Cimbom'un yeni gol umudu Hakan
Röportaj: Emrah Kayalıoğlu
Spor&Spor / Temmuz 1992

Sapanca gölü kıyısında Şükür ailesinin yazlığındayız. Hakan Şükür için Sakaryaspor'dan Bursaspor'a, oradan önce Olimpik sonra da A Milli Takım'a, son olarak da Galatasaray'a uzanan bir yolculuğun başlangıç noktası sayılabilecek bir ev...

Etraf yemyeşil... Hava tertemiz... Önümüz göl, arkamız dağ... İkisinin arasında İzmit - Adapazarı yolu. Gürültü olmasa insana İsviçre'de göl kıyısındaki evleri hatırlatan bir ortam... Ama yine de büyük şehirden uzakta, soluk alınıp, kafa dinlenecek bir yer... Hakan da burayı oldukça seviyor anlaşılan. Aslında ailesiyle olmayı çok seviyor. Hakan'ı yakından tanıyan herkes, onun ailesine çok düşkün olduğunu söylüyor. Transferinde ailesinin, özellikle babası Sermet Şükür'ün rolü büyükmüş. Transfer konusu açılmışken olayı Hakan'ın ağzından dinleyelim: "Miliç döneminde takımdan kesilmiştim. Ben Bursaspor'da oynayamıyordum ama Olimpik Milli Takım'da Fatih Hoca (Terim) bana çok güveniyordu ve hep şans veriyordu. Ben de bayağı iyi oynuyordum. Bir gün Yurdaşen Karahasan geldi. 'Galatasaray'da oynamak ister misin?' diye sordu. İstemez miydim hiç! Zaten hayallerimdeki takımdı Galatasaray... Çocukluğumun takımıydı. 'Oynarım.' dedim. Orada söz aldı benden. Tam bu sırada Bursaspor'da Yılmaz Vural göreve başladı. 'Hakan size yaramıyor. Onu bize verin.' diyen Galatasaraylı idarecilere, Yılmaz Hoca 'Hakan bana lazım.' diyerek karşı çıktı. Sonuçta kiralık döneminde gidemedim Galatasaray'a. Transfer döneminde birkaç takım daha istedi. Ama Galatasaray ağır bastı."

"Maddi olarak mı manevi olarak mı?" diye araya giriyoruz hemen...

"Manevi olarak herhalde." diyor Hakan. "Ben Galatasaray'da oynamak istiyordum. Ayrıca takımdaki ortam benim için uygundu. Ümit Milli Takım'dan olsun, A Milli Takım'dan olsun çok arkadaşım vardı Galatasaray'da. Ortam çok önemli. Galatasaray'daki arkadaşlık ortamı cezbetti beni."

Biraz varsayımlara girerek, "Ya Bursaspor, Federasyon Kupası'nı kazansa, Galatasaray da UEFA'ya gidemeseydi, yine gelir miydin Galatasaray'a?" diyoruz.

"Tabii gelirdim." diye hiç duraksamadan yanıtlıyor. "Avrupa Kupaları'nın transferimle hiçbir ilgisi yok. Ben Galatasaray'a oynamak için geldim. On yıl oynayayım Galatasaray'da nasıl olsa Avrupa'ya gideriz. Hedefim de Galatasaray'da devam. Zaten Galatasaray'dan ancak Avrupa'ya gidilir."

"Daha büyüğü yok mu Türkiye'de?"

"Benim için yok." diyor Hakan...

Galatasaray'a gelişinin hikayesi böyle ama bundan önceki dönemi de okuyucularımıza nakletmek istiyoruz. Yavaş yavaş geriye gidelim. Hakan, Bursaspor'da oynarken, daha doğrusu Miliç döneminde oynamazken, Olimpik Milli Takım'ın forvetinde görev yapmaktadır. Genç Milli Takım'dan yükselmiştir oraya. Sırada A Milli Takım vardır, ama Bursaspor'da kadroya giremezken A Milli Takım'da oynamak kolay değildir elbette. Daha doğrusu onu oynatmak kolay değil. "Piontek, Ümit Milli Takım'dayken de benimle çok ilgilenirdi. Ama Bursaspor'da oynamadan beni A Milli Takım kadrosuna alsa büyük tepki alabilirdi." diyor Hakan.

Piontek, Hakan'ın Bursaspor'da başarılı olmasını bekler belki de bu yüzden. Ve Yılmaz Vural'ın gelişiyle Hakan, Bursaspor'da kadroya girer. Kulüp takımındaki başarıları onun A Milli Takım'ın ilk 11'inde yer bulmasını sağlar. A Milli Takım'la üç maça çıkar. Futbol olarak göz doldurur. Ama Almanya maçında kaçırdığı pozisyonlara biz değinmeden anlatacak kadar üzülmüştür: "Gençliğin getirdiği deneyimsizlik... Takım olarak iyi oynuyoruz. Bireysel olarak da, takım olarak da başarılıyız."

Galatasaraylı taraftarların gözünde Hakan'ın özel bir konumu var. A Milli Takım'da Hakan, Tanju'nun yerini alıyor. Piontek, genç futbolcuya bu konuda çok güvendiğini açıkça gösteriyor. Galatasaray geçtiğimiz sezon Tanju'nun yokluğunda hayli gol sorunu yaşadı. Hakan, A Milli Takım'dan sonra, oynayacağı kulüp takımında da Tanju'nun yerini doldurmaya çalışacak. En azundan beklenti böyle...

"Camida beklenti olması normal. O gözle alındım." diyor Hakan. "Ben oynadığım her takımda aynı şeyi söylemişimdir. Benim gol atıp atmamam, ya da attığım gol sayısı önemli değil. Önemli olan oynadığım takımın başarısı. Galatasaray'da da kaç gol atacağımın, gol kralı olup olamayacağımın benim için fazla bir önem taşıdığını söyleyemem. Önemli olan Galatasaray'ın şampiyonluğu. Tabii ben de gol atacağım ama takım olarak iyi oynayacağız ve şampiyonluk kovalayacağız. Camianın beklentisi bu olmalı. Bu yıl Galatasaray'da gol sorunu olmayacak. Bunu, ben Galatasaray'a geldim diye söylüyor değilim. Galatasaray'ın geçen sezon büyük bir şanssızlık yaşadığı gerçek. Bu sezon bu olmayacak."

Hakan'ın bunu anlatırkenki tarzından Galatasaray'ın maçlarını yakından izlediği ortaya çıkıyor. Civardaki evleri göstererek "Buradaki bütün komşularımız Galatasaraylı. Biz de ailece Galatasaraylıyız. Bursaspor'dayken maç sonrası ilk sorduğum soru 'Galatasaray maçı ne oldu?' olurdu. Belli etmemeye çalışırdım ama bir Galatasaraylılık vardı. Herkes bir takım tutar zaten."

Böyle duygularla Galatasaray maçı oynamak nasıldı acaba?

"Çok daha iyi oynuyorsun. Kendini beğendirip, hayal ettiğin takıma transfer olabilmek istiyorsun. Ama Galatasaray'a gol attığımda ne hissettiğimi soruyorsanız, Galatasaray'a hiç gol atmadım."

"Ya Fenerbahçe'ye" diyerek giriyoruz araya... Hakan'ın "Fenerbahçe'ye karşı oynadığım altı maçın yalnızca birinde gol atamadım." yanıtı Galatasaraylı taraftarları hayli sevindirecek herhalde.

Hakan, saha dışında olduğu kadar saha içinde de son derece saygılı ve sessiz bir insan. Bunu şimdiye dek sadece bir sarı kart görmüş olmasından da anlayabiliriz. O sarı kartın hikayesi de hayli ilginç. İstanbul'da Fenerbahçe ile oynadıkları bir maçta, Hakan topu almış gidiyor ama hakem o sırada düdük çalıyor. Düdüğün sesini duymayan Hakan da gidiyor, Toni Schumacher'le karşı karşıya kalıyor ve gol atıyor; tabii gol geçerli değil. Hakan da sarı kart görüyor. Anlaşılan Hakan Fenerbahçe'ye gol atmayı çok seviyor.

Sinema ve televizyonla fazla arası yok Hakan'ın. Birinci hobisi futbol. Biraz da araba merakı var. Ama yarışlarla falan ilgilenmiyor. Araba kullanırken de sürati sevmediğini söylüyor. Arabasını değiştirecek ve hayalindeki arabayı alacak: BMW. Hayalindeki takımdan sonra, hayalindeki otomobile doğru da koşar adımla ilerliyor Hakan...

Şimdi A Milli Takım'ın santrforu olan Hakan'ın eskiden iyi bir basketbolcu olduğunu çok az kişi biliyor. Bunun hikayesini de Hakan'ın ağzından dinleyelim: "Eskiden lisanslı basketbolcuydum. Sakarya'da birinciliğim vardı. Yılın Sporcusu seçildim Günaydın-Marmara Gazetesi tarafından. Atatürk Lisesi'ne geçinceye kadar okul hayatım boyunca basketbol oynadım. Atatürk Lisesi'yle futbolda Sakarya ikincisi olduk, 15-16 yaşımdan sonra futbol idmanları almaya başladım ama basketbolun da büyük yararını gördüm. Sıçrama yeteneği, çabukluk gibi özelliklerimi geliştirme fırsatı buldum o dönemde."

Hakan, özeleştiriden de kaçmayan bir insan. Futbolcu olarak deneyim noksanı olduğunu açıkça itiraf ediyor. İdealindeki futbolcu Van Basten. Yalnızca futbolcu Van Basten'e değil, insan olarak da Van Basten'e hayran. "İzleyebildiğim kadarıyla son derece alçakgönüllü ve sempatik biri." diyor.

Bilindiği gibi bu sezon Galatasaray'ın başında yeni bir teknik direktör olacak: Feldkamp. Acaba Hakan yeni hocasını ne kadar tanıyor?

"Alman olduğundan disiplini çok ön planda tutacaktır gibi geliyor bana. Almanların milli takımları da kulüp takımları da son derece oyun disiplinine sadık. Bunu oynadığımız maçlarda gördük, Avrupa Şampiyonası'nda da seyrettik."

Miliç ile geçirdiği tatsız dönemin de etkisinden olabilir ama Hakan'ın yerli bir teknik direktörle çalışmaktan daha mutlu olacağı da bir gerçek. "Türk hoca olması daha iyi." diyerek bu konuda net bir görüş açıklıyor. "Hocayla daha iyi anlaşıyorsunuz. Diyalog daha iyi kuruluyor. Gerçi Galatasaray'da çok iyi Almanca bilen birkaç futbolcu var ama ben bilmiyorum mesela... Bırakın futbolu, hocayla belki özel yaşantınla ilgili bir şey konuşmak istesen, yapamayacaksın. Almanca bilenler her şeyi konuşabilir, ama ben nasıl yapacağım..."

Hemen, "Birinci ligi baz alırsak en iyi yerli çalıştırıcı kim?" diye bir soru yöneltiyoruz ve beklediğimiz yanıtı alıyoruz Hakan'dan: "Yılmaz Vural." Tabii Yılmaz Vural'la birlikte çalışmış olmanın getirdiği onu çok iyi tanımanın da bu yanıtta rolü olabilir, ama bu konuda konuştukça Hakan'ın Yılmaz Hoca'yı neden en iyi yerli çalıştırıcı olarak gördüğünü anlıyoruz. "Oyuncuyla diyaloğu çok iyi bir kere. Karşısındakinin kendisine güven duymasını sağlıyor. Bunun karşılığında da hem kendisi kazanıyor, hem de futbolcu." diyor Hakan. "Antrenman programını bir görseniz... Bir kez yaptığın idmanı bir daha yapmıyorsun. Her gün farklı bir şey. Bu da olaydan zevk almanı sağlıyor. Miliç zamanında ise 'Bugün salı; bugün şu idmanı yaparız.' derdi herkes. Yılmaz Hoca böylece hem değişik adele gruplarına yöneliyor, hem de futbolcunun sıkılmadan idman yapmasını sağlamış oluyor."

Hakan'dan kendi kendini notlandırmasını istiyoruz. "Bir karne yapsan Hakan Şükür adına, dayanıklılığına kaç verirsin?" diye başlıyoruz. "Sekiz, dokuz." diyor. "Şut?" diye devam ediyoruz. "Aslında biraz güvensizlikten, deneyimsizliğin verdiği çekingenlikten fazla şut atamıyorum. Ama zamanla bunu aşacağım tabii. Şimdilik altı diyelim. Sağ - sol ayırmıyorum."

"Ya topsuz oyun?"

"O çok iyi işte... On diyelim."

Hava topunda da aynı yanıtı alıyoruz: "On."

Hakan, gol atması beklenen bir oyuncu ama penaltı vuruşlarında adı geçimyor. Genç Milli Takım'dayken bir kez atmış. Kaleciyle top ayrı köşelere ama top yandan auta gitmiş. Yine de penaltı konusunda kendine güveniyor. "Çok iyi penaltı atarım." diyor. "Bursa'da da ben atacaktım. Kupa maçlarında iş penaltılara kalsa, ilk beş penaltıcıda kesinlikle olurdum."

"Frikik" diyoruz...

Gülümseyerek, "Frikik golüm var." diyor. "Ama lisedeyken... Üç yıl oluyor."

Liseden söz açılınca eğitimden konuşuyoruz. Hakan'ın lisedeyken Genç Milli Takım kampları yüzünden 100 günü aşan devamsızlığı oluyor. İlk sınav notları karne notu olarak veriliyor ve sonunda Hakan hâlâ Sakarya'da kayıtlı, beklemeli bir öğrenci... Dünya üzerinde birçok ülkede, milli olan sporculara burslar dahil bir yığın kolaylık sağlanırken Türkiye'de A Milli Takım'ın santrforu olan bir futbolcu lisede beklemeli öğrenci...

Galatasaraylı taraftarları hayli sevindirecek bir yönü var Hakan'ın. Şimdiye kadar hiç sakatlanmamış. Biz bundan konuşurken Hakan'ın babası Sermet Şükür, "Dört yıl boyunca bir tek idman bile kaçırmamıştır Hakan." diyor. "Nereden biliyor" diye düşünmeye başlamışken, Hakan sözü alıp, "Her gün rapor veririm babama. İdmanda neler oldu, neler yaptık, nasıl çalıştık... Hepsini anlatırım." diyor.

Şükür ailesi transferi toptan yapıyor adeta. Hakan ile birlikte kardeşi Gökhan da Galatasaray'a geçmiş, ama o PAF takımında. Sermet Şükür, iki oğlundan da çok ümitli. "İleride ikisi birden Galatasaray'da A takımda oynayacaklar." derken oğullarıyla nasıl gurur duyduğu gözlerinden okunuyor. Gökhan, Temmuz ayında Liselerarası Dünya Şampiyonası'na gidiyor. Bunu duyunca Hakan'a "Kardeşin senden önce dünya şampiyonu olacak galiba?" diyoruz. "Benim de programımda 1994'de ABD gözüküyor." yanıtıyla karşılaşıyoruz.

Ailece transfer oluyorlar derken abartmıyoruz. İş Gökhan ile bitmiyor. Hakan Bursaspor'dayken cumaya kadar ailesi de Bursa'da olurmuş. Cuma günü kamp başlayınca Sermet Bey ile eşi Nevin Hanım, Sakarya'ya ya da mevsimine göre Sapanca'ya dönerlermiş. "İstanbul'da ne olacak?" diye soruyoruz. Hakan, "Yönetim kurulu yakında toplanacak ve çıkan karara göre İstanbul'da ev tutmamız gündeme gelecek." diyor ve gülerek ekliyor, "Aile yönetim kurulunu kast ediyordum."

***

HAKAN İÇİN NE DEDİLER?


