Galatasaray, tarihinin en parlak dönemini yaşadığı 1998-2000 yılları arasında, dünya yıldızlarının yanısıra çok sayıda da genç ve gelecek vadeden oyuncu barındırıyordu kadrosunda. Hasan Şaş, Emre Belözoğlu, Fatih Akyel, Mehmet Yozgatlı, Emrah Eren, Ahmet Yıldırım ve Alper Tezcan'ı bu oyuncuların önde gelenleri olarak gösterebiliriz. Bunlardan Emre ve Fatih gibi bazıları takımın önemli isimleri arasına girip kemik kadroya ismini yazdırmayı başarmışken, Hasan Şaş ve Ahmet Yıldırım gibi isimler çoğunlukla yedek kulübesinden takip ediyorlardı maçların büyük kısmını ve sonradan oyuna dahil oluyorlardı.

Kıvamına tam gelemeden ayağı kırılıp, hikayesi boyut değiştiren Alper Tezcan'ı bir kenara bırakırsak, Emrah Eren ve Mehmet Yozgatlı gibi kimi oyuncular ise, ancak galip götürülen karşılaşmaların sonlarında takıma ısınmaları için sahaya sürülüyor ve kendilerini göstermeye çalışıyorlardı. Oysa ki hiç de yabana atılmayacak yetenekte oyunculardı onlar ve biraz daha şanslı olabilselerdi şimdikinden çok daha tatmin edici bir kariyere sahip olabilirlerdi. İkisi de Gaziantepspor'da yeniden doğma çabası veriyor şimdi ve ne yazık ki bunda başarılı oldukları söylenemez. Kendileri açısından yazık tabii, yoksa ömrü boyunca müze ziyaretleri dışında aynı kilometrekarede bulunamayacağı UEFA Kupası'nı sayesinde ellerinde taşıdığı Galatasaray için, farklı renkteki bir forma alında "Avrupa fatihiymiş..." tezahüratı yapan bir Mehmet Yozgatlı'nın istediği yerde olamayışına üzülecek değilim. Neyse tabii.

Bugün, 2008-2009 sezonunda, az önce andığımız günlerden sonraki en umut verici kadroya sahip Galatasaray. Bu kadro o zamankinden de iyi diyenler var ise de biraz fazla iyimser ve unutkan bir yaklaşım olmakla kalıyor bu, itibar etmiyoruz. O çok farklı, çok özel ve bir daha eşi benzeri görüleceğini sanmadığım kadronun çok da kolay diş geçiremeyeceği bir ekip demekle yetinelim, bugünküne. Ve baktığımızda, çok önemli genç yetenekler görüyoruz yine 2009 Galatasaray'ında. Bu oyuncuların en önde geleni de elbette Arda Turan. Çok hoş bir benzetme olmayacak belki ama Galatasaray 2000'de Emre Belözoğlu neyse, bugün Arda da o. Aynı gam ile Uğur Uçar ile Fatih Akyel arasında bir bağ kurmak da mümkün. İdeal 11'in diğer iki değişmez ismi Mehmet Topal ve Barış Özbek de çok genç oyucular. Yani Galatasaray, 2000 yılındakinden daha genç bir kadro iskeletine sahip. İlk 11'inde, 23 yaşın altındaki oyuncu sayısı iki katına çıkmış. Emre Güngör, Mehmet Güven, Yaser Yıldız, Aydın Yılmaz, Ferdi Elmas, Alpaslan Erdem, Serkan Çalık, Serkan Kurtuluş, Semih Kaya ve Murat Akça kadrodaki diğer genç isimler. Hakan Balta ve Sabri Sarıoğlu gibi 25 yaşını aşmamış iki oyuncuyu da göz ardı ediyorum üstelik.

İstedim ki, yukarıda bahsi geçen isimlere tek tek göz atarak, hangilerinin Galatasaray'da kendine yer edinebileceğine dair tahminlerde bulunalım. Bunu yaparken de, şimdiden yerlerini garantilemiş olan Arda, Uğur, Barış, Mehmet Topal ve Emre Güngör'ü kategori dışı bırakalım ve geriye kalan oyuncular hakkındaki görüşlerimizi sıralayalım.

Mehmet Güven, bana göre bu oyuncuların şu an için en hazır olanı. Çokça bahsettim bu sayfada ondan. Skibbe, onu Galatasaray'a armağan edeceğini her fırsatta belli ediyor. Mehmet de takıma alışmaya ve üzerindeki o baskıyı atmaya başladığından bu yana hocasını mahçup etmiyor. Denk geldiğinde koluna geçirdiği kaptanlık pazubandını da gayet yakıştırdım koluna. İnanıyor ve umuyorum ki daha çok kereler taşıyacak bu onurlu görevi. Tek ihtiyacı olan, kendisine biraz olsun güvenilmesi.

