Championship Manager oynayarak büyüdük, çoğumuz. Oynayarak diyorum ama bir oyundan fazlası olduğunu iddia ediyordu yaratıcıları. Bu yüzdendir ki alt alta koyup toplandığında akıl almaz boyutlara ulaşıyordu takımımızın başında geçirdiğimiz süreler. Eleştiri bağımlılığı ve çokbilmişlik gibi olumsuz sonuçlar doğurdu bu alışkanlık, kimilerimiz için. Ancak CM'nin verdiği hazzın yerini de hiçbir şey dolduramazdı ve bunun, oyunun bize kazandırdıklarının yanında lafı bile geçmezdi. Bir gün "Bu çıkan son Championship Manager." dedi birileri, yas tuttuk; sonradan anladık ki bu son olma durumu isim değişikliğinden ibaret. Football Manager vardı artık; CM, FM olmuştu. Onu da oynadık, yine çok güzeldi. Birçokları gibi ben de en büyük keyfi CM3 serisinden alsam da, FM de en az onlar kadar oynamaya değerdi.

Herneyse, CM muhabbetini uzatmak niyetinde değilim. Ben, son 3-4 yıldır rafa kaldırdım menajerlik kariyerimi. Pek nadiren, CM 01-02 açıp oynuyorum, o kadar. Ama bırakamadığım bir huyum var, yine birçokları gibi. Gerçek hayatta karşılaştığım futbolcuları, CM geçmişiyle de değerlendiririm ister istemez. İkisini birbirine karıştırmadan tabii. Az buz bir şey değil, zamanında günün ve gecenin büyük bir kısmını takım yöneterek geçiriyorsun ve dünyadaki futbolcuların birçoğu hakkında üstünkörü bir fikir sahibi oluyorsun. Sonra da onları gerçekten de senin öğrencilerinmiş yahut rakiplerinmiş gibi değerlendirmeye başlıyorsun içten içe. Ve takip etmeye başlıyorsun. Genelde "CM diyorsa doğrudur." oluyor. Yerli oyuncular bazında konuşacaksak, 16 yaşında Alman amatör küme takımındayken keşfettiğin Altıntop kardeşler bugün dünyaca ünlü futbolcular oluyor mesela en basitinden. Cm 00-01'de oyuna başlar başlamaz Fenerbahçe'ye transfer olan, o dönem Samsunspor taraftarlarının bile tanımadığı Musa Aydın, 7 sene geç de olsa parlıyor veya. Ama bir de CM'nin yanıldığı futbolcular var. Yine Samsunspor'dan, bugün Alanyaspor için ter döken Furkan Baştan ya da dünya yıldızı olmasını beklerken Yeni Kırşehirsporlara kadar düşen Yasin Karaca gibi.

Bir de... Doğan Seyfi Atlı var. Cm 01-02'de, büyük paralara Beşiktaş alır ve yıldız yapardı onu. Milli Takım'ın en etkili gol silahlarından biri olurdu. 21 yaşındaydı. Gerçek hayatta ise daha tam olgulaşamadan, son 20-25 dakikalarda oynayıp yeni yeni goller atmaya başladığında sadece futbol hayatının değil, hayatının da son günlerini yaşıyordu. Oysa ki biz, onun olgunlaştığı zaman yapacaklarını da biliyorduk önceden. Bizim zihnimizdeki Doğan Seyfi, İstanbul takımlarından birinde gol krallığına oynayan bir yıldız futbolcuydu. Belki de bu sebeptendir, hep CM ile özdeşleştirdik adını. Onu bir oyun kahramanı gibi görmek, gerçekte yaşananları da oyundan ibaret kılsaydı keşke ama olmuyor işte ne yazık ki. 18 Aralık 2001'de, antrenmana yetişmek için hız yapıp önce direksiyon hakimiyetini, sonra da hayatını kaybediyordu Doğan Seyfi. CM'de bu yoktu. İşte tam da bu yüzden, CM sadece bir oyundu, fazlası değil. Bugün, Türkiye Futbol Federasyonu'nun sitesinde, Doğan Seyfi'nin sözleşmesinin karşılıklı feshedildiği yazıyor. Keşke gerçekten öyle olsaydı.

Doğan Seyfi'den söz açılmışken, bir defaya mahsus olarak futbolun dışına da kayalım.

Geçtiğimiz günlerde, dünya müzik tarihinin belki de en acı gününün 50. yılı geride kaldı. 3 Şubat 1959'da, Don McLean'in American Pie'ında geçen "the day the music died"da yani, bir uçak kazası sonucunda üç büyük rock and roll yıldızını kaybetti dünya. Muazzam bir müzik dehasına sahip olan Buddy Holly, içinde bulunduğu uçak Iowa'da yere çakıldığında 22 yaşındaydı. Anonim bir Meksika halk şarkısı olan "La Bamba"yı rock and roll'a çevirip günümüze ulaştıran Ritchie Valens, henüz 17. The Big Bopper olarak ünlenen Jiles Perry Richardson Jr.'un ise 28'di yaşı. 1 Şubat'ta Riverside Ballroom'da verdikleri konser dönüşü onları taşıyan küçük uçak düşmese, daha çok büyük işler yapacaklardı. Buddy Holly yön verecekti geleceğin müziğine. Daha 18'ini doldurmadan, muazzam 45'likler doldurup Amerika'yı kasıp kavuran Ritchie Valens, kuvvetle muhtemel ki bugün Elvis'in yerinde olacaktı. Olamadılar. Bugün, kısacık hayatlarına sığdırdıkları kocaman işlerle hâlen anılıyorlar.

2 ekleme:

morientes dedi ki...

Doğan Seyfi Atlı'yı çok az kişi tanır. Kendisini Edirnespor'da oynadığı dönemde izleme fırsatı bulmuştum. Benim gibi tüm Edirne halkının sevgilisi olmuştu kısa sürede. Herkes çok severdi. Yeteneği ile takımın ortalamasının çok üstündeydi ki denizlispora transferi gerçekleşti. Denizlideki erformansı ile beşiktaşa gideceği söylentileri çıkmıştı, ta ki... Nur içinde yat doğan seyfi.. Bil ki bütün edirne halkı seni hiç unutmadı, unutmayacak..

Atila dedi ki...

Denizli'li bir sporsever olmam nedeniyle aşağı yukarı tüm maçlarını izledim diyebilirim. Keşke bugün yaşasaydı, aradan 9 yıl gibi bir zaman geçtkten sonra bile hatırlanıyor olması, onu bu genç yaşında Türk futbolunun unutulmazları arasına kattığının bir belirtisidir. Rahat uyu, Doğan Seyfi, Denizli halkı ve Denizlispor seni hiç unutmadı.