04 Mayıs 2008

#2 - Arda Turan

#1 Servet Çetin

Son iki sezonda, yukarıdaki fotoğrafta Hagi'nin golüne sevinen top toplayıcı küçük çocuk olmaktan çıktı Arda. 17 Yaş Altı Milli Takım'da oynadığı futbol bunu zaten çok önceden müjdeliyordu, ancak gençken gelecek vaadetmekten daha zoru sınıf atlayıp gerçek futbolcu olmaktır ve Arda artık birinci sınıf adayı bir futbolcu. 12 yaşında Bayrampaşa'nın Altıntepsi takımının oyuncusuyken Galatasaray seçmelerine başvurmasaydı, kayıtlar dolmasına rağmen annesi Arda'yı da yazmaları için çok rica etmeseydi veya bu rica kabul edilmeseydi belki başlamadan bitecekti Arda'nın hikayesi, belki de bu sezon şampiyon olmayacaktı Galatasaray.


İlk olarak Hagi döneminde izlemiştik Arda'yı birkaç hazırlık maçında. Birinde sağ açıkta topla buluşmuştu, etrafını saran üç kişi tarafından yere düşürülmesine rağmen topu ayağından almak mümkün olmamıştı. Ne maçı olduğunu hiç hatırlamıyorum (bir ihtimal Göteborg) ama o gün ilk kez karşımıza çıkan Arda, futbolcu olacağını belli etmişti. Ardından Zafer'le birlikte Vestel Manisaspor'a kiralık olarak verildi, çoğumuz için gazetelerde maçların ardından yapılan yıldız tablosundaki bir isimden fazlası değildi. Arda ilk maçlarından birinde gol bulunca dikkatleri üzerine çekti ve "Manisa'nın Galatasaray'dan kiraladığı genç yıldız Arda Turan" oluverdi. Artık yıldız tablolarına daha dikkatli bakmak bir yana, Manisa maçı özetlerini bekler olduk. Nihayet o unutulmaz 4-2'lik Galatasaray - Manisa maçı geldi ve Arda'nın futboluna hayran olduk. Hasan'ın sert müdahalelerine maruz kaldı, hiç ses etmedi; çok güzel çalımlarla gol attırdı, hiç sevinmedi. Ersun Yanal'ın elinde kendini çok geliştirmişti Arda, daha da geliştirecekti. Onu sağ bekte oynatılırken gördüğümüzde aklımıza takılan "Yahu bu Arda hücum oyuncusu değil miydi?" sorusu da, bizde o bölgede oynayan Cihan'ın etkisiyle kısa sürede "Seneye sağ bekimiz Arda." temennisine dönüştü. Oysa Ersun Yanal'ın sisteminde sağ bek gibi gözüken oyuncunun ilk görevi aslında hücumdu. Bu sistemin bizim için diğer pozitif yanı Arda'nın defansif özelliklerini geliştirmesi oldu. Unutmadan... Manisa'nın Fener'e 5 attığı maçta mükemmel oynadı Arda Turan, tıpkı diğer kiralık gencimiz Zafer Şakar gibi.

Sezon bitti, şampiyon olduk o muhteşem 16 dakikanın sonunda. Ertesi sezon, Arda'nın Galatasaray forması altında yıldızlaşmasını beklerken -ki bu kadarını da beklemiyorduk- çeşitli söylentiler çıkmaya başladı Arda'nın dönmeyeceğine dair. Manisaspor Başkanı, Arda'yı 1,5 yıllığına kiraladıklarını, sözleşmeye göre bonservisini alma opsiyonlarının da bulunduğunu söylüyordu gazetelerden okuduğumuza göre. Bu arada ilk sene çok başarılı bulduğum Erik Gerets, ikinci yılında gelmiş geçmiş en kötü Galatasaray teknik yönetimlerinden birine imza atacaktı. Gerets, Arda için "Dönmesine gerek yok. Olsa da olur, olmasa da." diyerek daha sezon başından bunun sinyallerini de vermişti. Zannediyorum Adnan Polat'tı buna rağmen Arda'yı geri çağıran. Aksi halde Arda'nın ağlayarak gidip sonradan kendini toparladığı Manisa'da silinip gitmesi olasıydı, her ne kadar Manisa'yı sevmişse de yaşayacağı motivasyon kaybı onu hiç ummadığı yerlere getirebilirdi.

Yine de Gerets düşünmüyordu Arda'yı oynatmayı. Ligin ilk maçı Ankara'da Ankaraspor'laydı, LigTv almayı son ana bırakınca kanal bir türlü açılmamış, ben de umutsuzca mahalle kahvesine yönelmiştim. Gittiğimde 15. dakikaydı, gol yemişiz ama penaltı kullanıyoruz Necati'yle. Hep söylerim, Türkiye'nin ilk 10 kalecisinden biri olmayan ama Beşiktaş'ta ve Milli Takım'da forma bulan Hakan Arıkan'ın adını o maç olmasa bilmeyecektik. Ankaraspor'un üçüncü kalecisiydi Hakan, yazın Dünya Kupası'nda oynamış iki kalecileri Kingston ve Jevric kadro dışı kalınca tesadüfen Galatasaray maçında oynamış ve iki penaltı kurtarmıştı, daha sonra yediği hatalı goller (Sabri'den yemişti bir tane mesela topla artistlik yaparken) o günü unutturmaya maalesef yetmedi, bu adam milli forma giydi. Neyse, iyi ki o gün Necati'nin penaltısını kurtarmış Hakan, zira devre arasında Hasan - Neco ikilisi o penaltı yüzünden kavga etti, Gerets'e de ikisini birden oyundan almak kaldı ve "başka adam olmadığından" Arda oyuna girdi. Arda kendisine verilmeyen formayı, o günkü futboluyla söke söke aldı. İşin ilginci, sağ açık ve sağ bekten sonra bu kez de sol açıkta izlemiştik Arda'yı. Birkaç hafta sonra Mlada Boleslav maçına ilk 11'de çıktı Arda. İki golüyle, mükemmel futboluyla da şov yaptı. O gün arşive isimleriyle birlikte şöyle kaydetmiştim maçtan sonra aldığı primle tüm altyapı arkadaşlarını yemeğe götüren Arda'nın resimlerini:


Artık elimizde gerçek bir yıldız adayı vardı. Özlemiştik görmeyi özel futbolcuları. Futbolun peygamberinin ardından sadece 6 ay Sergen'i, 3 ay Ribery'i izledik, bir de yarım yıldız denilecek Felipe'yle idare ettik birkaç ay, Terim gönderene kadar. Arda vardı artık işte, topu ayağına aldığı an hep beraber heyecanlandığımız. Eksikleri de vardı Arda'nın; kondisyon gibi, şut gibi. Onları da tamamladığında büyük futbolcu olacaktı Arda, olacak. 21 yaşındaki bu çocuk, rezalet bir teknik yönetimin elinde oyuncak olmuş Galatasaray'ı Iliç ve kendini aşmış bir Sabri'yle el ele verip şampiyonluk yarışında tuttu son haftalara kadar. Arda - Iliç paslaşmaları bizim için keyifliydi, iki zeki futbolcunun birlikte oyununu izlemek her zaman keyiflidir. Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı 4 maçın ikisinde UEFA tarafından maçın yıldızı seçilen Arda, Anfield Road'daki diğer maçta da müthiş bir oyun sergileyerek tüm Avrupa'nın dikkatini çekti.


Gelgelelim, çok önemli bir tehlike vardı Arda'nın önünde; Türkiye'de oynaması ve Türk olması! "'Bozdu Arda, kendine iyi bakmıyor, şımardı.' cümlesini söylemek için sabırla bekleyen, ilk fırsatta komplekslerini kusan adamlar tanıyorum ben." demiştim bir yazıda, işte o huyumuz devreye girdi, eleştiri bağımlılığımız. Kompleks bu esasında, Arda'nın yerinde olamamanın getirdiği kompleks. İki maç kötü oynadığında döktük kurtlarımızı, haykırdık ve rahatladık: "Arda şımardı!"

<>Kişisel ve gereksiz bölüm<> O günlerde kendini Galatasaraylı olarak adlandıran kişilerin ikiyüzlülüğüne ve şimdi aynı insanların Arda'ya methiyeler düzmesine çok sinirlendiğim için bu bölüm biraz kişisel olacak. İki kritik maç oldu, bir hafta arayla. 8 Aralık'taki Fenerbahçe ve 14 Aralık'taki Sivasspor maçları. Fenerbahçe maçında homurdanmalar başladı, bu saçmalıklara sinirlenip şöyle bir şeyler karalamışım:

" 'Galatasaray'da oynuyorsan, takımın yıldızıysan ona göre oynayacaksın arkadaş!' deniyor. Ben de yuh diyorum. Arda kendi kendine takımın yıldızı payesini biçmedi. Biz Hagi'den sonra (Ribery hariç) yıldız futbolcu görmediğimiz için Arda'ya kaldırabileceğinden çok fazla yük taşıtmak istedik. Bu sene Lincoln gelince Arda formasını kaybetti, sonradan girip güzel performanslar sergiledi. Lincoln sakatlık, formsuzluk derken geri planda kalınca, yine Arda'nın omuzlarına büyük bir yük bindi. Ben Arda'nın hiç ukala bir demecine rastlamadım, 'en iyisi benim' tarzı konuştuğunu hiç duymadım. Ne görev verilirse yapmaya çalışıyor çocuk.

Diğer yandan henüz büyük bir yıldız olmadığına katılıyorum ama ligin en yetenekli oyuncularından biri olduğu kesin. 90 dakika futbol oynayamaması çok büyük handikap. Ben olsam tam anlamıyla maç kondisyonu kazanana kadar ilk 11'de forma vermem, eninde sonunda işin ciddiyetini kavrayıp bu özelliğe sahip olacaktır.

