Beşiktaş'ta Arjantinli bir golcü / Osvaldo Darío Nartallo
"İki yıl sonra İtalya'dayım"
Röportaj: Gökhan Emeç

Beşiktaş, transfer döneminin başlamasıyla birlikte tam bir çözülme yaşadı. 5 yıldan uzun bir süre Beşiktaş formasını giyen Turan, Zeki, Şenol ve K. Metin adeta kapışıldı. Ön anlaşma yapılan Kemalettin, Fenerbahçe'ye kaçtı. Bayram sonrası üst üste yaşanan bu olaylar Beşiktaş yönetimini şoka soktu. Sergen'in de kaçmasından çekinen yönetim, bir gece ani bir kararla iki üyesini Manisa'ya yolladı ve Ümit Milli Takım kampındaki genç oyuncuyla alelacele anlaşma yapıldı. Ancak Beşiktaş taraftarı, Sergen ile yetinmek istemiyordu, mutlaka bir bomba bekliyordu. Ve 14 Haziran'da teknik direktör Gordon Milne, "bomba"yı İstanbul'a getirdi. Arjantinli santrfor Osvaldo Darío Nartallo ile yarım saatlik bir görüşmeden sonra sözleşme imzalandı. Nartallo, İstanbul'a gelmeden önce son maçını Milan ile oynamış ve bir de gol atmıştı. Bu gol çeşitli televizyon kanallarında defalarca gösterildi. Türkiye, Nartallo'yu Milan'a attığı golle tanıdı. Evet ama Nartallo bu golün ötesinde kimdi, İstanbul'a neden gelmişti, Güney Afrika'da ne arıyordu ve gelecekten ne bekliyordu? Arjantinli futbolcuyla bu ve benzeri konuları konuştuk, onu daha yakından tanımaya çalıştık...


- Bize biraz futbol geçmişinden söz eder misin?


"2 Şubat 1973'de Cordoba'da doğdum. Futbola 8 yaşımdayken, Cordoba'nın iki popüler kulübünden biri olan Belgrano'da başladım. 16 yaşımda ise başkent Buenos Aires'in büyük kulüplerinden San Lorenzo'ya transfer oldum. San Lorenzo genç takımında iki sezon forma giydim. 1990'da A takıma yükseldim. A takımdaki ilk yılımda 17, ikinci yılımda ise 15 gol attım."

- "17 gol attım" dediğin sezon Velez Sarsfieldli Esteban Gonzalez 17 golle gol kralı olmuş...

"Doğru. Ben sözünü ettiğim gollerin hepsini ligde atmadım. Özel maçlarda attığım goller de toplama dahildir. Zaten geçen sezon ligde sadece üç maçta oynama fırsatı bulabildim. San Lorenzo'nun santrforu Acosta, hem milli takımda da görev yapıyordu, hem de oldukça tecrübeliydi. Benim gibi genç bir santrforun Acosta'yı kesebilmesi çok güçtü. San Lorenzo'da kalsaydım kendimi kanıtlamakta gecikebilirdim."

- Bu yüzden mi Güney Afrika'ya transfer oldun?

"Evet."

- Peki neden Güney Afrika?

"Asıl amacım Avrupa'ydı. Güney Afrika bir geçiş dönemi oldu. Orlando Pirates'te kiralık olarak sadece yarım sezon oynadım. Güney Afrika'da oynamam menajerimin tavsiyesiydi. Menajerim Marcello Houseman, Johannesburg'da oturuyor. Güney Afrika teklifi bana ilginç geldi. Kalktım menajerimin yanına gittim. Giderken de bir süre sonra Avrupa'ya geçeceğimi biliyordum. Şimdi hedefim İtalya. İtalya'da oynamam zor olmayacak. Çünkü aynı zamanda İtalyan vatandaşıyım."

- İtalyan vatandaşı mısın?

"Evet. Dedem İtalyan göçmenidir. Dolayısıyla ailemin bütün fertleri hem Arjantin, hem de İtalyan pasaportu taşır."

- İtalya'da hangi kulüpte oynamak istiyorsun? Milan mı?

"Tabii. Neden olmasın? Menajerim bana devamlı Batistuta örneğini gösteriyor. İki yıl öncesine kadar Batistuta'yı kimse tanımıyordu. Bugün ise İtalya'da oynuyor ve onu dünya tanıyor."

- Uzun saçlarınla ve kafa toplarındaki hakimiyetinle Kempes'e benzetiliyorsun...

"Mario Kempes, ülkemin yetiştirdiği en büyük futbolculardan biridir. Kendisini örnek alıyorum. Onun gibi başarılı olabilmek için çalışıyorum."

- Başka hangi futbolcuyu örnek alıyorsun?

"Rene Houseman'ı."

- Biraz teknik özelliklerinden bahseder misin?

"Bu soru bana çok sık soruluyor. Sağ ayağın mı güçlü, solun nasıl gibi... Forvet oyuncusu gole dönük oynar. Golü sağıyla, soluyla ya da kafasıyla atmış, hiç fark etmez. Önemli olan golü atmasıdır. Bunun dışında iyi bir presçi olduğumu söyleyebilirim. Houseman, Ferdinand ve Hakan karışımı futbol oynadığımı söylüyor. Hakan'ı tanımıyorum. Ferdinand'ın ise birkaç maçını televizyondan seyrettim. Çok güçlü ve agresif bir yapıya sahip. Ben de sert oynamayı severim. Arjantin'de futbol sert oynanır. Biri size dirsek attığında kaçarsanız bir daha top alamazsınız."

- Güney Afrika futbolu dünyaya yeni açılıyor. Hem Arjantin'de hem de Güney Afrika'da oynamış biri olarak iki ülke futbolunu karşılaştırabilir misin?

"İki ülkede de futbola ilgi büyük. Güney Afrika'da futbol büyük atılım içinde. FIFA'nın uyguladığı yasağın kalkmasıyla ülke futbolu dışa açıldı. Hem dışarıdan futbolcu alıyorlar, hem de dışarıya futbolcu satıyorlar. Son olarak, biliyorsunuz Milan ve Sporting Lizbon, bu ülkede bir turnuvaya katıldılar ve maçlar Avrupa'nın birçok ülkesinde televizyondan yayımlandı. Bu tip organizasyonlar ülke futbolunun kalkınmasında büyük rol oynuyor. Ancak hemen söyleyeyim ki tesis yönünden istenilen düzeyde değiller. Arjantin'de kulüpler çok modern tesislere sahiptir."

- Beşiktaş'ın tesislerini gezdin. Bir kıyaslama yapabilir misin?

"Beşiktaş, mükemmel tesislere sahip. O açıdan Güney Afrika'nın çok ötesinde. Bir kıyaslama yapmak gerekirse ancak Arjantin veya Avrupa ülkelerindeki tesislerle kıyaslanabilir."

- Türk futbolu hakkında neler biliyorsun?

"San Lorenzo'da Zacarias ve Rinaldi ile birlikte oynadım. Onların anlattığı kadarıyla Türk futbolu hakkında bir fikir sahibiyim. En azından Beşiktaş'ın, Türk futbolunun büyük kulüplerinden biri olduğunu biliyorum."

- Beşiktaş'ı daha önce seyretme imkanı buldun mu?

"Menajerim Marcello Houseman, Beşiktaş'ın bir maçını bana videodan izletti."

- Hangi futbolcuyu beğendin?

"Şunu ya da bunu beğendim diye bir şey söyleyemem. Beşiktaş takım oyunu oynuyor. Dolayısıyla kişiler ön plana çıkmıyor. Ama takım daima ön planda oluyor. Takım oyunu oynayan böyle bir ekipte başarılı olacağıma inanıyorum."

- Arjantin Milli Takımı'nda yer aldın mı?

