Rüya bitti. Çok zordu, ama biz ta en başından inanmayı seçmiştik. Steaua'ya elendiğimiz gün buraya UEFA Kupası'nın resmini koymuştum, hayal denmişti. O hayali gün geçtikçe yakınsadı Galatasaray. Gün geçtikçe o tek ihtimale gidiş yolundaki engelleri sildi geçti. Hamburg'la beraber 2 takım kalmıştı, final için; Kadıköy çok uzak değildi. Olmadı. Verdiğimiz korku yeter. Bu son cümleyi niye kurdum, Fenerbahçe'yi haddinden fazla önemseyip de Avrupa'daki başarımızı Fenerbahçe'ye nazire temelleri üzerine kurduğumdan değil, bana göre değil böyle şeyler. Fenerbahçeli adamla Galatasaray - Fenerbahçe muhabbeti yapmam ben, bir, ikincisi dalga da geçmem. Ama gelmiş bir tanesi yorum atmış buraya, "Gelmeyen ne demiştik?" diye, yanlış yere yanlış kişiye atmış haberi olsun. Çubuklu Sevdalısı, gelmeyen ne demiştiniz bilmiyorum ama özür bekliyorum. Senin takımın Arsenal'den 5 yediğinde ben senin sayfana girip "Nasıl koydu Adebayor" yazmadım çünkü. Ha, dersin ki arkadaşım futbol bu, bir eğlence; haklı da olursun belki ama ben futbola bu şekilde bakmıyorum. Fenerbahçeli dostlarıyla forward maillerle şakalaşanlardan değilim ben, öyle olana bir şey dediğim yok ama ben bunu tercih etmiyorum. Neyse, Galatasaray elendi diye bu kadar rahatladığını görmek sevindirdi beni, bir kez daha gurur duydum takımımla, epey korkutmuşuz görüyorum ki. Neyse fazla bile konuştum, kal sağlıcakla.

Bugün Avrupa'da buraya kadar gelip final rüyasını gerçeğe çevirmeye bu denli yaklaştıysak, Başkan Adnan Polat ve ekibi sayesinde. Müthiş bir kadro kurdular, başına getirebilecekleri en uygun teknik adamı getirdiler ve Galatasaray başarılı oldu. Sonra son bir ayda yaptıklarıyla bizi bu denli umutsuz bir durumun içerisine iten, yine aynı Başkan Adnan Polat ve aynı ekibi oldu. Baros'un kaçan penaltısıyla kırılan zincir kontrolden çıktı ve bugüne kadar oluşturduğumuz ne varsa hepsini dağıttı. Önce geleceğe dönük planlar, şimdiyse UEFA Kupası gitti. Öbür türlü kazanacağımızın garantisi var mıydı, hayır elbet, ama kendi elimizle kendi hatalarımızla verdik Kupa şansını. "Kewell'ın stoper oynadığı maçtan çok bir şey beklenmemeli." diye saçma sapan bir savunma var. Babam mı oynattı stoperde Kewell'ı, hani nerede Meira? Aa, doğru bilmemkaç bin avro kâr ettiydik bak unutmuşum. "Dört hafta önce gelen hoca ne yapsın?" var sonra... Ben mi getirdim? Hayır, sadece kendi hâlinde çocukluğundan beri futbolla seyirci olarak ilgilenen biri olarak ben bile yapmam böyle bir şey.

Düne kadar UEFA Kupası için bir AntiFener finali konuşuluyordu; Galatasaray'la Zico'nun CSKA'sı arasında. Bir aydır benim aklımda bir de AntiGalatasaray ligi var; ya olabilecek en kötü durumda dahi teknik direktörlerinin arkasında duran Fenerbahçe şampiyon olursa? Fikstürü tam tersi olsaydı, olurdu da... Ama tabii Türkiye'de kimse ders almazdı bundan. Ligin zirvesinde bu kadar çirkin bir insanın çirkin futbol oynayan takımının olmasından alıyor muyuz sanki? O Bülent Uygun ligin takımıyla en uzun süre çalışan teknik direktörü. Türkiye'de şampiyon olmak değil, şampiyonluklara ambargo koymak çok kolay; zor olan akıllı olup buna giden kolay yolu bulmak. Biz hâlâ 20 sene öncesinin yönetim stratejileriyle ilerleyelim... Arada bir şampiyon oluruz. Ruhumuz yeter! Başkalarının ruhu yok çünkü!

Ruh deyince Bülent Korkmaz... Ben yine destek veririm Hoca'ma, ne yapayım. Bari o kalsın 10 sene bu takımın başında, bari ona verelim bu şansı, en çok hak edene... Çok kötü bir teknik direktörsün Kaptan'ım benim gözümde, ama her sene teknik direktör değişeceğine sen hiç gitme. Galatasaraylıyız biz, nasıl ki bir aydır dilimizi ısırıp susuyorsak birkaç sene daha susarız, zamanla düzelir işler. Çok sıradışı bir teknik adam gelmedikçe Bülent Korkmaz'ın gidişi de hata olacaktır, yine Galatasaray'a zaman kaybettirecektir ama biliyoruz ki böyle olacak. Bu konuda uzun bir yazı yazıyordum, yarıda kaldı, onu tamamlayıp yayımlayacağım en kısa zamanda, şimdilik burada kesiyorum.

