10. Reis - Vedat İnceefe

1996 yılında Fatih Terim tarafından ikinci ligdeki Karabükspor'dan alınıp Avrupa Şampiyonası'nda oynatılmış, başarılı performansı üzerine Galatasaray'a transfer olmuştu Milli Takım'daki hocasıyla birlikte. Hatırlamıyorum, ilk geldiği itibaren böyle miydi yoksa sonradan mı oldu; ancak nerede bir kavga, tartışma varsa Vedat hep içindeydi. Mevzu adamıydı. Vedat deyince akla 17. saniyedeki golü dışında futbolla alakalı hiçbir şey gelmez. Ya gördüğü kırmızı kartlar gelir - ki tamamı derbilerde görülmüştür - ya da Ankaragüçlü Faruk'u ısırması. İlk anda zihinlerde canlanan görüntüsü de bir mevzuya koşma hâlindedir, en azından benim zihnimde öyledir. Doğruya doğru, hakiki Galatasaraylıdır; şuursuzluk seviyesinde. Galatasaray için adam öldür deseler öldürür. Bu yüzdendir ki, Reis, Vedat için son derece uygun bir lakaptır. Hoş, daha zahmetsiz bir yöntemle soyadı kesilip Efe Vedat da denilebilirdi kendisine, ama olmuş bitmiş artık. A Milli Takım'da Alpay'la yan yana oynamışlığı vardır ki, vay derim rakip hücum oyuncusunun hâline...

9. Ferrari - Franck Ribery

Sürekli anlatılan hikayeyi tekrarlamaya niyetim yok. Bonustu da şuydu da buydu da... İkinci yarısında sahaya dahil olduğu Sakaryaspor maçıyla Ali Sami Yen'e ayak bastı. O gün oynadığı yarım saatle taht kurdu gönüllerde. Hagi'den sonra ilk kez bu kadar yetenekli bir yıldız izliyordu Ali Sami Yen'de Galatasaraylı taraftarlar; hem de sarı kırmızılı formayla. Sonra röportajlar başlıyor tabii. "Atmaktan çok attırmayı severim."leri, "Galatasaray benim için sıçrama tahtası olacak." demeçleri izliyor. Ribery sıçramasına sıçrıyor ama tahta kırılıyor, Galatasaray bu transferden bir şey kazanmak bir yana, zarar ediyor. (Ben bu transferin hülle olduğunu düşünüyorum, o ayrı.) Geride hayatlarının şokunu yaşamış Galatasaray taraftarları kalıyor. Önlerinde bir Ferrari hızında ileri geri git-gel yapan Ribery'i bir kez daha izleyemeyecek olmanın üzüntüsüyle... Şu anda ligde Ribery hızında bir oyuncu var mı? Sanmıyorum.

Çok fazla futbol rüyası görmem. Ama üst üste kırmızı kartlar gördüğümüz dönemde, Antalyaspor maçı öncesinde bir rüya görmüştüm Ribery ile ilgili. Sanki hiç gitmemişçesine Galatasaray'ın sağ kanadında oynuyor, Antalyaspor maçının hakemi ise ona hız sınırını aştığı gerekçesiyle kırmızı kart gösteriyor. O kadar yer etmiş. Ferrari işte...

8. Rambo - Yusuf Altıntaş

Biraz da eskilerden gidelim. Yaşım itibariyle çok fazla izleyemedim Yusuf'u, ama yine de canlı izlediğim maçlarını hatırlarım. Sonraları ise Trt3'ün "Spor Arşivinden"de yayımladığı maçlar sayesinde futbolu ve sahadaki karakteri hakkında da biraz olsun bilgi sahibi oldum. Bu kadar sert bir futbolcu yok, olmamış, olmayacak. Hani İsmail Güldüren düğme iliklesin önünde, öyle. E bu durumda dönemin popüler kahramanı Rambo'yla özdeşleştirilmesi de pek yaratıcılık istemiyor. Ama yine de güzel olmuş bu. Sarı Fırtına Metin, Atom Karınca Rıza, Şifo Mehmet, Takoz Recep, Deli İbrahim gibi artık kalıplaşmış. Yusuf Altıntaş denince kafasında bir şey çağrışmayan insanlar, "Yahu bizim Rambo Yusuf." dendiğinde hatırlar hâle gelmiş onu. Güzel lakaptır Rambo, bu yüzden.

