29 Mayıs 2008

Euro 2008 Tahmin

A Grubu

Portekiz 9
İsviçre 4
Türkiye 3
Çek Cumhuriyeti 1

B Grubu

Almanya 9
Hırvatistan 4
Polonya 2
Avusturya 1

(Polonya, Avusturya'ya takılmazsa averajla çıkabilir)

C Grubu

Fransa
İtalya
Romanya
Hollanda

(Bu gruba puan tahmini yapanı döverler)

D Grubu

Rusya 7
İspanya 5
İsveç 2
Yunanistan 1

Çarşı kendini feshetmiş, bundan böyle "Çarşı" ismi kullanılmayacak. Beşiktaşlı dostlarım, kardeşlerim, üzülecek hiçbir şey yok, en doğru karar verilmiştir. Türkiye, belki de dünya gerçeğidir; zamanla bozulduğu gibi tüm güzelliklerin, topluluklar da kalabalıklaştıkça dejenerasyona kurban gider. Bu karar, bu süreç sona ulaşmadan verilerek ölümsüzleştirmiştir "Çarşı"yı, tam zamanında, geç olmadan. Ya da tam zamanında demeyeyim, biraz daha erken de olabilirdi ancak aslolan yapılanın doğruluğu.

Beklenen bir gelişme değildi belki bu, ancak üzerinde düşününce ne kadar doğru olduğu anlaşılıyor. Bir kere daha helal olsun bu büyük taraftar topluluğuna. Üzülen, karalar bağlayan Beşiktaş taraftarları da bir daha düşünsün derim. Zira, bağdaşmıyor bu Çarşı kültürüyle, yakışmıyor Çarşı ruhuna. Sadece Çarşı'nın "A"sını düşünmek yeterli sanırım, bu kararı alkışlamak için.

23 Mayıs 2008

Kuş Beyinliler

Hayır resimdekiler değil kuşbeyinli olanlar. Elinde klavye, onlardan hata bekleyenler. İlker Yasin eskiden çok daha fazla saçmalardı, saldırmak şimdi moda oldu. Ertem Şener bazen saçmalasa da futbolu bilen, doğru düzgün anlatan bir adam. Bana sorsan ikisine de anlattırmam, ayrıca ikisini de sevmem ama bıktım eleştiri adı altındaki kişisel yetersizliklerin dökümünden, nedir bu kompleks yahu? Şampiyonlar ligi finali var, adam maçı izleyeceğine geçip bilgisayar başına her cümleyi internete aktarıyor, aklınca dalga geçiyor. İzleme ulan! Yok mu uydu evinde? Olmadı gir Sopcast'te izle, cillop gibi görüntü var. Hem içten içe İlker Yasin anlatsın istiyorlar, hem de binbir çeşit yapmacık hareket, şaklabanlık... Spor sitelerinde, gazetelerde haberler çıkmaya başladı "Ekşi Sözlük yazarları tarafından topa tutulan..." şeklinde. Hay Ekşi Sözlük yazarlarına... Ne ciddiye alıyorsunuz yahu? Ciddiye alınması gerektiği zaman almıyordunuz, şimdi sıradanlaştırıldı, yaparsınız haberi tabii.

Ekşi Sözlük güzeldi eskiden. Bir nevi isyandı medyaya, isimsiz kişilerin medyanın en ağır toplarından çok daha doyurucu yazılar yazdığı, benim diyen gazeteden (ilk defa kullandım bu kalıbı) çok daha kaliteli içeriğe sahip bir alternatif mecraydı. "Alternatif"in altını çizmek isterim, zira Ekşi'nin ruhunda bu var, başka türlüsü yakışmaz, anlamı kalmaz. Şimdiki yazarların düşünüş biçiminin, eskiler tarafından yıllardır dalga geçilen tiki kızlarınkinden farkı yok. "Türbanlı kız" modası olur, herkes ona yazar. "Aysun Kayacı" modası olur, ona. İlker Yasin ve Ertem Şener'e saldırmak prim yapar, saldırılır. Ssg başlık açar, altı yüzlerce entry ile dolar. Herkes aynı espriyi yapar, hiçbirinde en ufak zeka kırıntısı olmaz. Ve belki en kötüsü, yazarlar iyice grup psikolojisine girmiştir, o yüzden biri Ekşi'ye laf söylerse topa tutulur.