Büyük Kaptan'ın dün maçı vermek için yaptıkları saymakla bitmez. Skor 2-0'ken Lincoln - Mehmet Güven değişikliğini yapmayıp, 2-2 olmuşken ve bizler tribünde "N'olur Lincoln, n'olur Arda, n'olur yapın bir şeyler" diye yalvarırken Lincoln'ü çıkarması, 1980'lerin fırtına taktiği "Ne kadar çok forvetin olursa o kadar çok gol atarsın"a başvurması, sahadaki varlığı belki de ilk kez bu kadar elzemken takımın en hızlısı Sabri'yi kenara alması, bu kadar forvet alınmasına karşın Kewell'ın bir ara sağ beke geçmesi ve hepsinden önemlisi futbol felsefesi... Kewell'ın yerine sağ bekte Sabri, hızıyla o golleri attırmazdı. Nonda ya da Karan'ın yerine de Kewell ileride çok daha faydalı olurdu; top taşır, orta yapardı. Nonda ya da Karan kendi ortalarına kendileri kafa vuramazlar, malum. Başkalarına isabetli orta da kırk yılda bir yaparlar; en son Karan Fener maçında Necati'ye attırmıştı... 2-0'da Mehmet Güven skoru korumaya yardım ederdi. 2-1'de de ederdi. "Takım panik yaptı." diyorsun Hoca'm ama sen ne yaptın? Maçta bunu neden görmedin? Gördüysen neden bir değişiklikle bunu önlemedin? Cevabını ben vermeyeyim... Ersun Yanal, Hakan Şükür'ü Milli Takım'a almazdı ama takım kanat ortasıyla gol arardı. Bülent Korkmaz da Lincoln'ü oyundan çıkarıyor ama takım ceza sahası içinde verkaçlar deniyor. Kimle? Tek eleştirdiğimiz yönü kendini Lincoln zannetmek olan Barış'la ve ayağında top tutacak hâli kalmamış Nonda'yla, Karan'la... Maçı kazanmak değil çünkü akıldaki tek düşünce, başka hesaplar var işin altında...

O hesaplar tuttu; Lincoln'ün Galatasaray kariyeri bitti; iki iki dört. Yerine daha iyi bir oyuncuyla anlaşıldı sayılır ama biz ondan da yararlanamayız bu kafayla. Geldiğinde kendisine ilk öğretilen Türkçe kelimeler "İtaat et, itaat et, itaat et, sivrilme, hakimiyetimizi kabul et" olmazsa tabii... Lincoln müthiş karakterde bir adam mı? Değil, bir sürü kötü özelliğini sayabilirim. Ama e abicim futbolcu bunlar, birçoğu da adam değil, kötünün iyisiyle kötüsünü ayırmaya gerek yok ki. Az kötü adamın lafıyla çok kötü adamın ipini çekemezsin; yapacaksan toptan temizlik yapacaksın. Galatasaray'ın yerli oyuncuları Lincoln'ü bitirmek için ne gerekiyorsa yaptı; medya da bu konuda onlara çok yardım etti ki bu bir nevi kazan-kazan ortaklığı... Takımın başına Lincoln'ün gönderilmesi gerektiğini belirten bir adam getirildi, bugün yaşananlar daha o günden belliydi, söylüyorduk da; ama şimdi Lincoln'e düşman kesilen taraftarlar var. Yahu ne yapsın Lincoln? O kırmızı kart gördüğünde sevinenler varken bu takımda, onu bitirmeye yeminli bir teknik adam varken başında, bütün bir ülke basını onu yemeye çalışırken, bu kadar yalnızken ve buna rağmen takımın en önemli oyuncusuyken (Lincolnsüz maç kazanamadık), kendini ifade edebildiğin tek mecra haftada 90 dakika çıktığın saha iken bu hakkın da elinden alınırsa, bu kadar üstüne gidilirse yapacağın şey budur. Eğer Lincoln oyundan alındığında kulübeye gidip Bülent Korkmaz'ın elini sıksaydı herkes "Bravo Lincoln." diyecekti ama ben değil. Lincoln o kulübeye gidip, kendisini bitirmeye yeminli teknik direktörünün elini sıksaydı "ben karaktersizim" diye bas bas bağırmış olurdu, benim için de değeri epey azalırdı. Yarın bu takımda kalmak istediğini söylerse, yine azalır, çünkü biz Lincoln'e layık bir takım değiliz. On numaraya Inamoto yakışır bizde, sesi soluğu çıkmayan dünya yıldızı... Ronaldinho'yla reklamı bile var. Bize küçük düşünmek yakışır böyle. Herhangi bir Türkiye takımı olmak yakışır. Yakışmaz da işte, manzara o.

Biz akıllı bir takım değiliz, metafizik güçlerimiz olduğuna inanıyoruz sadece. Böyle olunca o gerçekten var olan Galatasaray ruhu dediğimiz şeye de ne kadar yazık ediyoruz, görmüyor musunuz? 7 senedir tutturduk Galatasaray ruhu diye, her şeyi ondan bekliyoruz. Ne yaptı yahu bu ruh bu 7 senede? İki tane şampiyonlukta büyük pay sahibi... Başka? Başka yok işte, Avrupa'da sıfır... Çünkü bizim ruhumuz varsa onların akılları var. Akıl ve mantık ilkeleri Aydınlanma Çağı'ndan bu yana alt etmiştir metafizik güçleri. Ne zamanki akılla yapmaya karar verdik işimizi; işte o zaman girdik doğru yola ve o 7 senede yapamadıklarımızı bir bir yapmaya başladık. Sonra? Sonra yine ruh çağırma seansları... Ey ruuuuh! Geldiysen bir mucize daha yarat, 100 kiloluk Hasan Şaş 30 metreden vurduğu şutu gol yapsın. Lincoln'ü oyundan aldık ama Sabri'nin, Arda'nın, Hasan'ın kornerleri gol olsun. Olmuyor işte. Kırk yılda bir oluyor Sabri'nin Bordeaux maçındaki golü. Benfica, Hertha Berlin ve Olympiakos maçları ise birbirini izleyebiliyor...

Bakın akşam Hasan Şaş oyuna girdiğinde umutlandım ben; Hasan yanlış bir seçim değildi. 100 kiloydu ama felsefemize uygundu. Yanlış olan işte bu felsefeydi. Neydi Bülent Korkmaz'dan Hasan'ın beklentisi? Şok etkisi! Bizi bu kafayla ancak şok kurtarabilir işte; o da belki gelir belki gelmez, genellikle de gelmez... Gelmedi. Hasan'ın oyuna girmesini anlayamayanlar Galatasaray'ın felsefesini anlayabiliyorlar mı? Buna tepki gösteriyorlar mı? Hasan'a tepki göstermek en kolayı... Hasan yuhalandı, yuhalayanlar umarım bir daha maça gelemez. Ben ki sakin adamım, birini çıkışta beş bin kişinin arasında bulup bir daha yapmayacağına söz verdirdim. Ey Hasan'ı yuhalayanlar; bakın hanımlar beyler sezon bitti, dün itibariyle hiçbir iddiamız kalmadı, şampiyon da olamayacağız bu sezon... O hâlde kırın artık kombinelerinizi. Satın veya. Tanesi 50-75 liradan hepsine müşteri bulacağımı garanti ediyorum. Gelmeyin maçlara. Maç sonunda, bu maçı sonuna kadar hak etmiş o çocukları tribüne çağırırkenki alkış sesinin cılızlığının sebepleri... Gelmeyin maçlara, çok rica ediyorum. Skibbe'yi gönderten de sizdiniz, yarın aynısını Bülent Korkmaz'a da yapacağınız aşikar. Hasan'a yapan Kaptan'a da yapar. Hagi'ye yapan, Kaptan'a da yapar...

Koskoca #3 Bülent Korkmaz'ın düştüğü düşeceği hâli görebiliyor musunuz? Hadi onlar şuursuz ve hayatlarında elde edemedikleri başarıyı Galatasaray sürekli ve sürekli yakalasın, her maç kazansın asla kaybetmesin isteyen başarı bağımlısı zavallılar... Daha acısı şu. Büyük Kaptan'ın uğraştığı küçük işleri, Büyük Kaptan'ın küçük hesaplarını görebiliyor musunuz? Ben görüyorum; çok üzülüyorum, öyle böyle değil. Çok üzülüyorum. Çok sinirleniyorum. Çok üzülüyorum...

Daha önce de söylemiştim, tekrarlamakta beis görmüyorum. Kaptan'ım, sana feda olsun kupalar, şampiyonluklar. Sen onların en büyüğünü, en imkansız zamanda kazandırdın Galatasaray'ıma. Çok büyük sevinçler yaşattın bizlere, biraz da üzsen ne ki... Galatasaray'ı da öyle sevmiyor muyuz, kimi zaman üzüyor kimi zaman sevindiriyor bizleri. Sen de Galatasaray'ın insan vücuduna yansımış suretisin, Galatasaray'sın sen; sen de üzersin bizi çıkmaz sesimiz. Tek bir şart var bunun için, tek bir yeter şart... #3 Bülent Korkmaz ol. Başka hesapları bırakıp, tanıdığımız bildiğimiz Büyük Kaptan ol. Ol ki sana güvenelim. Ol ki üzüldüğümüze değsin. Ol ki gelecekte yine sevindirebilesin bizleri...

Lütfen Hoca'm. Gerekirse senin görevine de son versinler, ama sen kendini bozma. Kısa vadede kaybedersin belki ama öbür türlü kazansan da kaybedersin. Bak Metin Kurt'a, belki kaybetti ama zamanı gelince en çok onun adı hatırlanacak. Çünkü eğilip bükülmedi. Sen de bozma çizgini Kaptan'ım. Bunu seni kzların seni ne kadar seviyorsa o kadar seven bir taraftar olarak söylüyorum; oğlun olsam bu kadar severim seni. Ne olur anılarımıza zarar verme. Kimsenin sahip olamayacağı bir adın var senin, küçük hesaplar uğruna bu adı feda etme. Teknik direktörlüğü kaybet ama Bülent Korkmaz ismini kaybetme. Hakan Şükür olma, Metin Kurt ol. Ol ki seni de tarihle yargılayalım.

11 ekleme:

aksilaz dedi ki...

Kimse kaçan UEFA kupasının hesabını veremez. Bu yüzden ben asla eskisi gibi sevemiyorum Bülent Korkmaz'ı. İçim hala kan ağlıyor gerçekten elimizle ittik bir uefa kupasını. Yazıklar olsun bu hezimeti yaşatanalra. Binelerce kez yazıkalr olsun.

O Cubuklu Sevdalısı denen vatandas Alex'i türkiyenin en beyefendi futbolcusu yapan bi şahıs. Bu yüzden onun düşüncelerini düşünüp kendini üzme.

Bu arda Lincoln yerine anlaşılan oyuncu kimdir acaba. Bunu açıklarsan veyahut mail atarsan sevinirim.

aykan dedi ki...

aceto'da juninho lafları geçiyordu sanki, olabilir mi acaba?

bu arada yazıyı çok beğendim, söyleyim.

