Gordon Milne'ye "Mister" dedik mi? Yok. Walter Zenga'ya "Signore" dedik mi? Yok. Luis Aragones'e "Señor" diyor muyuz? Yok. Peki Mustafa Denizli'ye "Bayım" diyor muyuz? Yok. O hâlde Alman teknik adam gördük mü, "Herr Daum", "Herr Skibbe", "Herr Feldkamp" (...) diye damga vurmayı da klişeler dünyasının eşsiz örneklerinden biri olarak değerlendirmek mümkün, değil mi?

Aslında renkli bir sıfat, "Herr". Bazı hocalar için güzel bir lakap olabilir-di. Ne var ki abartıldı bir kez ve her Alman için her cümlenin başında kullanıldı. Hem de çoğu zaman anlam kaymasına uğramış bir biçimde. Almanca dilinin Türk insanının kulağına biraz kaba geliyor olması nedeniyle "Herr", hakaretmiş gibi algılanıyor sanki, bu vesileyle de genellikle sert cümlelerin başında rastlıyoruz bu masum kelimeye: "Herr Feldkamp istifa.", "Defol Herr Skibbe!" (...) Hani sanki "Herr" değil de, "Hass.tir" der gibi.

Konusu geçmişken belirteyim, Herr Skibbe'nin hâlâ arkasındayım! Kendisinin karakterine hayran oluyor, oynattığı futbolu beğeniyor, Galatasaray'ı ileriye taşıyacağına yürekten inanıyorum.

3 ekleme:

hücum futbol dedi ki...

hocam bırak allahaşkına, bu kadar da körü körüne desteklenmez ki. istikrar uğruna hatada ısrarın kime ne yarararı var. bizlerin göremediği ne ışığı ne ümidi gördün de sırf istikrar için desteklemek istiyorsun. skorlara veya sonuçlara göre değil sahada oynanan futbola, oyuna müdaheleye, taktiğe, futbolcuların fizik gücü ve takımdaşlık duygularına, morallerine baktığımda ben Skibbe'nin herhangi bir şeyi olumlu yönde değiştirebildiğini, fark yarattığını göremedim.

Göremediğim gibi bundan sonra da görebileceğimi düşünemiyorum. Karakter olarak güçlü biri olsa idi ondan habersiz ve ona sormadan yardımcıları gönderilemezdi. Eğer gönderiliyorsa basar istifayı çeker giderdi. Bu şartlar altında özellikle orda Adnan Sezgin gibi biri varken galatatasaray zayıf, kariyersiz ve güçlü kişiliği olmayan bir hoca ile başarılı olamaz. Adnan Polat gitmeyeceğine veya Adnan sezgin Polat tarafından çok sevildiği için gönderilmeyeceğine göre teknik direktör koltuğunu her açıdan dolduran biri şarttır.

İnsanlar, kurumlar hata yapabilir. ben senin neden ısrarlar ve saplantı derecesinde bu adamı desteklediğini anlamıyorum. sırf değiştirmeme inadın yüzünden bütün sezonu gerekirse yakalım tarzında bir yaklaşımın var.

Dostum ferguson veya wenger örneklerinin yanına yazabileceğin başka da örnek yok. Bunlar gerçekten istisnadır. dolayısıyla bunlarla kıyaslanarak bir yere varılamaz.

Kabul edelim Skibbe yanlıştı, daha adı açıklandığında olması mümkün değildi ve her geçen hafta da bu belli oluyor.

İşte en son örneği adam kadroda rotasyon yapacağım, fenerbahçe maçı öncesi bazı futbolcuları dinlendireceğim diyor ama yöneticiler karşı çıktığı için geri adım atmış.

scapula dedi ki...

Hücum Futbol,

Yorumun için teşekkür ederim.

Sondan başa doğru giderek cevap vereyim...

"İşte en son örneği adam kadroda rotasyon yapacağım, fenerbahçe maçı öncesi bazı futbolcuları dinlendireceğim diyor ama yöneticiler karşı çıktığı için geri adım atmış."

Medya yazmış, sen de inanıyorsun, öyle mi? Ben inanmıyorum. Bak Sabah gazetesi de şunu yazmış:

"G.Saray'ın evinde kazandığı Trabzonspor, Olympiakos ve G.Antepspor maçlarında attığı goller ve asistlerle büyük pay sahibi olan Lincoln, Benfica ve F.Bahçe derbisi öncesinde kendisini çok formda hissettiğini ve bu maçlara da damga vuracağını iddia etti. (...) Teknik direktör Skibbe'nin Benfica ve F.Bahçe maçlarında Lincoln'den forvet ve orta saha arasında köprü görevini üstlenmesini ve serbest vuruşları kullanmasını istediği öğrenildi."