Sözüm tabii çoğunluğa, yoksa gerek yeni yazarlar gerekse eskiler arasında çok iyiler hâlâ mevcut. Fakat korkarım ki yakında yazdıkları yerin onları hak etmeyeceği kadar az kalacaklar.

19 Mayıs 2008

Kayserispor

Yeni stadları bitme aşamasına geldi. Aghahowa, Olembe, Muşlu Nalbantoğlu gibi harika transferler yaptılar, eminim ki daha da güçlendirecekler kadrolarını. Gökhan Ünal'la devam ederler mi şu an için net bir şey söylemek mümkün değil, ama eğer ki giderse kaliteli bir forvet alacakları kesin.

Mehmet Topuz'u da ellerinde tutabildiklerine göre, Kayserispor'un seneye şampiyonluğa oynayacağını söyleyebilirim. Elbette ki şampiyon olamayacaklar ama en azından bu sezon Sivas'ın yaptığını yapacaklar gibi gözüküyor.

Kayserispor yönetimini kutluyorum. Galatasaray'a karşı olan tutumlarında da haklı buluyorum kendilerini. Yine de her gün her gün aynı şeyi söyleyince haklıyken haksız duruma düşüp sinir bozucu oluyorlar, bunu da not düşeyim.

Newcastle United'in Arda için 15 milyon $ teklif ettiği yazılıyor. Fena para değil, ama çok iyi de değil. Eğer tekliflerine Arda'nın bir sonraki transferinden Galatasaray'a %30'luk bir hisse katarlarsa hiç beklemeyip verelim derim. Veya direkt 18-20 milyon euro teklif etsinler, yine verelim. Tabii Euro 2008'den sonra. Zira biraz daha yüksek teklifler de gelebilir duruma göre.

Türkiye gerçeklerini biliyoruz, Türk futbolcusu kendini bir yere kadar yetiştirebiliyor bu ülke sınırları içerisinde. Değeri düşmeden, iyi bir teklif de gelmişken biraz pazarlık edip satalım Arda'yı. Geçen sene Sevilla ve Roma 6 milyon euro verirken Sabri satılmasın istiyorduk, sonuç ortada. Bir de şu var; değil Arda, altyapıdan dünyanın en iyi futbolcusunu çıkarsak öyle çok büyük paralara satamayız.

Ortalama 5 milyon dolar Sabri'den, 20 milyon dolar Arda'dan alsak herkes kârlı çıkar bu işten, kazan-kazan mantığı işler. Arda'nın yokluğunun etkisini minimuma indirecek bir Aydın'la ve yapılacak diğer takviyelerle kadromuzu güçlendirir, maddi sıkıntıdan da bir nebze kurtuluruz. İngiltere'de kendini daha da geliştirecek, şut çekip sert orta yapmayı öğrenecek bir Arda'yı da gururla izleriz.

Satmazsak ne olur? Hiç problem değil, Arda çıkar yine topunu oynar en güzel şekilde. Biz de birkaç sene daha keyifle seyrederiz onu. Ama sonra Avrupa'ya giderken bu kadar kazandırır mı onu bilemem...


Bir milattır 19 Mayıs 2007. Bu seneki iki Kadıköy deplasmanında adam gibi ağırlanmamızın nedenidir. Direnişin yıldönümündeyiz şimdi. Aşağıda, Hıncal Uluç'un 19 Mayıs 2007'deki olaylı Fenerbahçe maçı sonrası yazdıkları var. Onun da altında benim o tarihte yazdıklarım.

Büyük İhanet

Ali Sami Yen Stadı'nda son yılların en büyük olaylarından birisi yaşandı. Niye bu noktaya gelindi?
Kime, neye tepki olduğu beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren bir şey var: Türk spor tarihinin en kötü gecesi yaşandı. Ben Hıncal Uluç, Galatasaraylı olduğumdan utandım. 19 Mayıs 2007 gecesinden bu yana 'Ben Galatasaraylıyım' diyemiyorum.
19 Mayıs; tarihe dikkat edin... Kurtuluş Savaşı'nın başladığı tarih. Atatürk'ün gençliğe armağan ettiği, Atatürk'ün spor günü ilan ettiği gün Türk gençliğinin yaptığı gösteriye bak. Böyle bir ihanet olabilir mi? Kendilerine ihanet, Galatasaray'a ihanet, Cumhuriyet'e ihanet, Atatürk'e ihanet... Bu sahneleri Sarkozy'yi alsa Avrupa televizyonlarında yayınlatsa ve "İşte görüntüler. Avrupa Birliği'ne bunları almıyorum ben. Haksız mıyım?" dese, ne diyecekler; biz ne diyeceğiz? Böyle bir şey olamaz... Ve her şeyiyle belli ki hazırlanmış bir olay. Bireysel, münferit bir olay değil. Maçta, elimde suyumu içerken, sahada bir şey olur, aniden sinirlenirim, fırlatırım. Münferit olay budur. Fırlatmamam lazım ama fırlatırım. İnsanlık bu. Maçta sahaya herhangi bir şey atılmasını gerektiren en ufak bir olay yok. Olay Fenerbahçeli futbolcunun çizgiye yanaşması. Ve bir tribün boşalıyor. Öbür çizgiye başka bir Fenerli futbolcu yanaşıyor, o tribün boşalıyor. Su şişeleri oraya taşınmış. İstanbul'da 'Emniyet Müdürü' diye bir şey varsa, Celalettin Cerrah biraz sorumluluk duyuyorsa soruşturma açar. Bu tertibi yapanları ortaya çıkarır ve teşhir eder.

TERTİP OLDUĞU AÇIK
Bir maça kaç şişe su gider? Adam başı 5 şişe su gitmez. 3 kişiye 1 su düşer. Böyledir satış rakamları... O kadar su nasıl geldi stada, kadar meşale nasıl geldi, o kadar bomba nasıl geldi? O meşaleler, o bombalar polisten geçemez. 2 bin 500 polis var o gün görevli orada... 2 bin 500... Demek ki bir gece evvelden stada sokuldu. Bir gece evvelden stada sokulan pankartlar var Özhan Canaydın aleyhine; Özhan Canaydın polisle işbirliği yapıyor, o pankartları temizlettiriyor. Onları buluyorlar da bombalar, meşaleler niye bulunmuyor? Bu nasıl bir iştir? Bir tertip olduğu açık... Tekrar söylüyorum: Bu tertibi Celalettin Cerrah ortaya çıkarmalı. Sorumlu, yükümlü... O bombalar, o meşaleler ve onca su o stada nasıl girdi? Bunların elebaşıları kim? Galatasaray ancak böyle üzerindeki lekeyi kaldırır. Bu elebaşıları ortaya çıkararak. Bu tertibi hazırlayanları belirleyerek... Nereden bakarsan bak; utanç. Binlerce Galatasaraylıdan utanıyorum, 2 bin 500 polisten utanmıyor muyum? Sahada 2 bin 500 polis varken, bu olaylar oluyorsa, polis ne işe yarar birisi bana anlatsın!.. O zaman gönderme kardeşim. Gönderme... Galatasaray-Fenerbahçe maçı bu... Bütün Türkiye, televizyonun başında. Polisi bütün Türkiye'ye bu kadar aciz, bu kadar beceriksiz, bu kadar yeteneksiz göstermeye hakkın var mı? İstanbul Valisi, "1 Mayıs'ta Taksim'e adam sokmayacaksınız" dedi diye orada karısıyla yemek yiyen vatandaşı tokatlayan, biber gazı sıkan polis nerede? Aynı polis değil mi bunlar? Aynı Cerrah'ın polisleri değil mi? Burada nasıl zavallı oluyorlar, süt dökmüş kedi gibi... Sahaya sıralar, koltuklar kırılıp atılırken, futbolcuların yaşamı tehlikeye girerken... Lugano gösterdi; 'Bu gırtlağını keser adamın' diye. Ya zavallı hakem... Onu oraya 'hakem' diye çıkarmaya utanmadılar mı? Maçın daha 5. dakikasında çal düdüğü, in aşağıya... Nasıl içeri girince süt dökmüş kediye döndü tribünler!.. Atabildiler mi bir daha!.. Tribündeki adam bakıyor ki polisin zavallı, hakemin zavallı istediğini yapıyor.

KÜME DÜŞÜRÜRÜM
Bu ülkede spor niye yapılıyor? Bir zavallı federasyon, bir zavallı polis, bir zavallı hakemler, bir zavallı taraftar... Niye oynanıyor o zaman? Profesyonel ceza kurulunun, Galatasaray'a tarihte görülmemiş bir ceza vermesi lazım... Öyle 3 maç, 5 maç değil... Ben federasyon olsam Galatasaray'ı küme düşürürüm. Benim kafamdaki ceza bu... İçimi rahatlatacak, Galatasaraylı olmaktan utanmamı önleyecek ceza bu... Juventus nasıl buldu cezasını, biz de buluruz. Böyle bir cezayı federasyon veremez. PFDK'nın, bütün yönetmelikleri tarayıp, en ağır cezayı vermeli. Türker Arslan'ın Tahkim Kurulu, o cezayı kuşa çevirmek için bekliyor. Galatasaray, Tahkim'e gidecek, PFDK 5 maç ceza verirse, Tahkim onu 3'e indirecek ve tarafsız sahaya alacak. Federasyon da tarafsız sahayı İzmir ilan edip, Galatasaray'ı ödüllendirecek. Ali Sami Yen'de 3 bin kişiye oynayacaklarına Halkapınar'da 70 bin kişiye oynayacaklar, ceplerine de paralarını koyacaklar.

Yazıdaki popülizme, tutarsızlığa, benzetmelerin yersizliğine ve ölçüsüz abartıya değinmeden geçiyorum, Atatürk'e ihanet diyor adam! Buyur Hıncal Bey, Atatürk'ün Bursa Söylevi; 19 Mayıs 2007'de yaşananlarla tamamen örtüşüyor. Olayları çarpıtıp yaşananlara gereğinden fazla pay biçmeye çalışmıyorum. Tabii ki bambaşka bir şey hakkında bu nutuk fakat mantık aynı mantık. Türk genci yerine Galatasaraylı; cumnhuriyet yerine Galatasaray, hatta Türk futbolu; polis, jandarma, ordu yerine federasyon dediğimizde cumartesi günüyle ilgili biraz olsun bir şeyler anlatıyor mu?

"Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük kıpırtı ve davranış duydu mu, 'Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır' demeyecektir. Hemen araya girecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, 'Demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek!' Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, İsmet Paşa'ya ve Meclis'e telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, 'Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek benim görevimdir!' İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!''

6 Şubat 1933 / Bursa Atatürk Köşkü

Galatasaray, Türk futbolunu kirletenlere gereken cevabı vermiştir. Göreceksiniz Hıncal Bey, cumartesi gecesi Türk futbolu için kara bir leke değil; tersine Türk futbolundaki kirlerin arınmasının, bir şeylerin olumlu yönde değişiminin başlangıcı olacaktır. Varsın bize 17 maç ceza versinler, umrumda değil. Ama cumartesi geceki tepkinin muhattapları, bundan sonra istediği gibi at koşturamayacağı mesajını almıştır. Ha bir muhattap daha var, dışımızdan biri hani, o mesaj algılama kapasitesine sahip değil ama o bizim iç mevzumuz, ayrı konu...

Ekşisözlük'te falan da aynı şey. Gazetelerde, her yerde... Nefret ettim Galatasaraylılıktan soğuduklarını söyleyenlerden. Yahu hadi anlıyorum abartılmış diyenleri; hak vermiyorum ama anlayabiliyorum en azından kıyısından köşesinden.

Fakat sen kimsin Galatasaray'dan utanıyorsun? Neymiş efendim, soğumuş. Sokağa baksınlar yahu, sanki her şey rayında gidiyor da maçta sahaya iki koltuk atınca rezillik oluyor. Tamamen popülizm, tamamen -artistlik değil- artizlik. İki kız düşer belki mantalitesi seziyorum ben bunda, başka türlüsüne inanmıyorum, inanamıyorum.

Ben tam tersine uzun zamandır ilk kez gurur duydum taraftarımla. Taraftar grubuyla çok farklı çizgide görürüm kendimi, dün her şeyi bıraktık bir kenara, birlik olduk. Her şeyi kenara bıraktık dün zaten; hiçbir kuvvet bana dün yaptıklarımı yaptıramaz zannederdim, şiddete ve annelerin karıştığı küfre sonuna kadar karşıyım derdim -halâ derim- fakat bunun iki istisnası varmış demek. Neyse, sözün kısası hiçbir zaman dünkü kadar yoğun duygu karmaşası yaşamamıştım;

Fenerbahçe'ye, yönetimine, medyasına, şakşakçılarına duyduğum nefret,
Canaydın ve yönetimine duyduğum sonsuz öfke,
Tek yürek, tek yumruk olabildiğimiz için hissettiğim gurur,
Yıllardır Kadıköy'de yaşatılanların hesabını en iyi şekilde sormaya çalışmanın verdiği hırs,
Müthiş koreografiyi görmenin yaşattığı büyüklük,
Sonunda bir şeylerin karşılığını verebildiğimiz, anlaşılsın yahut anlaşılmasın, mesajı gereken yere ulaştırdığımız için hissettiğim mutluluk,
''Ulan şu maçı şurdan çevirir miyiz?''in heyecanı,
Çevirememenin üzüntüsü,
Polisin haksız muamelesine karşı duyduğum kin...

Ağladım ulan ben dün maçta ilk defa! Aslanım Emre Aşık'ın maç sonundaki halini görünce ağladım! Tek eksik olan korkuydu dün. Ve tabii ki utanç! Utanacak hiçbir şeyimiz yok bizim. Haydi yok demeyelim; Necati'ye saldıranlardan, Fatih Gökşen'e şişe atanlardan, PSV maçında sahaya girenlerden, lig maçında sahaya çakı atanlardan, tribünü tekellerinde görenlerden utanıyorum ben; fakat dün utanılacak hiçbir şey yapmadı Galatasaray taraftarı. Utanması gereken işi bu raddeye getirenlerdir; biz efendice bekliyoruz yıllardır.

Benim asıl hayret ettiğim, asıl nefret ettiğim durum; bu utanç nağmelerini seslendirenlerin, başarıları çenelerini kapamak bilmezcesine sahiplenip, güzel zamanlarda gururlu bir şekilde kendilerini 'hasta Galatasaraylı' olarak görürken; Galatasaraylı'nın zor zamanlarında sıcacık koltuklarından, hiçbir halt bilmeden, 'utanmaksızın' sallamaları.

Asıl utanmaları gereken bu ikiyüzlülükleriyken, neymiş efendim, Galatasaraylı olmaktan utanıyorlarmış. Şimdi utanıyorsan, yarın bu takım şampiyon olduğunda da artistlik yapmayacaksın. Şimdi Galatasaraylılık'tan utanıyorsan, yarın da işine gelince 'Ben Galatasaraylı'yım.' demeyeceksin, çeneni kapayıp oturacaksın.

'Kavga'yı sahiplenemiyorsan, başarıyı da sahiplenemezsin, izin vermem, vermeyiz.

Ben de dün Galatasaraylılıktan utananlarla aynı takımın taraftarı olmaktan utanıyorum. Oportunizm, popülizm; başka bir şey değil.
O kadar.


18 Mayıs 2008

#6 - Shabani Nonda

#5 Emre Güngör
#4 Mehmet Topal

#3 Ümit Karan
#2 Arda Turan
#1 Servet Çetin

Hiç şüphesiz son yıllarda Galatasaray'a gelmiş en iyi hücumcu. Jardel'den bu yana böyle forvet görmedik desem kimsenin itirazı olmaz herhalde. Bitiriciliği kusursuz değil belki ama Fransa'da 2, İsviçre'de 1 kez gol kralı olmasına yetecek kadar iyi. Asıl önemli özelliği mükemmel şekilde top saklaması. Kimse alamıyor adamın ayağından topu. Bunların yanında güçlü, kıvrak, teknik ve zeki. Drogba tipi santrforun Türkiye'de oynayabilecek seviyedeki temsilcisi, ki o acı sakatlığı geçirmeseydi şimdi belki onun yerindeydi. Ayrıca mükemmel bir insan, sponsorluk anlaşması için Lotto'dan para almak yerine ülkesine spor malzemeleri yollatma şartı koşacak kadar vefalı, yokluk içinde geçen çocukluğunu unutmayıp her fırsatta amatörleri destekleyecek kadar yardımsever. Takımdaki haksızlığa karşı dik duracak kadar yürekli. Che hayranı.

