12 Şubat 2009

Tarafsız Taraftar!

Temsil ettiği gruba zarar veren birtakım kitleler vardır. Üç ana başlığa indirgeyip örneklendirirsek;

Bir. Dahil olmadıkları bir gruba dahilmiş gibi yapıp zarar verenler.

Gördüğüm anda yüzümü buruşturmama yol açan bir kalıp vardır; "eski solcu". Der ya hani insanlar, "Biz eski solculardanız, hey gidi..." Neden eski, anlamam. Büyük olarak adlandırılan bir gazetenin genel yayın yönetmeni, çok sık başvurur bu ucuz oyuna. Bir sol düşünce mi eleştirilecek mesela, kolayı var: "Gençtim, kanım kaynıyordu. Paris 68'teki günlerimiz ne güzeldi. Hey gidi kadim dostum Kızıl Danny... Ama şimdi anladım ki hayat o gençlik ateşinden ibaret değil.", gibi. Amaç, okuyucuyu "Hmm, bak bu adam işin içindeymiş, biliyormuş. Bu böyle diyorsa biz en iyisi düşüncelerimizi bir gözden geçirelim." diye düşündürmektir. Kurguyu ben yarattım şimdi de, mantık bütünüyle aynı. Benzer bir örnekten yola çıkarsak veya, solculuk kisvesi altında Kürt milliyetçiliği yapanları da katabiliriz bu gruba. İzlenen yol farklı, sonuç ise aynıdır. Her iki örnekte de grup, bireylerin kendi emelleri uğruna kullanılmaktadır.

İki. İçinde bulundukları gruba, içerideki anlaşmazlıklardan ve çıkar çatışmalarından dolayı zarar verenler.

Daha yakından bir örnekle değerlendirelim bu konuyu. Özellikle Galatasaray, tabiri caizse özeleştirmenleriyle ünlüdür bilindiği gibi. Sürekli bir özeleştiri hâlinde olan kişiler vardır Galatasaray camiasında. Bilmemkimler derneği üyesi, bilmemne derneği başkanı; konuşur dururlar: "Biz şöyle hata yaptık. Şurada yanıldık. Şunun için haksızız. Şudur budur..." Bitmez. Bu adamlar sürekli özeleştirir. Oysa ki yaptıklarının adı aslında özeleştiri değildir. Çıkarları için konuşur dururlar sadece. Kulüp küçük olsun ama onların olsun isterler. Bu yüzden büyük adımlar atıldığında hemen çıkıp ön plana, hız kesme çabalarına girişirler. "Sizin gibi dostlar varken, düşmana ne hacet." diye bir laf vardır ya, onlar için söylenmiştir sanki.

Üç. Bir şekilde dahil oldukları grubu, kötü temsil edenler.

Çok genel bir şekilde açıklama getirirsek, her türlü grupta başkan ve yönetici seçilmesinin bir nedeni de budur. Bir grubun temsili önemlidir, bu görev ancak bunun üstesinden gelebilecek kişiler tarafından yerine getirilmelidir. Yine Galatasaray örneği üzerinden gidersek, sözgelimi bir Fatih Gökşen ya da Ahmet Dedehayır, Galatasaray'ı temsil edecek insanlar değildir. Veya daha önemlisi ve yaralayıcısı, X Reisler Y Reisler ve en genelinde ultrAslan adlı grup, Galatasaray taraftarını temsil edebilecek insanlar / oluşumlar değillerdir. Ki bu çok derin bir konu, girmeyelim, en azından şimdilik.

Bir de bizim üzerinde duracağımız kitle var. Onları sınıflandırmak yahut haklarında net bir tanımlama yapmak zor. Çıkar yine ön planda ama ne birinciler kadar grubun dışında, ne ikinciler kadar içindeler; ne de üçüncüler kadar gruplarına yakışmama durumuna sahipler.

Son dönemde, özellikle futbol bloglarının da yaygınlaşmasıyla birlikte bir furya başladı. Samimiyetsizlik mi desem, çıkarcılık mı desem... Objektif yorum yapıyor görünmek adına her türlü durumda sempati duyduğu takımı haksız çıkaran ve asıl bu şekilde subjektivizmin doruklarına ulaşan bir kitlenin oluştuğunu ve hatta günden güne kalabalıklaştığını görmek mümkün. Blog denen mecranın ayırt edici özelliği bağımsızlık ve samimiyet iken, üç beş kişi fazla okuyacak, "Vay be görüyor musun, bu adam bizim gibi değil, farklı." diyecek diye bu yolu seçmek çelişkili bir durum teşkil ediyor sanki. "Kolpa basın" diye adlandırıp her fırsatta dalga geçtiklerinden çok da farkları kalmıyor aslında bu tiraj kaygılarıyla böylelerinin. Kendilerini yansıtmıyorlar çünkü, başka hesaplarla hareket ediyorlar. Kullanıyorlar futbolu. Ve bunu yaptıktan sonra, para için olmuş, ilgi için olmuş; çok da fark etmiyor.

Tamam fanatizm, yani bağnazlık, kötü bir şey. Tamam ülkemizde de yaygın bir hastalık bu. Ama klişe bir: Aradaki ince çizgi! Klişe iki: İki yanlış bir doğru etmez ki! Antu Fenerbahçelisi, tarafsız ayaklarındaki Galatasaraylıdan daha makbuldür benim için. Futbol konuşacaksam ikincisiyle konuşmayı tercih ederim belki ama hayatta ilkine daha çok güvenirim. En azından o futbolu kullanmıyor, daha samimi. Selçuk Yula olmayalım derken, Hakan Ünsal olmamak gerek. Ayhan Akbin olmamak gerek. Gökmen Özdenak olmamak gerek. Diğer yanda Kanat Atkaya da objektif. Mehmet Demirkol da, Güntekin Onay da. Ama hiçbiri taraflarını bir kompleks hâline getirip bir şeyler ispat etmeye çalışmıyorlar. Futbolun ruhuna uygun bir şekilde, futbol konuşuyorlar.

Futbolun ruhu demişken... Bu sayfada, ligdeki Sivas maçına dair yazının yorum kısmında bir konu açılmıştı. Ben de takım tutmanın mantıklı adam işi olmadığından söz etmiştim. Hele ki Türkiye'de. Futbol piyasasında mantık sınırlarının çok üzerinde rakamların döndüğünü, futbolun endüstriyelleşerek kirlendiğini söylüyoruz hep, değil mi? Buna bir de Türkiye'de her alanda egemen olan çarpıklık ve kirliliği ekle. Her takımın, ama istisnasız hepsinin içinde dönen kirli oyunları gözünün önüne getir. Ondan sonra takım tut ama aynı zamanda mantık ara bu işte... Olmaz. Mantık arayacaksan, ilk önce, yine klişeyle, 22 kişinin bir topun peşinden koşmasında ve senin bunların 11'i uğruna hayatını programlamanda ara. Bulamazsın. Eğer "İyi oynayan kazansın." değil de "Benim takımım kazansın." diyorsan eğer, tarafsın demektir. Taraf olmak da, tarafsız olmamak demektir. Kişi, tarafından bağımsız değerlendirmeler yapabilir elbet, ki buna da objektif / nesnel olmak denir, güzel bir şeydir. Taraf olarak konuşup, farkında olmadan taraf değiştirmek ise bambaşka bir şey. Herhalde "endüstriyel taraftarlık", bu da.

"Ne olursa olsun da benim takımım kazansın." diyenler de var mesela. Bu ruh hâli, "futbolun ruhu" dediğimiz şeye aykırı işte. Kendi adıma söyleyebilirim ki, onların belli konulardaki görüşlerine itibar etmem. Bir şeyler yanlış gittiğinde, çoğunlukla tipik bir milliyetçi hezeyanıyla "Bizim takım üzerine oynanan oyunlar"da arar bu adamlar sorunu. Haklılardır aslında, onların takımı üzerine oyunlar oynanır. Ama düşünmezler ki futbolun her kademesi alabildiğine kirlidir ve tüm takımlar üzerine oynanır aynı oyunlar. Bazense bu oyunlar bazı takımların canını fazla yakıp, sadece bu fanatik kitlenin değil de herkesin tepki vereceği seviyeye gelir. İşte o zaman, bizim tarafsız taraftarlar çıkar sahneye. Derler ki, "Oyun moyun yok, bunlar tipik taraftar saçmalıkları." Hah dersin, çattık. Artık ne konuşsan boştur. Öyle bir yerdesindir ki, çekinirsin "Ama..." demeye. Türkiye'de futbol çok temizdir de, senin takımın yenildiği için yönetimin hedef şaşırtmayı hedeflemektedir. Yok kazara takımına haksızlık edildiğini düşündüysen seni de o fanatiklerle bir tutarlar. Sen de tarafsızmış gibi yapmak zorunda kalırsın alkış almak istiyorsan. Prim yapan odur çünkü.