Chao Grey dedi ki...

Ata,

Blogunu gördüğüm andan beri ilk postlarına kadar okuma zorunluluğu hissettim, çoğunu okudum. Galatasaraylılığın sayesinde seni hiç tanımasam da, görmesem de kardeşim gibi sevdim. Galatasaray hakkında ne yazılmış diye merak ettiğimde girdiğim ilk üç site arasında bu blog var. Düşüncelerin, yazıların benim için altın değerinde; okudum, okuttum. Ama şu Lincoln'ün karaktersizliği konusunda tamamen zıt düşüyoruz sanırsam. Bu adam kapris yaparak resmen ihanet etti dün akşam. Eğer karakteri buysa vay halimize. Bülent Hoca'nın elini sıkıp sıkmaması değil ki olay, bizi enayi yerine koyması. Geldiği günden beri bir sempati duyduğum adam dün akşam tamamen bitirdi kendini benim gözümde, gönlümde.

Saygılarla, Çağrı...

scapula dedi ki...

Çağrı,

Teşekkür ederim güzel sözlerin için. Ben de aynı şekilde senin yazılarını takip ediyorum başından beri. Yakınlarda bir gün tanışırız da umarım.

Tamamen zıt düşünüyoruz, evet. Bak çok net söylüyorum, seninle aynı fikirde olabilirdim. Anlamasaydım bu sevip saydığımız adamların büyük kısmının selam vermeye değmeyecek karakterde insanlar olduklarını... Ben de isterim bu takımda 11 Metin Oktay, 11 Bülent Korkmaz, 11 Hagi oynasın. Ama mümkün değil böyle bir şey. Lincoln'ün bazı karakter zaafları var, ama inan hepsinin var. Şu takımda Lincoln'den daha az masum olan adamlar var Çağrı ama onların sözü geçiyor. Ben hepsini seviyorum, hepsine de sonuna kadar destek veriyorum görüyorsun, ama bunun tek nedeni o formayı giyiyor olmaları. Sabri - Lugano takası gerçekleşsin, yarın Lugano'ya daha çok destek veririm bak, açık söylüyorum.

Savunalım Galatasaray değerlerini, hepsinden önemli bence bu. Ama sadece Lincoln söz konusu olunca yapmayalım bunu. Takımı bölenleri gönderelim bir zahmet önce. Lincoln'ü yalnız bırakanları...

Jardel'i özlüyor musun Çağrı? Ben çok özlüyorum. Takıma bu sezon başına kadar değil onun gibi forvet, forvet gelmedi. O günse çok para alıyor diye kıskandılar, yalnız bıraktılar, kuyusunu kazdılar ve Jardel gitti. "Bak bizden sonra da barınamadı hiçbir yerde." dersen hak veririm, ama bir de onun gitmesini sağlayan adamların yaptıklarını düşünsene...

Bugün aynı film Lincoln için dönüyor. Yıllardır söylenen bir "Takım içi dengeler" şarkısı vardı, bu aralar unutulmuştu. Bak yine oraya geldik. Lincoln fazla para kazanınca takım içi dengeler bozuldu! Çünkü takım dediğin şey Türkiye gibi içine edilmiş bir ülkenin sağlıksız koşullarında yetişmiş insan evlatlarından oluşuyor. Çağrı, Arda hak etmiyor Lincoln'ün aldığı parayı çünkü Arda 21 yaşında. Tüm mesleklerde böyledir bu, zamanla yükselirsin. Arda, Lincoln'ün aldığı parayı alsa üç sene sonra esamesi okunmaz, insanların hedefleri kalmalı. Bütün futbolcular, değil Lincoln Messi de dahil olmak üzere hepsi hak ettiklerinin belki 100 katını kazanıyorlar. Buna rağmen yetinemeyenler var işte, bu işleri kısır çekişmelere çevirenler... Bizim televizyonda görüp "Aa, ne kadar efendi." dediğimiz çocukların birçoğu şımarık, biliyor musun Çağrı? Televizyonda gördüğümüz hiçbir şey gerçek değil, anlamıyoruz. Ha yine de gurur duyuyorum birçoğuyla, fazlasını da beklemiyorum onlardan ama iş Galatasaray terbiyesi, Galatasaray ahlakı, Galatasaray değerleri boyutuna geldiği zaman da bunları söylemeden edemiyorum. Futbolcudan, bilhassa Türkiyeli futbolcudan karakter olarak bekleyebileceklerin sınırlıdır, bunun da bir sürü nedeni vardır. Yetiştiği ortamdan aldığı eğitime, ülkenin genel şartlarına kadar... Lincoln bir sürü hata yapıyor ama onun ipinin çekilmesini sağlayan bu insanlar da başka hatalar yapıyor diyorum tekrar.

En iyi futbol blogunda Flying Dutchman "Bilerek oynamadı." yazmış Lincoln için. O kadar yanlış ki, ben tribünde yine gözlerimle gördüm mücadelesini ama o (sanırsam) televizyondan böyle bir yargıya varmış, etkiliyor insanları. Bir sürü kişi de inanıyor buna ve onun gibi bir sürü kişi daha var inandırma görevini üstlenen. Ama bu bir şehir efsanesi. Bilerek oynamaması gibi bir durum yok Lincoln'ün. Maç öncesi Eski Açık'la olan diyaloğunu soralım bakalım biliyor mu Flying Dutchman? O diyaloğun tarafı olan Lincoln nasıl bilerek kötü oynar, mücadeleden kaçar; açıklayabilir mi bizlere? Çok üst seviyede bir beğeniyle takip ediyorum ama hayal kırıklığına uğradım o yazıda; benzer düşüncesi olan çok olduğu için de buraya bağladım o konuyu.

Söyleyecek bir şeylerim daha vardı ama unuttum, gelmedi aklıma bir türlü. Daha sonra ekleme yaparım.

Sevgiler, saygılar;
Ata

scapula dedi ki...

Şu da var...

Lincoln'ü neden bu kadar savunuyorum? Sadece bu kadar iyi futbolcu olduğu için değil. Daha çok, aşırı boyutta bir haksızlığa uğradığı için. Bak, Ümit Karan'ın değeri çok fazla değildir gözümde; ama Hakan Şükür'ün altında ezilirken Karan, tüm benliğimle savunurdum onu. İhtiyacı vardı çünkü. Ha o gün kendisine yapılanların aynısını bugün başkalarına yapıyorsa Ümit, bunun adı sukutuhayaldir ama yapacak bir şey yok...

Lincoln'ün yanında olmak, ona destek vermek, gerekirse bunun için Bülent Korkmaz'a tavır almak gerektiğine inanıyorum, tüm kalbim ve inandığım bütün değerlerle. Bülent Korkmaz'ın 26 yıllık kariyeri, onu haksız olduğu konuda haklı görmemizi gerektirmez çünkü. Ha buradaki haklı, haksız yakıştırmaları benim perspektifimin yansımaları elbet, bunları belirtmekten fazlası da elimden gelmiyor zaten.

gltsry dedi ki...

bir önceki yorumumu bu yazınızı görmüş gibi yapmışım ilginç olmuş=) demek ki olaya aynı yerden bakıyoruz.ayrıca durumu 5 dakikada özetlediğimi söylemişsiniz ben estağfurullah diyeyim hemen.zira siz aklımdan geçenleri özetlemişsiniz.biraz farklı olan yer ise sizle bülent korkmaz arasındaki bağ.bülent korkmaz her galatasaraylı gibi benim için de özeldir.ama görüyorum ki sizin ki tam bir çocukluk kahramanı hikayesi.ben ve bülent korkmaz arasında bu denli bir güçlü bağ yok.ben galiba aynı çocukluk dönemlerinde(kişisel galatasaray serüveninizi takip ettiğim kadarıyla galiba aynı yaşlardayız.yanlışsam düzeltin lütfen. uefa kupasını aldığımız dönem 12-13 yaşlarında olmak gibi yani.)kendime başka kaharamanlar seçmiştim.mesela 5 numarayı giyen kahraman sandığım hayali kahramanlar.yani demek istediğim ben bülent korkmaz'a güvenimi yitirdim.sizin gibi güçlü bağım olsa belki farklı düşünürdüm bilmiyorum.zamanında yanlış kişilerde aradım bağı napalım.o yüzden dünkü maç benim açımdan önce yazdığım gibi ağır bir travma oldu.
en başa dönersem skibbe benim için duruşuyla galatasaray'a çok yakıştırdığım bir insandı.oynattığı futbol,karakteri,insani ilişkileri ve galatasaray'ı çok sevişi beni etkiledi.haksızlıklar zincirine kurban gitti.o zaman gitsin diyen çoğunluğun içinde gitmesin diyenlerimizin sesi kısık kaldı.şimdi oyuncumuzun bitirilişi karşısında yine azınlık kaldığımız, sesimiz yine kısık çıktığı gibi.öyle veya böyle skibbe serüveni bitti.hem de acı bir şekilde.yerine kaptan geldi.umutlumuydum evet üzgün ama umutluydum.soru işaretleri vardı ama aşabiliriz diye düşündüm.ama olmadı.medyanın hoca göreve geldiği gün önümüze sunduğu kaptanın 10 gün önce söyledikleri geleceğimize dair ipucuydu sanki.ne demişti kaptan o zaman.meira lüks bence ve emre varken gerek yok demişti.geldikten sonra meira gitti.evet ekonomik kriz falan filan ama bu bir anlamda toplu verilen karardı ve kaptan kararını daha o gün gelmeden vermişti.başka ne demişti kaptan lincoln bu takımın üstünde değil yani o kadar da önemli bir parçası değil.ne oldu sonra.lincoln önce hamburg maçında oyundan alındı.bu bilinçli yapıldı demiyorum asla.bir tercihti. başkası nonda derdi o lincoln dedi.bir şeyler yapabileceğine dair inancı olan lincoln tepki gösterdi.bu aşılamaz mıydı? aşılırdı.daha önce hakan şükür ile terim,lucescu ile hagi aştığı gibi.peki ne oldu.ceza verildi ama nasıl? cezayı veriş biçimi bile birşey anlatır.18 kişilik kadroya almazsın bu bir cezadır.ama kadroya alıp trabzon'a götürüp 90 dakika yanında bekletirsen,ihtiyacın varken dahi oyuna almazsan bu idamdır.ve bu lincon'e de bize de çok şey anlatır.sensiz de yaşarım mesajıdır.başka türlü bakmak isterdim ama son hamburg maçında da aynı şekilde maç 2-2 iken maçı çevirebileceği ihtimaline inanılmayışını görünce anladım.bir fazladan olay daha oldu oyundan almakla.taraftarın önüne de atılmış oldu aynı zamanda.medyanın istediği oldu.sonunda fenerbahçe taraftarı alex'i yuhladığında hissettiğim şaşkınlığı yaşadım,üzüntüyü yaşadım.bu olmamalı taraftarlık.hem bunu yapıp hem de soyunma odasına gitti diye kızmak olmamalı.herşeyde hakkımız var olarak görülüyor türkiye'de taraftarlık.
sonuç olarak lincoln ancak böyle kaybedilirdi dilim varmıyor ama başarıldı.ben lincoln'ü geldiği ilk günden bu yana bu kadar paçasından çekmeye çalışan insanların olduğu ortama dayandığı için kutlarım.isterim ki kalsın ama kim kazanacak onu şimdi?karaktersiz olarak görülüyor,şerefi, onuru sorgulanıyor kim kazanacak?kendisini anlayan bir teknik adamla çalışmak istiyor. bu illa skibbe olacak diye diretmediğine göre o gittiyse gelen ile anlaşmaması için sebep yok.ama gelen onu düşünmüyorsa lincoln de çocuk değil bunun farkında.tek suç,3 maçta bu hale gelişin tek suçu lincoln'de mi yani.öyledir tabii ne olacak hep biz haklıyız.kimse galatasaray'dan büyük değildir.lincoln de değildir ama başkaları da büyük değildir.bunu göremiyoruz.büyük takım bünyesinde büyük oyuncular barındıran ve ondan verim alabilen takımlardır.bunu anlamadığımız sürece geleni kaçırmaya devam edeceğiz.
umutlu olmak istiyorum ama dünden beri ağlayan ben, düşündükçe zoruma gidiyor.gördüğüm ilk yenilgi,ilk eleniş değil bu son da olmayacak ama bu seferki başka oldu.zoruma gitti galiba olanlar,halledilemeyenler,yenildiğimiz çarpık düzenler.meira'nın gidişi zoruma gittiği gibi.yanlış seçimler zoruma gitti.
en son aceto'nun yazdığı gibi lincoln hakkında basına haber sızdıran ve huzursuzluk yaratan isim hasan ise benim de artık seçtiğim kaharamanlar konusunda çocukluğuma inip sorgulamam gerek kendimi galiba.ve doğruysa dünkü travma benim için fazlalaşacak.herşey düzelsede ben dediğim herşeyi yutsam ah keşke.yanılsam bütün bunlarda hemen şimdi.
neyse çok uzun oldu bu.sıktım fazlasıyla özür dilerim.tekrar elinize sağlık yazınız için.

scapula dedi ki...

Melike,

Madem aynı yaştayız, beyi hanımı sizi bizi atıyorum müsaadenle. Ağır kaçıyor bize, genciz daha...

Yazının genel içeriği üzerine çok laf ettim bundan önce. Direkt en sondan gireyim. Bülent Timurlenk'e yorum olarak göndermek istemedim, zaten daha sonra da kapatmış yorumları yanlış bulduğum bir şekilde, ama yaptığı biraz ayıp olmuş bana göre. Böyle şeylerin olduğunu zaten biliyorduk ama tek kişinin üzerine yıkıp da isim vermemek; bilmiyorum. Bülent Bey o ismi açıklayana kadar itibar etmemek gerek bence o yazıya. Ben etmiyorum. Bugünlerde sevdiğim tüm Bülentler yanıltıyor beni. :)

Son sözü yine Lincoln'le ilgili edeyim. İddiam şudur. Lincoln hiçbir şekilde Hagi olamazdı, olamaz. Ama güçsüz bulunup üzerine gidilen Lincoln'e yapılanlar, vaktiyle Hagi'ye yapılsaydı eminim ki Hagi de aynı tavrı sergilerdi. Commandante rengini beğendiğinden sevmedi Galatasaray'ı, ona güvenildi ve o da kendisine verilen sorumluluğu yerine getirdi. Takım arkadaşları ona da cephe alsaydı, o günlerde de burunlar bu kadar havada olsaydı da alabilselerdi, Hagi de "Yemişim Galatasaray'ını" der keyfine bakardı. Ki Hagi'nin de tribi çoktur. Trabzonspor maçına dair olan yazının yorum bölümünde en önemli ve kabul edilemezini hatırlatmıştım.

finrod dedi ki...

Aslında karadeniz fıkrası gibi herşey."birgün bir sol bek ve sol açık gel savunma tandemi yapalım demişler" diye başlayan ama bunun sonu pek iyi değil maalesef.

En başta suçlu biziz.Çünkü bu takımı bize sağlayacağı çıkarlardan bağımsız seviyoruz.Ama bazıları (yönetici-futbolcu-hoca) dağ gibi egolarından kafasını kaldırıp bu armanın değerini düşünerek oynamıyor.Biz de onlara haketmedikleri sevgi ve saygıyı sunuyoruz her zaman.Bu adamlar huzurla uykularını çekerken ben uyuyamıyorum üzüntüden ve bu aptalca sevgiden dolayı en büyük suçu işlediğimi düşünüyorum.

2 unsur var meselelere bakış açında saygı duyduğum ve katıldığım.Bunlardan ilki "esas olan bireyler değil kurumlardır" şeklinde kısaca ifade edilebilir.Biraz uç bir lugano-sabri örneği ile ifade edilmek istenen sanırım bu.Çok büyük oranda katılmakla birlikte elbette bazı bireyler için muhalefet şerhi koymak gerekecektir.Bir diğer madde ise "kadroda yer alan futbolcuları ayırt etmeksizin sevme" mevzuusudur ki,Ümit-Hakan anlaşmazlığındaki taraf olma da kabaca böyle açıklanmalı.Bu herşeyin ötesinde insani anlamda da çok değerli çünkü yanlız futbolda değil hayatın her alanında etkileri olur.Bu konuda en basit örneklerden biri kanımca benzer durumdaki Mehmet Güven'dir.Tıpkı onun gibi altyapıdan gelen Sabri ve Arda'nın taraftar gözündeki ayrıcalıklarının 10'da 1'ine sahip değil bir arkadaş ve giderse bugün en çok üzüleceğim isimlerdendir.Mesele yeterlilik değil burada,iyi-kötü yanları olan bir isimdir kendisi ama bir futbolcu düzenli olarak deplasmanlarda verimli olup iç sahada taraftar baskısı yaşıyorsa burada başka mevzular geçerlidir.Sezon başından beri 1 iyi-10 kötü oynayan en iyi ihtimalle idare ettiğini söyleyebileceğimiz Sabri'nin sahip olduğu kredinin yarısına sahip değilse bu adam,statta maç izleyen adamın içindeki hakbilmez-vicdansız tarafla yüzleşmesi gerekir.Dediğim gibi sorun kabiliyetsizlik değil burada,insanların izansız önyargılarıdır ki genel çerçevede altyapının diğer ürünlerinden aydın da yeterli bir sağ açık ya da sabri yeterli bir sağ bek değildir.(Yeri gelmişken Gençlerbirliği maçı öncesi Mehmet-Skibbe resmiyle ifade ettiklerin sana en fazla saygı duyma sebeplerimden biridir).

Ülkemiz kendini linç kültürünün üstüne bir türlü çıkaramadı.Alçak bir düzey değil bu,çukur düzeyi desek daha anlamlı olur belki.Daha 1 ay önce aynı kültüre Skibbe kurban verildi ve üzülerek söylemek lazım 1 arpa boyu yol alamadık.Daha sezonun ilk maçında istifası istenen,5. hafta yardımcıları gönderilen ve süreç içerisinde puan kaybının yaşandığı her ama her maç yerine isimler getirilen bir adam var ortada ve bu adamdan mantıklı bir yönetim bekleniyor.Azıcık vicdanımıza elimizi koyup,empati yapsak şunu göreceğiz:takım o gittiğinden beri önceki dönemde 1 maçta girdği pozisyon kadar pozisyon bulamadı,o dönemde görülmedik skandal taktik değişimler yaşanıyor ve bazıları daha kaptan'ın 5.-6. maçı sonrası "skibbe döneminde bunlar olmuyordu" gibi noktalara gidiyor.Bugün bunu diyen adam muhtemelen gelecek sezon başı "ya linc olaydı" noktasına gelecektir.Kardeşim o zaman bu saçma linç kültürü ile nereye gidiyorsunuz?Tanrıların her kurban isteğinde birisi gidecekse yakında adak adanacak kişi kalmayacak.

Jardel hususuna bakalım.O gün jardeli beslemediği söylenen 2 adam aynı sezon sonu jardelden çok daha ciddi sabotajlara imza attılar hatırlayalım.Hatta sonradan birinin "doğuştan fenerli" olduğunu da öğrendik.O devasa şişmiş egoları yüzünden bir sonraki yıl niculescu ile oynadık,muhtemel bir çeyrek final kaçtı vb.Kısaca o egolar tıpkı bugünkü gibi galatasaray çıkarlarının önüne geçti ve felaketle sonuçlandı.Jardel denilen adamın egosu bir tek kendine sorun yaratabilirken bunlarınki sistemi kökünden sarstı.2001-2009 empatisi pek çok meseleye sağlıklı bakmakta anahtar olmalı.

Lincoln'le alakalı söyleyeceğim tek bir cümle var:keşke benim beklentilerimi haksız çıkarsaydın da seni herkesin önünde göğsüme vura vura savunabilseydim/dik.Herkesin yapacağını yaptın.Gerçi gene de çok suç bulmuyorum sana,tıpkı Skibbe'nin yaşadığı gibi bir linçe kurban gidiyorsun ve ayrılık gözüktü yol sonunda.Güle güle git,yolun açık olsun ama ne kadar sevildiğini -en azıdan bazılarımızca- bilerek git ve sonrasında bizi iyi hatırla.

Bugün facebook profilimdeki tek hayran olduğum futbolcudur hasan.Aynı gün doğmak,aynı burçtan olmak tabi ve adaş olmak sebepleriyle ayrıca çok severim.Bülent abinin yazdıklarına inanmak istemiyorum ve aksi ispatlanana değin de inanmam ama eğer gerçekse benim de çocukluk kahramanlarımı gözden geçirmem gerekecek(diğer kahramanlarda televizyonda sallıyor gerçi).

Son olarak takımın hemen hemen tamamı gene mükemmele yakın bir performans verdi.Saçma taktisyenliğe rağmen herkes elinden geleni yaptı ama olmadı.Hepinizin ayağına sağlık.Sizin bu inançlarınız,taşıdığınız formaya duyduğunuz saygı akıl-mantık ilkeleriyle birleşince yeni kupalar uzak değil.Bir kere daha tuttuğum takımla gurur duyduğum için sağolun özellikle de sen sağol arda dünkü mücadelen için.

Gene yazdık uzun uzun.Muhtemelen kimse okumuyor ama sanırım Ata sen okursun:) Elden birşey gelmiyor ama anca yazarak üzüntümüz hafifletiyoruz.

off lan off....

pclion dedi ki...

