Orta 2. sınıfta Fransızca dersinin sınavında sadece ismimi yazıp boş kağıt vermiştim. Hocamız Marie Rene sınav sonuçlarını okuduğunda kulaklarıma inanamadım. 50 almıştım. Gidip sordum hocama; ne oldu bir karışıklık var herhalde? Yok, dedi, ismini çok güzel yazmışsın, çok beğendim.

Mantıklı mı? Değil. İnanan var mı? Varsa kendi problemi. 100 üzerinden 1'di aldığım puan, o da disipline gitmemem için. Ama sınavımı değerlendiren TFF, FIFA ya da UEFA olsaydı; 200 üzerinden 101, 300 üzerinden 201, 1000 üzerinden 901 almış ve başarılı olmuş addedilebilirdim. Ne mi saçmalıyorum? Ben değilim saçmalayan. Açıklayayım.

Süper Lig'de akıl almaz hakem yönetimleriyle karşılaşıyoruz. Sonra bir bakıyoruz, o hakemler 10 üzerinden 7-8 puan almış, değil mi? Değil işte. Eskiden her hafta hakem puanları açıklanırdı. Sonra Merkez Hakem Kurulu'nda değişikliğe gidilmesi üzerine bu puanların bizlerle paylaşılmasına son verildi. Hâlâ açıklanmıyor bildiğim kadarıyla ama medya bir şekilde ele geçiriyor bu puanları. Bu bile başlı başına bir skandal ya, neyse biz alışığız.

Şurada bir haber var, ondan yola çıkalım mesela. Bu haber, Türkiye'deki spor gazeteciliğinin gidişatı hakkında da fikir veriyor bizlere. Spor gazeteciliği diyorum konumuz bu olduğu için, yoksa her alandaki acınası hâllerini her fırsatta sergilediklerini de görüyoruz. Haberin içeriğinden bahsetmek gerekirse, "Hürriyet Gazetesi, Turkcell Süper Lig'de 2007-2008 sezonunun ilk 12 haftasındaki hakem notlarını ele geçirdi." diye başlayıp, "Bu puanlar çok yüksek, bu notlarla Avrupa'da final yönetirler." ironisiyle bitiyor. Devamı? Yok. Çünkü haberi yapan muhabir, yani Atilla Türker, bunun nedenini merak edip de araştırmıyor. Veya biliyorsa da okuyucuya yansıtmıyor. Ben getireyim bari devamını.

Mevcut hakem değerlendirme sistematiğine göre; bir hakem, sahaya çıkmasıyla beraber 10 üzerinden 5 puanı cebine koyuyor. O andan itibaren ister sahada dans etsin, isterse tek bir düdük bile çalmadan maçı bitirsin; alabileceği minimum puan 5. Neden? "Yüksek gözüksün"den başka bir açıklama getirebilecek olan varsa fikirlerini dinlemek isterim. İşin gerçeği, hakemler aslında 5'lik sisteme göre değerlendiriliyor. 10 üzerinden 7 aldığı söylenen hakem, aslında 7 değil 4 almış oluyor. 5 üzerinden 2 yani, diğer bir deyişle.

Madem 5'lik sistemden söz açıldı, tekrardan okul yıllarına dönelim. İlkokul, ortaokul, lise fark etmez. Bu yıllarda başarılı öğrenciler takdir ve teşekkür belgeleriyle ödüllendirilir bildiğimiz gibi. Hele ki liseye kadar en azından bir teşekkür alamamak, almaktan daha zordur demek mümkün. Ki, lisede dahi yine öğrencilerin büyük bölümü kavuşur belgelerine. En azından belli bir seviyenin üzerindeki okullarda böyle olur bu.

Ve o yıllara perdeyi çekip tekrar yukarıdaki habere bakalım. En yüksek ortalamayı, nasıl olduysa Cüneyt Çakır almış; 8,2 ile. En düşük ortalama ise 7,7 ile Vedat Yüksel'de. Tabii bunlar geçtiğimiz sezonun ilk 12 haftasındaki ortalamalar sadece, ama takip edebildiğim kadarıyla üç aşağı beş yukarı puan aralıkları aynı seviyede geziyor, isimler değişse de. 7,7'nin gerçekte tekabül ettiği ortalama ne? 2,7. Peki ya 8,2'nin? 3,2. Diğer bir deyişle en iyisi dahi ne takdiri ne teşekkürü hak etmiyor bu hakemlerin.

Ama bugün Oğuz Sarvan ne diyor? "Hakemlerimiz başarılı!"

Kim o Oğuz Sarvan? Geçmişin en başarısız hakemi.

Hakemlere bu notları veren kim? Gözlemciler.

Kim o gözlemcilerin başkanı? Söylemekten asla bıkmayacağım; Sustalı Kemal.

Aslında Oğuz Sarvan'ın bugünkü çelişkili ve içinde yalan da barındıran açıklamaları hakkında da konuşmak gerek. Selçuk Dereli'yi 5 üzerinden 2,9'luk puanına rağmen başarılı bulmasını da. Verdiği vermediği kart ve penaltılarla maçı çığrından çıkaran Dereli'nin o 2,9 puanı dahi nasıl alabildiğini. Sonra bir de popülist Galatasaraylıların samimiyetten uzak tavırlarını. Özellikle objektif olayım da takdir toplayayım derken subjektif olup her konuda Galatasaray'ı haksız çıkaranlarını. Veya adına duayen denilen kişisel çıkarlarının uşağı olmuş bilmemne kurulu üyesi kulis ustalarını. Çok şey var konuşacak da, bugünlük bu kadar olsun. Yarından itibaren de kalanları konuşalım...

2 ekleme:

Turgay Keskin dedi ki...

Gerçekten de esas puanlama böyle galiba, yoksa en düşük punların 7 olmasının başka bir mantıklı açıklaması yok, olamaz da..

Sınavlarımızı Federasyon yapsaymış okulu rahatça bitirebilirmişim, boşuna kasmışım o kadar..

morientes dedi ki...

Özellikle yazının son kısmını şiddetle destekliyorum. Bir grup galatasaraylı bir türlü anlayamadığım bir şekilde dediğin gibi objektif olayım diye galatasarayı yerden yere vuruyor. Yine bu insanlar galatasarayda herşey yolunadayken de sırf marjinal bir görüş ortaya koymak için "felaket tellalığı" yapıyorlar. Sene başında takım futbol anlamında olumlu şeyler ortaya koyuyorken bunları görmek yerine alınan talihsiz sonuçlarda skibbenin gitmesi gerektiğini söyleyen bu insanlar taraftarın bir kısmında skibbeye karşı bir ön yargı oluşturdular. Bu sebeple erken oluşan bu ön yargı yüzünden teknik ekibe tahammül henüz herşeyin başındayken azaldı ve alınacak birkaç kötü sonuçla kopma noktasına geldi. Her zaman övündüğümüz teknik direktör konusunda rakiplerimize göre istikrarlı oluşumuz özellikle son yıllarda bu tip insanlar yüzünden oldukça azaldı ne yazık ki...