Biz gelelim bu şampiyonluktaki katkısına. Önce şunu söylemeden olmaz, Nonda olmasaydı sırf kaçıracağımız penaltılar yüzünden kaç puanımız gitmişti kimbilir; bu açıdan faydası büyük, bu bir. İki, saldırgan ve güçlü stiliyle rakip savunmaları çok yıprattı ve maçların son bölümlerinde daha rahat gol bulmamızı sağladı. Üç, Türkiye'nin bence en etkili santrforu olarak haksız şekilde yedek kaldı ama problem yaratmadı, görev verildiğinde her zaman çıkıp en iyisini yaptı. Önemli ve güzel goller attı ve hazırladı bu sezon; medya desteğiyle krizin başladığı Beşiktaş maçını tek başına aldı, kupada Fener'i elememizi sağlayan son dakika golünü yarattı, şampiyonluk maçında resimde görüldüğü gibi "Fener'e kafam girsin." yaptı. Ben ilk geldiği günden bu yana gol kralı olacağını iddia edip yanılmış da olsam, Ümit ve Hakan'la birlikte -üstelik onlardan daha az süre olmasına karşın- takımın en golcü oyuncularından biri oldu (Üçü de 11 gol). Daha ne olsun?

Seneye de kal, bu sefer gol kralı ol Nonda!
(Hayır, "hayat onda" iğrençliğini yapmayacağım.)

17 Mayıs 2008

#5 - Emre Güngör

#4 Mehmet Topal
#3 Ümit Karan
#2 Arda Turan
#1 Servet Çetin

Devre arasında değil de sezon başında takıma katılmış olsaydı, daha yukarılarda da olurdu "Emeği Geçenler"de. Yarım devre oynadı, yine de yaptığı iş çok büyük. Afrika Uluslar Kupası'na giden Song'un yerine Bouzid'in oynadığını düşünüyorum da, Emre'nin şampiyonlukta ne denli önemli rolü olduğunu daha iyi kavrıyorum. Sezon ortasında gelip de takımına bu kadar katkı veren oyuncu az olmuştur. Belki şu ligin en iyi stoperi diyebileceğimiz koskoca Song'a, kupa dönüşü formasını geri alma fırsatı vermedi, Servet'le son yılların en iyi tandemini oluşturdu. Ve evet, yüreğiyle oynadı o da. Bu sene öyle olmayan kaç oyuncumuz vardı ki zaten?

Emre'ye bakınca, Galatasaray'ın geleceğini görüyorum. Sırf Emre değil tabii; Aykut gibi, Uğur'um gibi, Volkan, Hakan Balta, Barış, Mehmet Topal, Arda, Serkan... Hepsi ne kadar güzel adamlar yahu! Ama Emre deyince daha bir farklı şeyler hissediyorum, Uğur'da olduğu gibi. Hani bazı insanların yüzüne baktığında ne kadar iyi oldukları belli olur ya, Emre de o insanlardan. Aileden biriymiş, yolda karşılaşsak sarılıp hasret giderecekmişiz gibi.

Mutlu ediyor beni bu çocuklar.
Çok güzel çocuklar var bu takımda.
2000 ruhu var, gerçekten var. Kendi Ümit Davala'sı, Emre'si, Okan'ı, Hasan'ı, Ergün'ü, Arif'i var bu takımın. Kadroya bakıyorum, hep böyle oyuncularla dolu.
Çok sevdim ben "bizim takım"ı.
Galatasaray sevgisi değil sözünü ettiğim.
"Bizim çocuklar"ı çok sevdim.
Onlar beni mutlu ettikçe, ben bir de onlar mutlu olduğu için mutlu oluyorum.

Ne diyorduk? Emre...

15 Mayıs 2008

Mehmet Topuz


Mehmet Topuz'a hayran olduğumu yazmıştım. Transferinin çok zor olduğunu, medyanın onu Fener'e yakıştırdığını çok iyi biliyorum. O olmadı Demirören'in de Topuz için yanıp tutuştuğunu, hatta çok yüksek paralar vermeye hazır olduğunu da... Ama bana öyle geliyor ki, eğer takımında kalmaz yahut yurtdışına gitmezse biz alacağız Mehmet Topuz'u.

His sadece. Umarım yanılmam.

14 Mayıs 2008

14 Mayıs 2006


Şampiyonluk Kutlamaları, Reina

O kadar çok insan var ki sevgimizi haykıracağımız, hepsini tek tek yazmaya zaman yetmiyor. Cevat Güler de bunlardan biri. 6 hafta önceki Gençlerbirliği maçından beri kalbimizde ayrı bir yer açtık Cevat Hoca'ya. Onun adını hep sakat futbolculara özel çalışma yaptıran adam olarak duyduk: "Sakat oyunculardan X ve Y, kondisyoner Cevat Güler eşliğinde takımdan ayrı bireysel çalışmalar yaptılar..." Ardından olağanüstü hâl ilan edildi, bu aşamada A Takım'ın başına geçmesi gerekti; geldi, geçti, kim çıktıysa yendi ve şimdi gidiyor, eski görevine. Şampiyon yaptı Galatasaray'ı Cevat Hoca. Ne söylenebilir ki bu şirin ve mütevazi adama? Teşekkürden başka?

Nezih Ali Boloğlu'nu es geçmek olur mu? Onun adını da Hayrettin'in yedeği olarak duyduk. Daha doğrusu Nezihi derlerdi spikerler, kolay olsun diye mi artık bilmiyorum nedendir. Düşününce, Nezih diye kaleci olmaz hakikaten, doğru yapmışlar. Ama Nezihi diye de kaleci olmuyormuş. Allah var, çok kötü kaleciydi Nezihi. Hayrettin'in yedeği olması her şeyi anlatıyor zaten. Kollarını kaldırır üstten auta gidecek diye bırakırdı topu, üst direkten gelir kafasına çarpardı. "Nezihi"den çok, "Aman Nezihi" olarak duymuşuzdur adını. Ama hiç unutmam, bir hazırlık turnuvasının penaltılara kalan final maçında 4 penaltının 3'ünü kurtarmıştı. Hiç unutmam dediğime bakmayın, 5 penaltının 4'ü de olabilir, onu çok iyi hatırlamıyorum. Ama şans işte, Prates'in şutunun Hakan'a çarpıp girmesi gibi bir şey Nezihi'nin penaltı kurtarması ama o gün kurtardı işte, 3 tane hem de. Aynı Nezihi gelip kaleci antrenörü oldu Galatasaray'da sonra. "Kaleciyken neydin de antrenörü oluyorsun?" diye düşünmedim desem yalan olur, o yüzden demeyeyim. Mondragon gibi dünyanın en iyi kalecilerinden birine sahipken çok da önemli değildi zaten. Ama bu yıl anladık ki, Nezih Hoca (artık antrenör olduğundan "i"si gitti, Nezih oldu) bu işi iyi yapıyor. Aykut ve Orkun gibi tecrübesiz kalecilerle ligin en az gol yiyen takımı olduysa Galatasaray, bunda illa ki Nezih Hoca'nın payı az değildir. Bir de 6 yılda sadece 30 maç oynamış bir kalecisine sahip çıkıp görev veren Galatasaray yine Galatasaraylığını göstermiştir.

Ve Burak Sadık Dilmen. Bayern Munchen altyapısı, Samsunspor, Galatasaray, Altay (...) diye uzanan bir kariyer... Futbolu bırakmasının ardından Antalyaspor, Levski Sofya derken 2004'te yine Galatasaray vefası ve altyapıda Burak Hoca'ya verilen görev... Miniminikler'in ilk yılında Erkan Ültanır'la birlikte antrenörlüğünü yaptıktan sonra bu yıl A Takım'da antrenörlüğe yükseliş... Bütün konuşmalarında futbolu ne kadar iyi bildiğini gösteren bir adam... Ve başarı.

Ey Galatasaray, sen ne büyüksün ki mütemadiyen kendi efsanelerini yaratıyorsun!

12 Mayıs 2008

#4 - Mehmet Topal

#3 Ümit Karan
#2 Arda Turan
#1 Servet Çetin

Transferin son gününde Çanakkale Dardanelspor'dan alınıp şehirlerarası otobüsle tek başına İstanbul'a geldiğinde yüzünü ilk kez gördük. Dardanel'de saç uzatmak zorunlu herhalde diye düşündük.

İlk çıktığı Denizlispor maçında...

<>Kestik<> 10.05.08 Notu: Dün başlayıp arkadaş dışarı çağırınca yarıda kesmek zorunda kaldığım bu yazı hazır değildi ama maçtan önce yayımlamak istedim. Sivas maçından hemen önce Arda yazısı yazmıştım, Arda maçta efsaneleşti. Bunu da böyle yayımlayayım ki bugün de Mehmet Topal atsın şöyle 30 metreden. Hak etti çünkü. Fazlasıyla... <>Olmadı, devam ediyoruz.<>

İlk çıktığı Denizlispor maçında gayet iyi futbol oynadı. En azından ben beğendim diyeyim, zira Dardanel'e ödenen bonservis ücretini fazla bulanların önyargılarından sıyrılması kolay değildi, onlar beğenmedi Mehmet'i. Yeni ön liberomuz, ya da bizim öyle sandığımız Topal, ilk maçında hem uzun bacaklarıyla her yere uzanıp tonla top kesti, hem de uzaktan sert ve isabetli şutlarla rakip kaleyi tehdit etti.

