31 Temmuz 2008

Ali Sami Yen

Seni andık.

Türkiye Ligi'nin en iyi kalecisi geldi.

Çok iyi bir kaleci aldık. Simo - Tafi - Mondi - (...) serisini devam ettirecek bir kaleci... İtalya Milli Takımı'nda Buffon'un yedeği, Udinese'nin birkaç sene önceki yükselişinde önemli bir pay sahibi... Önemli bir transfer.

Kaç gol yiyeceğiz bakalım bu sezon... Bir de sağ bek alınsaydı... Bütün cümleleri üç noktayla bitirmek zorunda mıyım sanki? Sözün özü, De Sanctis'ten kimse şüphe duymasın. Artık Galatasaray'ın kalecisi Barcelona'nınkinden daha iyi.

Orkun da Konyaspor'a gidiyor. Bugüne kadarki emekleri için teşekkür eder, gelecekteki futbol hayatında başarılı olmasını dilerim.

İlave: Şimdi egosunu Galatasaray'ın başarısından daha fazla önemseyenler topluluğunun Aykutçu kanadını oluşturanlar, De Sanctis'in hatasını kollayacaklar. Hata yapmasa da yediği gollere şüpheyle yaklaşacak, yok bir de hata yaparsa bunu uzun süre dillerinden düşürmeyip bik bik edecekler. "Milli Takım", "Türk kaleci", "yabancı hayranlığı" ve "sabırlı bekleyiş" temalı kahvehane muhabbetleri, bu süre zarfında en sık başvurulan demagoji yöntemleri olacak. Ne zaman ki De Sanctis formunu bulacak ve büyük maçlarda büyük performanslar sergileyecek, işbu kitle hiçbir şey olmamış gibi futbol otoritesi edasında etrafımızda dolaşmaya devam edecek, başka bir Galatasaray futbolcusuna kafayı takacaklar. "Aydın şımardı", bu konudaki favorim.

1- Ayhan Akbin
2- Ercan Saatçi
3- Selçuk Yula
4- Hakkı Yalçın
5- Ercan Güven
6- Bülent Uygun
7- Gürkan Kubilay
8- Onur Belge
9- Bülent Tulun

Ufak bir açıklama yapmam gerek. Bu sayfadan genellikle nefret saçmıyorum etrafa. Nefret duyguları kolay kolay açığa çıkmaz bende. Elimden geldiğince herkesi anlamaya çalışırım, tahammül katsayılarım yüksektir. Körü körüne hiçbir görüşe veyahut topluluğa bağlanıp inanmam; tüm görüş ve toplulukların, içinde doğru ve yanlışı bir arada bulundurduklarına, aslonanın o doğru ve yanlışların oranı olduğuna inanırım. Bu nedenle herkesin neyi niye savunduğunu sorgularım, haksız oldukları peşin hükmüne varmaksızın. Futbolda olsun, siyasette olsun; hayatın her alanında tahammül edemediğim bir numaralı olgu tahammülsüzlüktür. Yukarıdaki adamlar tahammülsüz. Kimisi kuyruk acılarının kahrıyla yaşamaya çalışıyor, kimisini rakibine olan nefreti yaşatıyor. Birkaçı da kalemini satmış, onursuzluğuyla varolmaya çalışıyor. Ortak noktaları faşist bir kafa yapısına sahip olmaları. İdeolojiden değil, düşünme sistematiklerinden bahsediyorum elbet.

Ömer Çavuşoğlu yok bu listede. Onun için yeterli delilimiz yok, sadece fanatik, kompleksli ve çok terbiyesiz olduğu gerçeği var önümüzde. Selim Soydan yok. Fanatizm gözlerini kör etmiş olsa da yüreği sevgi dolu bir insandır belki, aksini iddia edecek kadar bilgimiz yok. Keza Gürcan Bilgiç. Ne insan olarak severim, ne yorumlarını zerre kadar değerli bulurum ama bu klasmana da sokmam kendisini. Osman Tanburacı, aynı takımı tutmaktan utandığım bir şahıstır ama istemem ki ölsün. Kazım Kanat konu futbol olunca en kafası basmayan adamdır ama kimse çok kötü bir insan olduğunu söyleyemez. Hıncal Uluç, sinir bozucu bir Galatasaraylı prototipidir ancak kaliteli bir insandır. Rıdvan Dilmen fanatiktir, ancak bulunduğu yeri sonuna kadar hak etmektedir. Hakan Ünsal muazzam ölçüde nefret ettirir kendisinden, ama sanmıyorum ki satmış olsun dilini ve kalemini. Devam etmiyorum örnek vermeye... Yukarıdaki 9 kişilik liste bir nevi "bu kadarına da pes" listesi ve bu listede kişisel nedenlerden dolayı yer vermiş olabileceğim tek kişi Bülent Uygun. Ona karşı beslediğim kötü duygularımın nedenini de biliyorsunuz. Pek azını yazdım gerçi...

Neyse, tek tek değerlendirmek istemedim yukarıdakileri. Sinirlenirim zira yazarken. Yoksa bir seri de ben yapar, iki çift laf da ben ederdim yukarıdaki spor ruhundan uzak insancıklara. Ama diyorum ya işte, sinirlenmeye gerek yok. Hepsini aradan çıkarmış oluyoruz böylelikle.

PS: Kısa klavye darbeleriyle geçiştiriyorum bu dönemi. Hem zihnen, hem bedenen çok yorgunum. Maç da yok zaten, ne yazacağım, Fenerbahçe - MTK maçını mı!? Az kaldı maçların başlamasına, bu sayfa da hareketlenir illa ki. Şimdilik böyle devam edelim...

30 Temmuz 2008

Deniz Barış

Fenerbahçeli bir oyuncuyu bu kadar sevmem normal değil.