Benim gözümde, ''Ayhan - Mehmet - Linderoth - Barış - Lincoln'' beşlisi ideal Galatasaray orta sahası ama Arda da her maçı çevirebilecek kapasitede, her fırsatta oyuna alınması gereken önemli bir futbolcu. Kötü oynadığı maçlardan sonra silip atamayız."


Sivasspor maçında ise Galatasaray taraftarı Arda'yı yuhaladı. Hagi'nin yuhalandığı maçta yoktum, o yüzden onu es geçerek şöyle yazmışım:

"Mondi'nin yuhalandığı Sebat maçından beri, Galatasaray tribününde en çok sinirlendiğim, en çok üzüldüğüm, kendimi en çaresiz hissettiğim an oldu Arda'nın yuhalandığı an. Sadece kapalıdan değil, yeni açıktan da elle tutulur bir kitle yuhaladı Arda'yı, üstüne soyunma odasına girerken bir sürü küfür...

Taraftar genel olarak iyiydi bugün evet, ama tribün kültürü olmayan insanlar çoğunlukta olunca böyle terbiyesizlikler de olabiliyor maalesef. Arda'nın yuhalandığı an benim için bütün keyfi bitti gecenin, o andan sonra ne bağırabildim ne kendimi maça verebildim. İsabet oldu da daha fazla gecikmeden gol geldi, sevindik.


Bugün kötü oynayan iki adamdan biri Arda. Diğeri yarın Yozgatspor'a gitse üzülmem, kolpa abilere ihtiyaç yok takımda. Ama Arda bize daha çok maç kazandıracak, yazık etmezsek iyi. Şu sıra takımın temposunu düşürüyor belki, yedek kalması taraftarıyım ben de ama arkasında olduğumuzu da hissettirmemiz gerekiyor. Nitekim sonra kapalı tribünden geldi o destek. Umarım arada çıkan fevri hareketlere fazla moralini bozmuyorsundur Arda. Seviyor seni bu taraftar."<>Kişisel ve gereksiz bölüm<>

Medyanın ve oyuna gelen bilinçsiz Galatasaray taraftarının Arda'yı son yıpratma çabası devre arasında gerçekleşti, özellikle kalın fontla belirttiğim yerler haberin niyetini çok açık bir biçimde ortaya koyuyor:

"Galatasaray'ın olay futbolcusu Arda Turan, erkek arkadaşlarıyla birlikte önceki akşam Balmumcu'daki Tao adlı gece kulübünde sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendi. Gece yaşantısına düşkünlüğü ile tanınan Galatasaray'ın Milli futbolcusu Arda Turan, lig arasını fırsat bilerek rahat bir şekilde eğlendi. Soğuk havaya rağmen beyaz kısa kollu tişörtle eğlenmeye gelen Arda Turan, bar girişinde ve çıkışında kendisini görüntüleyen gazetecilere, "Lütfen benim hakkımda güzel şeyler yazın!" dedi. Eski takım arkadaşı Emre Belözoğlu'nun arabası ile gezen Arda, gazetecilerin, "Emre Belözoğlu'nun arabasını mı kullanıyorsun?" sorusuna verdiği cevap hayli ilginçti. Arda, "Parasızlıktan Emre ağabeyin arabasını kullanıyorum. Arabayı da ödünç aldım, param yok" şeklinde verdiği cevap görenleri hayretler içine düşürdü.
"

21 yaşında Arda boyun eğmedi bunlara, bu yükün de altından kalkmayı bildi. Futbolculuğuna baktığımızda Galatasaray'a en fazla pilot takımı Beylerbeyi'nde oynayacak kadar yaklaşabilmesi gereken Orhan Ak, karakteriyle Galatasaray'a yakışan bir oyuncumuzdu; kardeşi gibi sevdiği Arda'yla konuştu ve sezon bitene kadar bir daha gece dışarı çıkmayacağının sözünü aldı. O günden sonra da Arda oynadığı maçların tamamına yakınında takımın en iyilerinden oldu. Daha fazla da uzatmaya gerek yok, şampiyonluğa damgasını vurdu.

Kupa çeyrek finalinin Kadıköy ayağının ardından 21 yaşındaki Arda'nın ağzından çıkan "Bizim çocuklar" tanımlaması ise, apayrı bir yazı konusu. Şampiyonluğun anahtarı "bizim çocuklar" tanımında gizli zaten.

3 ekleme:

Hilmi Yandımçavuş dedi ki...

evet hocam göteborg maçıydı o. uğur kaptan olarak çıkmıştı ve şimdiki gençlerin alayı vardı o maçta.

Kapali Ust dedi ki...

Arda'nın kale arkasındaki gösterdiği sevinçteki ruhtur bizi şampiyon yapan ve bu ruh Galatasaray'da hep varolacaktır.. Yürüyedur Galatasaray!!

scapula dedi ki...

İşte o ruhu Melih Abi öyle bir yazmış ki, duygulanıyor insan:

http://www.alisamiyen.net/index.php?module=yazarlar&v_author_id=3046&task=read