31 Mart 2008

Efsaneler


Beşiktaş - Fenerbahçe maçını izlerken, Alex'in ikinci golünden sonra maçtan koptum, derinlere daldım. Ulan dedim, bir Alex neler yaptı Fenerbahçe'de. Sonra düşündüm, üzerinde Fenerbahçe forması olmasa büyük keyif olurdu gerçekten Alex'i seyretmek. Futbol zekâsı ve tekniği bir yana, duran toplardaki kavisli ortalarda dünyanın en iyisi belki Alex. Sonra düşündüm, Türkiye liglerinin gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından biri olduğu su götürmez. Sonra düşündüm, onun yerine kim gelirse gelsin bu kadar iş yapması mümkün değildi. Ve sonra böyle düşüne düşüne dedim ki, kesin bir dolu Fenerli vardır Alex'i Hagi'yle kıyaslayan. Ve sonra yine böyle düşüne düşüne dedim ki, hiç umrumda değil yahu, istedikleri kadar kıyaslasınlar, hakları.

Düşünmeye devam ettim, yarın Galatasaray - Fenerbahçe maçı olsa, Alex'le Hagi karşılıklı oynasa aynı oranda önemli kozlar olur bu adamlar. Fenerbahçe için Hagi ne kadar tehlikeliyse, Galatasaray için Alex o kadar tehlike arz eder. Bir de şu var. Alex yurtiçi istatistiklerde Hagi'yi yakalamış mı? Ne yakalaması, geçmiş bile. Biraz daha oynarsa rekorlar kıracak. 180 maçta 180 gol atmış/attırmış adam, gol yollarında müthiş etkili.

Sonra dedim ki, ulan tamam da, futbol istatistik midir peki? Hagi olmak başka bir şey yahu dedim. Yani Maradona bir, Pele iki, ne bileyim Zidane üç, Baggio dört ise Hagi beş dedim... Bu adamlar ülkelerinin en sevilen futbolcuları, milli takımlarının kaptanları, dünya kupalarında jeneriklik goller atmış, takımlarına dünyanın en büyük kupalarını kazandırmış adamlar. Bu adamlar sadece futbollarıyla da Maradona olmadılar, George Best olmadılar, Cantona olmadılar, Hagi olmadılar. Bakıyorum, Türkiye'nin bir jenerasyonuna Hagi öğretmiş futbolu. Dünya Kupası'nda üçüncü olmuş, o güne kadar kupaya katılamayan ülkenin futbolu Hagi'den öğrenen çocukları. Sonra Hagi deyince benim aklıma Monaco'ya, Bilbao'ya, Leeds'e, Dortmund'a, Milan'a attığı goller gelmiyor ki ilk, adamlığı geliyor. 36 yaşında, her türlü başarıyı tatmış, ülkenin en zengini olan o sinirli ve ciddi adamın, Erzurumspor'a karşı skoru 7-0 yapan golü son dakikada attığında duyduğu çocukça sevinç ve aynı çocuk ifadeyle sağa sola koşuşu geliyor. Yani futbola duyduğu tutku geliyor.

Uzatırsam ağlarım. Kısa kesiyorum. Hagi o. Yani kategoriler dışı bir adam. Onu Türkiye sınırları dahilinde herhangi bir kategoriye dahil etmek abesle iştigal etmektir. Onun kategorisi bellidir. Sonra geri döndüm Alex'e baktım. Kategoriler içinde gerçekten de Türkiye liglerinin gelmiş geçmiş en önemli futbolcularından biri Alex. Birinci değildir belki, bizim göremediğimiz kimler geldi geçti, ama en iyi 11 futbolcudan biri işte illa ki. Ve bir Fenerbahçe efsanesi. Hagi? Dünya efsanesi.

Peki dedim sonra, ben Hagi'den başka hangi efsaneleri gördüm, yaşadım? Uzun uzun düşündüm. Dört isim geldi yerleşti kafama. Claudio Taffarel. Bülent Korkmaz. Hakan Şükür. Ve...

Erhan Namlı değil elbet. Orhan Ak hiç değil. E Kuzmanovski de olamaz. Kim peki?

İşte o dördüncü efsane, şimdi Eskişehirspor'da oynuyor. Adı Ali Rıza Sergen Yalçın. Başlatma Ali Rıza'sından işte, Sergen Yalçın. Adını Eskişehirspor'la yan yana duyunca bir garip oluyor içim. Eskişehirspor efsanesine saygısızlığımdan değil, oynadığı ligden kaynaklanıyor yadırgayışım. İspanya'da ligin bitmesine kaç hafta kalmış? Sekiz. Sekiz hafta sonra, Real Madrid tarihine damga vurmuş, dünyaya mâl olmuş ve hâlâ hayatta bulunan tüm efsanelerin katıldığı görkemli bir jübile töreniyle futbol hayatına son verebilirdi Sergen. Sonra Türk basınında haberler çıkardı, ''Eski Başbakan Mesut Yılmaz, Sergen'in bir sezon Galatasaray'da oynayıp futbolu ondan sonra bırakması için devreye girdi.'' Sergen kibarca reddederdi, futbola yıllarca forma giyip sembol isim olduğu Real Madrid camiasının bir parçası olarak veda ettiğini, kararının kesin olduğunu belirterek.

Ne yaptı peki Sergen? Karı kızın, arabaların, kumarın, ganyanın peşinden gitti. Yani çok farklı bir hayatı reddetti. Hayat tercihi yahut da tembellik. Belki aşırı zeki bir çocuğun normal çocuklarla birlikte okutulduğunda gösterdiği reaksiyonu gösterdi, belki de zeki ama çalışma disiplinini bir türlü sağlayamamış bir çocuğun futboldaki suretiydi. Belki şimdi pişman, belki değil. Hiçbiri hiç önemli değil. Sergen bu kadar vurdumduymaz, rahat ve tembel olmasaydı Real Madrid'de mi olurdu, evet. Ama Eskişehirspor'da değil mi? Evet. Ve işte canalıcı nokta burası. Düşünüyorum, Sergen niye Sergen, niye efsane? İşte tam da bu yüzden. Biz her zaman, Sergen şöyle şöyle yapmasaydı şimdi adı Platini'nin yanında anılırdı, diye konuşacağımız için...

0 ekleme: