14 Nisan 2008

Serveeet, Serveeeet


Klasik bir Servet yazısı nasıl başlamalı? Geldiğinde hepimiz şöyle şöyle dedik, şimdi hayranız, bravo Servet, vesaire vesaire...


Biz önce hayatına bakalım Servet’in, nerelerden ve nasıl gelip oturmuş Galatasaray savunmasının göbeğine. Forma numarasından da anlayabileceğimiz üzre Iğdırlı Servet. Iğdır’ın adını hiç duymadığımız bir yerlerinde dünyaya gelmiş 17 Mart 1981’de. 11 çocuklu ailenin bir neferi olmak nasıl bir şey, öğrenmiş. Daha Servet ‘’Kendimi bildim bileli...’’ ile başlayan cümleler kuracak yaşa gelmeden, 83’te göç etmişler hep beraber İstanbul’un varoşlarına. İlkokula başlamış Servet. Ailenin en küçüğü canım Servet hem okuyor, hem eve ekmek getiriyormuş. Kim bilir Kartal Meydanı’nda ona ayakkabılarını boyatanlardan yüzüne bakan, baktıysa kime baktığını bilen olmuş mudur? (Ne demek ‘kim bilir’, kim bilecek ulan müneccim mi var adamın karşısında!?) İlkokul ve ortaokul yılları ayakkabı boyamakla geçer Servet’in, okul tatile girdiğinde başka işler de yapar, 13 fertli ailenin geçimine bir nebze olsun katkıda bulunmanın gururunu yaşar. (Bu gurur meselesini de ben atıyorum ama bilirim Servet’i, kesin yaşamıştır bunu kendi içinde.)


Bir yandan çalışıp bir yandan okuyan Servet, bir üçüncü taraf edinir kendine ve futbola başlar Kartalspor altyapısında. Hikayesi de ilginçtir. Telefon çalar, Servet ‘’Ağabeyim yok evde.’’ der, futbol oynamayı bilip bilmediği sorusuna istenilen cevabı vermesinin ardından maça çağrılır. Telefonda konuştuğu Kartalspor’un altyapı hocasıdır ve onu o günkü maçın ardından lisanslı futbolcu yapar. 9 yaşında, kısa boylu bir sağ beki vardır artık Kartalspor’un. O sağ bek, kendini geliştirmek için çocuk aklıyla mahallenin toprak sahasında ekstra idmanlar yapmak ister, ama utanır. ‘’Gündüz bu koşuları yaparsam insanlar ne yapıyor bu diyebilirlerdi. Koşamıyordum, utanıyordum. Ben de gece koşmayı düşündüm. Ama bizim oralar tenha ve karanlık oluyordu. Ben de arkadaşımı çağırıyordum yalnız kalmamak için. Arkadaşıma çekirdek ısmarlıyordum. O çekirdeği bitirene kadar ben çalışmamı yapıyordum. Böyle çok hikayemiz var.’’ diye anlatıyor o günleri Servet. Lise çağı geldiğinde ailesi meslek lisesine gitmesini ister, Servet antrenmanlara gidebilmek için düz liseyi tercih eder. Ve... Ve bir gün Feyyaz Uçar tarafından keşfedilir, Göztepe Teknik Direktörü Rıza Çalımbay’a önerilir ve Servet Göztepe forması giymeye başlar, Türkiye Birinci Ligi’ne terfi etmiştir artık. Rıza Hoca Denizlispor’la anlaşınca en güvendiği oyuncularını da teker teker Denizli’ye aldırır, bunlardan biri de Servet’tir. O sezon Denizlispor’un UEFA Kupası’nda efsanevi bir yürüyüşü olmuş, Servet de ‘’Çanakkale Geçilmez’’i mükemmel oynamış, artık büyük takımların dikkatini çekmiştir.


Artık ansiklopedik malumattan sıyrılalım diyorum. Günlerden 1 Eylül 2003, öğlen saat 5’te transfer bitecek. Galatasaray’ın stopere ihtiyacı var, gazeteler Servet’in bugün Florya’ya gelip sözleşme imzalayacağını yazıyor.Tek tek haber kanallarını geziyorum, her yerde Servet’in Galatasaray’la anlaştığı belirtiliyor. Ne olduysa oluyor, Servet’i transferin son saatlerinde Fenerbahçe kapıyor. Üzülüyorum haliyle, beğeniyorum çünkü Servet’i. Servet bu transferden kazandığı parayla babasına bir ev alıyor, ablalarına ev yaptırıyor, ağabeylerine iş kuruyor, ikisini üniversitede okutuyor, bir de kendine Range Rover marka cip alıyor. Daha bunlar başlangıç, Türkiye'nin en çok gelecek vaadeden savunma oyuncusu Servet, çok iyi yerlere gelecek. Gelgelelim Christoph Daum ona bir türlü şans vermiyor. Aylarca yedek kulübesinde bekletiliyor Servet, bunun için mi aldınız ulan diye sinirleniyorum ben de kendi halimde. O Servet daha sonra nedenini çok iyi anlayacağımız şekilde yılmıyor, kazanıyor formasını ve artık ona Milli Takım yolları da gözüküyor. Bir süre üstün performans gösteren Servet, ardından talihsiz bir sakatlıkla yüzleşip sahalardan uzunca bir süre uzak kalıyor. (Spor sayfası jargonu kullanarak kolpalığın dozajını artırdığım sanılacak diye korktum bir an için.) Sakatlıktan hiç iyi dönmüyor Servet, biz Galatasaraylılar da keyifle izliyoruz sergilediği kötü futbolu. Galatasaray - Fenerbahçe maçlarında, Nazmi Abi’nin deyimiyle ‘’anamaç’’larda hemen Fenerbahçe’nin kadrosuna bakıyorum, Servet veya Deniz’i, hele ikisini bir arada kadroda gördüğüm an tamam diyorum, yeneriz. Yeniyoruz.


Bir de Shevchenko olayı var tabii. Önce ulusal takımları arasındaki maçta karşı karşıya geliyor Servet - Shevchenko ikilisi, Sheva iki atıp bir de attırıyor. Hele bir Milan maçı oynuyor ki Servet, Shevchenko Fener’i dörtlüyor, hepimiz Servet’le dalga geçiyoruz. Servet’le Shevchenko’nun fotoromanına bakıp gülüyoruz, halbuki Fenerbahçe’nin adam adama savunma yapmadığını da biliyoruz. (Servet yıllarca terbiyesinden dolayı sustuktan sonra yine kimseyi incitmeden ‘’O maçta çok üzerime gelindi ama ben arkadaşımı ele vermemek için sustum, Shevchenko’yu savunmak başka bir arkadaşımın göreviydi ama isim vermem.’’ diyerek bu olayı açıklığa kavuşturuyor.) Daha önceki milli maç için olan eleştiriler de bu ikinci Shevchenko hadisesi üzerine konuşulmaya başlanıyor, halbuki onda da Servet tüm savunma hattı kadar suçlu, daha fazla değil. Ama tabii kötü futbolunun da etkisiyle Servet bu eleştirilerden yakasını kurtaramıyor, adı hep Shevchenko’yla anılıyor. Bugün ise en büyük dileğim Shevchenko’nun Fenerbahçe’ye gelmesi ya da gittiği takımın Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray’ın grubuna düşmesi. Bir de Servet’in Premier Lig’e gitme ihtimali dillendiriliyor son günlerde lâkin Servet’i kaybetme ihtimalini düşünmek bile istemiyorum.


Neyse efendim, daha Servet’i Sivas’a götürüp Galatasaray’a götürmeden bugünlere uzandı konu. Son okuduklarınızı bir zahmet unutun bir süreliğine, Servet daha Fenerbahçe’de. Bahsettiğimiz Milan maçı, bir anlamda Fenerbahçe hikayesinin sonunu getiriyor Servet için ve sezon sonunda Sivasspor’a gönderiliyor. Hayalleri yıkılmıyor, zira hayallerinde büyük takımlar, şan, şöhret, gösteriş, ilgi yok; o sadece işini yapmak istiyor ve layıkıyla yapıyor da. Öyle de bir ‘’adam’’ ki, İstanbul’dan aldığı cipi takım arkadaşlarına ayıp olmasın diye Sivas’a götürmeyip oradan kendine başka araba ayarlıyor. Yeni geldiği Sivasspor’da adamlığıyla kaptanlığa yükselen, sergilediği performansla kısa sürede yeniden Milli Takım formasını kapan Servet tekrar büyük takımların transfer etmek istediği bir oyuncu haline geliyor. Bunu başaracağını önceden biliyor ve söylüyor, bu yüzden sözleşmesini de bir yıllık yapıyor. Ama Sivas’ta öyle seviliyor ki kontratı sona ermesine rağmen takımına bonservis ücreti kazandırmadan hiçbir yere gitmeyeceğini ilan ediyor ve beş yüz bin dolar karşılığında Galatasaraylı oluyor.


Asıl hikaye burada başlıyor. Galatasaray taraftarının yüzde doksanı Servet’in transferini eleştiriyor. Eleştirmek ne kelime, çılgına dönmüş durumda herkes. Kimi geçmişte Servet’in yaptığı hataları hatırlatıyor, kimi çok yavaş olduğunu söylüyor, büyük takımda oynayamaz diyor. En olumlu yaklaşanın bile aklında soru işareti oluşmuyor değil. Misal ben, Sivasspor’da oynadığı futbolu çok beğeniyordum ama diğer yandan Denizli’de de böyle oynadığını düşünüp, acaba sadece kapanan, ‘’Çanakkale Geçilmez’’i oynayan takımlarda mı başarılı olabiliyor sorusunun cevabını bulamıyordum. Diğer yandan Fenerbahçeliler akılları sıra dalga geçiyorlardı, ‘’Bu sene Fenerbahçe’nin en büyük transferi Servet’i Galatasaray’a vermek.’’ diyordu Çavuşoğlu Ömer. Oysa Servet kendini çok geliştirmişti. Evvela ayağı top yapıyordu artık. Topu oyuna iyi sokuyor, uzun paslarda isabet sağlıyordu. Bir de hızlanmıştı, artık o eski ağır Servet yoktu. Ve tabii tecrübe, gerek sürekli oynamak açısından, gerekse büyük takımdan tekrar Sivas’a dönmüş olmasından dolayı kazandığı...