Okunuyor yazdıklarınız finrod, rahat ol. :) Böyle güzel tartışmalara pek müdahil olmak istemem, seyrini bozmamak ve yazılacak bir güzel yazıya da mani olmamak için. Ata'yla fikirlerimiz çoğu zaman uyuşur zaten, hatta abartıp aynı şeyleri farklı üslupla yazdığımız da olur. Yine güzel bir yazı yazmış, ellerine sağlık...

scapula dedi ki...

Gökhan,

Yine keyifle okudum yazını. Gece dışarıdaydım, sabah geldim uyudum; ancak yazabiliyorum. Anlamadığım, neden buraya yazıyorsun, gidip blog açsana!

Ben yine sondan başlayayım. Takıma sonsuz teşekkürler elbette. Ne desek az... Arda, Baros, Barış, Ayhan, Kewell, Hakan ve diğerleri; çok hak etmişti bana göre turu ve ötesini. Olmadı, başka şeyler onların mücadelesinin önüne geçti, içimizi en çok yakan da bu ama artık yapacak bir şey yok, üzüleceğiz...

Hasan Şaş, benim için de yeri çok ayrı bir adam. Zaten video koyup altına iki satır bir şeyler karaladım az önce, görmüşsündür. Ve tabii Arda da öyle bir adam. Giderek de sağlamlaştırıyor o yeri. O müthiş mücadelesini geçtim, Hamburg maçı sonrasındaki konuşmasını izlemediysen resmi sitede var, izle. Ne söylediği hiç önemli değil, sesini kıs öyle izle yine aynı etkiyi yapar. İyi ki varsın be Arda. Kızdığımız da oluyor ama yok senin gibisi.

Sonra... Rica ediyorum, Bülent Timurlenk'in yazısını aklına hiçbir şekilde soru işareti olarak sokma. Çok büyük bir ayıp etti bana göre insanların namusu ve şerefini dillere sakız ederek, çok da güzel cevaplar aldı ve sonra da yorum bölümünü kapatarak muhalif görüşlere sansür uyguladı! Özür dilemediği sürece bir daha hiç girmeyeceğim o sayfaya. Söylediğini yapan futbolcular var mutlaka ama isim vermeden birden fazla kişiyi töhmet altında bırakmak kadar yanlış bir şey olamaz. Bülent Bey yıllarca Galatasaray'ın içinde bulundu, yarın bir gün takım içi sırları da açıklamaz umarım... Tüm bunları ve daha fazlasını ayrı bir post olarak girmek, üzerinde uzun uzun konuşmak için dizginleyemediğim bir istek var içimde, çünkü gerçekten hayal kırıklığına uğradım. Ama işte hem Bülent Bey'e yıllardır biriktirdiğim sevgim saygım, hem de "ilgi çekmek istedi" olmasın düşüncesi durduruyor beni. Sen de inanmamana rağmen "eğer gerçekse" deyince söylemek istedim. İtibar etmemek lazım, konuşan Bülent Timurlenk olsa bile.

Aslında diğer konularda söylediklerine nasıl bir cevap verebilirim, bilmiyorum. Sen beni destekleyici, ben seni destekleyici bir sürü şey yazar dururuz. Misal Mehmet Güven demişsin, ki bu konuda saatlerce konuşabilirim; biliyorsun ne kadar üzüldüğümü durumuna. Haksızlık yapılanın yanında elbette ki duracağız. Herhalde bunun en güzel anlatımını Nevzat Çelik yapmış, "İtirazın İki Şartı" ile...

Dediğim gibi, ekleyecek pek fazla bir sözüm yok. Karşıt düşünceler içerisinde olacağımız konular mutlaka olacaktır, onları bekliyorum!

Uğur baskı altına almış beni "yazılacak güzel bir yazı" gibisinden, onu da kınıyor, sözlerimi burada kesiyorum.

Sevgiler, saygılar;
Ata

Chao Grey dedi ki...

Ata,

Jardel'i yiyen zihniyet Popescu'ya da kaptanlık verilmesine karşı çıkmıştı. Popescu da şöyle cevap vermişti: "Gerek yok, ben zaten Barcelona'da kaptanlık yaptım." O Popescu gibi adam da gelmedi hala. Jardel 30'a yakın gol attığı halde gönderiliyorsa bu işlerin dibini kazmak lazım. Adnan Polat'tan da beklediğimiz buydu, ama O günü kurtarma yoluna gitti.

Lincoln meselesine gelince. Daha önceden de söyledim, geldiği günden beri seviyordum bu adamı. Antrenmanları izlerken en çok O'na dikkat ediyordum. Maçlarda hep bir şeyler bekliyor, sakatlandığı zaman kahroluyordum. Ama gel gör ki HSV maçı değiştirdi bu fikirlerimi. Benim gördüğüm resmen kapristi, sen tribünden farklı görmüşsün; oradaydın çünkü. Şimdi diyorum ki kendime "ulan acaba ben mi yanılıyorum? yoksa lincoln böyle bir adam değil mi?" Belki de yanılıyorum. Ama aklım hemen Hagi'ye gidiyor, gitmemesi gerekli aslında. Hagi kim, Lincoln kim? Ama "Emre ismindeki gencecik çocuğun kramponlarını eliyle giydiren adam Lucescu'ya istediği kadar gider yapsın" diyorum. Adams'ı döven adamın Galatasaray adına neler verebileceğini gördüğümüz için kızamıyorduk. İşte Lincoln'de bunu göremediğim için Lincoln'ü affetmek çok zor geliyor. Ama samimiyetine inandığım anda tüm duygularım tersine döner bundan emin ol. Tabii ki Lincoln Galatasaray'da o kadar kalırsa.

Saygılar, Çağrı...