Dün gecenin Galatasaray'a kazandırdığı, 3 puandan da önemli olaraktan, umut. Neyin umudu? Michael Skibbe'nin akıl futbolu modeli ile o bildiğimiz, alıştığımız Galatasaray mücadele modelinin senkronizasyonunu gerçekleştirmenin. Bu bağlamda, yukarıdaki kare, maçın sıkıntılı geçen son bölümünde dahi birkaç pozisyon haricinde rakip yarı alana pas yaparak çıkmaya çalışan bir Galatasaray ile birlikte düşünüldüğünde, dün geceki galibiyetin nasıl geldiğini ve daha da önemlisi Galatasaray'ı mutlak başarıya ulaştıracak yolu anlatmakta çok başarılı. Ön tarafta oyun disiplininden kopmaksızın topla kopup giden ve toplu topsuz koşularla birbirlerine alan yaratarak rakip savunmayı çaresizliğe sürükleyen üstün bireysel yeteneklere sahip oyuncular; arkalarında ise onların hücum odaklı futbollarını tolere etme yolunda tüm benliğini sahaya yansıtarak savaşan, rakibi bozan Barış Özbek, Mehmet Topal, Ayhan Akman gibi günümüz futbolunda artık çokça "görünen" kahramanlar... Ve tabii ki eksikliğinde tüm bu teknik bakış açılarının safsata statüsünde kaldığı Galatasaray ruhu... Galatasaray Futbol Takımı'nın 2008-2009 sezonunda oluşturduğu kadro, eğer ki 10 yıl sonra hatırlanacak ise, bunun tek yolu teknik ve mental tüm bu etkenlerin bileşkesini oluşturma konusunda göstereceği başarıdır. Zira sezon başında geçmiştekilerden çok farklı bir takım olma yoluna bir kez girildi ve artık bu yolun dönüşü yok. Ya Michael Skibbe'nin akıllı Galatasaray'ı, geçmişin "deli" Galatasaray'ıyla doğru oranı tutturacak şekilde entegre olacak; yahut Galatasaray'ın 2008-2009 sezonundaki yeni felsefesi, başarısız bir deneme olarak tarihe gömülecek ve önümüzdeki yıllarda da, her zamanki alıştığımız "duygularıyla hareket eden" Galatasaray'ı izleyeceğiz.

Dünkü maç özelinde değerlendirme yapmadan önce, evvela sahada gösterilen örnek mücadelenin kimi kafalarda bıraktığı soru işaretlerinden söz etmek yerinde olacaktır. Galatasaray futbolcuları maç mı seçiyor? Özhan Canaydın dönemiyle birlikte son yıllarda taraftar profili açısından büyük çöküntüye uğrayıp Fenerbahçe mantalitesine gitgide yaklaşan Galatasaray'ın, futbol takımı da mı Fenerbahçeleşiyor? Henüz böyle düşünmüyorum, ancak sistemde kilit role sahip birtakım oyuncuların, kazandıklarının binde birinin hakkını verecek şekilde hayatlarının merkezine "futbol"u (veyahut, "Galatasaray"ı diyelim, daha doğru bir tabir olsun) oturtması ve Galatasaray'a bu çok kritik dönemeci aşma aşamasında yardımcı olması şart. Aynı şekilde bireysel kariyerlerinin ötesinde Galatasaray'ın başarısını düşünmeleri de... Bunun için yürekten Galatasaraylı olmak gerekmiyor (bkz. Barış), akıl ve mantık ilkeleri de böyle olması gerektiğini işaret ediyor. Zira, çok zengin ve iddialı bir kadroya sahip Galatasaray'ın bu jenerasyonuyla başarıya ulaşması halinde, en az Galatasaray kadar Galatasaray futbolcuları da yükselecek ve yücelecekler. Galatasaray'ı ve futbolcularını ayrı ayrı düşünüp değerlendirmek üzücü bir durum tabii, ancak içinde bulunduğumuz dönemde bunun realist bir tutum olduğu kanaatindeyim.

Gelelim sonunda dünkü mücadeleye... Hemen hemen herkesin hemfikir olduğu üzere, sakatlıktan çıkan oyuncuların Galatasaray'ı bir adım ileri taşıdığı görünüyor. Teknik direktörümüz Michael Skibbe'nin kıyasıya eleştirildiği günlerde, ki bu dönemden henüz çıkmış değiliz, sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için sakat oyuncularımızın düzelmesini beklemek gerektiğini sıkça ifade ediyordum. Hele ki Emre Güngör, Barış Özbek ve Mehmet Topal gibi sahadaki varlıklarıyla Galatasaray'ın direncini bir anda çok yüksek seviyelere çekebilecek kalibrede ve kafa yapısındaki oyuncular, dün akşam bir kez daha takımda ne kadar önemli rollere sahip olduklarını gösterdiler. Bu oyuncuların geri dönüşüyle birlikte, Skibbe'yi farklı bir açıdan değerlendirmek de mümkün olacak.

Burada bir parantez, Barış Özbek'e açmak icap eder sanırım. Bilindiği gibi çok ciddi bir sakatlık geçirdi Barış, Kayserispor sınavında. Yetersiz bulunan sağlık ekibinin de etkisiyle, büyük çoğunluk tarafından da bu kadar kısa sürede sahalara dönüş yapması beklenmiyordu. Oysa o, klişe statüsünden çıkararak kullanmak istiyorum bu tabiri, hakikaten çok iyi baktı kendisine. Kişisel internet sitesinden sık sık durumu hakkında bilgilendirme yaptı, haftalar öncesinden "Ankaraspor maçında sahada olacağım." dedi ve oldu da. Hayranı olduğu Tugay'ı izleyerek büyümüş ama 2010 yılı Galatasaray'ının Suat'ı diyebiliriz onun için. Hacettepe karşısında çok iyiydi; dün de mükemmeldi. Çok değil, 5+45+75 olmak üzere toplam 125 dakikalık maç performansı sonrasında bu noktaya gelmiş olabilmesi, hele ki ülkemizde, çok sık rastlanır bir durum değil. Hacettepe maçından da önce, "Galatasaray'da Barış Özbek gibi futbolcuların daha çok olmasını isterdim." demiştim. Hacettepe maçı sonrasında da ilk söylediğim, onun bu takım için ne kadar gerekli olduğuydu. Bugün bir kez daha tekrar etmekte sakınca görmüyorum. Çok önemli bir oyuncu Barış, Galatasaray için. Elbette ki dalgalanmalar da yaşayacak performansında ancak o bu takıma tam manasıyla oturduğunda, şu an zorluklar yaşadığımız agresif ve saldırgan takımlara da aynı dilden cevap vermiş olacağız ve sahip olduğumuz kalite farkıyla da sonuca gidebileceğiz. Yürüyedur Barış, diyerek takımın geneline de bir bakış atayım.

Morgan De Sanctis için, dün maçı getiren oyunculardan bir tanesiydi denilebilir. Sahadaki tavrına ve tribünle ilişkisine de büyük saygı duyduğum bu oyuncumuz geldiği gün, bir senelik aranın ardından bir kez daha Galatasaray'ın Avrupa'nın birçok devinden daha sağlam bir kaleye sahip olduğunu belirtmiştim. Onu bu takıma getirenlere teşekkür edelim ve bonservis konusunda da bir an önce sonuca ulaşmalarını dileyelim. Sabri Sarıoğlu da, her takıma lazım bir oyuncu diyeceğim ve buna kendim bile şaşıracağım. Ama hakikaten taraftarların büyük bir kısmı için "love to hate" statüsünde olan bir oyuncu, takımı için önemli bir görev üstleniyor demektir. En azından gazını alıyor birçok kimsenin. Benim için Sabri'nin eleştirilecek yönü, saha içindeki davranışları oldu her zaman. Performansının yüksek olduğu dönemlerde de takım arkadaşlarına bağırmak, rakiple ve hakemle uğraşmak gibi gereksizliklere çok girmiyor. Bu şekilde bir Sabri de ayrıca lazım diyelim, Galatasaray'a. Sakatlığının ciddi olmamasını umuyorum, bir de biraz daha haddini bilerek oynamasını. Bu arada uzun zamandır düşünüp son karara varamadığım bir konuyu da dillendirerek diğer bir oyuncumuza geçiş yapayım; Hakan Balta, Sabri'den çok daha kötü orta yapıyor. Tabii onun da başka özellikleri ve güzellikleri var. İstikrarına hayranım mesela, dün de yine her zamanki sağlam futbolunu oynadı, ilk yarıda kafayla yaptığı çok kritik bir müdahaleyle de rakip takımın gollük atağını keserek galibiyette etkin rol oynadı. Alman altyapısından çıkma, Alman disiplinine sahip oyuncular, çok büyük değer katıyor Galatasaray takımına. Servet Çetin, dün riske girmeyip taca attı topları. İyi de yaptı aslında, ancak ben savunmadan topla çıkışlarının biraz abartılmaya başlandığını düşünüyorum. Servet bu işi çok da kötü yapan bir oyuncu değil. Kendisine inandığında topu alıp gitmesinde pek sakınca görmüyorum. Tabii bunun yerini ve karşısındaki oyuncuyu iyi seçmeli. Fernando Meira'ya dair net bir yorum yapmak için biraz daha bekliyorum. Stuttgart ve Portekiz Milli Takımı'ndaki Meira'yı Galatasaray'da izleyebilirsek çok keyif alacağız. Ancak şimdiye kadar işler Meira ve Galatasaray için çok da iyi gitmiyor. Onun gibi lider ruhlu bir oyuncunun böyle vurdumduymaz oynamasını da benim aklım almıyor. Meira'nın ilacı, ona biraz Galatasaray'ı sahiplenme güdüsü kazandırmak olacaktır. Bu nasıl olacak ve kim tarafından gerçekleştirilecek bilmiyorum ama Lincoln nasıl kazanıldıysa Meira'nın da üzerine düşmek lazım. Burun kıvırılacak bir oyuncu değil, Galatasaray için. Dün görevini eksiksiz yerine getirdi, ancak görevini hep eksiksiz yerine getirmesini istemek de Galatasaraylıların hakkı. Sabri'nin yerine sonradan oyuna giren Emre Güngör formayı özlemiş, biz onu özlemişiz. Sağ bekte olmuyor tabii ama Meira ve Servet'ten önce stoperde ilk düşündüğüm isim diyebilirim onun için, kendi adıma.

Stoperlerin önündeki Mehmet Topal, zaman zaman stoperlerin arasındaki Mehmet Topal oluverdi dün. Bir üçüncü stoper işini de layıkıyla görmekle kalmadı, orta alana da Barış'la birlikte büyük direnç getirdi. Savunmada pas dağıtımı işleriyle ilgilendi, bunu yaparken pas hatası yapmadı; çevikti, atikti, bunun yanında da -elbet televizyondan görebildiğimiz kadarıyla- topsuz oyunda da gayet etkin bir görüntü çizdi. Harry Kewell ve Arda Turan tutuklardı dün. Hatta Kewell bayağıdır tutuk. Olsun, böyle oynamaya hakları var. Bu zengin kadronun en önemli işlevlerinden biri değil mi, bir silah susunca diğerini devreye sokmak? (Bu "silah", "savaşmak" gibi motifleri de kullanmak çok hoşuma gitmiyor aslında, ancak hakikaten işe yarıyor bazen.) Arda'nın sağ, Kewell'in sol tarafta oynaması ve maçın büyük bölümünün bu şekilde geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Dahası genel anlamda futbolda, sık sık kanat değiştirmenin anlamsızlığına inanıyorum. Beş dakikada bir, bir sağa bir sola geçmek ne futbolcuda konsantrasyon bırakır, ne de rakip savunmacıyı yanıltır. Ancak misal bir 2006 Dünya Kupası finalindeki gibi maç boyunca sağda oynayan Ribery, 75. dakikadaki bir pozisyon öncesi bir anda Malouda'yla yer değiştirirse rakip savunmacı neye uğradığını şaşırır, oradan tehlike doğar. Uzun lafın kısası, hem sağ ayaklı hem de Harry Kewell'den daha yetenekli ve işlevli bir oyuncu olan Arda kendini sağ tarafa alıştırsa iyi olacak, kendisi ve Galatasaray için.

Kaptan'a ne demeli? Dün yine gösterdi ne derece saygısız bir oyuncu olduğunu. Daha çok yapacak bunlardan, daha çok kafaları vurduracak duvarlara, daha çok çatlatacak kıskançlıklarını ele aleme gösterenleri, daha çok utandıracak kendisine güvenmeyip burun kıvıranları... Aslanımsın benim be Lincoln, çok da yakıştırdın kaptanlık pazubandını koluna! (Yalnızca düne mahsus, elbet.) Çok büyük keyif onu izlemek, çok büyük de lütuf Galatasaray taraftarı için, kıymetini bilmek gerek. Milan Baros da, en iyi performanslarından birini sergiledi, tıpkı Lincoln gibi. Top kontrolüne, özellikle uzun mesafeli yüksek topları bir hamlede indirip ilerlemesine hayranım. Aynı şekilde takım futbolcusu oluşu ve Galatasaray'ı benimseyişine de. Şık bir penaltı yolladı rakip filelere ve bu vuruşuyla galibiyeti getiren oyuncu oldu. Gol sonrası sevinci görülmeye değerdi. İmaj olarak da çok büyük katkı sağlıyor bu tarz oyuncular Galatasaray'a. Baros bunun yanında bolca gol ve yüksek de bir bonservis bedeli kazandıracak gibi. Shabani Nonda'nın ise acilen toparlanması lazım. Çok, çok kötü. Lukunku'yu aratıyor son dönemde. Bu performansını sürdürdükçe, çift santrfora dönülen dakikalarda bile görev alması düşünülemez. Çift santrfor demişken, tek santrfor ve toplamda dört forvet oyuncusu barındıran mevcut oyun sistemimizdeki bir sıkıntıdan da söz etmeden geçmeyelim. Kewell ve Arda'nın durgunluğunun ve sorumluluktan kaçışlarının da getirisiyle elbet, ileride çoğalamıyor Galatasaray. Topu üçüncü bölgeye kadar harikulade varyasyonlarla getirip, son harekette Baros'u yalnız bırakıyor. Hocamız tahmin ediyorum önümüzdeki dönemde bu sıkıntıyı gidermek üzerine yoğunlaşacaktır. Gerekirse Aydın Yılmaz ve Yaser Yıldız alternatiflerini de kullanmaktan çekinmeyerek.

Son cümleyi tüylerim diken diken, kalbimden beynime garip bir basınç giderek yazıyorum. Maç sonrası demecinin ilk cümlesini Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı'na ayıran Hoca'm, çok güzel insansın, seni çok seviyorum.

8 ekleme:

sokaklambasi dedi ki...

bu harika düşüncelerini bizimle paylaştığın için teşekkür ederim.

scapula dedi ki...

Ben teşekkür ederim, mahçup oldum. :)

PCLioN dedi ki...

Olum, How I Met Your Mother'ın bir bölümü vardı, belki hatırlarsın. Arkadaşının kötü bir özelliğini farketmezsin de o söyleyince batar hani :)

Bu tema hakikaten göz yoruyor abi, koyu kırmızı arkaplanla alakalı biraz.

Yazına zaten laf yok,kafamdan düşünceler geçiyormuş da onları okuyormuşum gibi birnevi. Zaten benim maç yazıma da hemen hemen aynı şeyleri düşündüğümüzü görürsün.

Ayrıca link verdiğin resim benimdir arkadaş, açıkla bunu kamuoyuna!..

Kurt dedi ki...

bu ne yahu eray sözen vari maç analizleri. in in nereye kadar =))

aksilaz dedi ki...

PCLion haklı gercekten gözü yoruyor bazen.ama yazı güzel olmuş.kadıkoye bıletı cumadan ayırtmayı unutmayın bu arada.sonra karaborsacı peşinde koşmamak için.

Chao Grey dedi ki...

çok güzel yazmışsın gerçekten ama şunu anlayamadım maç sonrası demecinin ilk cümlesini engelsiz aslanlara ayıran kim?

scapula dedi ki...

Chao,

Michael Skibbe.

Chao Grey dedi ki...

galatasaray terbiyesini almış o zaman ne diyebilirim ki başka