01 Şubat 2008

Ve İlk Düdük


Bugün 1 Şubat. Küçükken korktuğum tarih. Bir kağıda o gün ölen tanıdıklarımla birlikte yazıp, altına ''Şimdi sıra kimde?'' diye eklemeyi unutmadığım tarih!* O gün ölen tanıdıklarım dediysem, biri şimdi kim olduğunu hatırlamadığım, mahalleden biri miydi neydi, öyle bir şey. Bir diğeri ben doğmadan hayli önce bu diyardan göçmüş, göçtürülmüş olan Abdi İpekçi, başka bir tanesi Barış Manço ve grubun son üyesi neden o listede bulunduğuna şimdi anlam veremediğim 17 Ocak 1998 ölümlü Gökhan Semiz'di. Barış Manço '99 yılında öldüğüne göre bu saçmalıkla uğraştığımda minimum 11 yaşındaymışım, üstüne biraz düşününce bu gerçek acı geldi. Halbuki o kadar boş bir çocuk olmamam lazım, değildim de sanki. Neyse...

1 Şubat 2008 bugün. İlk kez bir şeyleri değiştirmek yolunda bahane etmeye çalıştığım yeni bir yılın ilk ayının bittiğini müjdeleyen (?) gün. Ne oldu bir ayda? Hani düzene oturtacaktım hayatımı, güzel geçecekti bu yıl? Çok da güzel girmiştim halbuki, neden yine olmadı? Neyse umudu kaybetmeyeceğiz tabii, daha önümüzde 11 ay var. Bu süre içinde olmazsa, bundan sonraki yepyeni yıllar var. Demek ki neymiş? İnsanın yeni yıllara yeni beklentilerle girmesi, artık hayatının eskisi kadar rayında olmadığının, dönülmesi zor kimi yollara girildiğinin resmiymiş. Bu nereden çıktı şimdi? Hiç bağlayamadım değil mi? Hayır efendim, bağlamadım, üşendim. Ama sonuç budur, böyle biline.

Şimdi yine '1 Şubat'lı bir cümleyle giriş yapmak klişeler üstü bir eylem olacağından bundan kaçınıyor ve bugünün asıl manâ ve ehemmiyetine değinmeyi boynumun borcu biliyorum. Hayır tabii blog'un ilk yazısı olması değil günün önemi. Galatasaray'ımın eğer UEFA'ya bildirip Avrupa'da oynatmak istiyorsa yeni transferleri yetiştirmesi gereken gün bugün ama asıl önemli olan tabii ki o da değil. 1 Şubat 2008; 3 Şubat 2008'den, Fenerbahçe - Galatasaray derbisinden 2 önceki gün. Yok Fortis Türkiye Kupası çeyrek final ilk ayağıymış, yok rövanşı varmış... Geçiniz efendim, hiçbiri önemli değil bunların. (Hemen bir klişe yardımımıza koşuyor burada.) Bu iki takım halı sahada da oynasa, Avrupa şampiyonluğu maçına da çıksa maçın önemi hemen hemen aynıdır.

Uzun lafın kısası büyük derbi yaklaştı. Büyük dediysem illa abartmaya gerek yok. Gazetelerde yine birkaç gün göreceğimiz ''dünyanın 1 numaralı derbisi'', ''en büyük derbi'' tanımlamaları hikaye. Başka bir yazı konusu olsun dünya derbileri, hatta hiç gerek yok, olmasın. Bülent Timurlenk'in Aceto Balsamico'su varken utanırım dünya futbolu üzerine ahkâm kesmeye. Madem öyle, bir düşünelim, ben ne yazarım acep buraya?

Aşk mektubu yazacak halim yok. Çok enteresan fikirlere de gerek yok. Yine çok hoş klişeler geldi aklıma ama bu defa onlara başvurmayacağım. Müzik yazarım bol bol, amatör bir izleyici olarak sinema yazarım, kitap yazarım... Yahu kitap yazarız dediysek, anla işte, hinlik peşinde koşuyorsun hemen, ayıp. Bir şeylere kızarım, üzülürüm, sevinirim, şaşırırım, heyecanlanırım; iki kalem oynatırım. Bir video, bir resim görürüm; ''Ahahaha ne komik lan, siz** de izleyin.'' deyip buraya yerleştirme gafletinde bulunurum. Çok iyi salsa, latino, rumba, samba, çaça yaparım. Futbol konusunda objektif değerlendirmeleri Aceto'ya bırakalım, sarı kırmızı gözlüklerle futbol da yazarım. Tarafsız değil, taraflıyım ama elimden geldiğince objektif de olabilirim. Şimdi 'objektivite eşit değildir tarafsızlık' gibi bir konuya girdiğim an, işbu yazı amacından sapmış olacaktır.

* Çok severim ben ünlemi. Şimdilerde öyle geliyor ki, zorlama bir espri yapmışsın ama hiç komik değil; enteresan bir şey söylediğini sanıp ünlem koyuyorsun ama basitliğin sınırlarını zorlamışsın. Ama işin aslı öyle değildir, ünlem güzeldir. İki saçmalayıp ünlem koyarsın, pis bakışlara maruz kalırsın da ''Bir adam intihar ediyormuş vazgeçmiş, iki adam intihar ediyormuş vörgeçmiş ahahahaha :) :) :))) :)'' dersen yoluna hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirsin. Ama işte yok, unutulmaya yüz tutmuş bu cefakâr noktalama işaretimizi, asla teknolojinin herkesin suyuna giden, nabza göre şerbet veren kâh güleç yüzlü, kâh kafayı çizmiş olarak karşımıza çıkan fırdöndü simililerine asla değişmem, bu böyle biline. Ünlem!

** Aha da bu konuyu bilerek açtım. Siz derken hiçbirinizi kastetmedim. 'Oraya buraya yazı yazıyoruz boşa gidiyor' mantığıyla hepsi bir yerde toplansın istedim. Bir nevi ego tatmini yani. Hadi bakim kapamayın dükkânın önünü. Hade..

Şaka lan şaka. Boş vakit bol, bari bir işe yarasın dedim. Ne işe yarar o da meçhul de, olsun işte. Bugüne kadar hiç sıcak bakmadığım bu işe ben de bir gireyim bakayım, zaten boş olan vakti harcamanın ne zararı olacak? Hadi temeli attık, vatana millete olmasa da en azından bana hayırlı olsun.


20 Nisan 2008 Eklemesi: Blogun futbol dışı bölümünü, yani yarısından bir miktar fazlasını ayıkladım, Butcher's Tale adresine postaladım. Haliyle bu yazı biraz havada kaldı ama ilk yazı olmasının verdiği saygınlıkla paçayı kurtardı ve bunun hatrına burada kalacak.

0 ekleme: