Yine bir Ankara deplasmanı öncesi Feldkamp gitti. Hastalık bahanesiyle ülkesine değil, temelli gitti bu defa. İyi mi oldu? Evet, oldukça. Takım, üzerindeki ölü toprağını atmış oldu böylelikle ve hem Gençlerbirliği galibiyetini garantiledik, hem de son haftalarda yepyeni bir hava yakalama şansı bulduk. Galatasaray zor günlerin, Galatasaray imkansızlıkların takımıdır. Bütün bir sezon para alamaz, şampiyon olur. İlk 11'ini sakat verir, şampiyon olur. Başında hocası olmaz, yine şampiyon olur. Göreceksiniz, bu takım bu günden itibaren diriliyor.

Kalli'ye dönelim, ve ona Galatasaray'a bugüne kadar kazandırdıkları için teşekkür edelim. İlk geldiği gün düşüncem, bir Galatasaray efsanesini daha yok etmek üzere yola çıkıldığı yolundaydı, ilk basın toplantısıyla beraber fikrim değişti ve kendisine inandım. Basın ''meczup''larına haddini ne güzel bildiriyordu. Kampın ardından, henüz lig başlamadan görevi bıraksa dahi Galatasaray'daki misyonunu başarıyla tamamlamıştı zaten, bizim gibi hiçbir suçu olmayan zavallı insan evlatlarını Cihan Haspolatlı ve adını yazmaya yarayan klavyeden iğrendiren Orhan Ak'tan kurtarmıştı. Ligin başlamasıyla beraber, başarı da devam etti. Yeni kurulmuş, ilk 11'indeki 8 oyuncusu yeni gelmiş bir takımı lige fırtına gibi soktu. Uzun süre golü en çok atan, en az yiyen takımdı Kalli'nin Galatasaray'ı. 6 haftada bol gollü 5 galibiyet, 1 şanssız beraberliğin ardından 7. hafta geldi.

Parantez. Yaz boyunca Amerika'daydım. Maçları izleyemiyor, özetleriyle yetinmeye çalışıyorum. Bol gollü galibiyetler birbiri ardına geldikçe bir yanım seviniyor, bir yanım kuduruyor. Yıllar sonra ''Bizim Takım'' geri dönmüş ve ben onu göremiyorum. Sopcast denen bir nane varmış ama ben bir türlü çalıştıramıyorum. Ancak okuyorum işte, ne güzelmiş takım. Linderoth mu daha büyük transferdi, yoksa Lincoln mü? Nonda, Jardel'den bu yana gelen en iyi forvet. Barış'la Serkan'ı da nasıl bulmuştu Kalli, helal olsundu. Bouzid de kesin iyi çıkacaktı, takıma bir alışsın hepimiz görecektik, ikinci Stumph vakasıydı o, Kalli boş adam getirmezdi. Orkun da iyi kaleci bak, yemiyor. Sonra Carrusca, Kalli'nin elinde adam olacaktı. Birazcık Servet'ten şüphe ediyorduk, ondan da şahsen büyük beklentilerim olmamakla beraber içim rahattı. Arda da yedek kalmıştı ama kondüsyon kazanana kadar böyle olması daha iyiydi, Kalli koşmayan adama forma verir miydi hiç? Bütün takımı hizaya getirecekti Kalli. 20 puan farkla şampiyon olacaktık. Kapa parantez.

Aç ikinci parantezi, birincinin devamı olsun. Bir cumartesi günü, 29 Eylül. Öğlen saatlerinde Türkiye'ye döndüm. İçim büyük bir heyecanla dolu. Aylardır ailemi, dostlarımı görememişim, ama onun için değil. Sevgilimden uzak kalmıştım, onun içindi heyecanım. Yok, o sevgili değil, araya mesafe girince onunla ayrıldık, 3 sene gömüldü maziye. Bir de ömürlük sevda var ya hani, gerçek sevgili... Ondan uzak kalmışım işte. Her dakika onu düşünmüşüm, rüyalarımda onu görmüşüm, güzel günlerinde mutlu olmuşum, kötü günler zaten yaşamamış ama yaşasaydı da yanında olamamanın üzüntüsünü hissedecekmişim... Galatasaray. İşte sevgilime kavuşacağım gündü 29 Eylül. Uçaktan indim, annemle babam karşıladı, çok özlemişim. Evde en sevdiğim yemekler varmış. Kusura bakma dedim, akşama Beşiktaş derbisi var, seyredeceğim. Lig TV alalım? Yok, arkadaşla sözleştik. Peki oğlum, eve uğrayacak mısın? Yok. Uğramadım eve, boyumdan büyük iki bavulu arabada bıraktım ve gittim. Lincoln'ü seyredecektim ulan! Daha çok zaman var, bi' tıraş olalım da adama benzeyelim. Atacım hoşgeldin, özlettin kendini de bu saçın hali ne? Hoşbulduk Mete Abi; berber 40 dolardı, benim param yoktu kendim kestim, düzeltmek sana kaldı kusura bakma. Akşam maç ne olur Ata? Mete Abicim, canım abicim, seni üzmek istemem ama şansınız yok, Lincoln alır façanızı aşağı. Haha, ne diyosun oğlum! Ne o abi, umudun var galiba? Ne umudu, ne Lincoln'ü be olm, Lincoln'le Hakan kavga edip kadro dışı kalmış, haha! İnanmadım. İşte o inanmadığım anda haberler girdi devreye. Kafamı kaldırıp sol üstteki televizyona baktım, makasın ucu ensemdeki bene değdi. Acıdı. Ulan harbiden de doğruymuş be. Hakan sana yazıklar olsun, şu takıma kim geldiyse huzurunu kaçırdın. Mete Abi sana da yazıklar olsun, insan bir güzel haber verir. Yok kavga yokmuş, pardon Hakan haksızlık ettim sana. Hayır etmedim, Lincoln'e yapmasan da bir sürü durumda bir sürü problem yarattın. Of Felipe de böyle gitmişti, bir şey olmaz inşallah! Tek maçlıktır bu canım. Olsun, öyle bile olsa şimdi bir sürü problem çıkacak. Yandık yandık. İyi giden takımı bozmak için Fenerbahçe yalakası şerefsiz medya neler yazacak, hepsi açacak ağızlarını... Tamam kapa şimdi. Parantezi.

Lincoln yoktu evet. Hakan da yoktu. Kavga değil, birlikte maç izliyorlar. Saçma sapan nedenler var. Biri kampa kızını getirmiş, diğerinin kuzenleri gelmiş. Kalli mi görmüş? Yok, o kampta bile değil ki, yardımcısı görüp gammazlamış. Tercümanı mı demeliydim? Önemsiz. Kalli nerede? Kalli otelde keyifte. Bunun üzerine apayrı bir yazı yazılır, üzerinde durmadan geçiyorum. Yendik Beşiktaş'ı. ''Kalli doğru mu yaptı, yanlış mı? Lincoln gidici mi, kalıcı mı? Hakan kırgın mı, dargın mı? Yıldız oyunculara bu yapılır mı? Fener sana bir koysam, fizandan duyulur mu?'' sorularıyla geçti günlerimiz. Kimi dedi işte mucize Alman disiplini, kimi dedi göreceksiniz, bundan sonra Lincoln oynamayacak. 4 gün geçti Cumartesi'den, Sion maçı geldi çattı. Lincoln son yılların en iyi performansını sahaya yansıttı. Karan'a attırdı. Ceza sahası dışından attı. Arda'ya attırdı. Hakan'a topukla bir gol pası attı ki Hakan bile şaşırıp ona geri attı. Bir de topukla yılın golünü attı, ofsayt dediler alakası yoktu, yazık oldu. Bir hafta önce Ümit'in Kasımpaşa'ya attığı yılın golünde asist onundu zaten, sağlık olsundu.

Beşiktaş maçı sonundaki tablo 7 haftada 6 galibiyetti. Galatasaray'ı iyi bilenler bu son kadro dışı olayından sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyorlardı. Sonraki 10 haftada 4 galibiyet, 5 beraberlik ve 1 de ilk kez mağlubiyet yaşadı Kalli'nin Galatasaray'ı. Mağlubiyet Kadıköy deplasmanında yaşanırken, Galatasaray'ın ön liberosunda Sabri, yedek kulübesinde Mehmet Topal vardı. İlk haftadan en sona kadar lider götürdüğü ligin ilk yarısını 3. bitirdi Galatasaray. Tabii medyanın da etkisini unutmamak gerek, 7. haftadan sonra sürekli olarak çalıştılar. Ah be Kalli, vermeyecektin kozu ellerine. Hakan'a ne demeli? Bu yaşa geldin hâlâ öğrenemedin sükûtu, bir kere de sus be adam. Çok kırgınmış, Lincoln bavullarını toplarken o durdurmuş. Aferin, tamam. Ha bir de hastalandı Kalli Hoca'mız, son haftaki Gençlerbirliği Oftaş maçında takımın başında yer alamadı. Rezil oynayarak 0-0 berabere kaldığımız Austria Wien maçı da hastalığına denk gelen bir diğer maçtı. Aa, doğru bir de Avrupa Kupası maçları var değil mi? Pardon, Galatasaray'ımı sömürenler yıllardır hedeflerimizi küçülttüğü için unutmuşum onu. Rezalet bir futbol oynadık Avrupa'da. Ona rağmen gruplardan çıktık Bordeaux'nun itelemesiyle. Mucizeyle desem daha doğru olacak, zira 92. dakikada savunmanın uzaklaştırdığı top hücum oyuncusunun kıçına çarpıp doksana giriyorsa bunu mucize olarak adlandırmak gerekir.

Sakatlıklar vardı bir de. Yemeyelim Kalli'nin hakkını. Sezon başındaki 11; Orkun, Uğur, Song, Servet, Volkan, Linderoth, Ayhan, Barış, Lincoln, Nonda, Ümit iken, bunlardan yalnızca Servet, Volkan ve Ümit sağlam kalabildi. Uğur 3 ay, Lincoln 4 ay, Ayhan 4,5 ay, Linderoth 5 aylık sakatlıklar geçirdi. Song, Afrika Kupası'na gitti, sakat dönüp bir daha düzelmedi. Nonda bir hafta sağlamsa iki hafta sakattı. Barış'ın aldığı darbeleri ben alsam, futbolu bırakmazsam bavulumu toplar Almanya'ya dönerdim; haliyle o da zırt pırt sakatlık yaşadı. Orta sahadaki boşluğu Hasan'la dolduralım dedik, 3 aylığına onu kaybettik. Okan desen 6 aylık sakatlıktan daha geçen hafta çıktı. En önemli Leverkusen maçı öncesi Uğur'la beraber Mehmet Topal'ı da kaybediyorduk, nitekim sakat diziyle oynamaya çalışsa da belli bir süre dayanabildi. Ben böyle şanssızlık görmedim arkadaş. Ama takım ruhu girdi burada devreye. Sezonun en iyi futbol oynanılan iki maçı olarak 6-0'lık Konyaspor maçını ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçının ikinci yarısını gösterebiliyorum ve birinde orta sahanın Linderoth, Ayhan, Barış, Lincoln dörtlüsünden, diğerinde ise Mehmet, Arda, Hasan, Serkan'dan oluştuğunu görüyorum. Yani orta sahası komple değişen bir takım yine ligi buraya kadar götürdü. Neyse, sakatlıklar konusunu bir kenara bırakalım, o arada ikinci devre başladı.

Fena girmedik ligin ikinci yarısına. Kalli saçma sapan taktikler, daha saçma oyuncu tercihleri ve en saçma oyuncu değişiklikleri yapmaya devam ediyordu. Hakkı var, 80'den önce oyuncu değişikliliği yapmayı öğrenmişti. Artık her maçın 85. dakikasında Serkan da girmiyordu oyuna. Bunun dışında aynı tas aynı hamam. Tek bir artısı oldu, Sabri'yi gönderdi. İki haftaya kalmadan da geri çağırarak onu da sildi, Galatasaraylıyı kahretti. Fenerasyon'un Konya maçını o rezalet sahada, üstelik maç bir gün ertelenmişken ısrarla oynatmak istemesinden dolayı hem Uğur'umuzu kaybettik, hem de iki gün sonraki maçta Leverkusen'den 5 yedik. Kasımpaşa maçında Sağ bekte Barusso, ön liberoda Emre oynadı ve maç boyunca sanırım 3 defa tekrar yer değiştirdi bu iki futbolcu. İlk yarıdaki Denizlispor maçında Bouzid'i ön libero ve sağ açıkta, Hasan'ı, bildiğimiz Hasan Şaş'ı sağ bekte denemişti; ikinci yarıdaki maçta Servet'i sırasıyla stoper, sol açık ve santrfor mevkiinde gördük. Bir sonraki hafta aynı Servet 45 dakika ön libero oynadı Gaziantepspor karşısında. Bu da yapabildiği son hata oldu sanırım.

Her şeye rağmen, Galatasaray'a kazandırdıkların için tekrar teşekkürler sana Karl Heinz Feldkamp. Mutlu, huzurlu ve uzun bir ömür diliyorum sana. Canaydın'la yan yana maçları seyredin, eski günleri yad edin filan...

0 ekleme: