Küçüktüm. Yaş; 5, 6, 7. Bu dönemin başında ilgi alanım, küçük asker maketlerinden hepten sıyrılıp tamamen futbola kaymıştı artık. Tek bildiğim ise Galatasaray elbet. Hamza, Hakan, Uğur, Nezihi, Muhammet, Tugay, Falco, Stumpf, Prekazi, Simoviç, Hayrettin, Mert, Bülent... Rakiplerden de Oğuz, Aykut, Rıdvan, Engin, Zafer, Mehmet, Hami, Lemi, Hamdi, Mecnur, Rıza, Sergen, Madida, Feyyaz filan... Uzattım belki ama saymak hoşuma gitti. Sözün özü, ilgim Türkiye sınırları dahilinde oynanan futbola idi sadece. O dönemki lig itibariyle, İzmir'den batısı yoktu. Anca Galatasaray yabancı bir takımla oynadığında duyuyordum; yok Schmeichel dünyanın en iyi kalecisiymiş, yok Cantona yaramaz çocukmuş... Galatasaray'ın maçının bitmesiyle, yine bunların hiçbiri benim için önem taşımıyordu. Bunu değiştiren, bir televizyon kanalı oldu.

HBB, sloganından hareketle iyi tv, 1992'de kurulmuş. Aklımda kaldığı kadarıyla, fena da bir kanal değildi. Güzel filmler ve çizgi filmler verirdi. Geceleri sabaha kadar yabancı müzik yayını olurdu genellikle, babam hep seyrederdi. Yunan bir şarkıcının, içinde Türkiye haritası bulunup da Sinop, Trabzon gibi şehirleri Yunan alfabesiyle yazıp Yunan kentleri olarak gösteren kasvetli bir klibini görmüştüm bir keresinde de, kaç gece uyuyamadığımı bir ben bilirim. Kıvırcık, uzun saçlı bir amcaydı şarkının sahibi, ney çalıyordu. Neyinden korktuysam artık, senelerce aklımdan çıkmadı o klip. Yıllar sonra Fenerbahçe - Juventus maçı başlamadan önce "Sanat Güneş'imizi kaybettik" altyazısıyla öğrendiğim Zeki Müren'in ölümünden sonra rüyamda ikisinin kavga ettiği bile oldu. Bilmiyorum sebebini, çocukluk işte. Böyle ayrıntılarda kayboluyorum ama fena da olmuyor aslında. Seviyorum o günleri hatırlamayı.

Bu kadar gereksiz not yeter tabii. Gelelim HBB'nin futbol yayın politikasına. Bir jenerasyonun futbolu sevmesinde büyük payı bulunduğunu düşünürüm HBB'nin. Birçoğumuz bir dönem futbolu en çok HBB'de seyretmişizdir. Bir kere akşamüstleri burada illa ki futbol olurdu. Haftasonları daha da geniş zamanlara yayarlardı sanki bunu. Canlı maç verirler miydi, hatırlamıyorum; sanmıyorum da. Ama şu an bana dünyanın en iyisiymiş gibi gelen bir spiker eşliğinde, bir dolu maç özeti izlediğimi biliyorum. Hem de öyle böyle değil, en genişinden. Gerek güncel liglerden, gerekse geçmiş organizasyonlardan olurdu bu özetler. Daha çok İspanya Ligi ve Amerika futbolu. Amerikan futbolu değil, onu da verirlerdi de benim burada kastettiğim CONCACAF, CONMEBOL filan... Bir de sürekli Uruguay - Paraguay maçı olurdu ya da daha mantıklı bir açıklama; isimleri bana ilginç geldiği için bu iki takım arasındaki maçlar beynime daha bir güçlü kazınırdı. Hatta bunca yıl sonra tam şu anda aklıma geldi, Paraguay'da Sarabia diye bir futbolcu vardı. İyi futbolcu oluşundan mıdır, komşu semtimiz Tarabya'dan mıdır bilmem, kendine gizli bir yer edinmiş işte hafızamda.

Sadece Sarabia mı peki? Kesinlikle hayır. Dünya futboluna dair ne biliyorsam hepsi HBB sayesindeydi. Yine o dönemler ismi benim için ilgi çekici statüdeki üç futbolcu var, ilk aklıma gelen. Bu üçlü, çok önemli oyunculardı benim için. Bir, az evvel sözünü ettiğim spikerin sürekli dünyanın en iyi futbolcusu olarak lanse ettiği Kolombiyalı genç yıldız Faustino Asprilla. İki, muhteşem golleri, arıza hareketleriyle Paul Gascoigne. Ve üç, en az şimdiki kadar güçlü bir Barcelona'nın kalesini koruyan Vitor Baia. Portekizliyi sona sakladım ki o dönemin Barça'sını izleyebilmiş olmanın sevincini paylaşayım. Ronaldo'nun yükselişini yaşamamı, 7500 kişiyi çalımlayıp attığı o muazzam golü vakitlice görmemi sağlayan da yine HBB'ydi. Ve bir önceki, tarihin belki de en efsane Barcelona jenerasyonu, en büyük futbol takımını bana izleten de yine aynı kanal oldu. Tıpkı Hayrettin gibi kurtarılmayacak topu kurtarıp da yenmeyecek golü yiyen Zubizarreta (ki hâlâ şaşarım bu adamın adının nasıl olur da Zubizaretta olmadığına), yedeği Busquets, yine bir çocuk için ilgi çekici olan adıyla Sergi, kafamda bizim Sarıyer'deki Kel Feridun'la özdeşleştirdiğim Abelardo, Nadal, Amor, Koeman, Bakero, Romario, Stoichkov, Laudrup, Guardiola... Aklımda kalanlar neredeyse sadece isimler olsa da, bu adamları ait oldukları dönemde izleyebilmek ne güzel. Ne yalan söyleyeyim, o kadronun içinden bir bizim Commandante kalmamış aklımda.

Sonra İtalya... Diğer Laudrup, Batistuta, Saviçeviç, Vialli, Papin, Caniggia, Mihajloviç, Boban, Gullit, Rijkaard, Papin, Baresi... O inanılmaz Milan'dan da herhalde bir Van Basten eksik bende; sakatlıktan olsa gerek. Eski Avrupa Şampiyonaları, eski Dünya Kupaları... Bilmiyorum yok muydu o zaman telif hakları, müthiş bir arşiv vardı HBB'nin elinde. Sağolsunlar varolsunlar o dönemin çok daha masum ve çok daha keyifli futbolunu bizlere yansıttıkları için. Merak ediyorum, bugün tanıdığımız kimler vardı acaba o dönem HBB'nin spor ekibinde...

5 ekleme:

PCLioN dedi ki...

Eyç bi biii, eyç bi bii, eyç bi biiii, iyi tiiiivi! şeklinde berbat bi melodisi vardı. Hala çıkmıyor kafamdan...

altay dedi ki...

ne kanaldi ya,,dedemlere tatile gitmistim sadece o kanal cekiyor 1 ay boyunca hbb seyrettim fena kanal degildi tom sawyer cizgi film falan vardi ama hic futbolla alakali birsey hatirlamiyorum gerci donemde yazdi..ehh bii biii

aşkın dedi ki...

Doğu Perinçek'in deyimiyle ''ha be be''

Ali Mercan dedi ki...

Uğur, neden berbat diyorsun?

Bak, yıllar geçmiş hala aklında melodi.

Demekki adamlar başarmış.

Adsız dedi ki...

Maçları anlatan efsane spiker Akın Göksu'ydu.