Mevkisi dolayısıyla çok fazla kredi sahibi değil, taraftar nezdinde. Görkemli hareketler yapıp tekniğini sergileyecek bir yerde oynamıyor çünkü. Aydın'ı sırf Konya'daki golü ve Manisa'daki iki şutundan dolayı sabırla bekleyen taraftar, Mehmet'e gelince hoşgörü seviyesini minimuma çekmiş durumda. Çıkın sokağa, üç Galatasaraylıya Mehmet'i sorun, "Liverpool maçında güzel bir asist yapmıştı ama devamını getiremedi." cevabını mutlaka duyacaksınız. "Mehmet'in görevi ne, biz ondan neler bekliyoruz?" sorusu üzerine biraz düşünmek ve Mehmet'i bir de bu gözle seyretmek, sorunu kökünden halledecektir aslında ama maalesef işte, Türkiye gerçeği... Kim düşünerek konuşuyor ki?

Yine de Mehmet, Ümit Karan ve Sabri gibi sorumsuz takım arkadaşları da dahil olmak üzere birçok kişi tarafından işi zorlaştırılmasına rağmen beklenen tırmanışına başladı. Gerisi gelecek. Eminim. (Ki, bu yazı yazıldıktan sonra Sivasspor maçında da çok iyi oynadı. Şimdi Barış'ın da sakatlığı söz konusu ve kanımca Mehmet için daha ciddi fırsatlar elde etme zamanı geldi.)*

Yaser Yıldız'a gelince... Henüz tam olarak hazır olmadığı, bu seviyede bir takımın önemli bir parçası olması için yapabildiklerini artırması, sürekli olarak yeteneklerinin üzerine eklemesi gerektiği bir gerçek. Ancak yine de, mevcut oyun anlayışına Ümit Karan'dan daha uygun, Nonda'dan da daha formda olduğundan forma şansı buluyor bugünlerde. İyi de kullanıyor bu şansı. Türkiye ortalamasına göre ayağına hakim. Hava toplarında ise, "boyundan büyük işler yapıyor" deyimi etkisini anlatmak için çok uygun düşüyor. Hakikaten çok iyi kafa vuruyor toplara Yaser, çok da uzun olmayan boyuna karşın. Son 2-3 maçta da gördük ki, kendisini bir Galatasaraylı olarak görmeye de başlamış. Birtakım yazarlar buna farklı yaklaşımlar getirdiyse de, futbolunun yanına hırs da eklemesi pozitif bir gelişme. Bu, sert hareketler yapmasını onayladığım anlamına gelmiyor, ki tek seferlik bir hareketten dolayı ufukta böyle bir tehlike de görmüyorum.

Takımdaki geleceği ne olur peki? Kısa bir süre sonra, şimdiki sıklıkta forma şansı bulabilir mi Yaser, bundan şüpheliyim. Ya Hasan Şaş ve Ahmet Yıldırım gibi, farklı tipte bir oyuncu olarak oyunun kimi bölümlerinde "gerekli görüldüğü için" oyuna girecek; ya da Emrah Eren ve Mehmet Yozgatlı gibi skor rahatladığında "takıma ısındırılacak". Kısa vadedeki geleceği, bu ikisinden biri, başka bir seçenek de yok önünde. Uzun vadedeki kaderini ise kendisini ne kadar geliştirebildiği belirleyecek. Tıpkı 2000'deki gibi kaliteli oyuncularla dolu bir takımda, oynayarak değil izleyerek de öğrenebileceği çok şey var ve gerisi kendisinde bitiyor. Genel olarak umutlu olduğum bir oyuncu, Yaser de.

Diğer oyuncuların gelişimi biraz sürüncemeye bırakılmış durumda.

Aydın Yılmaz'dan uzun uzun bahsedilebilir. Ben şimdilik yapmayacağım bunu. Uzun süre iki kanadında Arda ve Aydın'ın olduğu bir takımın hayalini kurduysam da artık pek fazla bir ümit beslemiyorum Aydın'a dair. Tamamen ümidimi kaybettiğimi söyleyemem ama o hayal kırıklığını bir kez yaşadım, bundan sonra yaşanacak hiçbir olumsuzluk beni çok derinden sarsmayacaktır. Çok yetenekli bir oyuncu olduğu kesin. Zaman gösterecek 5 yıl sonra nerede olacağını. Britanya'da mı, Anadolu'da mı? Göreceğiz...