Kemal Belgin (Meydan Gazetesi spor yazarı) : Hakan sahada çok dolaşan, top taşıyan, orta sahaya kadar gelip top alabilen, sağa sola deplase olan bir oyuncu. Tanju ise tam tersi sabit oynayan ve gelen topları tamamlayan tipte bir oyuncu. O yüzden eğer Galatasaray, Tanju zamanında oynadığı oyun sisteminde oynarsa Hakan başarılı olamaz. Ama geçen yılki modelini uygularsa başarılı olur. Hakan'ın Bursaspor'da çok gol atamaması Galatasaray için bir ölçü olmaz. Çünkü Hakan'a Bursaspor'da bir maçta 6-7 top geliyorsa, Galatasaray'da 15-17 kez top gelecektir. Hakan, Milli Takım'ın şu anda oynadığı futbol için de uygun bir isim. Milli Takım'da da başarılı olacaktır. Yalnız uluslararası maç tecrübesi az. Tecrübe kazandıkça daha iyi olacaktır.

Mustafa Denizli (Galatasaray eski teknik direktörü) : Hakan'ı Bursaspor'daki döneminden değil, Sakaryaspor'daki döneminden bu yana izliyorum. Bana göre çok yetenekli bir futbolcu. Geçtiğimiz sezon Hakan'ın kiralık olarak alınmasını istemiştim ama olmamıştı. O zaman transferi olabilseydi baskısız bir transfer olacaktı. Galatasaray'ın geçen sezonki futbolunda Hakan'ın çok işimize yarayabileceğini düşünmüştüm. Ama şimdi de Hakan'ın Galatasaray'a alınması çok olumlu bir transferdir bana göre. Hakan şu anda Türkiye'nin en iyi golcüsü değil belki ama verdiği bütün sinyaller olumlu. Kuşkusuz Galatasaray gibi büyük bir takıma gelmenin, basının, seyircinin büyük baskısı olacak üzerinde. Milli Takım'ın santrforu olarak geliyor Galatasaray'a. Ama milli maçlarda gösterdiği çok önemli noktalardan biri de oynadığı takıma kolay adapte oluştu. Hakan'ın demin saydığım zorlukların üstesinden gelmesinde en önemli yük takım arkadaşlarına ve seyirciye düşüyor. Bunların, Hakan'a her konuda yardımcı ve destek olmaları gerek. Hakan, Galatasaray'a çok genç geldi diye bir görüşe katılmıyorum. Galatasaray'da Hakan'dan genç ve ilk 11 oynayabilecek o kadar çok oyuncu var ki... Hamza gibi... Arif gibi... Okan gibi... Hatta Tugay bile Hakan ile yaşıt sayılır. Bence Hakan Galatasaray'a en az Galatasaray'da oynayan birçok futbolcu kadar deneyim kazanmış olarak geliyor.

Adnan Polat (Galatasaray Kulübü Futbol Şubesi Sorumlusu) : İleride uzun boylu bir futbolcuya ihtiyacımız vardı. Bunu karşılamak için Hakan'ı transfer ettik. Hakan'ı kesinlikle Tanju'ya alternatif olarak düşünmedik. Bursa'da çok gol atamamasını geçen sezon çok maç yapmamasına bağlıyorum. Hakan aynı zamanda iyi bir pasör. Uzun boyuyla hava toplarına hakim ve gole yakın olan bir oyuncu. Ama Galatasaray'ın gol ihtiyacını tek başına karşılayacak diye bir şey yok. Hakan'ın yanına küçük alanlarda ve kale önünde etkili olacak bir oyuncu daha alacağız. Bu oyuncu yabancı olabilir. Henüz 21 yaşında olmasına karşın Milli Takım'da da yer alan Hakan, her geçen gün daha olgunlaşacak ve Galatasaray ile Milli Takım'a uzun süre başarıyla hizmet verecektir.

