Pazar günü, her zamanki gibi Ali Sami Yen Sokak'ta buluştuk maç öncesi. Bir önceki gün Fenerbahçeli hakem Rüştü Nuran'ın çığrından çıkardığı basketbol maçında tribündekiler olarak kendimizi bayağı bir hırpaladığımızdan ben yorgundum, geç geldim biraz, herkesi de geç bıraktım. Saat 18:30 gibi stada doğru yola koyulduk. Ben, Türker, Hasan Abi ve Hasan Abi'nin arkadaşı Hakan Abi. Her zamanki gibi girip maçımızı izleyecek, tezahürat yapacak, coşacaktık. Ne var ki kapıdan giriş yaptığımız esnada Hasan Abi'nin kombinesi okunmadı. Bir sonraki kapıda denedik, yine olmadı. Son gittiğimiz kapı görevlisi, bizi polis kapısına yönlendirdi. Biz içeriden, Hasan Abi dışarıdan, başladık polis kapısına doğru yürümeye. Tekrar birbirimizi gördüğümüzde, 5-6 polis aramızdaydı. Durumu anlattık, oralı olmadılar. Oraya yönlendirildiğimizi belirttik, gerisingeri postaladılar. "Buradan sadece memurlar girebilir, yassah." dediler. "Gel o zaman sok adamı içeri?" Devletin memuru bizimle mi uğraşacak! Bizdeki de saflık, olur mu hiç öyle komik şey.

Bir umut, tekrar gittik ilk kapıya. Yine Hasan Abi dışarıdan, biz içeriden. Kapının oralarda gezen bir kadın memuru gözüme kestirip yardım istedim. Hani dedim, kadın ya, insandır belki. Güldüm yüzüne, anlattım mağduriyetimizi. Dinler gözüktü, tamam dedi, burada bekliyorum, girsin. Kapıda sıra Hasan Abi'ye geldiğinde, haliyle kart yine okunmadı. Polis hanımefendiye döndüm, ses yok. Kapı görevlisine, "Memur hanım içeri alacak abimizi." dediğimde, hanımefendiden aldım ilginç cevabı: "Kart okunmuyorsa, ben bir şey yapamam! Polis kapısına gidin!" Sağol, dedim.

O sırada içerideki polislerden biri yanaştı bana, gel diyor, üstünü arayacağım. Ben, dedim, çoktan arandım, ama buyur ara. "Arandıysan ne işin var burada?" "İşte şöyle oldu da böyle oldu, bir yardım..." Geç arkaya, kaybol dedi polisin biri; bir saniye geçmeden, benim yaşlarımda, yüzünden iğrençlik akan başka biri yapıştı boynuma, arkaya itti beni. Beş altı adımlık geri geri seyahatim bittiğinde, son derece sakin olmaya çalışarak, son derece de sakin olarak, "Tamam da itme, neden itiyorsun!?" dedim. Çoğaldılar, üç oldular, dört oldular ve az önceki işlemi bir de hep beraber tekrarlayarak beni duvara yapıştırdılar. Hiç alışkanlığım değildir ya, sustum. Karşımdakiler insan değil çünkü. Döndüm arkamı gittim yine diğer kapıya, Hasan Abi'yi sokmaya uğraşmaya.

Bir sonraki kapıya doğru birkaç adım atmıştım ki, az önce susup ayrıldığım bölgeden sesler duydum. Hasan Abi'nin arkadaşı Hakan Abi itiliyordu bu sefer, az önce bana yapıldığı gibi. Geri gittim, onu da yanıma almaya. Ama o, hayatının hatasını çoktan yapmıştı; insan zannetmişti karşısındakini. Demişti ki, kendisinden en aşağı 10 yaş küçük çocuğa, "Bana 'oğlum' deme." Gel abi, bela alma başına demeye kalmadan beş kişi birden çullandı Hakan Abi'nin üzerine. Beş yaratık ve onların "Sen gel bakalım buraya." hönkürmeleri eşliğinde, tribüne çıkan merdivenlerin altındaki karanlığa gömüldü, Hakan Abi. Korkunç bir görüntüydü, görmeyen anlayamaz. Küçük bir çocuğun, içeriki odada kavga eden anne - babasının seslerini dinlerkenki o olmaz olası korku vardır ya, onun gibi bir şeydi işte, hissettiğim. Türker ise benim kadar şanslı değildi, onun hissettiği, sol yanağında patlayan sert, çok sert bir yumruktu. Suçu, Hakan Abi'nin arkadaşını oradan uzaklaştırmaya çalışmaktı. Bir şey değiştirmez ya, yine de söyleyeyim; polisler saldırırken değil, başından beri "Gel gidelim." diyordu Türker; o anda ise payına "Sen çekil ulan!" kod adlı yumruk operasyonu düştü.

Tüm bunlar yaşanırken, Hasan Abi de dışarıda kapı kapı dolaşıyordu, sene başında bir ton para saydığı kombinesiyle içeri girebilmek için. Sonradan öğrendik ki, bambaşka bir yerde, tüm yaşananlardan bağımsız bambaşka bir olay olarak, bambaşka bir polisten bambaşka yumruklar ve bambaşka tekmeler yemiş Hasan Abi de. "Gel sana yardım edeceğim." bahanesiyle çekmiş polis Hasan Abi'yi 200-300 metre ötedeki karanlık bölgeye, çakmış yumruğu kafaya gövdeye... Hasan Abi'nin "Sen benim vergimle..." cümlesi daha bitmeden, "İki vergi verdiniz diye kendinizi devletin sahibi mi sandınız ulan!" diye gelen bir ikinci polis, onunla beraber gelen de bir ikinci dayak seansı. Çok şükür Hasan Abi bizim gibi değil, yapılı adam, koruyabilmiş kendisini.

Hasan Abi'yi iki polisten kurtaran, benim yardım istediğim, iki yıldızlı, kır saçlı polis olmuş. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bu "iyi" polisin ettiği galiz küfürlere de "Aa, o kadar da olacak canım." gözüyle bakıyoruz. Normal bir ülkede yaşıyor olsaydık, sırf bu küfürler için bile mahkemelerde sürünür, ağır cezalar alırdı bu polisler. Türkiye'de ise, bizim görevliğimizden sorumlular. Peki soru şu; polise karşı güvenliğimizden kim sorumlu? Vaktiyle AliSamiYen.Net'te konusu açılmıştı, tartışıyorduk; devleti sevmemek söz konusu olabilir mi diye. Ben şöyle sorayım; bu devlet, bizi seviyor mu acaba? Bir tane oluşum var mı, devlet tarafından yürütülüp de düzgün işleyen?

Neyse. Derin konular bunlar elbet. Türk polisiyle başladım, Türk polisiyle bitireyim. Türk polisi, sana karşı hiç iyi duygular beslemiyorum!

En acısı da, şu anlattığım olayların kimseyi şaşırtmayacak olması, aslında. Biz de çok şaşırmadık zaten. İlk anki sinirimiz geçti, koyulduk maçı izlemeye...

8 ekleme:

deNNis dedi ki...

Evet, kimse sasirmadi...
Avaz avaz "biz sizi korumak icin buradyiz" diye bagirmayi biLiyorLar..
Daha cok insan'a yazik Olacak.. Dayagi kaLdiramayanLar da var..
Neyse, fazLa konusacak bisey yok.. Herkes biLiyor.. Elindeki cop onu kral yapiyor...

Gecmis oLsun hepinize...

KANDIRALI dedi ki...

öncelikle geçmiş olsun.

sıradan olaylar haline getirdik ya bunları. her hafta aynı şeyler oluyor. geçen sene kartal deplasmanında yediğim cop darbelerini hatırladıkça hala sinirden delirecek gibi oluyorum.

insan suretindeki hayvanlar, stadyuma gelenlerin hepsini dövmek istiyor. kendilerini tatmin etmek istiyor. ondan sonra polis gününde alkışlanmak istiyorlar..

daha geçen hafta denizli maçında aynı sorun bizim başımıza geldi. ozan diye bi arkadaş kombineyle giremedi içeri. polis köfte ekmek yiyormuş hiç sallamamış bunu. ne kadar küfür etsem azdır.

ben sevmiyorum bu devleti. açık net. devleti seven memurları akşama kadar hiçbir iş yapmıyorlarsa. seven böyleyse..

tribünde bize kafa tutmak kolay tabi. bıyıgı terlememiş veletler babası yaşındaki hiç suçu olmayan adamı coplayabiliyorlarsa. öyle memleket olmaz olsun.

Anonymous dedi ki...

ileri derecede sinirlenmiş vaziyetteyim.

çok geçmiş olsun kardeşim.

PCLioN dedi ki...

Ne düşündüklerimi biliyorsun Ata, az çok forumda da belirttim bunu. "Şanslıymışsınız" diyebiliyorum sadece, utanarak, yerin dibine geçerek...

kapalıüst dedi ki...

lanet olsun.

başka ne denilebilir ki..

Nazmi Hasdemir dedi ki...

bu devleti ya seveceksin ya da sevmeyeceksin. Eğer konjoktüre göre bazen sevip bazen sevmiyorsan bizim gibi iki yakanız hiç bir zaman bir yere gelmez. Bu ülkede namuslu insanlar ekmek mücadelesinde mutlaka şu ya da bu şekilde karşısında mutlaka devleti bulacaktır.

Kapali Ust dedi ki...

Scapula geçmiş olsun.. Türkiyedeki kronik sorunlara ve sorunların başlangıcına baktığımız zaman polisi hep sorunların içinde görmüşümdür. Bunu kökten çözecek bir cesur yüreğe ihtiyacımız var, hislerini bende paylaşıyorum..

Kapali Ust dedi ki...

@kapaliust abi nicklerimiz çok benzer olmuş:) Blog aleminde karışmasak sevinirdim...