7. Hugo - Suat Kaya

Ben küçüktüm, Suat Konya'dan yeni dönmüştü, yukarıdaki şahane fotoğraftaki gibi aslan yelesi gibi saçları vardı. (Şu fotoğrafı bulmak için 80 tane dergi karıştırdım, en sonuncusunda çıktı.) Sonra yıllar içinde saçları döküldü, saçlı hâlini unuttuk. Sonra bir gün baktık ki, üç gün önce kel olan Suat, upuzun saçlarla karşımıza çıktı. Neyse, bu Suat takım içinde pek sevilmezdi ama ben her zaman kendisine o açığı kapatacak kadar çok sevgi beslemişimdir. Çok güzel bir adamdı Suat. Fatih Terim Fiorentina'ya giderken yazdığı mektubu hatırlıyorum da, gözlerim dolmuştu. Çok da iyi futbolcuydu, onun gibi ön libero yoktur herhalde Galatasaray tarihinde. En iyi dediğimiz ön liberoları cebinden çıkarırdı o küçücük cüssesiyle. 1.69'luk boyuyla, normalde kafasını kaldırıp bakacağı adamlardan kafa topu alırdı. Bir sağa bir sola koşturur dururdu maç boyunca, ertesi günkü gazetelere "Sahada basmadık yer bırakmayan Suat..." klişesini muhakkak yazdırırdı.

İşte bu çalışkanlığıyla, ama daha da çok dış görünüşüyle; Hugo'yla olan benzerliği tartışılmaz, Suat'ın. Bazı sözler vardır, ilk söyleyeni bulup kutlamak isterim. Örnek veremeyeceğim, çünkü bu konuda aklıma ilk gelen örnek biraz müstehcen kaçıyor bu sayfa için. Herneyse, bu da öyle. Suat'la Hugo arasındaki benzerliği görüp yakalayana da, bu lakabı benimseyip yayılmasını sağlayanlara da helal olsun. Hakikaten Hugo, Suat'tır; Suat da Hugo'dur. Çok yakışırlar birbirlerine. Tolga Abi programa konuk olarak Suat'ı alsa yeri.

6. Super Mario - Jardel

İşte bir başka çizgi kahraman. Super Mario hakkında saatlerce, günlerce, aylarca konuşabilirim. Jardel'den değil, muslukçu olandan bahsediyorum. Çocukluğum Mario oynamakla geçti, jenerasyonumun tamamına yakını gibi. Ataride oynadım, Nintendo Game-boy'da oynadım, bilgisayarda oynadım; oynadım da oynadım... Büyüdüm falan ama şimdi olsa yine oynarım, nitekim geçen sene atari bulup günlerce uğraştım, yine bitirdim oyunu. Hiçbir zaman vurdulu kırdılı filmleri, çizgi filmleri sevmedim. Ne Batman, ne Superman, ne Power Rangers, ne başka bir şey; hepsi hikaye benim için. Hiçbirini izlemişliğim de yok zaten doğru düzgün. Bir Ninja Turtles'ı severdim, ki onların da kategorisi farklı. Neyse, süper kahraman dedin miydi aklıma Super Mario gelir benim, başkasını tanımam.

Galatasaray forveti dedin miydi de aklıma Mario Jardel gelir işte aynı şekilde. Başkasını tanımam demeyeyim, ayıp olur; ama arkadaş ben hayatımda böyle bir forvet görmedim Türkiye liglerinde. Çok özlüyorum ulan. Fotoğrafa bak, idmanda bile koşuş stili aynı herifçioğlunun. Kalça yukarı ve dışa çekilmiş, eller sağ-solda sallanıyor; sanki bizimki gecenin bir yarısı alt komşuya ses gitmesin diye sessiz sessiz yürüyor... İşte o suya sabuna dokunmayan görüntüsüyle nasıl sürekli gol atardı bu adam, ben hâlâ anlayabilmiş değilim. Ama çok özledim be, vallahi de billahi de çok özledim. Süper, Mario, Jardel. Tamam belki Mario adlı her futbolcuya takılabilir bu lakap ama Jardel'ime ayrı bir gidiyordu be. Süperdi, süper. Başka söze gerek var mı?

