Galatasaray ve Milli Takım'ın gözü pek savunmacısı
Röportaj: Mert Aydın
Spor & Spor / Temmuz '95

Mustafa Denizli yönetiminde 1988-89 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynayan kadroda genç bir savunma oyuncusu vardı. Ligdeki maçlarda pek oynatılmayan nam-ı diğer Küçük Bülent, Avrupa'da rakibin golcülerini marke ediyordu. Özellikle Monaco karşısında hızlı ve çevik Fofana'yı perişan edişi hâlâ akıllarda. Aynı Bülent, şu anda çok sevdiği Galatasaray'da takım kaptanı. Ayrıca Milli Takım'ın da vazgeçilmez oyuncusu. Sezon sonundaki zor dönemde kaptanlığın Tugay'dan alınıp ona verilmesiyle gündemde önemli bir yer tuttu. Kimileri onun hırçın davranışları nedeniyle kaptanlık yapamayacağını iddia etti. Zaman zaman rakiplerini çileden çıkaran hırçın davranışlarıyla tepki toplayan ve basından büyük eleştiriler alan Bülent, takımının geçen sezon sonlarında geçirdiği zor dönemleri, kaptanlığa getirilişini, Souness'ı ve Milli Takım'ı değerlendirdi.

- 1994-95 sezonu Galatasaray için nasıl geçti? Değerlendirebilir misiniz?

"Ligin ilk yarısında başarılıydık. Ancak ikinci devre büyük şanssızlıklar yaşadık. Üst üste kaybettiğimiz üç-dört maç sırasında futbolda neler olabileceğini öğrendik. Karşımıza fark yememek için çıkan takımlar, bizi yenince şampiyon olmuş gibi seviniyorlardı. Bu tip karşılaşmalarda konsantrasyon önemli."

- O dönemde ne gibi zorluklar çektiniz?

"Ben kendimden örnek vereyim. Bir kere insanın güveni kalmıyor. Eleştiriler üst üste gelince yıpranıyorsunuz. O arada kaptanlık olayı da gelince daha ağır bir sorumluluk altına girdim. Ben kaptanlığın Tugay'dan alınmasını istemedim. Sanki tamamen o suçluymuş gibi onu görevden almalarından hoşlanmadım. Seyircilerin tutumu da bizi gerçekten çok üzdü.

Barcelona'yı Şampiyonlar Ligi'nde yenince vezir oluyorsunuz, sonra yenilince camlarınız taşlanıyor. Beşiktaş'ı yeniyorsunuz, yine kahraman oluyorsunuz; Gaziantep'e yenilince yine saldırıyorlar. Geçen sezon burada Monaco'ya yenildiğimizde tüm seyirciler bize destek vermişti. Aynı desteği bu yıl da görsek bu duruma düşmezdik."

- Galatasaray uzun yıllardır Avrupa Kupaları'nda başarılı sonuçlar alıyor. Geçtiğimiz sezonki Şampiyonlar Ligi maceranızı ve bu sezonki UEFA Kupası şansınızı yorumlar mısınız?

"Avrupa'da şanssızdık. Biraz şansımız olsa o gruptan lider olarak çıkardık. İlk Barcelona maçında inanın 5-1 kazanabilirdik. Manchester'la burada oynadığımız maçta onların pozisyonu yok, beraberlikle yetinmek zorunda kaldık. İlk Göteborg maçı tipik bir beraberlik maçıydı. Ne oldu? Yenildik. İstanbul'da adamları kalelerine hapsettik. Tek bir korner attılar son dakikada, o da gol oldu. Futbol, anlık bir olay. Saliselik hatalar sonucu belirliyor.

Bu sezon için de şunu söyleyebilirim. Galatasaray, eleme maçlarını çok iyi beceriyor. İlk iki turda büyük ihtimalle fazla güçlü olmayan rakiplerle oynayacağız. Daha sonra da dişe diş oynayabileceğimiz rakiplerle oynayalım yeter. Eğer yönetim ve futbolcular olarak geçmişten ders almayı bilirsek başarılı oluruz. Tabii benim özel dileğim ilk maçların hep deplasmanda olması."

- Milli Takım son zamanlarda oldukça iyi sonuçlar almaya başladı.

"Milli Takım, Piontek döneminde de iyi oynuyordu. O dönemde Fatih Hoca, Ümit Milli Takım'ın başındaydı. Akdeniz Oyunları'nda bir ikincilik, bir de şampiyonluk kazandırdı. Yani başarı geliyorum diyordu. Fatih Hoca'nın hepimizde büyük emeği var.

Şu an en az üç puan önde olmalıydık. Milli Takım aday kadrosuna bakın. Tümü de Avrupa çapında futbolcu. Hem de iyi takımlarda oynayabilirler. Biz İsviçre ile oynadık; hiçbir oyuncumuzun onlardan aşağı olmadığını, hatta daha iyi olduğunu gördüm."

- Hakan, Torino takımına transfer oldu. Bu konuda neler diyeceksiniz?

"Hakan olayının iç yüzünü tam olarak bilemiyorum. Ama yaptıklarına saygı duyuyorum. Ben Hakan'a güveniyorum. Kötü bir sezon geçireceğine inanmıyorum. Çok duygusal bir çocuk. Bu yüzden de Torino'ya zaman zaman günübirlik gitmek istiyorum. En azından ilk birkaç ay onun İtalya'ya alışmasına yardımcı olmak görevimiz."

- Saha içindeki hırçın davranışlarınızla tepki çekiyorsunuz. Özellikle basında bu konuda birçok yorum çıktı.

"Türkiye'de basın bence taraflı davranıyor. Ben savunma oyuncusuyum. Defans oyuncuları kolay kolay sevilmez. Çünkü rakibin golcüsünü marke etmek zorundasınız. Beni kimse saha içinde sevmez. Ama bir sürü yüklü transfer teklifi aldım. Hiçbirini kabul etmedim. Tabii doğru mu yaptım bilemiyorum. Hırçınlığımı son zamanlarda üzerimden atmaya başladım. Bundan sonra pek öyle olmayacak."

- Kardeşiniz Mert ile birlikte oynuyorsunuz. Maç içinde ona karşı tutumunuz diğer oyunculardan farklı oluyor mu?

"Takımda herkes benim kardeşim. Sahada ve dışarıda iki ayrı Bülent var. Saha içinde Mert benim bir takım arkadaşım; diğer oyunculardan hiçbir farkı yok."

- Saftig'in gidişi ve Müfit Erkasap'ın gelişiyle değişik bir dönem yaşadınız. Şimdi de Souness geldi.

"Müfit Hoca kesinlikle büyük bir insan. 25 yıldır kulübün içinde ve çok saygıdeğer. Başkası olsa bu ateşten gömleği giymezdi. Büyük bir fedakârlık gösterdi. Kalsa inanın ben sevinirdim. Gitmesine üzüldüm. Ona en azından bir kupa hediye etmek istiyorduk. Fenerbahçe'yi penaltılarla yenip Başbakanlık Kupası'nı kazandırdık.

Biz, bu sezon şampiyon olacağımıza inanıyoruz. Geçtiğimiz yılki yanlışlıkları yapmadığımız ve yönetim, taraftar, futbolcu üçgeninde kenetlendiğimiz sürece şampiyon olamamamız mümkün değil"

- Galatasaray, uzun yıllardır Alman ekolüyle oynuyordu. İngiliz ekolünden gelen Graeme Souness'ın takımın başına geçişi sorun yaratabilir mi?

"Bu bence çok saçma. Tüm dünyada aynı futbol oynanıyor. Önemli olan oyuncunun teknik adama, teknik adamın da oyuncuya alışabilmesi. Saftig, yedeklerle ilgilenmiyordu. Hollmann ise oynamayan oyuncuları motive etmeyi başarıyordu. Bu yüzden onunla başarılı olduk."

3 ekleme:

apaç dedi ki...

oynadığım takımdan bir oyuncu avrupa'ya transfer olsa kıskanır, inşaallah adaptasyon problemi yaşar da geri döner derdim.

bülent'in hakan hakkındaki ''Çok duygusal bir çocuk. Bu yüzden de Torino'ya zaman zaman günübirlik gitmek istiyorum. En azından ilk birkaç ay onun İtalya'ya alışmasına yardımcı olmak görevimiz." söylemlerini okuyunca anladım ki benden takım oyuncusu olmaz, olursa da kolej havasını bozangillerden olur.

bu nasıl bir takımdaşlık bilinci, bu nasıl bir manalılıktır yahu!

resmen utandım kendimden.

apaç dedi ki...

bir de ''İlk Göteborg maçı tipik bir beraberlik maçıydı. Ne oldu? Yenildik.'' süper olmuş.

sahi nedir tipik beraberlik maçı? deplasman takımının ev sahibine oranla nispeten güçlü oluşu, bu gücün saha ve seyirci avantajıyla dengelenmesi midir? ya da gençlerbirliği ile ankaraspor arasında oynanan her lig maçı mıdır?

hakikaten çok merak ediyorum şu tipik beraberlik maçını. ne oluyor da tipik beraberlik maçı oluyor bu, neden biz bahis yaparken beraberlik ihtimalini göz ardı edemiyoruz?

açıklılığa kavuşturulması gereken şeyler bunlar.

MOURINHO dedi ki...

O ılk goteborg macı nasıl beraberlık maçıydı tipik ya:)

Ullevide Ravellinin attığı degajlar bile tehlike oluyordu kalemizde..