Serkan Yetişmişoğlu (Bursa Hakimiyet Gazetesi spor yazarı) : Hakan son derece sessiz, sakin, idmanlara hep zamanında gelen, işini hiç aksatmayan bir oyuncudur. Verilen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışır. Hırslıdır ve takımdaki arkadaşlarıyla sınıf arkadaşı, asker arkadaşı gibidir. Bugüne dek kimse onun bir terbiyesizliğini ne duymuş, ne de işitmiştir. "Ulan" sözcüğünü bile kullandığına rastlamadım. Ailesine son derece bağlı ve düşkündür. Bursa'dayken ailesi de buraya gelmişti ve birlikte oturuyorlardı. Gece hayatı kesinlikle yoktur. Miliç döneminde takımdan kesilmişti ama Yılmaz Vural'ın Bursaspor'a gelişiyle performansı yükselmeye başladı. Artan performansı onu A Milli Takım'a kadar götürdü. Galtasaray'a gidişine ve orada neler yapabileceğine gelince... Bursa'da herkes Hakan'ın kalmasını istiyordu. Bir sezon önce Erhan Karşıyaka'ya gitmişti ama Hakan Bursaspor'a bir santrfor noksanlığı yaşattırmamıştı. Meziyetleri çok... Galatasaray'da sabır gösterilirse başarılı olacaktır. Ama bir - iki maçta "çok gol kaçırıyor" gibi bir düşünceyle takımdan kesilmemesi gerek. Kredi tanınırsa bunu çok iyi şekilde kullanacak ve kendisini Galatasaray'da kanıtlayacaktır. Biraz diyaloğa ve motivasyona ihtiyaç duyabilir. Şimdi Galatasaray'ın başına Feldkamp geliyor. Yabancı bir hoca... Hakan'ı tanımıyor, ama A Milli Takım'ın santrforuna biraz prim tanıyacaktır. Hakan için "Bursaspor'dayken de fazla gol atmadı. Golcü değil." dendiğini duyuyoruz. Hakan, henüz yolun başında. İleride çok iyi bir golcü olacak. Şimdilik yıpratıcılığı ve hava topu hakimiyetiyle ağır basıyor ama performansının, gol yüzdesinin günden güne düzeldiği de bir gerçek.

Hıncal Uluç (Sabah Gazetesi spor yazarı) : Galatasaraylı dostlarım bana Hakan hakkındaki fikirlerimi sorduklarında hep olumlu görüş belirttim. Yönetimdeki dostlarıma da alınmasının yararlı olacağını söylemiştim. Hakan'ı ilk olarak Fatih Terim'in Olimpik Milli Takımı'nda seyretmiştim. Fiziği ve ataklarıyla çok olumlu izlenimler edinmiştim. Daha sonra A Milli Takım'a kadar yükseldi. Buradaki maçlarında da gösterdi ki, golü çok iyi kokluyor. Tek kusuru var. Gol pozisyonuna girdiği kolaylıkla gol atamıyor. Ama bu zaman işi. Ayrıca tüm dünyada bu sorun var. Forvet her yerde çok ama golcü yok. Hakan iyi bir golcü olabilir. Futbolda antrenör oyuncusuna çok çalıştırarak defansif özellikler katabilir ama golcü özellikleri katamaz. Golcülük öğretilmez, yetenek işidir. Ve ben Hakan'da bu yeteneği görüyorum.

2 ekleme:

KANDIRALI dedi ki...

hıncal'ın teşis çok iyiymiş :)

"Gol pozisyonuna girdiği kolaylıkla gol atamıyor"

hepte böyle oldu zaten hjhuehuehue

scapula dedi ki...

Kandıralı bu kadar zaman geçtikten sonra görmezsin ama sana minnettarım.

En kıytırık posta bile yorum geliyor, üç saat uğraşıp net ortamına aktardığım şu yazıları senden başka okuyan olmuyor ya, yemin ederim üzülüyorum. Bin kişi resmi tıklayıp bilgisayarına alıyor, bir kişi şu yazıyla ilgili bir şey söylemiyor. :)

Hayır yorum bekliyor değilim de, hepsine gelip buna gelmeyince okunmuyor deyip, boşa mı kürek çekiyorum diye düşünüyorum vallaha. Bir sürü röportaj var, yazmıyorum bak. :)