Ferdi Elmas da yadsınamaz bir potansiyele sahip mutlaka. Ne var ki, Burak Akdiş için de aynı şeyleri söylemek mümkündü. Günü gelip futbolu bıraktıklarında, torunlarına farklı şeyler anlatacaklarını sanmıyorum. Belki Ferdi, "Hollanda Milli Takım'ını seçip orada kalsaydım, her şey farklı olabilirdi." der, en fazla...

Alparslan Erdem, Skibbe'nin anlamsız Volkan Yaman ısrarından dolayı şans bulamıyor diyebiliriz, ilk düşünüşte. Ancak Alparslan'ın da, ligin ilk bölümünde son 5-10 dakikalarda aynı Skibbe tarafından oyuna alınıp takıma ısındırıldığını da unutmamak gerek. Geçtiğimiz sezon Karl Heinz Feldkamp'ın Serkan Çalık'a yaptığını, bu sezon Skibbe ve Alparslan arasında görüyoruz. Nasıl ki Serkan zamanı geldiğinde sıkça şans buldu, Alparslan da bulacak. Kocaelispor maçında yaptığı harika asist, onu heyecanla beklememizin nedenlerinden yalnızca biri. Kendisine verilen şansları hep iyi kullandı Alparslan.

Serkan Çalık için ümidimi kaybettiğimi söylemeliyim. Geçtiğimiz yıl, zaman zaman faydalı işler yapsa da yeterli bir oyuncu izlenimi vermemişti; gelecek için çok fazla bir ümit de. Üstüne iyileşmesi seneyi aşan bir de sakatlık... Çok zor, bundan sonrası Serkan Çalık için. Galatasaray ondan ümidi kestiğinde, memleket kredisini kullanıp şansını bir de Trabzonspor'da deneyebilir. Gereken sabır gösterilirse, belki başarılı da olabilir. Kendisinin yerinde olsam, kendimi bir forvet değil de sağ açık oyuncusu olarak görüp o yönde geliştirirdim. O fizikle, sanmıyorum ki İkinci Lig'de dahi forvet oynayabilsin...

Serkan Kurtuluş ise, kadroda kendine yer bulabileceğini düşünürken yanılttı beni. Bu çocuk Bursaspor'dayken sağ kanatta ileri geri iyi iş yapıyordu. Aradaki futboldan uzak antrenmansız dönem, belli ki sekte vurmuş futbolunun gelişimine. Leverkusen'le yapılan hazırlık maçında sürekli savunmanın göbeğine doğru kaçmasına anlam veremedim. Ayağı fena top yapmıyor ama Galatasaray'ın sağ beki olacak kıvama gelmesi için savunma yönünü de bayağı bir geliştirmesi gerektiği kesin. Şansı, oynaması düşünülen bölgenin takımının zayıf karnı oluşu. Biraz olsun aşama kaydettiğinde, formaya sandığından da fazla yaklaşmış olacaktır. Serkan, Galatasaray formasını uzun süreli sırtına geçirme ihtimali yüksek olan oyunculardan bir tanesi.

Semih ve Murat hakkında şimdilik söylenen sözlerin çoğuna itibar etmiyorum. Elbette umutluyum ikisi için de. Ancak Anıl Karaer için de aynı umutları besliyordum. Profesyonel seviyeye geçiş, çok farklı bir olay ve Türkiye'de bu işin layıkıyla altından kalkabilen oyuncu oranı epey düşük. Göreceğiz bu iki oyuncu altyapılardaki başarılarını üst yapıya ne kadar taşıyabilecek. Özellikle Semih'in bu sınavdan da alnının akıyla çıkacağını, ancak tahmin edebiliyorum.

* Yazıyı, kontrol edecek zaman bulamadığım için yayımlayamamıştım. Akabinde oynanan iki maçın ardından da üzerinde oynama yapmak istemedim. Barış'ın sakatlığının tek maç dahi kaçırmasına neden olmadığını gördük. Buna karşın Mehmet, Barış'ın yedek kulübesinde olduğu Kayserispor maçında ilk 11'deydi. Karşılaşma normal bir karşılaşma olmadığı için Mehmet'in bu maçtaki performansıyla ilgili değerlendirme yapmak güç. Ancak topu gördü mü dayanamayıp bölgesini terk eden, dönmekte geç kalıp sağ tarafı bomboş bırakan Sabri'nin açıklarını iyi kapattı. Ve nerede duracağını çok iyi biliyor bu çocuk, bu nedenle Kayserispor akınlarının başlamadan bitmesine yol açtı. Barış'ın sakatlığı ifadesini görünce, fırsattan istifade böyle de ufak bir not düşeyim dedim.

0 ekleme: