Antalyaspor'u severim. Bu sezon daha da fazla seviyorum, çok sempatik geliyorlar bana. Mavi formaları bunun sebeplerinden biri olabilir; güzel bir fikir, güzel bir tasarım. Başka bir sebep, teknik direktörleri Mehmet Özdilek. Babamın çocukluk arkadaşının dükkanı olduğu için, küçüklükten beri aynı berbere giderim, Beşiktaş Çarşı'sıyla Sinanpaşa Pasajı'nın birleştiği yerdedir. Vaktiyle Şifo da gelirdi oraya sık sık ve hep de karşılaşırdık. Ben de çenesi çok ama çok düşük bir velet olarak hiç rahat bırakmazdım onu, durmadan bir şeyler sorardım. Bir keresinde Galatasaray'a transfer olacağı haberleri çıkmıştı da işin aslını sormuştum. Artık gerçek midir şaka mıdır bilemem ama "Ben de istiyorum, bakalım." demişti bana. Mutlu olmuştum.

Bizim efsanevi Manchester United maçıyla aynı gün, Beşiktaş da Ajax'la oynuyordu ve hatta Şifo'nun golüyle 1-0 öne de geçmişlerdi. O günden sonra, top oynarken Galatasaraylı futbolcular kadar, Şifo Mehmet de olmaya başlamıştım ben. Çok güzel bir gol attığımda, onun yaptığı gibi dizlerimin üstünde kayardım ama zemin toprak olduğundan dizlerim yara olurdu hep. Bir de evde misketlerle olsun, küçük pamuk toplarla olsun yaptığım futbol maçlarının birinde, Şifo'nun iki golüyle Beşiktaş'a 2-0 yenilmiştik de ciddi ciddi üzülmüştüm. (Burada bir not düşmeliyim. Bu maçlardan misketler ve parmaklarımı kullanarak yaptıklarım, anneme ciddi bir ruh problemi yaşadığımı düşündürmüştür; her sabah ErcanTanervari bir sesin "Hakan vurdu gooooool!" diye bağırışıyla uyandırılmak kolay olmasa gerek. Hâlâ, evde maç izlerken arada bir "Bıktım be bıktım, 20 senedir aynı ses!" diye yüzüme vurur o günleri.)

Mehmet Özdilek'i bu kadar sevmemin bir başka nedeni ise centilmen bir futbolcu olmasıydı elbet. Yine aynı günlerde, futbola ilgisi olan her çocuk gibi ben de futbolcu olmak isterken, annemin bana "Bak o hem mimar, hem futbolcu. Olacaksan da onun gibi ol." diyerek örnek gösterdiği Oğuz Çetin gibi, "Şampiyonluğa sevinemedim." diyen Aykut Kocaman gibi, Şifo'yu da futbolu seven herkes severdi, sevmeliydi. Futbolcudan öte, "adam"dı onlar ve bugün öyle adamlar yok. En azından şu anda ilk düşünüşte aklıma gelmedi. Futbolcuların, kazanmaları gereken ücretin yüzlerce mislini kazanmaları bunda bir etken olabilir, ama daha da gerçekçi bir düşünceyle bunun sadece futbola has bir durum olmadığını ve '80 sonrası yetişen kuşaklardan böyle adamlar çıkmasının iyice zorlaşmış olmasını, bütün olarak bir ülkenin yozlaşmasını da pekala sebep gösterebiliriz. Fazla dağılmayalım tabii. İsviçre maçındaki anlık hareketini istisna olarak gördüğümü belirterek, Mehmet Özdilek bahsini kapayayım.

Antalyaspor'a karşı duyduğum sempatinin bir başka nedeni, forvetleri. Sergey Pacome Djiehoua. Ben hayatımda bu kadar sempatik bir futbolcu görmedim dersem Kompela, Taffarel, Nouma, Uche, Kewell gibi adamlara haksızlık etmiş olur muyum bilmiyorum ama Galatasaraylı oyuncuları bir kenara koy, şu ligin en sevdiğim oyuncusu sanırım Djiehoua'dır. Bir insan bu kadar mı sevimli olur yahu! Attığı golden sonra gülmeler, hata yapan takım arkadaşlarına alkışlarla destek olmalar, kendisine sarı kart gösteren hakeme "Doğru karar." diyerek sarılmalar, ofsayt bayrağı kaldıran yan hakemin başını okşamalar; ve tüm bunlar sırasındaki o insanı güldüren yüz ifadesi... Saha dışında da takımının neşe kaynağı zaten. Şöyle bir abim olsaydı yahu keşke!

Djiehoua diyince, bir de akıllara Kewell'in onu gördüğündeki tepkisi geliyor tabii. "Sahalarda görmek istediğimiz hareketler" diye bir kategori varsa, Kewell'in iki bacağını birleştirip, "Arda, adamın tek bacağı benim iki baldırım kadar, umarım sağ bek oynamıyordur." demesi kesinlikle buraya girer. Djiehoua'nın, Beşiktaş'ın Antalyaspor'a karşı kullandığı duran toplarda Zapotocny'i tutmakla görevlendirilmesi üzerine, oyun durup Zapo, Tello'yla konuşmaya gittiğinde bile yanından ayrılmaması keza... Renkli enstantenelerin adamı diyebiliriz Fildişili için. Şu an gülüyorum hatta.

İyi de bir oyuncu Djiehoua. Çok güçlü olduğunu ilk bakışta anlayabiliyoruz da, aynı zamanda akıllı da futbol oynuyor. Bitiricilikte sorunu var, ki o da olmasa Antalyaspor'dan daha iyi bir takımda izlerdik zaten onu. Ne bileyim, Trabzonspor'a iyi giderdi sanki. Sezon başında Kocaelispor deneyip beğenmemiş, "Bu fiyatı çıkarmaz." demiş. O fiyatı çıkaran oyuncuları da gördük, hepsi kaçıp gittiler. Eminim pişmanlardır şimdi. Şu da ilginç. Kocaelispor'un beğenmediği Djiehoua, Antalyaspor'un en önemli oyuncusuyken, Bayern'in az daha transfer edeceği Ngwenya aynı takımda kadroya giremiyor. Sezon başında iyi bir ikiliydiler (Zitouni'yle beraber üçlü de diyebiliriz), sonra Zimbambveli kayboldu, nedenini bilen varsa söylesin. (Aslında düşündüm de, o kadar da ilginç değilmiş. Neyse artık, bir dahakine...)

Her şeye karşın, dün istedim ki Antalyaspor yiyebildiği kadar gol yesin. Kalede Fevzi Elmas vardı çünkü. Uygun sıfat bulamadım, bulduğumda "Galatasaray tarihinin en x oyuncusu" cümlesinde x'in yerine koyacağım. Sinir bozucu, uygun olabilir belki. Ama tam da karşılamıyor gerektiği gibi. Fevzi'yi, Çanakkale Dardanelspor'un yedek kalecisiyken almıştı Galatasaray. Raşit Çetiner'in ümit milli takımında ise zaman zaman kalenin bir numaralı sahibi oluyordu bu oyuncu. Geldi, istedi ki Galatasaray'da birinci kaleci olsun. İyi, güzel; pozitif bir şey bu forma hırsı. Ama nereye kadar? Kısa sürede maksimum üç haftada bir Fevzi röportajı okumaya başladık gazetelerde. Bir nevi Bülent Uygun sendromu. Başta her şey güzeldi. "Yedek beklemek istemiyorum. Bu gidişle ben 30 yaşıma geleceğim, Mondi ancak o zaman futbolu bırakacak, ben kaleye geçmeden ikimiz birlikte futbolu bırakacağız." diyordu. Oynamak istediğini, tanınmadığını söylüyordu. Ancak zamanla azıttı. Aynı şeyleri farklı şekillerde tekrar etti. Bir ton gereksiz laf kalabalığından öte değildi söyledikleri. Hem Mondragon'a saygısızlık etmeye başladı, hem de sürekli ünlü olma isteğiyle yanıp tutuştuğunu anlattı gazetecilere.