"Ümit Milli oldum. Şu anda milli takımımız Dünya Kupası'na hazırlanıyor. Alfio Basile, milli takım iskeletiyle oynamak istemiyor. Ancak 94 Dünya Kupası'ndan sonra takımda bir gençleştirme operasyonu olacak. O zaman milli takıma çağrılacağımı umuyorum."

- Türkiye hakkındaki ilk izlenimlerini öğrenebilir miyiz?

"İlk izlenimlerim oldukça olumlu. Biliyor musunuz, İstanbul'a gelirken Roma Havaalanı'nda Türk denizcilerin tezahüratıyla karşılaştım. Beşiktaş'a transferimi gazetelerden öğrenmişler. Benden imza aldılar. "Beşiktaş, Beşiktaş" diye tezahürat yaptılar. Bu çok hoşuma gitti. İnsanlar çok sevecen, çok sıcak ve cana yakın. Gösterilen ilgiye layık olmaya çalışacağım!"

- Peki ya İstanbul şehri? Örneğin trafik?

"Trafiğin sorun olacağını zannetmiyorum. Tesislere yakın bir yerde oturacağım. Problem olmayacak."

- 20 yaşında genç bir futbolcusun. Seni bugüne kadar en çok üzen ve en çok sevindiren olaylar nelerdir?

"Beni en çok üzen olay... 8 yaşımda babamı kaybettim. Kendisi 38 yaşındaydı ve çok sigara içerdi. En sevindiren olaylar ise Milan'a attığım gol ve tabii ki Beşiktaş'a transferim. Bir de temmuz ayında evleneceğim. Bu da beni çok sevindirecek."

- Sana mutluluklar diliyoruz. Son olarak bir lakabın olup olmadığını öğrenmek istiyoruz.

"Bir lakabım yok. Beşiktaş taraftarının bana bir lakap bulacağına inanıyorum. Futbolumla ve gollerimle onlara ilham kaynağı olacağım.

____________________________________________________________________________________________________________

Nartallo, ilham kaynağı değil, isyan kaynağı olabildi ancak Beşiktaş taraftarlarına. Kendisi için bulunan lakap ise saçlarından dolayı "kız" oldu; "Gordon, kızını da al git" diye bağrıldı onu getiren ve oynatan teknik direktörüne.

Gordon Milne demişken, Nartallo'nun transfer edilme hikayesine değinmeden geçmek mümkün değil. Nartallo'nun röportaj boyunca adını ağzından düşürmediği menajeri Marcello Houseman, futbolcusunu Gordon Milne'ye önerir. Milne, önce İrlanda'nın eski milli futbolcularından Chris Nicoll'u gönderir Nartallo'yu izletmek için. Nicoll'dan olumlu rapor gelince de kendisi gider seyretmeye. Maç, Orlando Pirates - Milan maçıdır, Nartallo da yedektir. Röportajda da bahsedildiği gibi bu bir özel turnuva maçıdır ve bu turnuvaya katılan bir diğer ekip Sporting Lizbon'un teknik direktörü Bobby Robson ve başkanı Jose Sausa Cintra da tribünlerdeki yerini almıştır. Artık Gordon Milne'yi kim yemiştir, menajer oyunu mudur yoksa biri eşek şakası mı yapmıştır bilinmez, Milne'ye Robson ve Cintra'nın Nartallo'yu izlemeye geldiği söylenir. 73'te oyuna giren Nartallo, bir de gol atınca hemen soyunma odasına inen Milne, Houseman ve Nartallo'yla son defa görüşür ve ön anlaşmayı yapar. Böylelikle Sportingli yöneticiler -hesapta- devre dışı kalır ve Milne o gece İstanbul'a Nartallo'yla birlikte iner. O Nartallo da beyaz Beşiktaş formasını üzerine geçirip, İnönü'de basın mensupları önünde top sektirir, sonra da yukarıdaki röportajı verir işte.