Daha geçen burada ben yazdım aynı haberi, "Lincoln bana bırakın dedi" başlığıyla, dalga geçerek. Sonra bu maç mı istemiş Lincoln'den köprü görevi üstlenip duran top kullanmasını, yoksa Lincoln'ün görevi zaten bu da her maç böyle mi yapıyor? Ezbere konuşmalar bunlar.

Ha, Skibbe'nin Adnan Sezgin'le fikir alışverişinde bulunduğu, hatta göreve getirilirken bunu kabul ettiği doğru. Bunu biliyorum. Ama yönetim "rotasyon yapmayacaksın" diyerek Skibbe'nin işine karışıyor mudur, hiç sanmıyorum...

Ferguson, Wenger örnekleri çok sık veriliyor evet. Aslında ben bu isimleri kimseyle karşılaştırılmayacak örnekler olarak görüyorum. Ancak istikrarın sonucunu göstermesi açısından bu örnekler önemli. Uzun uzun açıklamalara girip seni sıkmıyorum, ne diyeceğim belli. Ama bunların yanında bir de gözümüzün önünde yaşanan Fatih Terim, Zico, Lucescu örnekleri var.

"Eğer yardımcıları gönderiliyorsa o da basar istifayı çeker giderdi." yaklaşımına da maalesef katılamayacağım. Bu adam sözleşme yapmış Galatasaray'la, yönetim çok istiyorsa versin tazminatını göndersin, Skibbe neden istifa etsin ki?

Skibbe'nin takımın başında kalmasını istikrar için istediğim kadar, ona güvendiğim ve onu başarılı bulduğum için de istiyorum. Leverkusen'in oynadığı futbolu beğeniyordum, bugün Galatasaray'ın oynamaya çalışıp kimi zaman başarılı kimi zaman başarısız olduğu futbolu da beğeniyorum. Sonuç olarak, bu adamın futbol felsefesini beğeniyorum; kafasındaki şablonun Galatasaray için en uygunu olduğuna inanıyorum; işler ne kadar kötü giderse gitsin -ki pek de kötü bir durumda değiliz- suçu hocada aramıyorum.

Eray'dan (eraysozen.blogspot.com) -ki kendisi en çok değer verilen spor yazarlarından bin kat iyi bilir futbolu bana göre- alıntı yapayım, artık sistem takımı oluyoruz. Bu ne demek? Gaz takımı, allah yardımcınız olsun takımı değil de; tekniğin, taktiğin, futbolun sözünün geçtiği bir Galatasaray olmak demek. Bu yolda gereken tüm şartlar da elimizde mevcut. Tek ihtiyacımız olan şey zaman, ki artık az da kaldı. Bugün Skibbe'ye güvenmeyen insanların -inat edenler hariç tabii- yakın zamanda güvenmeye başlayacaklarını düşünüyorum. Benim inancım bu, en azından.

Umarım sinir bozmuyorumdur.

Mesut Ulukök dedi ki...

Yahu, ben anlamıyorum, cidden anlamıyorum.

Dün Aceto bloguna "Dallas Süper Ligi" postunu girdikten sonra altındaki yorumlarda, başka bloglarda, başka spor sitelerinde, forumlarda vs. bu zihniyetle Anadolu takımları şampiyon olamaz tandanslı sürüsüne bereket yazı okudum. Aynı adam 1 gün sonra karşına geçip, Bay (Herr) Skibbe'yle, Dede'yle bu takım yürümez, gibi kendileriyle çelişen cümleler kuruyorlar.

Kimse kıvırmaya çalışmasın, yok Skibbe kötü de Anadolu takımları iyi giderken 2 mağlubiyet alınca teknik direktör değiştiriyor biz ona kızıyoruz, diye. E, 3 büyükler dışında ne zaman izledin Bursa'yı sorarım? Bir Galatasaray maçını izlemiş, "Bursa iyi takım, Aybaba'yı kovmak hata" diyor. Bana göre de yanlış ama Bursa'nın bu sene iyi top oynadığı falan da yok. Ayrıca aynı şekilde Galatasaray da 2 mağlubiyet aldığında, kovalım bu Herr'i sesleri yükselmeye başlıyor... Hele bir de "mücadele etsinler kaybetsinler lafımız yok, ama mücadele etmiyorlar" diye bir klişe var, of of... O türlü kaybetse, "oynuyorsan atacaksın arkadaş yok öyle" denir ki, o şekilde maçı hak edip kazanamamak çok daha fazla koyar insana.

Aslında yazacağım daha çok şey var da uzatmaya gerek yok, ülkemizdeki futbol kafası değişmedikçe...