5. Taçsız Kral - Metin Oktay

Daha önce de söylemiştim, en sevmediğim tezahüratlardan biri, "Taçsız Kral Metin Oktay" tezahüratı. Zira Türkiye'de Atatürk'e yapılan şey, Galatasaray'da Metin Oktay üzerinden yapılmakta; Metin Oktay kullanılmakta. Futbolcular kötü mü oynadı, bas oradan "Taçsız Kral Metin Oktay" tezahüratını... Yerinde kullanıldığında çok anlamlı, çok manidar bir tezahürat olabilecekken, zaman zaman düşünmeden yapıldığını üzülerek izliyorum. Ayıp ediliyor.

Bir unvan olarak düşünüldüğünde ise, Metin Oktay'ı daha güzel nitelendirebilecek bir söz grubu bulmak zor. Hoş, tacı da oldu gerçi 6 kez gol kralı olan Metin Oktay'ın. Yıllar sonra ise, az önce bahsini ettiğimiz Rambo Yusuf'un bir Adana Demirspor maçında topu çizgi üstünde durdurup golü Tanju'ya attırması üzerine sezondaki 39. golüne ulaşan Tanju, Metin Oktay'ın 38 gollük rekorunu da kırmış oldu ve Taçsız Kral'ın tacına sahip oldu. Bir televizyon programı için sembolik bir taç takma merasimiydi ise de bu, Tanju Çolak daha sonra o tacı geri vermedi. Bu işgüzârlık sonucunda Taçsız Kral, gerçekten de taçsız kaldı.

4. Commandante - Gheorghe Hagi

UEFA Kupası, Süper Kupa, Dünya Kupası üçüncülüğü ve diğer küçüklü büyüklü başarılar... Eğer havaalanındaki o karşılaşma gerçekleşmeseydi bunların hiçbiri yaşanmamış olacaktı. Tamamını Hagi'ye bağlarım ben. Bir ülkeye futbolu öğretti bu adam. Sevdirdi de. Oynayana da izleyene de sevdirdi futbolu. Topa son dokunuşunun üstünden 8 sene geçmişken, hâlâ şu satırları tüylerim diken diken yazıyorsam bu adam çok başka bir şey demektir. Ben yazamıyorum Hagi hakkında. Yazamam. Bir Hagi, bir Kaptan... Bu insanları gördüm, onları yaşadım ya ne büyük mutluluk bu. Dağıtıyorum konuyu, her cümle bir öncekiyle alakasız oluyor, biliyorum. Ama yazamıyorum işte. Hagi o. Dünyanın en büyük takımlarının en büyük gollerini atarak geldiği Galatasaray'da, Erzurumspor maçının 90. dakikasında skoru 7-0'a getiren golü attıktan sonra yüzünde güller açan; tüm siniri, tüm ciddiyeti bir golle çocuksu bir masumiyete dönüşen güzel adam. Bugüne kadar başıma gelen en güzel şey. Düşünüyorum, en güzel anılarımı dahi silebilirim geçmişimden ama Hagi'nin Galatasaray'da oynamış olması mucizesini silemem. Ya benim için alelade bir futbolcu olsaydı? Ya tanımasaydım onu? O kadar çok şey kaybederdim ki; o kadar çok şey kaybederdik ki... Çünkü bir futbolcu, bir takıma bu kadar uymaz. Bu kadar uyar, ancak bu kadar uyar. Ötesi yok. Hagi o. Saha içindeki teknik direktörümüz. Komutanımız. Commandante...


3. Baba - Gündüz Kılıç

Şu sıra, Mehmet Emin Kunt'un Baba Gündüz kitabını okuyorum. Büyük bir keyfin yanında, daha büyük bir gururla. Üzüntüyle, aynı zamanda. Spor medyası ve taraftarların Gündüz Kılıç'a yeterli itibarı göstermemesinin üzüntüsüyle. Karşılaştırmak anlamında söylemiyorum, ama Metin Oktay kadar onu da anmak gerekirken, biz sadece şeklin, sembollerin peşine takılmış vaziyetteyiz.