Taraftarlık, taraf olma işidir oysa. Tarafsız taraftar olmaz, olamaz.

5 ekleme:

aşkın dedi ki...

Hmm, ortaya bir tek salata söylenir, demek ki bu laf banaydı.
Ben kendimi tercih yapmak zorunda hissetmiyorum, dibine kadar kutuplaşmaya batmış bir ortamda taraftarlık nedeniyle bir takım gereksiz tepkiler veremem.
Ne demeliyim?
G.Saray üzerine oyunlar oynanıyor
Ömer Çatkıç provokatör
Sivas artniyetli o yüzden branda sermedi
Ümit hakeme su sıçrattığı için atıldı
Lincoln Linc edilmek isteniyor
Ersun Yanal Fenere maç verir

Bunu yapmamak Antuculara tercih edilme sebebidir ve haklı bir düşüncedir, nitekim yukarıdaki maddeleri teyit ettiğinizde zaten Antucular ile aranızda bir fark kalmıyor.

scapula dedi ki...

Aşkın Bey,

Size değildi. Kesinlikle değildi hem de. Zira bu konuyu aramızda konuşup kapatmıştık sanki. Başka bir durumdan yola çıkıp yazdım bunları ama yine de tek bir kişi ya da olayı anlatmıyordu. Genel konuştum.

Yine de kişisel bir atıfta bulunduğunuz için yukarıdaki maddelere değinmek gerekirse;

- Galatasaray üzerine oyunlar oynanıyor. Beşiktaş üzerine oyunlar oynanıyor. Fenerbahçe üzerine oyunlar oynanıyor. Trabzonspor üzerine oyunlar oynanıyor... Oyunlar oynanıyor.

"Dış mihraklar Türkiye üzerine oyunlar oynuyor."la arasında epey bir fark var bu söylediğimin.

- Ömer Çatkıç provokatör, evet.

- Sivasspor, sahasının avantajını kullanmak istedi. Bir sürü durumda bir sürü takımın yaptığı gibi. Ama asıl suçlu onlara bu ortamı sağlayanlar. Bu tür zeminde futbol oynatanlar.

- Ümit, hakeme su sıçrattığı için atıldı. Kesin, net.

- Lincoln hedef gösteriliyor. Kesin, net.

- Ersun Yanal, Fener'e maç vermez. Galatasaraylıların büyük bölümünün aksine, severim kendisini. Çok da başarılı bulurum.

aşkın dedi ki...

O halde kusuruma bakmayın.
İhtilaflı olduğumuz maddeler üzerinde tekrar yazarak uzatmak istemiyorum, canınız sağolsun (tek ricam Ömer Çatkıç'a iltimas geçemez miyiz? Barthez'i hatırlatıyor o yüzden).
Yazıdaki siyasi bir benzetme (her iki gruba da dahil olmayan biri olarak söyleyeyim) mükemmel bir dezenformasyon örneğidir.Birileri bizi Filistin milliyetçiliğiyle suçladığı gün daha iyi anlarız.

scapula dedi ki...

Estağfurullah, siz kusura bakmayın.

Ben de Ömer konusunu uzatmayayım madem. İnanın, hiç o kadar sinirlenmemiştim tribünde. Ki tek seferlik bir durum da değil, Ömer'in geçmişte yaşadığı olayları düşününce. Ama oluyor, sinirler bazen geriliyor deyip çıkalım işin içinden. Barthez'le olan benzerliği, ilk Gaziantepspor döneminde benim de sempati beslememe yol açmıştı kendisine.

Saygılar;

KANDIRALI dedi ki...

ben kesinlikle tarafım. ancak bizim üzerimizde oyunları bizden başkası oynamıyor :/