çalışınca "Efendim istatistik bilimsel yalan söyleme sanatıdır" ya da "İstatistik ile istediğiniz gerçeği önplana koyar, istemediklerinizi saklarsınız geyikleri. Diğeri ise "Kimse x'ten büyük değildir" lafları.. Bayılttı artık..

Dediğim gibi karşı tezleri yoktu, Lincoln böyleydi ama ya diğerleri nasıldı tadında birşeyler de söylediler ama şu istatistikle saklanan gerçekleri bir türlü açıklayamadılar.

extensor dedi ki...

lahoooov;
Aynı insanlar 4 yıldır Alex'in istatistiklerinden başka hiç birşey konuşmayan insanlar...
Bu da işin komik tarafı...

scapula dedi ki...

Enteresanmış. Keşke izleyebilseymişim. Neyse artık.

Mehmet Demirkol'la Lincoln konusundaki fikirlerimiz örtüşmüyor, ancak toptan haksız olduğunu iddia edemem. Benim Galatasaray'da "insan olarak" en fazla sevdiğim adamlardan biri dahi "Bırakın gitsin pezevenk" diyecek duruma gelmiş. Lincoln ve takımın belli bir kısmı arasında bir problem mevcut. İki tarafın da hataları var. Bir taraf kıskanç ve her şeyi yapma gücünü kendi elinde görüyor; diğer taraf ise hakkını vererek çalışmıyor. Tamam Lincoln sahaya çıktığında yine takımın da ligin de en kendisini izleten adamı ama herkesin canı çıkarken onun her fırsatta kaytarması da diğer oyuncuların canını sıkabilir, doğaldır. Tabii bu, can sıkıntısı yaratıyorsa bile bu aşamada kalmalıdır. Ama kalmıyor, herkes bu adamı bitirmek için elinden geleni yapıyor. Buna kızıyorum işte. Suçlular dizininde Lincoln de yer alıyor yoksa, en sonda da olsa...

Yalnız yukarıda Sinan'a verdiğim cevapla, çok büyük bir ihtimalle okumuyordur ama Mehmet Demirkol'un istatistik eleştirisine de cevap vermiş oldum istemeden. "Lincolnsüz Galatasaray, koca sezonda sadece tek galibiyet alabilmiş." ifadesi salt istatistik değildir, daha ötesidir. Ki istatistik kısmı da, her şeyi açıklayamasa bile (her şeyi açıklayan bir şey var mı, bilelim varsa), gerçekleri anlama yolunda son derece değerlidir. Gerekirse Lincolnlü ve Lincolnsüz dakikalarda kaç gol atabildiğine bakalım Galatasaray'ın... Onu da yine ben yaparım, ihtiyaç olursa. Neyse artık bu bahsi şimdilik kapatıp gelecekte yaşanacak gelişmelere bakmak lazım...

Bir mucize olmaz ise eğer; Lincoln gidecek, yerine tam Baros - Kewell ayarında bir adam alınacak, hepimiz de mutlu olacağız ama o oyuncu bizi Lincoln kadar mest eder mi onu bilemiyorum işte. En azından biraz daha istikrarlı olur, umarım.

***

Sinan,

Estağfurullah. Ata de, Atahan de; sen bilirsin.

Söylediğinin tek kelimesine muhalefet edemem, özellikle Serkan konusunda iki kat hemfikirim. Ayrı düştüğümüz tek nokta, sanırım sen orkestra şefsiz kalırsa şefini kendi içinden çıkarabilir diyorsun, ben çıkaramıyor diyorum. Lincoln'ün vazgeçilmezliğini önleyecek bir oyuncu göremiyorum, en azından Galatasaray kadrosunda. Bu isim, senin de söylediğin gibi Ankaraspor'da ve biz onu 750 bin dolar civarı bir para için almadık. Ne güzel...

Saygılar;

lahoooov dedi ki...

@ Scapula
Ben, bırak Kewell ve Baros ayarında oyuncu alınmasını, Kewell ve Baros'un da takımda ömrünün artık çok da uzun olmadığını düşünüyorum.

Bence olay sadece umursamazlık eksenli değildi, bilmiyorum sen ya da extensor mu yazmıştı alisamiyen.net'te, "Aslında herşey Lincoln'e kaptanlık verildiği gün başladı" şeklinde bir yorum vardı ki, %100 katılıyorum ben de. Yoksa geçen sene daha umarsızdı Lincoln, eğer sadece yeterince çalışmıyor, kaytarıyor eksenli bir takımdan dışlama olsaydı bu durum, bence, geçen sene patlak verirdi; tam performans göstermeye başladığı bu sene değil.

@extensor
İşte bu durumda, onların istatistik herşeyi göstermez argümanını, onlara aynen iade ediyoum:)

gayin-sin.net dedi ki...

Selamlar.

Adım da geçmiş. Ama yazmamın nedeni o değil. Sevgili Atahan ve Sinan'ın verdiği örnekler Skibbe dönemi örnekleriydi. Yani KLAB'ın üçü sahada olsun yeter formülü.

Bu dörtlünün üçü sahada olsa bile Baros'a gerek kalmadan da gol atabiliyorduk Skibbe formasyonunda. Çünkü hız olarak sahada olmaması dışında Nonda'nın da futbol aklı yetiyordu o dar alanda kısa paslaşmaları yapan üçlüye eklenmeye. KLAB+N yapısı bize çok maç kazandırdı.

Ancak burada şöyle bir mesele var. Bütün suç Bülent Korkmaz'a ihale edildi ama Galatasaray'da ikinci yarı itibariyle bir Lincoln sorunu var. Bu sorun Bülent Korkmaz'ın futbol anlayışıyla ortaya çıkmadı. Evet, Korkmaz'ın bazı uygulamaları bu sorunu kanayan yaraya dönüştürdü, ama bu sorun ikinci yarı itibariyle var. Yani daha önce Lincoln'ü en iyi oynatan TD diye övdüğümüz Skibbe de yararlanamadı Lincoln'den ikinci yarıda. Bu da onun gitmesine neden oldu. Bunu ihmal etmemek lazım.

(Skibbe döneminde Galatasaray liderden sekiz puan uzakta kaldı, kupadan elendi, Lincoln'e rağmen Avrupa'dan da muhtemelen düşecekti, çünkü bu fizik güçle Galatasaray'ın UEFA'da ilerlemesi mümkün değildi. Oliç de bunu net olarak söyledi maçtan sonra.)

Bir de şöyle bir iddiam var. KLAB yapısında sadece Lincoln ve Baros değil alternatifsiz olan. Kanımca Arda Turan da alternatifi olmayan futbolcu. Çünkü o dörtlüye ilk hareketi veren hep Arda oldu. (Asılı ve birbirine yapışık dört-beş toptan ilkini diğerlerinin üzerine itmemizle yaratılan hareket enerjisinin o topların sonsuza kadar sarkaç halinde gidip gelmelerini sağlamasını hatırlayın.) Bu anlamda Arda'nın takıma verdiği enerjinin yarısını bile ortaya koyamıyor Kewell. Bunu anlamak için Hamburg'a deplasmanda attığımız golde topu Arda'nın nasıl üçüncü bölgeye taşıdığını hatırlayalım.

Mesela Atahan'ın örnek verdiği Kocaelispor maçı. Arda Turan "yoktu" o gün sahada ve Lincoln'ün enerjisi yetmedi Galatasaray'ı kurtarmaya.

Esasında kim söylemişti hatırlamıyorum. Biz "bütün liglerin birleşimiyiz diye. İngiltere, Fransa, Almanya ve Türkiye." Durumu bu ortaya koyuyor.

Sevgilerimle.

Melih Şabanoğlu

scapula dedi ki...

Melih Abi merhaba.

Arda Turan neredeyse her maçta sahaya çıktığından, gözden kaçması çok doğal. Bilmiyorum Ardasız Galatasaray karşılaştığı zorlukları ne kadar aşabilir, ancak şunu biliyorum ki Arda sadece futbolu değil ortaya koyduğu karakterle de belki takımın en önemli oyuncusu. Bir Servet, bir de Arda; ki bu iki isim geçtiğimiz yılki şampiyonluğun da en büyük mimarları. Hamburg'a elenişimizi her şeyden önce Servet'in yokluğuna bağlıyorum ben. Dağıtmayayım konuyu.

Kewell'ın KLAB'ın en kolay vazgeçilebilir üyesi olduğuna ben de katılıyorum. Tabii A sakat, B cezalı, L soru işaretliyken stoperde görevlendirilmesini açıklayamaz bu, ayrı mesele.