3 gün sonraki Bordeaux maçında sonradan oyuna dahil olup yine parmak ısırtan bir performans sergileyen (yaşasın spor sayfası jargonu) Topal, her ne olduysa Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarında oynatılmayıp Anfield Road'da ilk 11'de sahaya sürüldü. Mehmet o maçtan sonra sezon sonuna kadar doğru düzgün forma şansı bulamadı, buna rağmen o gün kötü oynadığı söylenemez. Liverpool'un bizi bayağı bir terlettiği ilk 45 dakikada, sahada ayakta kalabilen birkaç oyuncumuzdan biriydi Topal, tek paslarla üzerimizdeki baskıyı atıp kontraya çıkma şansı yaratıyordu. Gerets beğenmedi demek ki diyeceğim ama oynatmadığına göre Mehmet Topal kesin iyi bir futbolcuydu, Gerets'in oynatmadıklarına bakınca bu anlaşılıyordu: Ferhat yerine Orhan Ak, Uğur yerine Cihan, Aydın yerine Hasan, Emre yerine Tolga'nın oynadığı yerde Topal'ın yerine de Inamoto ya da hayatının en formsuz dönemini geçiren Ayhan oynayabilirdi.

Neyse efendim, anlayan anlamıştı Topal'ın nasıl futbolcu olduğunu. Ona önümüzdeki senelerin en önemli oyuncularından biri gözüyle bakıyorduk. Ligde iddiamızı kaybettikten sonra çıktığı maçlarda da yanıltmadı bizi. Gelgelelim, bu sezon başında yapılan transferlerle ikinci plana düştü Mehmet. Ne yalan söyleyeyim, ben de bu kadar adamın arasından sıyrılıp forma bulabileceğine pek ihtimal vermiyordum. Ama ne oldu, Linderoth'un sakatlığının ardından formayı sırtına geçirip bir daha asla bırakmamak üzere sahiplenen Mehmet Topal, yılın en iyi transferi diyebileceğimiz Linderoth'tan bile daha faydalı oynadı çoğu zaman. Zaten şimdi geriye baktığımda, bütün yıl başımızı ağrıtan bu sakatlıkların iyi ki yaşandığını düşünüyorum. Bu sakatlıklar bize çok oyuncu kazandırdı ve şimdi çok geniş, çok alternatifli bir kadromuz var.

Konuya dönersek, Mehmet Topal'ın bu sezon oynadığı futbolla şampiyonluğun en büyük pay sahiplerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Ve tabii önümüzdeki yıllardaki şampiyonluklarda da en güvendiğimiz oyuncularımızdan biri olduğunu...

Sağol var ol Örümcek!

Gitme Kamerun'un Aslan'ı... Gitme Afrika'nın Kaptan'ı...
Bu takım senin takımın. Galatasaray senin karakterine dünyada en uygun takım.


Be Galatasaray! Nereden bulursun da alırsın böyle yürekli adamları! Sanki dünyaya Galatasaray'da oynamak için gelmiş, başka takımda eğreti duran bu adamları! Song! Mondi! Perez! Capone! Tafi! Hagi! Prekazi!

11 Mayıs 2008

Terim'e Teklif

Servet sakatlanmış ya, o bakımdan...


Serveeeeeet! Serveeeeeeeeeeet!

Bu şampiyonlukta senin de emeğin var.

Dün gece sevinme gecesiydi. Sadece sevindim. Şampiyonluk kupasıyla çıldırdık, yengeç dansıyla eğlendik, şampiyonluk turuyla coştuk. Tribünden olayları süzmek mümkün olmuyor, bugün televizyonda internette görüntüleri görünce çok ağladım. Dün akşamdan beri de kendime gelebilmiş değilim. O yüzden şimdi sözü kısa keseceğim. 2007-2008 Sezonu Şampiyonu Galatasaray.