İlave: Neden seviyorum, onu da ekleyeyim o zaman. Türkiye liglerinin en profesyonel futbolcusu olduğu için. Başkaları gibi imza atarken değil, yaşarken profesyonelce davrandığı için. Eşini çok acı bir şekilde, yok yere kaybetmesine rağmen acısını kalbine gömüp, iki evladıyla hayata tutunmayı en güzel şekilde başardığı için. Fenerbahçe Yönetimi kaybının ardından ona izin vermesine rağmen çocuklarını alıp antrenmana geldiği için. O sezonun sakatlanana kadar en büyük performansı gösteren oyuncularından olup milli formayı giyecek seviyeye kadar yükseldiği için. St. Pauli kökenli olduğu için. Adı güzel, kendi güzel olduğu için. Sahaya tüm benliğini yansıttığı için. Efendiliği için. Centilmenliği için. İnsanlığı için. Babalığı için.
Fenerbahçe'den bir tane oyuncuyu Galatasaray formasıyla görmek isterim: Deniz Barış.

26 Temmuz 2008

Denklem

Yine başladık. Bir kulüp bu kadar da küçültülmez, bu kadar da rezil edilmez ki.

Sırf bu değil elbet. Sinan Engin bu kalibrede en az üç demeç veriyor haftada. İlaveten, saçma sapan ve pahalı transferler, Fahri'nin gönderilmesi ve gönderilme şekli, Ertuğrul Sağlam'ın açıklamaları ve yetersizliği, Demirören'in bakış açısı ve vizyonu...

Tüm Beşiktaşlılara sabır diliyorum.

Türkiye Ligi'nin en iyi stoperi geldi.

Kılım bu tabire. Anladık Gökhan Zan "Cam Adam". Ama dilimize dolayıp her sakatlanan oyuncuya "cam adam o, cam adam" demeye gerek yok ki.
Moda.

20 Temmuz 2008

Can Erbesler

Dün konuşuyorduk. Galatasaray Tv'nin tek çalışanı sanırım Can Erbesler. Arada gördüğümüz diğer spikerler de kendisinin çok yorulduğunda yardım istediği eşi dostu olsa gerek. Şu anda açın kanalı, kesin Can Erbesler vardır.

Abimiz günün 24 saati Galatasaray Tv ekranlarında. Haber sunuyor, yorumluyor, gazete okuyor, röportaj yapıyor... Röportajlarının arasında konuğundan izin isteyip kamera açısını ayarladığı rivayetler arasında. Kendisi insan değil. Tuvalete gitmiyor, uyumuyor, yemek yemiyor. Arada maç görüntüleri verildiğinde dönüşümlü olarak yapıyordur belki bunları. Seviyoruz tabii, neticede Galatasaraylı.

19 Temmuz 2008

Tahmin

Itandje
Sabri Meira Servet Hakan
Mehmet Linderoth
Arda Lincoln Kewell
Oliveira


18 Temmuz 2008

Emre Aşık

2 Şubat'ta demişim ki, "İlerki bir tarihte yazayım, Emre Aşık Galatasaray tarihinin en sevdiğim adamlarındandır." Madem öyle, yazayım.

Çok hata yapar evet. Ama büyük maç futbolcusudur Emre. Çok ama çok yakışır Galatasaray'a, duruşuyla, yüreğiyle, Galatasaray sevgisiyle.

2006 şampiyonluğundan sonra Emre'yi aldığımızda "Florya'nın çimlerinin kokusunu bile özlemişim. Galatasaray'a dönmek kadar büyük bir mutluluk olamaz." demişti. O sezon oynadığı maçlar şunlar:

  • Beşiktaş
  • Trabzon
  • Fenerbahçe
  • Liverpool
  • Beşiktaş
  • Trabzon

Daha sonra Song'un birtakım problemleri nedeniyle sezon sonuna doğru birkaç maçta daha oynadı, ama mart ayına kadar oynadığı maçlar yalnızca bu yukarıdakiler. Bu maçların hiçbirinde tek hata yapmadığı gibi, daha sonra yedek kaldığında da tek kelime etmeyen, hiç oynamayacak dahi olsa kendisine çok iyi bakan bir profesyonel Emre. Yine geçtiğimiz sezonun başında Steaua Bucharest tarafından istenirken gitmeyip, daha sonra transferin son günlerinde kendisine kulüp bulması istenmesine rağmen efendiliğini bozmadan kendisine yapılan haksızlığı dile getirmiş, Galatasaray'ı ne kadar sevdiğini de yinelemişti. 19 Mayıs 2007'deki duruşuyla tribünde çoğumuzu hüngür hüngür ağlatmıştı. Türkiye'nin de Bülent Korkmaz'dan sonraki en kariyerli savunma oyuncusudur ayrıca.

Elbette gözümüz arkada güvenebileceğimiz bir oyuncu değil. Milli maçlarda da hatalar yaptı. Ancak kesinlikle Galatasaray'a dönmeliydi dördüncü stoper olarak, döndü de. Bu Emre'ye güvenmeyip aldığımız Bouzid yüzünden puan kaybettik mi, kaybettik. Bir sezon önce Tolga yüzünden puanı geçtim, sağlığımızı kaybettik. (Galatasaray'da artık Tolga gibi bir oyuncunun olmadığını düşündükçe, yaşama sevincim artıyor.) Emre'nin hatasıyla herhalde en son Club Brugge maçını kaybetmişizdir. E Emre'ye neden güvenmeyelim ki o zaman? Dördüncü stoper yahu, 3-5 maç oynayacak en fazla!

Futbolu Galatasaray'da bırakmalıdır Emre.

Ek, okunsun istedim:
Emre Aşık: Bir yere gitmiyorum

Galatasaray'da kadro dışı bırakılan Emre Aşık, hiçbir kulübe gitmeyeceğini, sözleşmesi bitene kadar sarı-kırmızılı kulüpte kalacağını söyledi.