"17 gol attım." deyip, aldığı cevap karşısında düştüğü durumdan, o gün belliymiş aslında Nartallo'nun Beşiktaş'taki geleceği. "Forvet oyuncusunun golü neresiyle attığı önemli değildir." demesinden öngörmeliymiş tüm futbolseverler Nartallo'nun çeşitli uzuvlarıyla attığı enteresan gollerini.

Hava toplarındaki üstünlüğü, bomboş pozisyonlarda saçının görüş açısını kapatıp yere düşmesi demekmiş Nartallo'nun. Haksızlık da etmeyeyim, İnönü'deki bir Fenerbahçe maçında ilk yarının son dakikasında böyle bir pozisyonda yere düşmesine rağmen baldırıyla gol atmışlığı, hatta bu vuruş esnasında kaleci Engin'le çarpışıp takla atarak topla birlikte kaleye girmişliği de vardır. Her ne kadar önce ikinci yarının hemen başında İlker, ardından da son dakikada çok uzaklardan Uche'nin golleriyle Beşiktaş sekiz yıl aradan sonra İnönü'de Fenerbahçe'ye mağlup olsa da, Nartallo'nun bu golü -en azından benim tarafımdan- asla unutulmamıştır. Nartallo'nun golünden hemen önce annemin "Sen merak etme, Beşiktaş Fenerbahçe'yi her zaman yener" sözünden, ve gol sonrası bakışlarından tut, maç öncesi okuduğum çocuk dergisindeki iğrenç kaleci Engin bilmecesini bile hatırlıyorum bu gol sayesinde. Umarım bir gün bu golü tekrar izleme şansı elde edebilirim. 7-1'lik Trabzonspor maçında poposuyla attığı gole ise değinmemeyi tercih ederim.

İtalya ligi hayaline gelince... Beşiktaş'ta bir sezon forma giydikten sonra, "Milan'a gidiyorum" deyip, Petrolofisi'nde aldı soluğu Nartallo. Uzun kıvırcık saçlarını da İstanbul'da bırakarak... Ankara soğuğunda keli üşümüş olacak ki, Petrolofisi'nde de barınamadı. Daha sonra da hiçbir yerde barınamadı zaten. 2003 yılında Arjantin'in San Lorenzo de Mar del Plata takımında futbol hayatını noktaladığında, Romario'yla birlikte beş farklı kıtada profesyonel futbol oynamış iki futbolcudan biriydi Osvaldo Darío Nartallo.

5 ekleme:

KANDIRALI dedi ki...

hocam şu yazı şeklini mi neyi değişicen bilmem, kör edicen bizi.

scapula dedi ki...

Abi sorun ne, fontun şekilsiz olması mı, boyutunun küçük olması mı, yoksa ikisi de mi?

Şimdi... Sen öyle deyince bir sürü kişiye sordum, "yoo, gayet okunaklı" cevabını aldım. Söyleyeceğim şudur ki, explorer (yahut firefox) ayarlarından görünüme gelip metin boyutuna bir baksana, olması gereken seviyede mi? "Ctrl+" veya "Ctrl-"ye basarak da kontrol edebilirsin.

Niye soruyorum, ben bu yazı tipini çok seviyorum, ondan. :) Ama diyorsan ki benim browserıma ne bok atıyorsun, benim ayarlarım şahane, sana söz değiştireceğim yazı tipini. :)

KANDIRALI dedi ki...

yazıları büyüttüm ama yazı tipinden zor okunuyor. ayrıca sayfayı aşağı veya yukarı doğru hareket ettirince kimi yazı kayboluyor. arkadaşa gittim onun evde de oluyor aynı şey. demek millet normal diyor şaşırdım

scapula dedi ki...

Anladım ki siz hâlâ annenizin margarinini kullanıyorsunuz. :)

Abi internet explorer mı kaldı ya? Sadece bu değil, birçok blog en iyi performansı firefox'ta veriyor. Bence bir an önce bırakın internet explorer'ı. Ama bir vakit bulayım, yazı tipini değiştireceğim.

Deniz dedi ki...

Mükemmel... Çok teşekkürler.