İlk olarak başlıktan başlayayım. "Milli Takım" yerine "Ulusal Takım" demek adeti vardır bazı sol görüşlü çevrelerde, çok gereksizdir. Ülkedeki egemen faşist güçlerin "devrim" kelimesinden nem kapıp "inkılap" kelimesinin kullanımını yaygınlaştırmasından farkı yoktur. Küçük hesaplardır bunlar. Marjinal olma çabasıdır. Ne zaman Cumhuriyet gazetesini alsam elime (sol çevrelerde demiştim gerçi, Kemalist dememiştim), kıl olurum "Ulusal Takım" tabirine, bırakırım gazeteyi. Milli Takım de şuna işte, kıllanacak bir durum yok. Sen inkâr etsen de böyle bir şey olmaya devam edecek. Senin milliyetçilik karşıtı olman (Cumhuriyet için söylemedim bunu tabii), milliyetle ilgili kavramları yok etmiyor ne yazık ki... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları toplanarak kurulan takımın adı konuşunda anlaştık sanırım. Konuya döneyim, uzatmayıp çok kısa kesmeye çalışacağım.

Yeni moda çıktı şu son zamanlarda: Milli Takım'ın başarısızlığını istemek. Neden? Çünkü Türk halkının milliyetçi duyguları kabarıyor!

İşte sol, bu yüzden iktidar olamıyor. "İktidar olamıyor"u geçtim, bu yüzden sol diye bir şey yok Türkiye'de. Bu yüzden bu adamların elindeyiz yıllardır. Bu yüzden biri gidiyor, biri geliyor ama hep al birini vur ötekine oluyor. Bu yüzden, sizin yüzünüzden. Halktan kopukluğunuz, kendi masturbasyonunuzu halkın mutluluğundan önde tuttuğunuz için. Almanya'daki işçi kardeşlerimizin, patronlarının karşısındaki bir anlık gururdan mahrum olmasını isterken, nasıl işçi haklarından söz edebilirsiniz ki? Öyle ya da böyle, kendini kandırıyor da olsa mutlu oluyor bu ülkenin insanı atılan bir tane golle; günleri, haftaları güzel geçiyor. Karnı doymuyor belki ama ruhu doyuyor, kim bunun daha önemsiz olduğunu söyleyebilir ki?

Azıcık konuyu dağıtayım. Cumartesi günü okulda 1908 üzerine toplantı vardı, ben de okulun yayınevinin stand görevlisiydim. Yan tarafta Özgür Üniversite'nin standı var, başında da 20-21 yaşında bir çocuk. Bizim standa gelip kitaplar hakkında bir iki bir şey sordu, tanıştık, ayaküstü iki laf ettik. Okulun adını vermeyeceğim, iyi bir üniversitede matematik öğrencisiymiş ama okuldan, öğrencilerden memnun değilmiş. Sonra şiirden girip, Nazım Hikmet, Attila İlhan, Kemalizm, Sol, Fikret Başkaya, işçiler derken gittikçe derinleşen bir sohbete giriştik. En son gençlikten, gençlerin sahip oldukları ve olmadıkları değerlerden bahsediyorduk ki, bak, dedi: "Şunları konuşabilmemiz bile ne kadar zor Türkiye'de. Kimse konuşmuyor bu konuştuklarımızı." Ne diyeyim, boşver dedim ben de, "Konuşacak daha önemli şeyleri var kendilerince." "Futbol!" dedi. Futbol konuşuyorlarmış, 3F imiş. Sokayım 3F'ne! 3E ne desem bilmezsin: Ezber, Ezber, Ezber! Her bokunuz ezber ulan, kurtulun artık da biz de kurtulalım, ülke olarak! Sizden değil, başımızdakilerden. Sol gelmiyorsa bu ülkeye, sebebi sensin işte yan masadaki arkadaş! Sen solcuysan, değilim ben.

Milliyetçilik 19. yüzyılın ideolojisiydi, evet! Yaşasın dünya halklarının kardeşliği, evet! Ama bu bir spor karşılaşmasında karşı tarafın kazanmasını istemek anlamına mı gelir yahu? Bunu tatlı bir rekabet olarak görmek mümkün değil mi? Bunu geçtim, dünya halklarının yanında kendi halkını da sevmez mi solcu, birlikte yaşadığı insanların mutluluğunu istemez mi? Maçlar sonrası Taksim meydanındaki simitçi, dilenci, alkolik, turist, herkes mutlu bir şekilde tezahürat yapıyor, onların yüzündeki mutluluğa bakmak, bakanı da mutlu ediyor. Oysa normal zamanda İstanbul'da bir otobüse bin, herkesin suratı asıktır, insanın ruhu kararır. Bırakın sevinsin insanlar yahu, bırakın senede birkaç gün gururlansınlar ülkeleriyle. Tamam ülke gerçekleri gurur vermekten çok uzak, her şey yanlış işliyor bu ülkede ama bırakın, birkaç gün yahu sadece! Şilili, Venezuellalı ülkesiyle gururlandığında hor gören var mı aranızda? Ülkedeki ırkçılığa kayan, sağlıklı olmaktan çok uzak yaygın milliyetçi görüş, biraz da insanlarımızın üzerindeki aşağılık kompleksinden dolayı değil mi? Bırakın aşsınlar bunu işte, futbolla da olsa gelişmiş bir ülkenin vatandaşları gibi hissetsinler kendilerini.

Yukarıdakiyle aram çok iyi sayılmaz, milliyetçilikle de. Ama geride bıraktığımız maçlarda ilahi güçlere inandım, Avrupa basınında Türkiye hakkında çıkan her haberde de göğsüm kabarıyor. Var mı itirazı olan? Bütün bunların, daha önce Galatasaray tribününe soyunma odası kabininden eliyle 6 işareti yapan Fenerbahçeli Semih'in attığı golle muhteşem bir mutluluk yaşamaktan, Semih'i bir an için herkesten çok sevmekten pek farkı yok. Tek yürek olma hissidir bu, bütün ayrılıkları bırakıp gerektiğinde dayanışma halinde olabilmektir. Ne yazık ki bu hissi anlayamaz, her zaman ve her şartta aykırı olma çabası içindekiler.

Söylenecek çok şey var esasında. Ancak şimdilik bu kadarı problemi anlatmaya yeter. Sol, önce halkla barışmalı deyip bitireyim. Buna ihtiyacımız var çünkü.

*Öteki blogda yazmıştım, ancak burayla da alakalı olduğundan buraya da ekledim.

1 ekleme:

Anonymous dedi ki...

ulusal takım'ı "ulusal takım" diye bilip söyleyenler de var.. fazla genellemişsin olayı. milli yerine ulusal demek daha mantıklı bence..