Emre, 1.5 yıl önce transfer olduğu Galatasaray'da sorumluluklarını iyi bir şekilde yerine getirdiğini belirterek, ''Teknik ekibin isteği doğrusunda, alındığı ifade edilen bu karardan yaklaşık 1 ay kadar önce kulübümüzün 2 senelik sözleşme uzatma teklifini en ufak bir pazarlık yapmadan kabul ettim. Sezon başında eski takım arkadaşım Gheorghe Hagi'nin teknik direktörlüğünü yaptığı Romanya'nın Steaua Bükreş takımından transfer teklifi aldım. Maddi yönden oldukça iyi bir teklifi 'Bana iki hafta önce sözleşme imzalatan ve yeni sezon planlanmasında bana güvenerek strateji belirleyen kulübüme haksızlık etmiş olurum' diyerek reddettim. Diğer bir taraftan bu teklif konusunda duyumlar alan kulübümüzün yetkilileri böyle bir transfere onay vermeyi düşünmediklerini belirtmişlerdir. Bu gelişmeler üzerine Steaua Bükreş bir başka defans oyuncusuyla sözleşme imzalayarak transferi kapatmıştır. Bu tekliften sadece 20 gün sonra bana böyle bir kararın tebliğ edilmesini son derece yadırgadım'' ifadelerinde bulundu.

''TALİHSİZ OLAYIN ÜZÜNTÜSÜ İÇİNDEYİM''

Görev aldığı bütün takımlarda her zaman giydiği formanın hakkını vermeye çalıştığını dile getiren Emre, ''Futbol kariyerimin sonuna gelirken, gönül verdiğim renkler altında böylesine talihsiz bir olayı yaşamış olmanın üzüntüsü içindeyim. Galatasaray dışında görev yaptığım takımlarda da her zaman için taşıdığım formanın hakkını vermeye, bana güvenen insanlara, tribünlerde beni bağrına basan taraftarlara layık olmaya çalıştım. O dönemde bile Galatasaraylı olduğumu herkese her zaman söyledim. Galatasaraylı Emre Aşık olarak bilinmekten her zaman onur duydum. Futbol hayatım bittikten sonra yaşadığım bu haksızlığa rağmen, bu durum hiç bir zaman değişmeyecektir'' ifadelerini kullandı.

Deneyimli futbolcu, ''Hakkımda alınan karar doğrultusunda hem Galatasaray Kulübü'nü sıkıntıya sokmamak, hem bana ihtiyaç duyulduğu takdirde tekrar A Milli Takım'a hizmet verebilmek hem de futbol yaşantımı bir futbolcuya yakışır bir şekilde sona erdirmek amacıyla bazı transfer görüşmeleri yaptım. Ama ne yazık ki bu görüşmeler ciddiye alınabilecek görüşmeler olarak nitelendirilebilecek seviyede olamamıştır. Bu noktada, bu tarihten sonra hiçbir kulüple transfer görüşmesi yapmayacağımı, sözleşmeme sona erene kadar kendi kulübümde kalacağımı, zamanı geldiğinde de futbolu çok sevdiğim sarı-kırmızılı formam üzerimdeyken bırakacağımı saygıdeğer Galatasaray camiasına ve futbol kamuoyuna saygılarımla arz ederim'' açıklamasında bulundu.

Birincisi

Uygun Fener'i şampiyon ilan etti
16 Temmuz 2008 Çarşamba 11:32

Sivasspor teknik direktörü Bülent Uygun, bu yıl Fenerbahçe'nin şampiyon olacağını savundu. Uygun'un bir şartı var.

Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun’dan ilginç Fenerbahçe tespiti. Kanarya’nın çok iyi bir kadroya, kaliteli oyunculara sahip olduğunu dile getiren genç hoca, “Öyle bir kadro ki, çok kötü yönetilirse ligi 3. sırada bitirir. Yok, kötü yönetilirse ikinci olur. Normal yönetildiği taktirde ligi şampiyon olarak tamamlar. Biraz iyi yönetildiğinde ise uzak ara çeker.”

‘Tüm takımlar güçlendi’

Sadece Fenerbahçe’nin değil, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un da çok yerinde, nokta transferler yaptığını dile getiren Bülent Uygun, “Hepsi kadrolarını güçlendirdi. Sadece onlar değil, ligdeki tüm takımlar iyi transferler yaptı. Kocaelispor, Konyaspor, Bursaspor çok güçlendi. Eskişehir zor bir deplasman olacak. Biz varız, Kayseri var. Yani bu sezon müthiş bir lig bekliyor taraftarları. Geçen yıl kime sorsanız, küme düşecek takımları söylerdi. Ama bu kez farklı olacak” dedi.

Kaynak

Yine derdini şiirle anlatsa daha iyi olurmuş. Mesela;

Bu yıl hedefler çok büyük bizim oralarda
Artık tek Süper Lig yok, coşmalı UEFA'da
Amma Cimbom'u yenemezsek iki maçta da
Aziz Başkan olur bize Kazıklı Voyvoda

Yeter artık Aragones, sen yaşlandın, anla!
Sıra bizde olmalıdır, bu aşk ve bu imanla
Yıllardır bekliyorum Fenerbahçe formamla
Vakti gelsin, döneceğiz ilk iş Mecnun Başkan'la

İstediğiniz gibi yönetirim Fener'i
Çok kötüysem üçüncü bitiririz bu ligi
Yoksa kötü yönetsem de oluruz biz ikinci
Şampiyon yapar takımı, even Tuğba Ekinci

Ben Bülent'sem, şu Fener'i şampiyon yapacağım
Cim Bom Bom'a her fırsatta kinimi kusacağım
If şampiyon olamazsak, kendimi asacağım
Olursak da, otağımda bunu kutlayacağım.

12 Temmuz 2008

125 Trilyon...

Arşivden şunu çıkarayım da Kandıralı görsün diye düşünürken ne göreyim...
Şeytan ayrıntıda gizli işte.

Bir yıldız santrfor transferi bitmiş, öyle deniyor... Bunlar da tahminler. Ben %15 ile en yüksek ihtimali Kuranyi'ye veririm, ama o ayarda bir adamın alınacağına %99 derim. Bakalım, resim netleşir birkaç gün içinde. Biraz ızdıraplı geçecek tabii bu birkaç gün.

Edit: Vazgeçtim.
%3 Baptista
%2 Crespo
%95 Adı geçmemiş birileri. (Owen, Gudjohnsen vs. gibi)

10 Temmuz 2008

Takoz Recep

Ne iyi adamdı yahu. Yüz ifadesinden belli değil mi?

Kendisiyle ilgili iki anektod aktarayım bari, internet aleminde olmayan.

Fotospor Gazetesi okuyucuları arasında anket düzenlemeye karar verir. En yakışıklı ve en çirkin futbolcu seçilecektir. En yakışıklı oyuncu Sarı Fırtına Metin Tekin olur, en çirkiniyse açık ara Recep. Recep bunalıma girer, idmana da elinde gazeteyle gelir ve arkadaşlarına içini döker: "Bana bu yapılır mı? Gazeteye dava açacağım, hepsini mahkemelerde süründüreceğim, burunlarından fitil fitil getireceğim."

Herkes Recep'i sakinleştirmeye çalışır ama nafiledir. Metin Tekin devreye girer: "Recep gözünü seveyim, ne davası? Ne diyeceksin, 'Ben çirkin değilim.' mi diyeceksin? Daha ilk duruşmada, hakim seni görür görmez davayı kaybedersin."

Sözkonusu dava hiçbir zaman açılmaz.

***

İkincisi; Recep'in İsviçre maçında attığı efsanevi golle ilgili. Hayatımda gördüğüm en saçma on golden bir tanesidir bu. Abartısız 35-40 metre uzaklık vardı kaleye. Orta sahanın hemen önünde, sağ çizgideydi işte. Rakip ceza alanına doğru allah ne verdiyse şişirdi Recep, rüzgâr o topu aldı mucizevi biçimde soktu kaleye. Kaleci ters eliyle arkaya doğru uçmuştu ama nafile. Golden sonra yaşananlar ise golden daha eğleneceli olsa gerek Milli Takım futbolcuları için. Olay şöyle;

Maç sonrası yemeğe iner futbolcular. Bizim Arif piç ya, hemen takımdan üç beş kişiye kaş göz yapıp takılır Recep'e:

- Recep Abi helal olsun, ne gol attın be. Hiçbirimiz atamadık, sen çıktın golün en kralını attın.

Recep karşı koyar;

- Yok be abi. Ben orta yapmıştım aslında, gitti gol oldu.

Önce Arif, sonra olayı çakan diğer futbolcular Recep'in lafını keserler. Aşağı yukarı şöyle bir diyalog oluşur;

- İşte karakterli adam budur! Bu kadar alçakgönüllü insan zor bulunur. Helal sana Recep Abi, golünün değerini bu duruşunla daha da arttırdın. Yalnız kalecinin açıldığını fark ettin de mi vurdun, yoksa her türlü girer diye mi düşündün?
- Arkadaşlar anlamıyorsunuz. Gerçekten bilerek atmadım, orta yaptım, rüzgârın da etkisiyle gol oldu.
- Ulan Recep, tamam anladık mütevazısın da, şimdi güzelim gole de yazık etme. Ayıp oluyor yani.
- Yani tamam düşünmedim değil gol olabileceğini, ama...
- Bırak ya Recep Abi, yılın golünü attın. Bütün Avrupa'da yıl boyunca senin golünü gösterecekler.

Recep artık iyice havaya girmiştir. Yavaş yavaş kabul etmeye başlar kaleye vurduğunu. İş sonunda Recep'in "Baktım siz atamıyorsunuz, sinirlendim gittim vurdum." demesine kadar varır.

Başta bizim Arif, futbolcular yerlerdedir...

Üst sıra, soldan sağa: 1 (Adnan Sezgin'in kardeşi olmalı, çok benziyor. Düzeltme: Mehmet Akpençe), Muhammet Altuntaş, Hamza Hamzaoğlu, , Osman Akyol, Uğur Tütüneker, Arif Erdem, Ergün Penbe, Mert Korkmaz, İlyas Kahraman, Yusuf Tepekule

Orta sıra, soldan sağa: Adnan Sezgin, Müfit Erkasap, Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Bekir Gür, Benhur Babaoğlu, Sedat Balkanlı (Hakan Balta'ya çok benziyor bu resimde), Saffet Sancaklı, 2 (Hiçbir fikrim yok.), Cihat Arslan, Norman Mapeza, Hikmet Karaman, Reinhard Saftig

Alt sıra, soldan sağa: Ahmet Bulut, Soner Tolungüç, Erdal Keser, Tugay Kerimoğlu, Suat Kaya, Nezihi Boloğlu, Gintaras Stauce, Okan Buruk, Stavitza Kuzmanovski, Kubilay Türkyılmaz, Hayrettin Demirbaş

İstikrar ---> Başarı

09 Temmuz 2008

Aurelio ve Real Betis

Aurelio. Türkiye'nin defansif anlamda en önemli futbolcusu. Fenerbahçe'yi sırtında taşıyan adam. Avrupa'nın da en iyi 25-30 ön liberosundan biri bana göre. Hücuma daha fazla destek verebilse, daha seçkin bir oyuncu da olurdu. Gideceğini düşünmüyordum, bu haberlerin menajer oyunu olduğunu tahmin ediyordum. Aurelio'nun futboluna hayran olduğum için, temkinli yaklaşıyordum da diyebilirim, aksi halde hayal kırıklığı olacaktı çünkü. Aurelio'nun gidişinin, Fenerbahçe için çok büyük boyutta bir kayıp olduğu tartışılmaz. Yalnız anlayamadığım iki durum var.

Bir. Aurelio'yu neden daha büyük bir kulüp istemedi? Villarreal'de Senna'yla yan yana oynasa, muhtemelen takım sezonu 20 gol yemeden kapatırdı mesela. Aynı şekilde Premier Lig'de UEFA Kupası'na katılma hedefindeki takımlar için önemli bir transfer olabilirdi. Everton, Newcastle, Portsmouth gibi takımların ilk 11'inde kesinlikle yer bulurdu. Fransa'da Lyon dahil her takımda oynardı. Almanya Ligi'ndeki takımların hiçbiri için kötü transfer olmazdı. İtalya'da Inter ve Milan dışındaki takımlarda iş yapardı. Bütün bu takımlar neden almadılar Aurelio'yu, anlayamıyorum. Betis mi aldı ala ala?

İki. Aurelio'nun Fenerbahçe'de kendisine bu kadar uygun bir ortam varken neden Betis'e gitmek istedi? Brezilyalıların hüküm sürdüğü bir takım, her istediklerini kabul etmeye hazır bir yönetim... Aragones'in ırkçılık olayıyla ilgili olduğunu da sanmıyorum, bir kere o kadar bilinçli bir adam görüntüsü vermiyor Aurelio. O zaman neden? Tamam İspanya Ligi'nde oynayacak, ama en kötü takımlarından birinde. Dünyanın gözü İspanya Ligi'nin üzerindeyse, Fenerbahçe'yle de Şampiyonlar Ligi'ne çıkacak. Gideceksen Villarreal'e git, Everton'a git, Juventus'a git, Lyon'a git be kardeşim. Anlamak zor. Neyse tabii, biz anlamayalım da o gitsin yeter ki. Hoş, gitmese ne yazar o ayrı.

Çıkarılacak sonuç. Fenerbahçe camiası içinde huzura ilişkin bir şey sözkonusu değil. Yumurta partileri, etrafa saçılan gülücükler, verilen demeçler, hepsi göz boyama demek ki. Önce Fenerbahçe'nin amigo-futbolculuğuna oynayan Tuncay'ın kulübü büyük bir zarara uğratarak, arkasına bakmadan gidişi; ardından Alex'in bonservisi elinde aylarca bekleyip sonunda mecburen Fenerbahçe'de kalışı; soyunma odasındaki Uğur Boral - Kezman kavgası; iki yıl boyunca çok başarılı bir yönetim sergilemiş, son yılki Galatasaray maçları dışında bütün derbileri kazanmış ve Fenerbahçe'ye resmen sınıf atlatmış Zico'nun gönderilmesi; takımın en önemli oyuncusu, tüm Fenerbahçelilerin gözbebeği konumundaki Aurelio'nun gitmek için bu ısrarlı tutumu ve sonunda kaçarcasına Betis gibi seviyesi belli bir takıma gitmesi... Bütün bunlar tek tek baktığımızda her takımda olabilecek şeyler ama hepsini alt alta koyduğumuzda, Fenerbahçe medyası tarafından ülkeye yansıtılan pembe tablonun koca bir yalan olduğunu anlıyoruz.

Evet. Aurelio da gitti. Hakikaten çok eğlenceli bir yıl bizleri bekliyor.

Bayağı küçüktüm, ama hatırlıyorum Kocaelispor'un şampiyonluğa oynadığı sezonu. Fazla ayrıntı olmasa da kafamda, herkesin Kocaelispor'un performansına şaşırması, Kocaelispor'un İstanbul takımlarına çelme takması falan hep kalmış aklımda.

Şimdi bakınca, hakikaten muhteşem bir kadrosu varmış o zaman Kocaelispor'un. Saffet, Faruk, Bülent, Omerovic, Halil İbrahim, Nuri Çolak, Mirkoviç, Kuzmanovski... Saffet Sancaklı üç büyüklerde oynamıştı, Kocaelispor formasıyla bize hat-trick yapmışlığı, Fener formasıyla 4-0'lık maçta (Cine5'ten decodersiz izlemiştim) gol atmışlığı vardır. Şimdilerin kulüp başkanı, menajeri ve yorumcusu. Mimiklerine ve konuşmasına baktıkça gülerim. Faruk Yiğit, Fenerbahçe'ye de gitti. Maçtan önce tıraş olur, maça sakalsız başlardı; maçtan sonra bir bakardık sakaldan yüzü gözükmüyor. Toprak Kırtoğlu'yla birlikte Fenerbahçe'nin mağara adamlarındandı. En son iki sene önce Bursa Orhangazispor takımının antrenör-futbolcusuyken sigara içip sahaya girmesiyle tekrar hatırlandı. Bülent'i zaten biliyoruz. Orta sahada oynarken gol kralı olan, gollerden sonra asker selamı veren, bugünkü Sivasspor teknik direktörü Bülent Uygun. Spor camiasındaki en antipatik insan unvanını taşıyor kendisi benim nezdimde. Fahrettin Omerovic, daha sonra kaleyi Dumitru Stingaciu'ya bırakarak en parlak dönemindeki İstanbulspor'a gitti, Fahrettin Ömerli oldu. Daha sonra orada kaleci antrenörlüğü de yaptı. Şu anda Malatyaspor teknik direktörü. Yerine kaleye geçen Stingaciu da başka bir efsane tabii, bir maçta kalesinden çıkıp frikik atmışlığı da vardır. Halil İbrahim top cambazıydı, 95-96'da o da Fenerbahçe'ye transfer oldu ama başarılı olamayıp 96-97 sezonu sonunda gönderildi. Al yanaklı Nuri Çolak, altyapıdan yetişip uzun yıllar kaptanlık yapan bir Kocaelispor efsanesiydi. Yanlışım yoksa Kocaelispor küme düşünce gemisini terk edip Gaziantepspor'a gitti. Bugün kaçıncı ligde olduğunu bilmediğim Bozuyükspor'da oynuyormuş, oh iyi de olmuş. Mirko Mirkoviç, yani Mert Meriç de Fener'e gidenlerden. Yılların Kocaelisporlusu. Fener'deyken bile Kocaelispor'a destek verir, bağış yapardı. Daha sonra da ikinci ligdeki Kocaelispor'a döndü zaten. Kimbilir nerede şimdi. Kuzmanovski'yi geçiyorum.

Bir lig maçı vardı gündüz oynanan. 5 yaşımda ya var ya yoktum. Bilmiyordum önceden maçın olduğunu, televizyonda bir anda maç yayını başlayınca nasıl mutlu olduğumu, neler hissettiğimi çok net hatırlıyorum. Dün gibiydi sanki, ah ah yaşlanıyoruz. Neyse, 1-0 öne geçti Kocaelispor. Annem geldi, ne maçı bu dedi, lig maçıymış dedim. "Niye yeniliyoruz ya, (Kandıralı affına sığınıyorum, küçüktüm bak, kızma sakın!) Kocaelispor boktan takım değil mi?" diye de ekledim. Annem de "Olur mu hiç, çok güçlü Kocaeli." dedi, Galatasaray da maçı kazanamayınca anlamıştım bu adamların hakikaten güçlü olduğunu. Maç 1-1 bitmişti, bizim golü de annemin en sevdiği futbolcu atmıştı: Uğur Tütüneker. Akşam babam "boktan" kelimesini kullandığımı duydu, bana çok sert bir bakış attı, o bakış da hâlâ aklımda. Halbuki ben öyle bilerek kullanmamıştım, Manchester maçı yazısında adı geçen Erkan Abi'den duymuştum "boktan takım" ikilemesini, tüm takımlar için kullanabilirdim. Neyse, bu Kocaelispor'la ilk tanışmamdı, o yüzden anlattım.

Pardon. Şimdi o kadar paragraf yazdım, silemem ama yukarıdaki olay, Kocaelispor'la ilgili hatırladığım ikinci enstantane. Belki ilk kez Kocaelispor'u izlediğim gün o olduğu için ilk tanışmam dememde sakınca yoktur, ama Kocaelispor'a dair ilk anım başkadır. Televizyonda Fenerbahçe'nin maçı vardı, hatta o maçta bir ara Oğuz yerde kalmış, 3-4 kişi başına üşüşmüşken hakem, Oğuz topu sakladığı için rakip takım lehine faul vermişti de çok şaşırmıştım. İşte o maç oynanırken, televizyon diğer maçların skorlarını altyazıyla geçiyordu. Önce Kocaelispor 1 Galatasaray 0 oldu. Sonra Kocaelispor 2 Galatasaray 0 oldu. Ama o maçı aldık 4-2. Atıyor da olabilirim, zira yaklaşık 1 saattir TFF kayıtlarına bakıyorum ama bulamıyorum. Gerekli açıklamayı daha sonra yapacağım, zira sıkıldım aramaktan. Ayrıca asıl hatayı bu paragrafta yapmışım. 1-1'lik maç zaten Kocaelispor lige çıktıktan sonraki ilk Galatasaray - Kocaelispor maçıymış.

Neyse yahu, fenalık geldi maç kaydı aramaktan. Yazacaklarımı da unuttum. Dizdim işte Kocaelispor'un efsane kadrosunu odadaki küçük televizyonun üstüne. Mevkilerine göre dizdim, hatırlamadığım futbolcuları da tipine göre, "Kesin defanstır bu." "Bunda çapa orta saha tipi var. Bugün oynasa Aurelio'yu keser." düşüncelerine dayanarak sınıflandırıp yerleştirdim. İyi takımdır, güzel takımdır Kocaelispor. Bursaspor gibi çirkef değildir, Sakaryaspor gibi asansör değildir, stadının zemini rezil değildir, hedefi hep yüksektir, güzel top oynar. Galatasaray'a Orhan'ı, Cihan'ı, Volkan'ı, Kuzman'ı ve daha nicelerini kakalamış olsa da, sevilesi takımdır Kocaelispor. Ömrü uzun olsun Birinci Lig'de. Birinci Lig dediğim, Süper Lig işte, neden adı değiştiyse... Ahan da bir de gazete küpürü koyup bitireyim.

08 Temmuz 2008

Resimdeki Tanıdık

tıklayın büyüsün

Bu resimde tanıdık bir sima var. Tahmini olan?

Fazlasıyla kişisel olacak ama...

Bizim 1993'teki efsane Manchester maçının görüntülerinden klip yapılmıştı. Show Tv'de bir Kemal Sunal filmi öncesindeki, dupdubudupdup dubudupdup melodili Türk Filmi ekranı çıkmadan önce göstermişlerdi. Arif'in golü, Schmeichel'ın topa uçuşu kaldı yıllarca o klipten sadece aklımda. Ancak o klip, hayatımda hep çok önemli bir yer kapladı. Mesela 7-8 yaşıma gelmiştim, "dijital tv" diye bir şey konuşulmaya başlanmıştı. Anneme sormuştum dijital tv'nin ne demek olduğunu, "İstediğin zaman istediğin şeyi seyredebilmen demek." demişti. Ben de ondan sonra yıllarca bekledim ki dijital tv teknolojisi gelsin, şu klibi bir bulup seyredeyim. Büyüyünce anladım, bu işler öyle olmuyormuş. Son çare Youtube geldi, onda bile bulamayınca klipten umudu kestim. Halbuki bir kere seyretsem yeterdi.

Klipli ya da klipsiz, yıllarca o parçayı aradım. Muhtelif yerlerde duysam da, bir türlü adını öğrenemedim. Her yola başvurdum ama çaresi yoktu. Klibi arkadaşlarımın hepsine sormuşluğum vardır, hep saçma sapan bakışlara maruz kaldım, en baba Galatasaraylısı, hayatında benim üç katım maça gitmiş adamlar bile hatırlamadı. Niye hatırlasın ki? Alt tarafı bir klip işte. Bir keresinde babama parçanın melodisini mırıldandım, "Fahir Atakoğlu" dedi, bütün Fahir Atakoğlu eserlerini dinledim gene olmadı. Daha sonra bir gün bizim Galatasaray.To'da kafayı üşütüp şarkının melodisini yazdım, evet. Ahan da şöyle:

***

İki Manchester maçının arasında Mahsun Kırmızıgül'ün Galatasaray'a yaptığı şarkı. Bu şarkı yüzünden ufacık bir veletken Mahsun Kırmızıgül'ü severdim.
http://www.youtube.com/watch?v=vo-ch...elated&search=

Televizyonlarda bir bu şarkının klibi çıkardı, bir de Manchester maçına özel başka bir klip yapılmıştı, enstrümantal bir eserle birlikte, bende inanılmaz yer etti o klip, Arif'in müthiş golünü, Schmeichel'ın hangi ayağıyla zıpladığına kadar hatırlarım o klip sayesinde. Yalnız o eseri yıllar boyunca aradım, bulamadım. Halbuki çok bilindik bir şey. Bir kere Reha Muhtar'ın bir programında çaldığını duydum, saniyenin onda biri kadar bir süre içerisinde gözlerimden yaş değil duman geldi neredeyse, öyle duygulandım! O müziği bir gün bir yerde bulursam...

hatta şöyleydi:

nıııııııııııııııııığ nınığ nığ nını nınııı;
nıııııııııııııııııığ nınığ nığ nınııı
nıııııııııııııııııığ nınığ nığ nını nınıııı
nıııııııığ nınığ nığ nınıığ

burada melodi değişir:

nııııııığ, nığ nığ nığ nığ
nığ nığ nığ nığ
nıııııııııııığ

çok saçmaladım.

***

Ve en olmayacak şey oldu, bir arkadaşımız melodiyi anladı. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama yaptı bunu, söyledi şarkının adını. Hayret, babam da Vangelis sever halbuki... Parçanın adı Conquest of the Paradise.

Geçen sene tam bugünlerde oldu bu olay. O gün şarkıyı defalarca dinledim ve yılların ağırlığını üzerimden attığımı fark ettim, ama o günün ardından çok seyrek dinledim ki üzerimdeki etkisini hiçbir zaman kaybetmesin. Daha sonra bir gün şununla karşılaştım ve yazarına minnet duymaya, neredeyse kendisinin yazılarını özel olarak takip etmeye başladım. Gerçi o Star1 yazıyor ama ben eminim Show Tv olduğundan. Ama hatırlaması yeter. Alelade bir klip belki ama benim için önemli işte.

Neyse.

Dipnot: Manchester maçında sürekli gol oluyordu. Maçın sonlarına doğru Manchester 3-3 yaptıktan sonra, futbolla çok da ilgilenmeyen misafirlerimiz kalkıp gitmeye hazırlandılar. Ben uğurlamaya gitmedim, heyecanla maçı izliyordum. Erkan Abi kapıdan döndü, arabanın anahtarını mı ne sehpada unutmuştu. Televizyona baktı: "Corners: Manchester United 6-6 Galatasaray" yazıyordu. Boş bulundu, "Ne ara 6-6 oldu?" diye sordu, ben de hınzır hınzır güldüm. Çok gereksiz bir olay bu evet. Ama maçla ilgili en çok yer eden bu oldu. (O gün maçı bırakıp giden misafirlerimiz şimdi evlendiler, kocaman çocukları oldu ve ailece fanatik Galatasaraylılar.)

Dipnot 2: Sonraki maç da Barcelona maçıydı. Spiker durmadan Sergi, Sergi diyordu. Ben bu kelimeyi daha önce duymuştum sanki yahu? "Anne Sergi ne demek?" "Manyak mısın oğlum, ben ne bileyim, adam İspanyol." Büyük bir hayal kırıklığıydı bu benim için. Hatta çocukluğumdaki en büyük iki hayal kırıklığından biriydi.

Yeni aldığım klavyeye çay döktüm. Birkaç damla da değil, resmen kupayı klavyenin üstüne boşalttım. Hemen suyunu döktüm, tuşları tek tek çıkardım, deterjanlı suda yıkadım, tek tek kuruttum ama eskisi gibi olmadı. Tuşlar ağırlaştı, space tuşu da ağır çalışıyor ve bu beni her basışımda sinirlendiriyor. Klavye alana kadar yazılar biraz seyrelebilir, seyrelmeyedebilir (nasıl yazılır lan bu!? "Seyrelmeyebilir de" diyeyim en iyisi). Ki bu klavye alma periyodu bende çok uzun olabiliyor, daha önce 3 ay sırf üşengeçliğimden klavye almayıp dünyanın en büyük işkencelerinden olan "ekran klavyesi" ile idare etmişliğim vardır. Neyse, bir an önce gidip bir klavye edinsem iyi olacak. O arada da yapacağımız büyük transferlerin ardından iki satır bir şeyler karalarız illa ki...

İki üzücü olay hakkında;

* Hasan Doğan, huzur içinde yatsın. Ailesine sabır diliyorum.
* Deivid bir an önce iyileşip sahalara dönsün. Çok geçmiş olsun.

Ek: İşler değişti. Şimdi yepisyeni bir klavyem var. Bknz: yorumlar.

05 Temmuz 2008

İlk Adım...

06.04.2000, Ali Sami Yen

Bilen bilir, Aurelio'nun futbolunun hayranıyım. Türkiye liglerinin ve Türkiye milli takımının en yeri doldurulamaz futbolcusudur, Avrupa'nın da en iyi 25-30 ön liberosundan biridir bana göre. İlerleyen günler ne getirir bilinmez ama, Aurelio kalsa bile Fenerbahçe'den bu yıl hiçbir şey olmaz. Dahası, çok eğlenceli bir yıl bekliyor biz Galatasaraylıları, gelişmeler o yönde.

Ancak, yazının konusu Aurelio. Yazının konusu dediğime bakmayın, tek bir şey söyleyip keseceğim. Kısa ve net: Aurelio giderse, Fenerbahçe efsanesi* biter. Bu sezon muhtemelen üçüncülüğe oynar Fenerbahçe. Ardından taraftarlar yönetimi protesto eder, Aziz Yıldırım bile bırakabilir. Zor gözüküyor ama, umarım gider Aurelio. Ayrıca belirteyim, Aurelio'nun Fenerbahçe'de kendisine bu kadar uygun bir ortam varken Betis'e gitmek istemesine anlam veremiyorum. Bu ırkçılık olayıyla ilgili mi acaba? Onu da sanmıyorum. Bakalım, Aurelio bu sezon da kalır herhalde...

*Fenerbahçe efsanesi diyorum, zira en büyük rakibimizi küçük görmek gibi bir huyum yok, son 5 senedir Türk futbolunda en doğru işleri yapan ve en başarılı olan kulüptür Fenerbahçe. Ancak yeni yönetimle birlikte Galatasaray, tahtını geri almıştır yahut almak üzeredir diyebiliriz. Yalnız bende mi var bilmiyorum ama, şimdiki yönetimin icraatlerinin verdiği şaşkınlığın yanında bir garip şey hissediyorum: Sanki eski yönetim onca işinin gücünün arasında bir de Galatasaray'la uğraşıyormuş, Galatasaray hayatlarında ikinci üçüncü plandaymış da arada mecburiyetten ilgileniyormuş; şimdiki yönetim ise bizim gibi her saniye Galatasaray için ne yapılabileceğini düşünüyormuş gibi geliyor.

Ulan, bu konuyu da Galatasaray'a bağladım ya...

Büyük transfer yahu! Helal olsun!

02 Temmuz 2008

Ah

2

Küçücük çocukken Galatasaray'ın voleybol maçını görmüştüm, sen vardın.

Biraz büyüdüm, Galatasaray'ın voleybol maçını seyrettim, sen vardın.

Şimdi yoksun.

İki senedir sensiz dönüyor dünya.

Sensiz çıkıyor Galatasaray maçlara.

Huzur içinde yat, Büyük Kaptan.


İnternete sızan resimlerde ışıkta mı, açıda mı bir problem varmış acaba? Bu formaların hepsi de güzel. Bir de kanlı canlı görmek lazım demiştim, gördüm ve hastası oldum. Dört forma da güzel. Yıllardan sonra dört çok güzel formayla başlıyoruz sezona. Beyaz mı alsak, turuncu mu alsak, parçalı mı alsak? Ne alsak yahu?

Blogu açtığım ilk günden beri yazmak istiyorum, elim gitmiyor. Zamanın Bolognalısı Pierre Wome, şu güzel çocuğun parlak geleceğine vurdu tekmeyi. Adı Avrupa'nın büyükleriyle anılan Alper Tezcan, iki sene sonra Yıldırım Bosnaspor oyuncusuydu artık. Bugün ise Burdurspor'da hem antrenörlük, hem futbolculuk yapıyor. O Bologna maçının son dakikasında sahaya girmese, girecekse bir saniye geç girse, o an tam orada, o noktada olmasa bugün ya Galatasaray ya Avrupa'daydı. Okuyup yazması kolay, yaşaması değil işte.

Sonra geçen ay medya onu haber yaptı: "Türk futbol tarihinin en acı hikayelerinden birinin kahramanı Alper'e sahip çıkmadı Galatasaray, vefasızlık yaptı. 2 trilyonluk ameliyat masrafını bile Alper kendi ödemiş. Ve hâlâ Galatasaray sevgisi yüreğinde. Hâlâ diyor ki, 'Fatih Hocam, lütfen bana sahip çık.' Vesaire."

Yaz mevsiminin futbolsuz günlerinde, yapacak haber bulamayınca duygu sömürüsü yapmak kolay tabii. 9 sene geçmiş üzerinden, neredeydiniz bugüne kadar? Bugüne kadar internette adını arattığımda, hangi takımlarda oynadığını belirten resmi kaynaklar dışında Bologna maçından sonraki hiçbir bilgisine ulaşamıyordum Alper'in, şimdi her yerde Galatasaray'ın vefasızlığı. Sağ bek oynayan Alper için "Cimbom Hagi'nin Veliahtını Unuttu" başlığı atan bile var.

Oysa ki gerçekler öyle değil. Galatasaray Alper'e yardım etti. 2 sene kadroda tutuldu Alper, hiç oynamadan aldı parasını. Düzeldi de. Tabii ki eskisi gibi değildi ama gereken çabayı gösterseydi yine iyi bir futbolcu olabilirdi Okan gibi. Ağır sakatlık geçiren tek oyuncu Alper değildi. Hatalar yaptı, şöhreti kaldıramadı, barlardan çıkmadı Alper. Kendisi de kabul ediyor bunu zaten. 1,5 sene kiraya verildi, orada da yapamadı. Bu durumda da kulüp kapıyı gösterdi kendisine, ki normal. Ama işte o sakatlık olmasa, futboldan bu kadar kopmayacaktı Alper, bütün suç o hain tekmede, gerisi yalan. Hayallerindeki oyuncağa sahip olup, hiç oynayamadan onu kaybeden bir çocuğun yaşadıklarını yaşamıştır Alper. Bu yüzden acıdır hikayesi, çok acıdır. Daha fazla dramatize edilmesine ihtiyaç duymayacak kadar...

- Fatih Terim yeni sözleşme yapmış, sonraki iki turnuvada da Milli Takım'ın başında. Kötü mü oldu?
- Hayır.

- Çok kötü.
- Peki.

- Maaşı da iki katına çıkarılmış. Hak ediyor mu?
- Evet.

- E ama çok fazla!
- Hayır. Löw'ün 4'te biriydi, şimdi yarısı olacak.

- Ama o Löw!
- Çok mu iyi? Fatih Terim Kadıköy'de yenmişti onu Fener'in başındayken. Kaldı ki son maçta da çok daha güçsüz bir takımla çok daha iyi futbol oynattı takımına.

- Olsun, Löw o. Almanya'da.
- Scolari'nin de, Hiddink'in de yarısından daha az kazanıyordu Terim, şimdi onlara biraz yaklaşacak. İşin kötüsü, sen o zaman bile konuşuyordun, şimdi hayatta susmazsın.

- Susmam. Fatih Terim çok para kazanıyor.
- Kârlı bir anlaşma bu. Milli Takım'ı Euro 2008'de yarı finale çıkararak 10 senelik maaşı kadar para kazandırdı Federasyon'a.

- Ballı ama, ballı ballı. Son saniyede atmasaydı takım golleri, görürdüm ben o paraları.
- Halan var mıydı?

- Hı?
- Yok bir şey. Diyorum ki son saniyede atmasaydı Lahm, şimdikinin de 5, hatta finali de alırsa 10 katını kazandıracaktı.

- E ama maaşı? Bana ne bana ne, ben kazanmıyorum o kadar, adaletsiz dünya! Çok iyi CM oynarım, ben yöneteyim takımı ben ben ben.
- Peki.