Lincoln'e gelince... Bu oyuncu başından beri tartışıldı, tabii ki bugünkü problemlerin çıkış noktası Bülent Korkmaz değil. Ancak bir kriz, bu kadar kötü yönetilemezdi herhalde. Melih Abi, Lincoln problemli bir oyuncu; Uğur Uçar bile sevmiyorsa Lincoln'ü, anlayabiliyorum takımın tepkisini. Ancak iki yanlış bizi doğruya götürmüyor işte. Bülent Korkmaz o göreve getirildiyse, çözüm önerisi futbolcularınkinden farklı olmalıydı ama o hâlâ takımın kaptanıymış gibi davrandı, ki kaptan olarak bile yanlış bir tutumdu sergilediği. Hiçbir şekilde güvenim kalmadı hocamıza. Lincoln'den ikinci yarının ilk birkaç maçında sakatlığı nedeniyle yararlanamadık ama en azından Skibbe onu Trabzonspor ve Eskişehirspor maçlarında oynatırdı. Hamburg maçında takımın en ucunda kilitli bırakmazdı. Neyse tabii, geçti artık.

Sevgiler, saygılar;
Ata

extensor dedi ki...

Herhabalar Atahan...
Uğur Uçar'ın Lincoln'ü sevmediğini bir örnek olarak mı söyledin yoksa böyle bir olaydan, duyumdan haberdar mısın? Paylaşırsan sevinirim.

scapula dedi ki...

Haberdarım Sinan.

Yaşananlarda payı olmadığından eminim ama.

Kimse kimseyi sevmek zorunda değil neticede...

gltsry dedi ki...

merhaba;
belki biraz geç olacak ama yorumların son kısmını yeni gördüm tesadüfen.ama iyi ki de görmüşüm.
uğur'un lincoln'ü sevmediğinden bahsetmişsin.daha önceki bir yorumda da sorulmuş ama ben biraz daha detay istesem fazla şey istemiş olur muyum? yani uğur çok sevdiğim bir oyuncu ve çok umut beslediğim.yaşananlarda payı olmadığını zaten söylemişsin ama lincoln'ü sevmeyişinin bir nedeni olsa gerek.yani sebebini merak ettim.tabii detayıyla biliyorsan.şimdiden sağol:)

scapula dedi ki...

Melike;

Bir nedeni vardır mutlaka. Tabii ki Uğur'un düşüncelerini, kapalı kapılar ardında yaşananları, takımın iç işlerini bilemem ama onlar çalışırken Lincoln'ün ülkesinde keyif yapması ve bunu her fırsatta tekrarlaması; Uğur'un onu sevmemesine yetecektir sanırım. Sevip sevmemek de kendisinin bileceği iş, kimse karışamaz. Takımda Lincoln'e alınmış bir cephe var ve o cepheyi alanlar Uğur'un da arkadaşları neticede.

Ben Uğur'un "da" Lincoln'ü sevmemesini, Lincoln'ün bir olumsuz özelliği olarak not düştüm; o da her şeyi doğru yapmıyor gibisinden... Yoksa Uğur'a bir sözüm yok benim. Bir de sürekli nargile içmese... =)

gltsry dedi ki...

ne kadar üzücü aslında şu olanlar,geçmişin tekerrür etmesi falan.neyin kavgası içindeyiz bilmiyorumki.birbirimizi kucaklamak her yönüyle niye bu kadar zor.hata yapan bu ülkede bir tek lincoln mü? niye mesela bu ona karşı olan cephe? niye her şey hep göründüğünden farklı?

sürekli bir yerli oyuncularmız hakettiği değeri görmüyor olayı var ya bu ülkede.nedir sahi bu? bir iş yapıyorlar,bu onların mesleği karşılığında para alıyorlar,uğraşsalar böylesini kazanamayacakları bir sevgiyle seviliyorlar.eee daha? onlara ne daha fazla para alıyorsa lincoln,kaptan çıksa ne olur bir iki maç mesela? bu kadar mı tahammülsüzüz.takım için iyi olan bir şeye sırf kendin için kırılmak,küsmek.bu mu bir takımı sevmek.
of neyse benim takımım bu değildi,böyle bir şey değildi galatasaray'ın kültürü.ama şimdi bir kültür oldu yabancısız şampiyon olmak gibi kavramlar.hala son altı hafta lincoln'süz şampiyon olduk diye sevinenler,bunu bir ayrıcalık olarak görenler var.ve bizim de tam böyle düşünen bir hocamız var.halbuki lincoln'süz şampiyon olmadıkki kimi kandırıyorsunuz? galiba sadece kendilerini.