"Rize'de yanıma bir kız geldi. İmza isteyecek sandım, fotoğrafımı istedi." ile başlayan tanınma hevesi, "Ali Sami Yen'e girecektim, polisler tanımayıp üstümü aradı. Ben Galatasaraylı Fevzi'yim, nasıl olur?" ile devam etti, sonunda iş spor muhabirlerinin Hakan Şükür'ün köpeğini çekmesi üzerine ilgi görmek için köpek taklidi yapmaya kadar vardı. Yetmedi, bu röportajlardan sonra kendisiyle dalga geçilince "Takımdaki ağabeylerim yanıma geldi ve 'Ne o lan, sen küçük Emrah mısın? Kendini niye acındırıyorsun?' dedi. Ama benim kendimi acındırmak gibi bir niyetim yok. Ben hâlâ meşhur olmadım." diye bir röportaj daha verdi. Ne mutlu ki ondan daha iyi bir kaleci olmayan Orkun'u aldı Galatasaray ve "Kaleci alırlarsa giderim." diyen Fevzi, "Çok sinirliyim. Sinirden telefonu kıracağım." şeklindeki açıklamarıyla son kez haddini aşarak kulüpten kapı dışarı edildi. Bir haftaya kalmadan, Volkan Yaman karşılığında, onu istemeyen Antalyaspor'a "zorla" verildi. Ve "Yedek kaleci olmayacağım." diyerek gittiği Galatasaray'ın ardından, ikinci ligdeki Antalyaspor'un yedek kaleciliğini devraldı. Ben şöyle iyi kaleciyim, böyle iki kaleciyim diye durmadan konuşan Fevzi'nin dün yediği golleri izlemek keyifliydi. Neticede Fevzi, Kerem İnan'ın yolundan gitti ve bugün ikisinin de adını anan yok. Geldikleri noktadan pişmanlar mıdır acaba? Tahmin ediyorum, evet.

Bu arada... Fevzi diye futbolcu var mı, yoksa Fevzi, bir kaleci adı mı? Tamam, eskilerden Fevzi Zemzem var, ama son 20 yılda birinci lig seviyesinde kaleci olmayan herhangi bir Fevzi'ye rastlayan var mı? Ben üç Fevzi biliyorum; biri Beşiktaş'ın, biri Fenerbahçe'nin, biri de Galatasaray'ın kalesindeydi. Başka da yok. (Bak bu ilginç işte. Bu sefer oldu sanki.)

4 ekleme:

Chao Grey dedi ki...

Adam gibi topçular deyince aklıma hemen Arda ve Alex geliyor kardeş.Giggs'in ve Juninhonun yeri ayrı tabii.

KANDIRALI dedi ki...

Djiehoua sezon başı kampta Engi ipekğlu tarafından beğenilmedi ama forumlarda hzırlık maçlarını gidip izleyenler hep iyi diyordu. Antalya ya alan ise Hikmet Karaman oldu.
Mehmet özdilek ,oğuz, aykut bu tip adamlar gerçekten futbolun sadece kazanmak olmadığını gösteriyorlar işte. güzelliği bu. unutulmamalarının sebebi bu. mesela sizdeki hasan şaş, sabri tipindeki adamlardan nefret etme sebeplerimde bu yüzden.
kimin lafıydı bilmiyorum ama "yıldızlarla değil kendini yıldız sanan futbolcularla çalışmak zordur" diye. aha fevzi nin problemi budur. Futbolcu benimde aklıma gelmedi hiç harbi yok galiba

ultrANIL07 dedi ki...

Djiehoua fiziğini tam anlamıyla kullanabilen bir oyuncu. Birkaç sene içinde büyük takımlardan biri alırsa şaşırmam ben.

Adsız dedi ki...

bence fevzı dıye bır kalecı var ve bunu sız gormek ıstedıgınız sekılde gordugunuz ıcın gormuyorsunuz...ben takıp edıyorum...bılıyorum kı fevzı super kalecı...sıze kapak olsun beyler