25 Ağustos 2008

Lincoln

Galatasaray'ın Denizlispor'la oynadığı ligin ilk maçında sahaya çıkan 28 futbolcu arasında en iyisi Lincoln'dü bana göre. Zannediyorum, en isteklisi de. Ne var ki, yine beğenilmedi Lincoln. Niye? Şapkadan tavşan çıkartmadı çünkü. İstatistikse istatistik; 1 gol 1 asist. İstatistik değilse, ki değil, oynadığı futbol. Şık ara pasları, tehlike yaratan şutları, direkten dönen topları, asisti, golü, yarattığı hücum varyasyonları... Hepsini geçtim, bunu öğrenmenin bir yolu var mı bilmiyorum, ancak iddia ediyorum ki Denizlispor maçının en çok top çalan oyuncusuydu Lincoln. Hatırlatayım, mevkii forvet arkası, ön libero değil. O top çalmalar ki, rakip oyuncuyu oyundan attıran, rakip kalede tehlikeler yaratan örneklerini de gördük 90 dakika içinde defalarca.

Bir oyuncu; bir maçı bir gol bir asistle tamamlıyorsa, aldırdığı iki sarı kartla rakibin 10 kişi kalmasını sağlıyorsa, golle sonuçlanabilecek bir dolu pas atıyorsa önündeki oyuncuya, hücumda görev almasına rağmen en az 8-10 top çalıyorsa, direkten dönen bir frikiğin sahibiyse, (yine benim iddiam) maçın en çok koşan 3 oyuncusundan biriyse... Hiç kimse o oyuncunun kötü oynadığını iddia edemez. Varsa böyle bir iddia, bir önyargı sözkonusudur ve bunun nedenlerini bir sorgulamak gerekir. Üç ayrı yönden; yönetim, futbolcu ve taraftar ekseninde değerlendirebiliriz bu önyargının oluşum sürecini:


Taraftar - Yüksek beklentiler: Kaleci Aykut'un aut atışındaki kısa pasını alıp, 11 kişiyi toplam 38 defa çalımlayarak sol köşe gönderinin sağ yan hakemin arka adelesiyle birleştiği yerden röveşatayla gol atmasını mı bekliyoruz Lincoln'den; yoksa takıma yararlı bir futbol oynamasını mı? Maç başına 3 gol 6 asist ortalamasını tutturmasını mı bekliyoruz; yoksa takımının galip gelmesine yardımcı olacak futbolu ortaya koymasını mı? Kafasına göre takılmasını mı bekliyoruz saha içinde; sistem oyuncusu olmasını mı? Evet, Lincoln Türkiye liglerinin en yetenekli birkaç oyuncusundan biri; ancak bu demek değildir ki her maç hayatımızda görmediğimiz hareketler yapıp rakibi hipnotize edecek, 20 bin insan Galatasaray'ı değil Lincoln'ü izlemeye gelecek. Lincoln, Galatasaray için önemli bir silah sadece, Galatasaray'ın tüm cephaneliği değil.

Yönetim - Alınamayan Önlemler: Kısa bir süre önce, şimdi söyleyeceğime benzer şeylere, komplo teorisi veya senaryo der geçerdim. Ancak Fenerbahçe Spor Kulübü'nün, kuruluşunun da nedeni olan "Galatasaray'dan daha başarılı olmak" amacından hâlen sıyrılamamış olduğunu yakın zamanda, çok yakından görme şansını elde ettim. Karşımızda, başarılı olmaya çalışan değil, "Galatasaray'ın başarısını engelleyerek, daha başarılı gözükmek isteyen" bir takım var. Tabii ki başarı hedefleri de var, ancak bu yolda kullandıkları en etkili silah Galatasaray'ın önünü tıkamak. Türkiye'de futbolun bu derece kirlenmesinin, rekabetin rekabet olmaktan çıkıp savaş haline dönüşmesinin ve tüm düşmanlıkların tek nedenidir, öncüsüdür Fenerbahçe. Galatasaray'la fikir ayrılığına düşenlerce kurulurken de aynıydı, 25 Nisan 1955'te de aynıydı, bugün Galatasaray'ın santrfor transferine engel olmak için akla hayale gelmeyecek oyunlar oynarken de aynı, yarın da aynı olacak. Fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, daha fazla dağılmadan konuya döneyim.

Lincoln, Türkiye'de Jardel'den sonra kariyenin zirvesinde gelen ilk oyuncusu olması itibariyle büyük bir transferdi. Ligin ilk 5 haftasında oynadığı futbolla da, neler yapabileceğini herkese göstermiş, karşı yakanın düzenbaz kulübünü de harekete geçmek zorunda bırakmıştı. Böyle gitmezdi çünkü. Gitmesi halinde, bazıları için oyunun sonu gelirdi. 5 sene boyunca Hagi kabusunu yaşayanlar, göz göre göre yeni bir Galatasaray efsanesinin doğuşuna izin veremezlerdi. İki yönlü bir çalışma gerçekleşti ve Galatasaray yönetimi buna bir türlü çözüm getiremedi.

  1. Saha içi sertlikler: Evvela, Türkiye'de oynanan futbolun kalitesi, Türk futbolcusu - daha doğrusu Türk insanı- mantalitesi, saha ve zemin yapısı gibi etkenlerden dolayı, bir oyuncunun, kim olursa olsun, eğer Hagi gibi bir dahi değilse gerçek futbolunu ortaya koyamayacağı iddiam vardır benim. Hagi gibi derken, açayım. Kendisine faul yapanı, yaptığına bin pişman ederdi Hagi, yıllarca izledik bunu. Misal, direk sakatlama amacıyla çift dalan Johnson'un, bir dirsek darbesiyle sahalardan 2 ay uzak kalmasını sağlamışlığı vardır. Ha, çok sinirlenmedi mi? Bir çalımla binlerce kişinin önünde rezil eder, yine pişman ederdi yine rakip kasabı. Lincoln ise, yapılan bu sert müdahelelere karşı gereken tavrı sergileyemedi. Bunda en büyük suçlu kendisi, ona geleceğim. Ancak şimdi bir büyük Türk yalanının üzerinde durmak gerek: "Lincoln'e yapılanlar, Alex ve Delgado'ya da yapılıyor." Bok yapılıyor, affedersiniz. Başka bir anlatım şekli düşündüm, bulamadım. Bu ülkenin, en sert müdahalelere maruz kalan oyuncusu Lincoln'dür. Bir hafta içerisinde, üç takımın maçlarını izlemek yeterlidir bunu anlamak için. Ha... Bu sertliklerin Fenerbahçe Spor Kulübü'yle ne ilgisi var? Yorum yapmıyorum.
  2. Medya bombardımanı: Asıl bu konuda "yorum yapmaya gerek yok." diyebilseydim keşke. Herkes, medyaya sallayıp duruyor ancak aynı medyadan etkilenmekten de geri durmuyor. Medya kimin medyası, hepimizin malumu. Lincoln konusunda sergilenen tavır ve yapılan planlı çalışma da ortada. Beşiktaş maçı öncesi yaşanan kadro dışı bırakılma olayından beri, bugünü görebiliyor aklı başında Galatasaraylılar. Göz göre göre, inanamıyorum ama, geldik bugüne. Bugün, amaçlarına ulaştıkları gündür. Bravo Galatasaray taraftarı. Bravo sana. (Konudan bağımsız bir not: Lincoln'ün performans düşüklüğünü kadro dışı kalma olayına bağlayanlar, bir Beşiktaş maçının tarihine baksın, bir de Lincoln'ün Galatasaray formasıyla en iyi futbolunu sergilediği Sion maçının tarihine. Sonra da düşünsünler; "Gözümüzle gördüğümüze mi inanıyoruz, medyanın söylediğine mi?" diye)
Futbolcu - Kendini ifade etme sıkıntısı ve birtakım sorumsuzluklar: Bu kadar konuştuk anlattık ama, Lincoln de sütten çıkmış ak kaşık değil elbet. Oynadığı maçların tamamına yakınında çok istekli ve hırslı olduğunu görebildiğim için, yetersiz performans gösterdiği zamanlarda asla kızmadım Lincoln'e. Ancak bu performans düşüklüğündeki kendi payı da asla azımsanamaz. Gerçekte öyle olmasa da vurdumduymaz gözükmesi, sorumluluk almaktan kaçınması, sert müdahelelere karşı sergileyemediği tavır ve en önemlisi de Galatasaray'a fazlasıyla borçlu olduğu dönemde kampa geç katılması, bugün ona karşı oluşan önyargıların merkezini oluşturuyor. Bunları herkes, abarta abarta konuştuğu için fazla üzerinde durmadan geçiyorum. Görülmeyeni, konuşulmayanı, daha az görülüp konuşulanı konuşmayı tercih ederim.

***

Uzun lafın kısası, şu anki durumun tek suçlusu Lincoln değil. Onun da suçu var, ancak tepkiyi hak ettiği doğru değil. Biz, duygularımızı uçlarda yaşayan, kafası fazla çalışmayan bir milletiz. Övgüyü hak etmeyen adama, durduk yerde "Lincoln, Lincoln" diye bağırır, yergiyi hak etmediğinde de tribüne çağırmaz, ıslıklarız. Bir maç önce ilk kendisini çağırmışken tribüne, bir maç sonra hiç çağırmayız, çağıranı da ıslıklarız. Ortamız yoktur bizim. "Biz" dediğim, "onlar" aslında, yazıdan nefret duyguları yansımasın diye yumuşatıyorum 1. çoğulla.

Lincoln, herkesi memnun edecek çok yakında. Birkaç gole, kendisine yeniden güvenmesine bakar. Göreceksiniz. 2008-2009, Lincoln'un yılı olacak Türkiye Birinci Futbol Ligi'nde. Herkes görecek bunu.

8 ekleme:

Genç dedi ki...

lincoln'den hiç umudu kesmedim. oynayacak, frikikten uzaktan goller atacak.

scapula dedi ki...

Olm, sen zaten apayrı bir olaysın. Topun her Lincoln'e gelişinde;

Çok güzel pas verdi.

Çok güzel boşa kaçtı.

Çok güzel taç attı.

...

İtiraf ediyorum, ben de aynı durumdayım. :)

İyi oynarken görmek istiyoruz şu adamı be, çok şey mi istiyoruz!? Neyse, az kaldı az.

aşkın dedi ki...

Haklısın Scapula
Alex'e gelince istatistikler
Lincoln'e gelince eleştiri
Yalnız Fener'in yaşadığını biz de yaşayacağız.Takım Şampiyonlar Ligi'ne kaldığında Lincoln de Alex gibi sırıtacak.Bu konuda onları geriden takip etmek sıkıntı verici ama koşullar bir Xabi Alonso'yu da getiremiyor.Bu konu baş ağrıtacak.

Anonymous dedi ki...

topçu değil!

ultrANIL07 dedi ki...

Abi, iyi hoş, anlaşılan sen de "Lincoooln" diye bağıranlardansın :) ve Lincoln'ü çok seviyorsun. Ancak geldiğinden beri kaç tane maçta takımı sırtlayıp götürdüğünü söyleyebilirsin ki? Ayrıca yaptığını söylediğin her şeyi diğer futbolcular da yaptı zaten. Bu adamın bu kadar şişirilmesini hazmedemiyorum ben.

Yine de görüşlerine saygı duyuyorum :)

scapula dedi ki...

Anıl,

"Övgüyü hak etmeyen adama, durduk yerde "Lincoln, Lincoln" diye bağırır, yergiyi hak etmediğinde de tribüne çağırmaz, ıslıklarız." dedim be abi. "Lincoooln, Lincoooln" diye bağıranlardan kesinlikle değilim ve bu tezahürata en az senin kadar sinirleniyorum. Hem yerli yersiz yapılıp diğer oyunculara haksızlık edilmesinden, hem de Runje'den arak olmasından dolayı. Ama o ıslıkları duydum ya, üç hafta sonra Sami Yen'de avazımı patlatırım "Lincoooln, Lincoooln" diye.

Yani, ben ne şişiriyorum, ne söndürüyorum Lincoln'ü. Volkan Yaman neyse, Lincoln da o benim için. Lincoln daha çok kazanıyor, elini taşın altına daha çok sokması lazım elbet ama ben taraftar olarak bunları düşünmeyi doğru bulmuyorum.

Tüm bunların yanında, beklenen patlamayı artık yapıp, şu ana kadar fazla sevindiremediği bizleri de çok mutlu edeceğine inanıyorum. Hem de çok yakında.

***

Aşkın Bey,

Lincoln'ün Avrupa'da sırıtacağını sanmam. "Zaten onun Alex'ten farkı, Avrupa futbolcusu olması." derdim geçen sene olsaydı, ancak Alex de bu yıl Avrupa'da az iş yapmadı, müthiş oynayarak Şampiyonlar Ligi'nin asist kralı oldu.

ultrANIL07 dedi ki...

Haklısın, cümlen gözümden kaçmış. Kusura bakma :)

Anonymous dedi ki...

siktir ol git petre siktir ol git!!!