03 Haziran 2008

Emre

İlk anda sağlıklı bir tepki veremeyeceğimi bildiğimden, yazı için bugünü bekledim. Yeni yeni netleşiyor resim kafamda. Emre Belözoğlu'nun Fenerbahçe'ye transferinden söz ediyorum tabii ki. Olay olacağı kesindi, olay oldu. Olaya her türlü yaklaşım da mevcut: Üzülen Galatasaraylılar, sevinen Galatasaraylılar, kızan Galatasaraylılar, kayıtsız kalan Galatasaraylılar, üzülen Fenerbahçeliler, sevinen Fenerbahçeliler, kızan Fenerbahçeliler, kendi dertlerine düşmüş garibim Beşiktaşlılar... Sonuncusu alakasız oldu evet, konumuza dönelim.

"En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim" kalıbının tam yeri ve zamanıdır. Söylüyorum o hâlde. Kızmıyorum Emre'ye. Onun 4 yılda alacağı 14 milyon euro'nun onda birini bana versinler, Galatasaray dahil dünyadaki bütün spor kulüplerinin kapanmasına razıyım. Yüzde birini versinler gider Fener'de de oynarım, hiç problem değil. Eminim ki klavye başından, kahve koltuklarından, sokak ortasından hakkında "hain, satılmış köpek" diye atıp tutanların da yapacağı budur, en azından "hepsi" olarak bahsetmenin abartılı kaçmayacağı kadar büyük bir kısmının. "Onun paraya ihtiyacı yok ki." kontr-bahanesi var bir de, ki dünyanın en saçma cümlesi olabilir bu. Herkesin paraya ihtiyacı var ve bunun bir üst sınırı yok. Futbolcu bu adamlar ve para için oynuyorlar. Arda gibi, Uğur gibi, Hakan Şükür gibi, Sabri gibi, Hagi gibi; Emre Belözoğlu da para kazanıyor futboldan. Ve bir futbolcu maksimum 15-16 sene profesyonel seviyede top oynayabiliyor, ancak bu sürede büyük paralar kazanma imkanına sahip oluyor. Bu nedenle geleceklerini düşünmek zorundalar. Üçün beşin hesabını yapmayabilirler, ancak milyon euroluk fırsatları iyi değerlendirmeliler. Emre'nin de önüne böyle bir fırsat çıktı, kabul etti. Evlenecekmiş, Türkiye'ye dönmek istiyormuş, Fenerbahçe'nin teklifini kabul etmiş.

Evet kızmıyorum Emre'ye, Fenerbahçe'ye gittiği için. Ama üzülüyorum. Fenerbahçe'nin Emre'yi almasına değil, Emre'ye üzülüyorum. Üç beş sene sonra sahipsiz kalacağı, futbolu bıraktığında arkasından ağlayanı olmayacağı, zora düştüğünde sığınacak liman bulamayacağı için üzülüyorum. Avrupa'da o güzel futbolunu daha da geliştirme, futbolu üst düzeyde oynamaya devam etme şansı varken kalitesiz ligimize geri geldiği için üzülüyorum. Yanlış karar verdiği için üzülüyorum. Üzülüyorum dediysem, düşeceği durum önceden belli olduğu için lafın gelişi söylüyorum, 8 sene önce bunların olacağını bilseydim üzülürdüm anlamında biraz da. Yoksa şimdiki durumu benim umrumda değil, herhangi bir futbolcu benim için Emre, misal Kemal Aslan'dan farkı yok. Ne başarısı, ne başarısızlığı ilgilendirir beni. Ha, sonunun Kasımpaşa'yla küme düşenlere benzemesini isterim ama Emre'ye kin duyduğum için değil, ibret olsun da başkaları yapmasın bu hatayı diye.

Emre herhangi bir Galatasaraylı futbolcu değildi. Hepimizin umudunun üstünde yeşerdiği, kulübünün her şeyiyle ilgilendiği, Fatih Terim'in, Yüce Hagi'nin elleriyle tek tek işlediği küçücük çocuğuydu Galatasaray'ın. Hainliği şimdi değil, 7 sene önce yaptı ve onu yetiştirenlere borcunu ödemeden, ne istediyse eksik etmeyen kulübüne beş kuruş kazandırmadan İtalya'ya gitti. Tuncay'ın bonservissiz gitmesini anlarım bir derece, misal yarın bir gün Servet veya Mehmet Topal gitse onu da anlarım ama 12 yaşında herhangi bir çocukken kapısından içeri girdiğin bir kulüpten 20 yaşında elini kolunu sallayarak çıkmaya kalkarsan bir şeyler eksiktir, bazı değerlerden yoksunsun demektir. Altyapıdan çıkan hiçbir oyuncu, kulübünden vefayı esirgememeli.

Emre gitti, hatta birçok Galatasaraylının -benim değil- inancına göre şampiyonluğu Ankaragücü maçında satarak gitti. Ben yine Emre'den nefret edemedim, kırgın olsam da uzaktan uzaktan başarısını istedim. Siyasi görüşü malumdu, olsun bana ne düşüncesinden, en azılısı da bizde ama seviyoruz dedim. Çirkefti, terbiyesizdi ama yine de hiç nefret etmedim. Kesinlikle bir lira bonservis vermemek kaydıyla gelip Galatasaray'da oynamasını, borcunu ödemesini de istedim hep. O da öyle demişti, "Bir gün Avrupa'daki misyonumu tamamladığıma inandığımda, Galatasaray'a döneceğim, para konuşmadan sadece imza atacağım ve kulübüme borcumu ödeyeceğim." sözleri çıkmıştı o ağızlardan, ne yalan söyleyeyim heveslenmiştim. O zaman affedecektim onu, Okan'ı affettiğim gibi. Silemem ben sevdiklerimi kolay kolay, Fatih Akyel'i bile zor silmişim. Sildim mi de tamamen biter ama zordur işte o noktaya gelmesi. Emre de dönüp bu takımın -bizim saf düşüncemizle takımının- 10 numarasını giyerek samimi bir şekilde borcunu ödemek istediğini gösterince kalmayacaktı hiç kırgınlık, güzel olacaktı her şey. Öyle ya, büyük futbolcuydu Emre, sakatlık yaşamadığı sürece her zaman ligin en iyi oyuncularından biri olurdu.

Ne oldu? Emre, verdiği sözlere rağmen, onu tanıtırken geçmişini inkar edip Galatasaray'ın adını silen Fenerbahçe'ye giderek, gelecekteki hayatından da Galatasaray'ı silmiş oldu. Tekrar söyleyeyim kızmadığımı, Galatasaraylılık yokmuş demek ki, zorla değil ya! 7 sene önce kızmıştım, şimdi niye kızayım bir daha?

Bir de... "Bana o paranın yüzde birini versinler ben de oynarım Fener'de" demiştim ya... Yüz katını da verseler, bana ana avrat küfür eden, "Katil!" diye bağıran birilerine hizmet etmem. Edene de adam demem. Nerede şurada Hagi'nin omzuna çıkmış küçük çocuk, nerede şimdiki...

1 ekleme:

gltsry dedi ki...

gerçekten nerde?hala o çocuk olduğunu düşünüyorum ben ama şuan nerde diyorum çünkü saklanmış gibi...peki niye? işte bunun cevabı yok...bekliyorum bir cevap öyle veya böyle...hala seviyorum ve üzülüyorum...üzerler diye üzülür diye korkuyorum...onu bekleyenler varken niye hiç beklenmediği bir yerde?gerçekten bekleniyordu dimi...başkasını,yönetimi,takımı bilmem ama ben bekliyordum onun dönüşünü...bu yazıyı okuyunca yalnız olmadığımı anladım...