İlk maçlarında hatalar yaptı Servet. Slaven Koprivnica maçında penaltıya neden oldu, Manisaspor maçında ıska yapıp gol yedirdi, Sion maçında kötü oynadı... Bunca yıl Cihan’dan, Orhan’dan, Tolga’dan çekmiş Galatasaray taraftarının, tam kurtuldum derken gelen Servet ‘’belası’’na tahammülü yoktu. Bela olmuştu Servet, öyle diyorlardı. Fenerliler dalga geçmeye devam ediyordu. Derken kimsenin tahmin etmediği bir şeyler oldu. Kaç maç geçmişti, Servet hiç hata yapmıyordu. Bütün kafa toplarını alıyor, top sektirmiyor, savunmadan oyun kuruyordu. Ama bunu kabul etmek, ona saldıranlar için hiç kolay değildi. Onlara göre Servet’in hata yapmadığı maçlarda ya savunmaya iş düşmüyordu, ya da Song öyle iyi oynuyordu ki Servet de iyi oynamış gözüküyordu. En mükemmel oynadığı maçlardan sonra bile Servet’in güzel futbolundan söz edilmiyor, bel altı vurulup burnundaki rahatsızlıktan dolayı sümkürmesiyle dalga geçiliyordu. Aylar geçti, Servet hiç hata yapmadı. Yine bütün toplara kafa vurdu, yine savunmadan top çıkardı ama bunları her geçen gün daha iyi yaptı. Artık vurduğu kafalar rakibe gitmiyordu mesela, veya savunmadan topla çıkarken Türk futbol seyircisinin hiç alışık olmadığı şekilde 4-5 kişiyi çalımladığı bile oluyordu. Son dakikalarda ileri çıkıyor, uzatmalarda en kritik gollere imza atıyordu. Ön liberoda oynatıldı, maçın yıldızı oldu; sol açıkta rakibe bacak arası yapıp, devamında yıllardır anlatıma abartı katma amaçlı söylenen kendi ortasına kendi kafa vurmak geyiğini gerçeğe uyarladı. Onun için ‘’11 Servet olsa bütün maçları kazanırız.’’ dedi Kalli, haklıydı da. Mükemmel futbolu, birçok maçta takımın yükünü tek başına sırtlaması bir yana, hırsı ve azmi bunda büyük etken. İkisi birleşince ‘’Servet’’ olunuyor işte. Ve bütün eleştiri sahipleri hep bir ağızdan her maç onun adını haykırıyor, ''Serveeet, Serveeeet'' sesleri Ali Sami Yen'de yankılanıyor.


Bir de yine öyle ‘’adam’’dı ki Servet, başkaları gibi yalakalık yapmıyor, Galatasaray Dergisi’ne bile ‘Eğer benim Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli Servet olarak kalmak gibi bir düşüncem olsaydı, ben Sivas’a gittiğimde başarılı olamazdım. Çünkü gerçekten futbolu seviyorum. Şu an bile Anadolu’nun herhangi bir takımında oynayabilirim. Sonuçta maddiyat için yapıyorum bu işi.’’ diyebiliyordu.


Bu yazının sonuç paragrafı olmayacak, çünkü biliyorum ki Servet her hafta gösterdiği performansla her sonucu eksik çıkaracak. Tek dileğim uzun yıllar bu formayı giyip ‘’Galatasaray Efsaneleri’’nden biri olması. Şampiyon olursak -ki olacağız- bunda açık ara en büyük pay sahibi o olacağı için bu yılki performansıyla çoktan efsaneleşmişse de, bu formayla özdeşleşmek ona çok yakışacaktır. Türkülerin ''Baba''sı, Türkiye'nin en iyi defans oyuncusu, armayı öpmeyen ama işini yapan adam... İyi ki bizimlesin!

2 ekleme:

Nazmi Hasdemir dedi ki...

ay�bo�an servetin hikayesini kendisi bile b�yle yazamaz.��te bizim tak�m i�te bizim tak�m�n futbolcular�. Biz hi� bir zaman Galatasarauy� �ampiyon olsun, ma� kazans�n diye sevmedik. Biz o g�n sahada yapabilece�inin en iyisini yapan futbolcular� isted�k. Ma� bitti�inde derman� kalmayan futbolcuyu sevdik.Formas�n� s�ksan suyu �kacak futbolcular� sevdik. Galatasaray� sevdik, galatasarayl� omayan profosyonel futbolcular� ya�atmay�z

scapula dedi ki...

Nazmi Abi, Servet belki doğma büyüme Galatasaraylı değil, belki takım bile tutmuyor ama şu çok net görülüyor ki sahada en çok mücadele eden, en çok terleyen, en çok yorulan da Servet.

Ben inanıyorum ki, eğer Galatasaraylı değilse bile, yavaş yavaş Galatasaraylı oluyor Servet. Hayır, kaptan olacak adam diyeceğim de, amma kaptanımız var bizim yahu, ''Küçük Kaptan Uğur Uçar''ımız var daha...

Bir de ben bu adamı Fener'deyken hiç bu kadar hırslı görmedim. Yüreğiyle oynuyor derler ya, tam öyle bize geldiğinden beri. Bilmem ki nedendir...