Gündüz Kılıç, oynadığı dönemde Galatasaray'ın Baba'sıydı. Diğer takım futbolcularının ve futbol aleminin de babasıydı. Tevazunun, dürüstlüğün, centilmenliğin, sportmenliğin, fedakârlığın... Eğer iyi insanlar çoğunlukta kalsaydı, Baba Gündüz bugün hâlâ Türkiye'deki futbolun Baba'sı olmalıydı. Ama şimdi Baba Gündüz'ün değerlerinden çok uzakta Türkiye ve futbolu. Nitekim Galatasaray da öyle. Nasıl ki Maldini, Milan'a yeni transfer olan Desailly'e "Bu nasıl kıyafet? Sen artık Milanlısın. Al şu kartı, git buradan giyin." diyor ise, Baba Gündüz de yeme içme adabından görgü kurallarına, giyim kuşamdan genel kültüre; Galatasaraylı futbolculara sınıf atlatan bir adamdı. Galatasaray, Baba Gündüz gibiler sayesinde Galatasaray. Ve o kadar çok anı var ki, "İşte Baba Gündüz, bu yüzden 'Baba' Gündüz'dü." dedirtebilecek... Hiçbirinden söz etmiyorum, ki bu kitap alınıp okunsun. Fazladan bir kişi okusa mutlu olurum.

2. Aslan - Nihat Bekdik

İşte dünya futbol tarihinin belki de en anlamlı lakabı. 100 yaşını aşmış ve kökleri 628 yıl öncesine uzanan bir spor kulübünün simgesi olan aslanın, sahada vücut bulmuş hâli. Bir adam, öylesine ölesiye mücadele edermiş ki sahada, "yüreğini koymak" kelimesinin tam karşılığı olmuş. Seyirciler ona tempo tutmuş her maçta, "Aslan Nihat" diye. Ve Nihat Bekdik, Galatasaray tarihindeki apayrı yerini almış böylece. Lakabı olan "Aslan" da Galatasaray'la özdeşleşip ölümsüzleşmiş.

Galatasaray'da başladığı futbolu, 20 yıl sonra aynı takımda bitirmiş Aslan Nihat. 12 sene kaptanlığını yapmış takımının. Eğer yaşamamış, Galatasaray'da oynamamış olsaydı; inanıyorum ki Galatasaray, 70 sene gecikmeli de olsa aslan lakabını alırdı. Yine bir savunma oyuncusu olan Bülent Korkmaz sayesinde... Ya da bilmiyorum. Belki de Aslan Nihatlar olmasa Bülent Korkmazlar da olmayacaktı Galatasaray tarihinde...

1. Küçük - Hakan Ünsal

Yukarıda adlarını andığımız Galatasaray kutsallarına saygısızlık olarak adledilmesin ama yazıya güncel bir esinti katıp 1 numarayı başka bir hak edene teslim etmek istedim.

Fazla söze ne hacet...

18 ekleme:

futbol muhalifi dedi ki...

metin oktay'ın lakabından daha iyisi yok bence. bir de camianın dışından takılan bir lakap da ben eklesem:D
torinolu şaban:D

xaar dedi ki...

Guzel bir çalışma olmuş emeğine sağlık...
Yalniz 1.nci siradaki şahıs için sende farkına varmışşın ama olmasaymıs listende daha iyi olurmuş demeden edemeyecegim...
Bu arada Rambo Yusuf'la ilgili şu o unutulmaz geceyide ekleyseydin iyi olurdu...Rambo'nun hiç unutmayacagım macı;
Ilk oynanan gece maclarında inönü de Fenerbahce ile oynuyor ve maci Tanju nun golleriyle 2-1 aliyoruz...Saha yagmurlu-saha balcık camurlu;bizim Rambo,fenerli Arap İsmail'e ögle bir tokat cıkartıyor ki Arap aynen yerde çamurla bütünleştiyor,işte bizim yusuf bu yuzden Rambo Yusuf:)

scapula dedi ki...

Evet. Hakkını teslim etmek isterim, çok başarılı bir lakaptı o, bugün hâlâ hatırladığımıza göre.

Aynı sene Hakan Şükür'ün bununla ilgili bir açıklaması var buraya geçireyim;

"Bana Torinolu Şaban demelerine pek kızmıyorum. Demek ki ben başarılı bir futbolcuyum ki, beni yıpratmaya çalışıyorlar. Böyle bir tezahürata neden kızayım ki; öyle olmadığımı biliyorum. Beni üzen, Fenerbahçe Stadı'ndaki "Türkiye seninle rezil oluyor." şeklindeki tezahürat oldu. Ben bu ülkenin 40 yıl sonra finallere kalması için canla başla savaşan insanlardan biri olduğum için üzüldüm."

Röportajda ilgi çekici bir çok konu var aslında, ama en güzeli herhalde başlık: "Galatasaraylı Büyük Hakan: Seks Normal". Bir gün post olarak girerim.

***

Xaar, benim yaşım tutmuyor, izlemedim o yüzden o maçı. Ama herhalde kimse çekmemiş Rambo'dan (Şeytan) Rıdvan'ın çektiği kadar... Tokatın dışında bir de omzundan sakatlamış zira.

benjcev dedi ki...

haha :) 1. kim diye aşağıya doğru inerken, aha hagi gitti, metin oktay da gitti diyordum. 1. bence çok güzel olmush.

ellerine sağlık.

ich dedi ki...

Yusuf'un Rıdvan'ı sakatladıgı mac 91 senesi. 4-1 kazandı Galatasaray. :)

Genç dedi ki...

Lakap konusunda Kemik, Ergün'e çok yakışırdı. Bir de "Büyük Kaptan"ı lakaptan saymadın heralde :)

apaç dedi ki...

http://arsiv.fotomac.com.tr/2005/03/04/im/321AE31D5026414A88CDFB07b.jpg

şu kareye ilham olduğu için hiçbir dem sevemedim ferrari lakabını.

benim favorim kesinlikle reis.

bir başka lakap, bir futbolcu üzerinde bu kadar şık duramaz.

Chao Grey dedi ki...

Ribery'nin transferinin hülle olduğunu bir arkadaşım söylemişti, mantıklı aslında. Senin teorin nedir?

finrod dedi ki...

Post çok güzel de o 1 numara ne alaka orada ya :) Keşke bu postta adı hiç geçmeseydi ama gerçekten de çok az futbolcuya bir lakap böyle oturur.Bir de "kral" Hakan Şükür olmalıydı sanki de tabii subjektif bir liste,saygılıyız.

"Commandante" için "Çünkü bir futbolcu, bir takıma bu kadar uymaz" yazmışsın.Tespit bu işte,çünkü anca bu adam Galatasaray 10 numarası olur;yeteneği ile değil pes etmemesi,hırsı,kaybetmekten nefret etmesi ve bunu yaşamamak için kanının son damlasına kadar çarpışması ile.Skibbe postundaki yorumunda Lincoln'un Denizli maçındaki deparından bahestmiştin ki işte bu yüzden Lincoln'u çok seviyorum ve uzun süre kalmasını umuyorum.Tabi Hagi'nin aksine her maç değil 3-4 maçta bir böyle bu arkadaş ama bu da başlangıçtır:)

Bir de 1980 sonrası nesil olarak çok şanslıyız bence.Kişisel Galatasaray kareasımın (Posta uygun olarak Kumandan-Kral-Taçsız Kral-Büyük Kaptan) 3'ünün neredeyse tüm futbol yaşantılarına tanık oldum.Nazmi Abi'nin postlarında bizden büyüklerin çektiği çileleri okuyunca bu günlerin kıymetini daha iyi anlıyor insan.

ps: Az önce Lincoln-Hagi derken bir anda aklıma güzel insan Ilic düştü.Az çektirmedi Beşiktaş'a.Ne güzel topçumuzdun,ne güzel adamdın sen Sasa Iliç :)

scapula dedi ki...

"Kral", çok futbolcu için kullanılan bir lakap olduğundan, üzerinden geçmek istemedim. Avrupalıların Hakan Şükür'den bahsederken kullandığı "Boğazın Boğası" tabirinden bahsedecektim, ki benim de müthiş hoşuma giden bir lakaptır. Ama ilk 10'a sokamadım. Tıpkı Berlin Panteri Turgay Şeren, Kemik Ergün, Deli Hasan, Papen Mustafa gibi... Aslında Ferraribery'nin yerine listede olabilirdi ama öyle geldi o an içimden...

Diğer söylediklerine katılıyorum ama o zamanların da başka güzelliği var elbette. Her şeye karşın ben o dönemi yaşamayı çok isterdim. Gerek futbolcunun, gerekse taraftarın renklere daha bir aşkla sarıldığı o dönemi... Şimdi sık sık kendimi sorgulamak zorunda kalıyorum zira, "ulan kandırılıyor muyuz" diye... Çok uzun ve çetrefilli bir konu bu tabii, ki hakkında konuşmak da benden çok o dönemleri yaşayanlara düşer.

***

Chao Grey,

Kısa ve öz. Benim teorim, Canaydın böyle bir oyuncu alamaz. :) Şaka bir yana, Metz'in oyuncuyu yurt içinde bir takıma satmak istememesi ve Galatasaray'ın Marseille ile anlaşıp kısa vadeli çözüm olarak yarım sezonluğuna Ribery'i renklerine bağlaması gibi bir durum söz konusu olabilir. Ya da bu işin içinde Metz kulübü de olabilir; hani oyuncuyu verecektir ama taraftarın tepkisinden çekindiği için önce yurtışına göndermiştir, gibi...

Ama hakikaten en önemli dayanağım, ilk sözünü ettiğim. Canaydın'ın başında olduğu bir Galatasaray Yönetimi, Ribery kalitesinde bir oyuncu alamaz. Alırsa, vardır o işin altında bir şeyler! Ha tabii şunu da söyleyeyim. Bu işin içindekilere sorduğum vakit, "Sanmıyorum." cevabını alıyorum ama yine de emin olamıyorum işte...

Uğur Uğurlu dedi ki...

Atahan ne güzel Cimbomlusun sen yahu.

Jordi Metal dedi ki...

Frreribery değil, FiraRibery ;)

UĞUR DEMİRCİ dedi ki...

Muazzam...

Ellerinize, yüreğinize sağlık...

Temur dedi ki...

Süleymaniye Dar-ü Ziyafe lokantısının girişinde mekana gelen ünlüler kısmında listenin oratalarında "Galatasaraylı Küçük Hakan" yazdığını görünce yaşadığım dumuru daha başka hiçbir yerde yaşamadım.


Bu arada Beşiktaş İliç'ten çok Fleurquin'den çekmişti. Bu arada Ergün Penbe-Kemik de listeye girebilirmiş. Keza bence itici de olsa Kapuska'da girebilir.

scapula dedi ki...

Temur,

Kapuska pek lakap sayılmaz sanki. Daha çok Tafo, Simo, Giga, Preki, Mondi hesabı onunki; isim benzetmesi.

Kemik Ergün'den çok Papen Mustafa üzerinde duruyorum ben aslına bakarsan, hem lafı geçse de Mustafa Kocabey'den bahsetsem diye düşünüyordum yaklaşık bir aydır, sonra üşeniyordum. Yine de sokamadım ilk 10'a. Listeye adam gibi bir birinci koysaydım eğer, Vedat'ı 9'a kaydırıp Papen'i 10 numara yapardım, Ergün yine dışarıda kalırdı.

***

Uğur Demirci,

Teşekkür ederim.

***

Uğur'um Uğurlu'm,

Sana mesaj atacağım. :)

ultrANIL07 dedi ki...

Abi öldürdün beni akşam akşam :) Bir numara beni benden alandır :)

finrod dedi ki...

@temur

o sırada aklıma ilic geldiği için onu yazdım ama aslında efektiflik açısından fleurquin daha çok çektirmiş beşiktaşa:)zaten ligde 2 diğer resmi maçlarda da 1 golü kalmış aklımda:2-2 bjk 1-0 bjk bir de 2-2 barca.

Bir de o dönem takımın başına gelen fatih terim'in niye bütün bu yabancı kadroyu darmaduman ettiğini somut verilerle açıklayabilen olursa sevinirim.her biri için bazı gerekçeler öne sürülebilir;bazısı kiralıktı bazısı müzmin sakattı falan ama o yabancı kadrosu(perez-mondi-victoria-batista-fleurquin-niculescu geldi aklıma şimdi) "yabancı" değil bayağı "içimizden biri" modundaydı.Geçen seneki yenilenmeyi 3-4 sene erteleyen 2 isimden biridir bence o dönemki kararlarıyla fatih terim(diğeri için efsane başkan(!)a bakabilirsiniz).

arnawut dedi ki...

mükemmel bir yazı olmuş ya helal olsun, kıskandım =))))